AB Basın Özgürlüğünü Ölçüyor Ama Medyaya Yönelik Dijital Riskleri Kavrayamıyor
AB, medya özgürlüğü ve çoğulculuğunu yıllardır ülke bazında ölçüyor. Ancak dijital platformlar, yapay zekâ araçları ve yabancı kaynaklı bilgi manipülasyonu, artık ulusal sınırları aşan Avrupa ölçeğinde riskler yaratıyor. Bu nedenle uzmanlara göre, mevcut izleme mekanizmalarının Avrupa’nın ortak bilgi alanını da kapsayacak yeni bir katmanla güçlendirilmesi gerekiyor.
Avrupa, yıllardır üye devletlerde medya platformlarındaki çoğulculuğu ölçmeye yarayan etkili araçlar geliştirmek için çalışıyor. Bu yaklaşım anlaşılırdı; çünkü gazeteler, yayıncılar, düzenleyici kurumlar, mülkiyet yapıları ve kamu hizmeti medyası ulusal sınırlar içinde örgütlenmişti.
Ancak medya ortamı değişiyor. Haberler artık küresel dijital platformlar üzerinden dağıtılıyor ve haber sunumu her zaman profesyonel gazetecilerin aracılığıyla gerçekleşmiyor. Bilgi, algoritmalar tarafından şekillendiriliyor; yabancı kaynaklı bilgi manipülasyonuna açık hâle geliyor ve giderek daha fazla yapay zekâ asistanları tarafından özetlenip üretiliyor.
Ortaya çıkan sonuç bir uyumsuzluk. Avrupa, medya çoğulculuğuna yönelik Avrupa ölçeğinde risklerle karşı karşıya; fakat bu riskleri hâlâ büyük ölçüde ulusal perspektiflerden değerlendiriyor. Ulusal medya sistemleri elbette hâlâ önemini koruyor. Medya hukuku, gazetecilerin güvenliği, mülkiyet yapıları, kamu hizmeti medyası ve siyasi baskılar ülkeden ülkeye ciddi biçimde değişiyor. Ciddi bir değerlendirme, ulusal düzeydeki koşulları incelemeye devam etmek zorunda. Ancak başlıca risk faktörleri sınırların ötesinde, küresel platformlar ve yapay zekâ aracılığıyla işliyorsa, Avrupa’nın bunları Avrupa ölçeğinde riskler olarak ele alması da gerekir.
Avrupa’nın Hâlihazırda Sahip Olduğu Çoğulculuk Takip Araçları
Medya Çoğulculuğu İzleme Aracı (MPM), on yılı aşkın süredir medya özgürlüğü ve çoğulculuğuna yönelik riskleri değerlendirmek için ortak bir çerçeve sunuyor. Avrupa Üniversite Enstitüsü (EUI) bünyesindeki Medya Çoğulculuğu ve Medya Özgürlüğü Merkezi tarafından yürütülen bu akademik araştırma, medya ekosistemini şekillendiren karmaşık etkenleri anlamak için güvenilir bir kaynak hâline geldi.
Medya çoğulculuğu çoğu zaman demokratik bir ilke olarak anılır; ancak İzleme Aracı, bu kavramın sistematik biçimde değerlendirilebilir hâle gelmesine katkı sağladı. Riskleri görünür, karşılaştırılabilir ve siyasi olarak görmezden gelinmesi daha zor bir zemine taşıdı.
Bu aracın değeri yalnızca nihai risk puanlarında değil, bu puanların arkasındaki yöntemdedir. Medya Çoğulculuğu İzleme Aracı; hukuki, ekonomik ve sosyo-politik kanıtları yapılandırılmış göstergeler, yerel uzman değerlendirmeleri, birincil ve ikincil veriler, hakem incelemesi ve şeffaf bir risk puanlama metodolojisiyle bir araya getiriyor. Dolayısıyla ülkeleri sıralamakla yetinmiyor. Risklerin nereden kaynaklandığını da ortaya koyuyor: zayıf hukuki güvencelerden mi, yoğunlaşmış piyasa yapılarından mı, yaygın siyasi müdahaleden mi, kirlenmiş çevrim içi ortamlardan mı, yoksa yetersiz toplumsal kapsayıcılıktan mı?
Bu sayede Medya Çoğulculuğu İzleme Aracı, akademik bir araç olmanın ötesine geçti. Medya çoğulculuğunu tartışmak için ortak bir Avrupa dili oluşturdu ve AB’nin demokratik denetim mimarisine dâhil oldu. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Hukukun Üstünlüğü Raporu, 2020’den bu yana medya çoğulculuğu başlığında Medya Çoğulculuğu İzleme Aracı’nın sonuçlarından yararlanıyor. Tam da bu çerçeve başarılı olduğu için, içinde bulunduğumuz kaotik teknolojik dönüşüm döneminde yeni bir soru gündeme geliyor: Avrupa, medya çoğulculuğunu yalnızca ulusal sistemlere bakarak değerlendirmeye devam etmeli mi?
Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası Neleri Değiştiriyor?
Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası’nın (EMFA) hükümlerinin büyük bölümü Ağustos 2025’te uygulanmaya başladı ve bu durum bir dönüm noktasına işaret etti. Yasa, medya özgürlüğü ve çoğulculuğunun artık yalnızca ulusal meseleler olmadığını kabul ediyor. Yasanın maddeleri, Avrupa Birliği genelinde iyi işleyen bir iç pazar ve liberal demokrasi için medya alanında temel koşulları belirliyor.
Eğer Avrupa artık medya çoğulculuğu ve medya özgürlüğü için ortak bir hukuki çerçeveye sahipse, bu çerçevenin Avrupa düzeyinde işleyip işlemediğini değerlendirecek kapasiteye de ihtiyaç duyar.
Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası’nın 26. maddesi bu yönde bir işaret veriyor. Madde; medya piyasalarının, yoğunlaşmanın, yabancı kaynaklı bilgi manipülasyonu ve müdahalesinin, çevrim içi platformların, editoryal bağımsızlığın ve devlet reklamlarının izlenmesini öngörüyor. Ancak bunları yalnızca ulusal olgular olarak ölçmek, Medya Çoğulculuğu İzleme Aracı’nın her yıl zaten yaptığı gibi, artık yetersiz kalabilir.
Bir “AB ortalaması”, üye devletlerdeki genel risk düzeyi hakkında birçok önemli şey söyler. Fakat Avrupalıların AB ve dünya meselelerine ilişkin güvenilir bilgiye sınırların ötesinden erişip erişemediğini göstermez. Dil engellerinin vatandaşları hâlâ ulusal sınırlar içine hapsedip hapsetmediğini de ortaya koymaz. Platformların ya da yapay zekâ arayüzlerinin kamu yararına gazeteciliğin görünürlüğünü nasıl etkilediğini de göstermez. Her şeyden önemlisi, medya sahipliğindeki yoğunlaşma ulusal düzeyde çok yüksekken, dijital aracıların yoğunlaşmasının ulusal, Avrupa ve küresel düzeyde daha da yüksek olduğu gerçeğini hesaba katmaz.
Son olarak, yabancı kaynaklı bilgi manipülasyonu ve müdahalesinin tam etkisini de yakalayamaz. Bu tür müdahaleler ortak dijital altyapılar üzerinden ilerler, Avrupa’daki siyasi tartışmaları hedef alır ve Avrupa’nın bilgi alanındaki parçalanmışlığından yararlanır. Bunlar, 27 kez tekrarlanan ulusal riskler değildir. Bunlar Avrupa ölçeğinde sistemik risklerdir.
Bir Avrupa Medya İzleme Aracı Neyi Ölçmeli?
Bu nedenle Avrupa’nın ikinci bir izleme katmanına ihtiyacı var: Ulusal değerlendirmelerin yerine geçecek değil, onları tamamlayacak kilit bir katman.
Avrupa Medya Çoğulculuğu İzleme Aracı, Avrupa’nın ortak haber ve bilgi alanında ortaya çıkan risklere odaklanmalı.
Vatandaşların, kendi ulusal medya alanlarının ötesinde Avrupa meselelerine ilişkin çoğulcu ve güvenilir haberlere erişip erişemediğini sorgulamalı. Çeviri, altyazı, çok dilli yayıncılık ve yapay zekâ araçları sayesinde dil engellerinin azalıp azalmadığını ya da ortak tartışmaların önünde hâlâ engel oluşturup oluşturmadığını değerlendirmeli. Kamu yararına gazeteciliğin, özellikle de Avrupa hakkındaki gazeteciliğin, platformlarda ve yapay zekâ arayüzlerinde nasıl göründüğünü incelemeli.
Bir Avrupa izleme aracı aynı zamanda bağımlılığı da ölçmeli. Birçok yayıncı; trafik, kitle erişimi ve reklam geliri için birkaç dijital aracıya bağımlı durumda. Bu durum gazeteciliğin sürdürülebilirliğini etkiliyor ve daha küçük ya da yerel medyayı orantısız biçimde zayıflatabiliyor. Ayrıca yapay zekâ sağlayıcılarının modellerini eğitirken yaptığı tercihler, medya içeriklerini ücret ödemeden kullanarak yalnızca medyanın ekonomik sürdürülebilirliğini değil; daha yaygın dilleri ve daha büyük medya piyasalarını öne çıkararak içerik çeşitliliğini de etkileyebilir.
Böyle bir araç, hareketli AB vatandaşlarına, sınır topluluklarına ve ulusötesi izleyici kitlelerine de bakmalı. Köken ülkesinin dışında yaşayan bir vatandaş, ulusal bir medya sistemine kolayca yerleştirilemeyebilir. Aynı durum sınır bölgelerinde yaşayanlar ya da siyaseti birden fazla dilde takip edenler için de geçerlidir.
Son olarak bu izleme aracı, AB güvencelerinin üye devletlerde uygulamada gerçek bir yakınsama üretip üretmediğini incelemeli. Resmî uyum tek başına yeterli değildir. Asıl soru, Avrupa kurallarının gazeteciliği ve vatandaşların bilgiye erişimini somut biçimde iyileştirip iyileştirmediğidir.
Doğru Ölçülmeyen Şey Yönetilemez
Bunların hiçbiri Avrupa’nın tek bir medya sistemine dönüştüğü anlamına gelmiyor. Avrupa hâlâ dil bakımından çeşitli, siyasi bakımdan eşitsiz ve kurumsal olarak çok katmanlı bir yapıya sahip.
Fakat Medya Çoğulculuğu İzleme Aracı içinde koordine edilecek ve ona dâhil edilecek ek ve tamamlayıcı bir Avrupa analiz katmanını gerekli kılan da tam olarak budur. Eğer Avrupa’nın bilgi alanı parçalı, asimetrik ve yalnızca kısmen bütünleşmiş durumdaysa, bu özelliklerin ve zaman içindeki değişimlerinin kendisi de ölçüm konusu hâline gelmelidir.
Ölçülmeyen şey çoğu zaman yönetilemez. Avrupa, Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası ile medya özgürlüğü için ortak bir çerçeve benimsedi. Ancak hukuk tek başına koruma sağlamaz. Avrupa Birliği artık medya çoğulculuğunun yalnızca üye devletler içinde korunup korunmadığını değil, aynı zamanda sağlıklı bir Avrupa kamusal alanı için gerekli koşulların ortak bilgi alanında iyileşip iyileşmediğini ya da kötüye gidip gitmediğini anlamaya yarayacak araçlar geliştirmelidir.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 5 Mayıs’ta The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.