Çin

Sistemi Yıkan Sistem Adamı: Çin’i Dönüştüren Şi Cinping Kimdir?

Kültür Devrimi'nin travmatik yıllarından mutlak iktidara uzanan bir siyasi yürüyüş... Şi Cinping, Deng Şiaoping’in inşa ettiği 40 yıllık "kolektif liderlik" sistemini adım adım yıkarak dünyanın en büyük ikinci ekonomosi olan Çin'i 21. yüzyılın en sofistike dijital otokrasisine nasıl dönüştürdü? Mao'dan bu yana ülkenin gördüğü en güçlü figür olan Şi nasıl yükseldi, rakiplerini nasıl tasfiye etti?

Sistemi Yıkan Sistem Adamı: Çin’i Dönüştüren Şi Cinping Kimdir?
Şi Cinping, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi 2025. | Fotoğraf: RAF.Contributor/Shutterstock.com

13-15 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleşen ve küresel jeopolitik denklemi yeniden test eden Donald Trump-Şi Cinping görüşmesi, dünyanın en büyük iki ekonomisinin liderlerini bir kez daha aynı masada buluşturdu. Ama masanın Çin tarafında oturan figür olan Şi Cinping (Xi Jinping), hem 1,4 milyar nüfuslu bir ülkenin devlet başkanı sıfatını taşıyor hem de Çin Komünist Partisinin (ÇKP) kurumsal kimliğini kendi şahsında eriten, devletin tüm kılcal damarlarına nüfuz eden ve modern Çin tarihinin akışını tek başına değiştiren bir yapıyı temsil ediyor.

Bugün dünyada Şi Cinping’in ne düşündüğü, nasıl kararlar aldığı ve gücünün sınırlarının nereye uzandığı sorusu, sadece Pekin’in değil, tüm küresel ekonominin ve güvenliğin en büyük bilinmezlerinden birini oluşturuyor. Peki, Mao Zedong’dan bu yana Çin’in gördüğü en güçlü figür olan Şi Cinping gerçekte kim? ÇKP içindeki o sessiz ve dikkatli yükselişi nasıl oldu da Çin’i kolektif bir liderlik modelinden mutlak bir “tek adam” rejimine taşıdı?

Kültür Devrimi ile Sarsılan Bir “Kızıl Prens”in Hayatta Kalma Mücadelesi

1953 yılında Pekin’de doğan Şi, Çin devriminin önde gelen kahramanlarından ve Mao’nun yakın silah arkadaşlarından Şi Congşun’un (Xi Zhongxun) oğlu olarak dünyaya geldi. Bu statü onu Çin siyasi elitleri arasında “Kızıl Prensler” (Princelings) olarak bilinen ayrıcalıklı zümrenin doğal bir üyesi yapıyordu. Ama bu korunaklı hayat, 1962 yılında babasının Mao tarafından tasfiye edilmesiyle bir anda altüst oldu.

1966’da başlayan ve Çin’i on yıllık bir kaosa sürükleyen Kültür Devrimi, Şi Cinping’in hayatındaki en büyük kırılmayı yarattı. Kızıl Muhafızlar tarafından evi basılan, ablası intihara sürüklenen ve babası hapse atılan Şi, henüz 15 yaşındayken Mao’nun “Kırsala İniş” kampanyası kapsamında Pekin’den sürülerek Şaanşi eyaletindeki fakir bir tarım köyü olan Liangjiahe’ye gönderildi. Yedi yıl boyunca burada yaşadı, ağır tarım işçiliği yaptı.

Kültür Devrimi’nin bu travmatik yılları, Şi Cinping’de devlete karşı bir nefret değil, tam tersine kaosa ve otorite boşluğuna karşı derin bir fobi yarattı. Şi’nin zihninde, merkezi otorite zayıflarsa ve parti kontrolü kaybederse toplum anarşiye sürüklenir, bu durumda herkes kaybederdi. Onun için ÇKP, sıradan bir siyasi parti olmanın çok ötesinde, Çin’in parçalanmasını engelleyen merkezi ifade ediyor.

Taşradan Şanghay’a: Şi Cinping’in ÇKP Bürokrasisindeki Yükselişi

Köydeki sürgün yıllarının ardından siyasi itibarını yavaş yavaş geri kazanan Şi, 1975 yılında Çin’in en prestijli kurumlarından Tsinghua Üniversitesine kimya mühendisliği okumak üzere kabul edildi. Şi, üniversiteye rekabete dayalı bir sınavla değil, Kültür Devrimi dönemine özgü siyasi bir uygulama olan “İşçi-Köylü-Asker Öğrenci” kontenjanından, köydeki fiziksel emeği ve yerel parti referansları sayesinde girdi. 1979 yılında mezun olduğunda bu alanda hiç çalışmadı; doğrudan siyaset ve devlet bürokrasisine giriş yaptı.

İlerleyen yıllarda eğitim hayatına geri dönmesi ise akademik bir meraktan ziyade, Mao sonrası ÇKP bürokrasisinde yükselmek için ihtiyaç duyulan “eğitimli teknokrat” unvanını elde etme stratejisine dayanıyordu. 1998-2002 yılları arasında, yine Tsinghua Üniversitesinde hukuk doktorası yaptı. Fakat Cinping’in bu doktora sürecini nasıl tamamladığına dair bazı iddialar bulunuyor. Zira Şi bu eğitimi tam zamanlı bir üniversite öğrencisi olarak değil; o dönem Fujian eyaletinin valisi olarak çok büyük bir bölgeyi yönetirken tamamladı. Kampüse uğramadan, yoğun siyasi mesaisi arasında aldığı bu diploma ve tarım ekonomisi üzerine sunduğu doktora tezinin özgünlüğü sıkça sorgulanıyor. The Guardian gazetesinin haberine göre, tezin Şi’nin adına yazıldığına veya ciddi bir akademik yardımla hazırlandığına inanılıyor.

Şi Cinping’in siyasi kariyeri, hırslı ve dikkat çekici bir çıkıştan ziyade, sabırlı, risksiz ve bürokratik bir hayatta kalma stratejisine dayanıyor. 1982 yılında Pekin’deki Merkezî Askerî Komisyon bünyesindeki görevinden Hebei eyaletinin kırsal Zhengding ilçesine parti sekreter yardımcısı olarak atanması, taşra siyasetindeki ilk büyük adımı oldu. Burada tarım reformları ve bölgeye gelir getiren turizm projeleriyle pragmatik bir yönetici profili çizdi. Ardından 1985’ten 2002’ye kadar 17 yıl geçireceği Fujian eyaletine atandı. Xiamen Belediye Başkan Yardımcılığından eyalet valiliğine kadar adım adım yükseldiği bu dönemde, özellikle Tayvanlı yatırımcıları bölgeye çekerek serbest piyasa dinamiklerini yakından tecrübe etti.

2002 yılında, Çin’in özel sektör ve ihracat merkezi olan Zhejiang eyaletine parti sekreteri olarak atandı. Burada yerel girişimciliği ve yüksek teknoloji yatırımlarını destekleyen bir yerel yönetici olarak öne çıktı. Siyasi kaderini değiştiren asıl sıçrama ise 2007 yılında Şanghay’da gerçekleşti. Şehrin güçlü parti sekreteri bir emeklilik fonu yolsuzluğu skandalıyla tasfiye edilip hapse atılınca, Şi Cinping ortaya çıkan siyasi kaosu temizlemek, sarsılan güveni onarmak ve istikrarı sağlamak üzere Şanghay’a gönderildi. Şanghay’daki bu yedi aylık kısa ama başarılı kriz yönetimi, ona Pekin’in en üst düzey karar alma organı olan Politbüro Daimî Komitesi’nin kapılarını açtı.

Tüm bu eyalet görevleri boyunca Şi asla aşırı sivrilmedi. Sert ve kavgacı çıkışlar yapmaktan kaçındı, parti içindeki bürokrat Şanghay kliği ile halkçı Komünist Gençlik Birliği gibi güçlü hizipler arasında her zaman dengeleyici ve “zararsız” bir figür olarak konumlandı. Özellikle ekonomik büyümenin ivme kazandığı 90’lar ve 2000’lerde özenle koruduğu bu yolsuzluğa bulaşmamış, sessiz ve uzlaşmacı profil, Şi’yi partinin zirvesine taşıyan en güçlü silahı oldu.

2000’li yılların sonunda Çin’i yöneten Hu Cintao dönemi ekonomik olarak parlak geçse de parti disiplininin zayıfladığı, yerel yöneticilerin merkezden bağımsızlaştığı ve yolsuzluğun bir salgın gibi yayıldığı bir tablo ortaya koyuyordu. 2012 yılındaki liderlik değişimi arifesinde parti elitleri, kontrolü sağlayacak, çatlakları kapatacak ama mevcut düzeni de çok sarsmayacak bir uzlaşı adayı arıyordu. Karizmatik ama tehlikeli görülen rakibi Bo Şilay’ın adı, yolsuzluk suçlamaları, aile çevresine uzanan cinayet skandalı ve parti içi krizle birlikte tasfiye sürecine karışınca, sessizliği ve uzlaşmacı tavrıyla en güvenli liman olarak görülen Şi Cinping, Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri koltuğuna oturdu. Parti elitleri onu rahatça yönlendirebileceklerini düşünmüşlerdi ama bu beklenti büyük bir yanılgıya dönüştü.

Şi Cinping Rakiplerini Nasıl Tasfiye Etti?

Şi Cinping iktidara gelir gelmez, Çin’in karşı karşıya olduğu en büyük varoluşsal tehdidin dış güçler değil, partinin içindeki çürüme olduğunu ilan etti. Çin’de 1980’lerden itibaren yaşanan baş döndürücü ekonomik büyüme, devlet kapitalizminin doğası gereği bürokrasi içinde büyük ve sistematik bir rüşvet ağı yaratmıştı. Almanya merkezli Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nin (ZEW) ve New York Şehir Üniversitesinin ortak araştırmasına göre, yolsuzluğa bulaşan Çinli yetkililer resmî maaşlarını rüşvet ve suistimal yoluyla 8 ila 14 kat artırarak ülkenin en zengin yüzde 1’lik kesimine dâhil oluyordu. ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nün (ODNI) raporuna göre, güce ve rütbeye bağlı olarak bazı yerel ve ulusal kademelerde bürokratların neredeyse yarısı bu rüşvet çarkına dâhil.

Çin Şi Cinping Çin Komünist Partisi ÇKP

2021 yılında açılan, Pekin’deki Çin Komünist Partisi Müzesi. Çin ve ÇKP tarihine ait bilgiler ve eşyalar Şi Cinping etrafında bir “lider kültü” inşa eden birçok görsel ile birlikte sunuluyor. | Fotoğraf: humphery/Shutterstock.com

Bu çürümeyle mücadele etmek ve parti üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmak iddiasıyla işe koyulan Şi, sağ kolu Vang Çişan (Wang Qishan) liderliğindeki Merkezi Disiplin İnceleme Komisyonu (CCDI) adlı organı olağanüstü yetkilerle donattı. İkilinin 2012’nin sonlarında başlattığı “Kaplanlar ve Sinekler” adlı yolsuzlukla mücadele kampanyası, kısa sürede Çin tarihinin en geniş çaplı tasfiye hareketine dönüştü. Bu metaforik isimlendirmede “sinekler” yerel düzeydeki sıradan, küçük rüşvetçi memurları temsil ederken; “kaplanlar” ise devlete ait işletmelerin yöneticilerini, güçlü bakanları ve ordunun tepesindeki generalleri hedef alıyordu. Alibaba’ya ait Hong Kong merkezli South China Morning Post gazetesinin derlediği verilere göre son yıllarda yolsuzlukla mücadele kampanyası boyunca 5 milyona yakın parti yetkilisi ve bürokrat CCDI tarafından soruşturmaya uğradı, 4 milyonu aşkın kişi disiplin cezası aldı ve yüz binlercesi hapse mahkûm edildi.

Ama bu kampanya sadece partiyi temizlemek gibi masum bir amaç taşımıyordu; aynı zamanda Şi Cinping’in rakiplerini yok etme ve iktidarı kendi elinde toplama makinesi olarak işlev görüyordu. Çin’in güvenlik aygıtının eski başkanı Cou Yongkang (Zhou Yongkang), ordunun en tepesindeki generaller ve güçlü bölgesel liderler birbiri ardına hapse atıldı. Şi, ordunun ve iç güvenlik teşkilatının hiyerarşisini tamamen parçalayıp yeniden kurarak tüm güç mekanizmalarını doğrudan kendi şahsına bağladı. Yolsuzluk soruşturmaları, parti içindeki o meşhur kolektif liderlik kültürünü dağıtarak Şi Cinping’in mutlak hâkimiyetinin önünü açtı.

Çin Komünist Partisinin Dönüşümü ve Tek Adamın Yükselişi

Mao sonrası Çin’i dış dünyaya açan ve ülkenin bugünkü ekonomik mucizesinin “baş mimarı” kabul edilen Deng Şiaoping (1978-1992), devleti tek bir insanın kaprislerinden ve hatalarından korumak gerektiğine inanıyordu. Kültür Devrimi yıllarında bizzat Mao tarafından iki kez tasfiye edilip gözden düşen Deng, sınırsız yetkiyle donatılmış karizmatik bir “tek adamın” ülkeyi nasıl bir uçuruma sürükleyebileceğini en acı şekilde tecrübe etmişti. Bu nedenle 1980’lerde ipleri eline aldığında, Mao’nun yarattığı kaotik felaketlerin bir daha asla yaşanmaması için Çin’de karar alma mekanizmasını şahıslardan arındırarak kurumsallaştırdı.

“Kolektif liderlik” modelini inşa ederek gücü tek bir elde toplamak yerine Politbüro Daimî Komitesi üyeleri arasında dengeli bir şekilde dağıttı, kritik kararları istişareye bağladı ve en önemlisi, güç zehirlenmesini önlemek için devlet başkanlığına iki dönem (10 yıl) sınırı getirdi. Ama Şi Cinping, modern Çin’i var eden ve Deng’in inşa ettiği bu 40 yıllık siyasi mimariyi adım adım değiştirdi.

Şi’ye göre karar alma süreçlerindeki yavaşlık ve güç paylaşımı, Çin’in küresel bir süper güç olma hedefini engelliyordu. Bu nedenle Şi, parti otoritesini ülkenin her hücresine yayarak Mao döneminin “Devletin, toplumun ve ekonominin tek hâkimi Parti’dir.” anlayışını yeniden diriltti. Sadece devleti değil, özel sektörü de partinin ve dolayısıyla kendisinin mutlak kontrolü altına aldı. Alibaba’nın kurucusu Jack Ma gibi milyarder teknoloji devlerinin bir anda gözden düşmesi, Alibaba ve Tencent gibi şirketlerin devlet hizasına çekilmesi, gücün tek bir merkezde toplanması stratejisinin doğal bir sonucuydu. Şi, ülkede ÇKP dışında hiçbir alternatif güç veya etki merkezinin var olmasına tahammül göstermedi.

Deng Şiaoping döneminden kalan en hayati kurumsal mekanizmalardan biri, devlet başkanlığı makamına getirilen iki dönemlik katı süre sınırıydı. Siyaset bilimi literatüründe ÇKP’nin kurumsallaşma ve rasyonelleşme başarısı olarak görülen bu kural, Mart 2018’deki Ulusal Halk Kongresi’nde kaldırıldı. 2960 delegenin sadece iki tanesinin ret oyu vermesiyle kabul edilen anayasa değişikliği, Şi Cinping’in ömür boyu iktidarda kalmasının önündeki yasal engelleri tamamen ortadan kaldırdı.

Bu anayasa değişikliği, Çin devlet yapısının kurumsal normlara dayalı yönetim modelinden, tamamen kişiselleştirilmiş bir iktidar modeline geçişini tescilledi. O an itibarıyla Şi, Politbüro Daimî Komitesi içindeki “eşitler arasında birinci” statüsünü tamamen geride bıraktı. Karar alma süreçlerinde parti içi dengeleri ve hizipleri gözeten, uzlaşıya dayalı kolektif istişare mekanizmaları büyük ölçüde işlevsizleşti. Bu dönüşüm, yerini tek bir liderin vizyonuna ve iradesine boyun eğen, tartışılmaz ve yanılmaz bir mutlak hiyerarşiye bıraktı.

Şi Cinping Düşüncesi

Şi Cinping’in siyasi ve ekonomik vizyonu, “Yeni Dönemde Çin Özellikleri Taşıyan Sosyalizm Üzerine Şi Cinping Düşüncesi” adıyla 2018 yılında anayasaya eklendi. Şi Cinping kendi ismini doğrudan “Düşünce” kelimesiyle yan yana yazdırarak, yaşarken bu mertebeye ulaşabilen tek Çinli lider olan Mao Zedong ile kendini ideolojik olarak eşitledi.

Peki 14 ana maddeden oluşan bu “Düşünce” pratikte ne ifade ediyor? Özünde bu doktrin; ordunun partiye mutlak sadakatini, Batı tarzı evrensel demokratik değerlerin reddedilmesini, “Çin Rüyası” olarak adlandırılan ulusal diriliş hedefini ve partinin ekonomiden gündelik hayata kadar her alandaki tartışmasız hegemonyasını meşrulaştıran bir anlayış olarak işlev görüyor. Bugün bu doktrin ilkokul ders kitaplarından üniversite amfilerine, bürokratların mecburi terfi sınavlarından devlete ait şirketlerin yönetim kurulu toplantılarına kadar her alanda bir rehber olarak okutuluyor.

Ekonomi politikalarında Şi, Deng Şiaoping’in pragmatizminden uzaklaşarak ideolojik saflığa doğru bir dönüş yaptı. Şi’nin perspektifine göre kontrolsüz kapitalizm, gelir eşitsizliği ve vahşi büyüme, partinin halk nezdindeki meşruiyetini tehdit ediyordu. Bu nedenle “Ortak Refah” kavramını ekonomik vizyonunun merkezine yerleştirdi. Emlak balonlarına müdahale etti, teknoloji tekellerini kontrol altına aldı ve özel eğitim sektörünü yapısal bir değişime zorladı. Çin’in Batı pazarlarına bağımlılığını kırmak için iç tüketimi ve yerli yüksek teknoloji üretimini öncelikli hale getirdi.

Jeopolitik alanda ise Şi Cinping, Çin’in etki alanını küresel çapta genişletmek için tarihin en büyük altyapı projelerinden biri olan Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni hayata geçirdi. Modern bir İpek Yolu inşa etmeyi amaçlayan bu yatırım ağı; Asya, Afrika ve Avrupa’yı limanlar, demiryolları ve enerji hatlarıyla birbirine bağlayarak Pekin’i küresel ticaretin merkezine yerleştirirken, gelişmekte olan ülkeler üzerinde bir ekonomik nüfuz alanı yaratıyor.

Diplomatik cephede ise bu ekonomik yayılmacılığa çok daha agresif bir üslup eşlik etmeye başladı. Adını milliyetçi bir Çin aksiyon filmi serisinden alan Savaşçı Kurt diplomasisi, Pekin’in on yıllardır sürdürdüğü temkinli dış politikanın yavaştan terk edildiğini gösteriyor. Artık Çinli diplomatlar ve devlet sözcüleri, Batı’dan gelen eleştiriler karşısında geri adım atmak yerine, uluslararası platformlarda sert ve Amerikan hegemonyasına açıkça meydan okuyan bir retorik kullanıyor. Trump ile Mayıs 2026’da gerçekleşen görüşme de aslında Şi’nin, inşa ettiği bu yeni küresel vizyonla Çin’i ABD ile eşit bir kutup olarak dünyaya kabul ettirme çabasının en net yansımasını oluşturuyor.

Şi, Mao’dan Sonraki Çin’in En Güçlü Lideri mi? Yoksa Şi’nin Gücü Mao’yu Geçti mi?

Şi Cinping’in Çin tarihindeki yeri değerlendirilirken kaçınılmaz olarak Mao Zedong ile karşılaştırmalar yapılır. Bugün siyaset bilimcilerin büyük çoğunluğu, Şi Cinping’in gücünün ve etkisinin bazı yapısal boyutlarda Mao’yu bile geride bıraktığı konusunda hemfikir görünüyor.

Bu durumun temel nedeni, iki liderin güç kullanma pratiklerindeki farkta yatıyor. Mao’nun gücü, tamamen kendi karizmasına ve kitleleri mobilize etme yeteneğine dayanıyordu. Parti aparatından nefret eden Mao, kendi iktidarını korumak için devleti Kültür Devrimi ile yıkmaktan ve sokağı anarşiye teslim etmekten çekinmedi. Bir başka deyişle Mao’nun gücü, kaostan ve düzensizlikten besleniyordu.

Şi Cinping’in gücü tamamen kurumsal, sistematik ve teknolojik bir mimari üzerinden yükseliyor. Kurduğu dijital gözetim mekanizmaları ve yüz tanıma teknolojileri mevcut rejimin toplum üzerinde geniş bir kontrol kapasitesine ulaşmasını sağlasa da, Batı medyasında sıkça dile getirilen ve distopik bir anlatıya sahip olan “Sosyal Kredi Sistemi” aslında büyük ölçüde efsanelere dayanıyor.

Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsünün (MERICS) raporuna göre, Çin’in Sosyal Kredi Sistemi herkesin toplumdaki yerini belirleyen, yapay zekâ kameraları ve internet gözetimiyle beslenen sihirli ve tekil bir algoritma değil. Aksine sistem; düşük düzeyde dijitalleşmiş, oldukça parçalı bir yapıya sahip ve kararların neredeyse tamamı yapay zekâ tarafından değil, insanlar tarafından alınıyor. Tüm vatandaşları kapsayan, her hareketi anlık puanlayan sihirli bir genel skor sistemi aslında mevcut bulunmuyor. Bireylerin sürekli izlenip değerlendirildiği anlatısının aksine, cezalara temel oluşturabilecek tek şey resmi yasa ve yönetmelik ihlallerinden ibaret. Vatandaşlar çok fazla oyun oynadıkları, kırmızı ışıkta geçtikleri veya “güvenilmez” arkadaşları olduğu için kara listeye alınamıyor.

Çin Şi Cinping Deng Şiaoping Mao Zedong Tibet

Tibet’in başkenti Lhasa’da, bölgenin özerklik statüsünün 60. yılı anısına hazırlanan bu anıtta Şi Cinping; kendinden önceki liderler Mao Zedong, Deng Şiaoping, Jiang Zemin ve Hu Cintao ile aynı karede yer alıyor. Pekin, Tibet ve Sincan gibi özerk bölgeler üzerinde merkeziyetçi kontrol kuruyor. | Fotoğraf: Maurizio Bersanelli/Shutterstock.com

2010’ların başında bazı şehirler vatandaşların eylemlerini puanlamaya yönelik denemeler yapmış olsa da, bu projeler Çin içinde dahi tartışma yarattı ve birçoğu resmi medya tarafından eleştirildi. Çin merkezi hükûmeti 2019 yılına gelindiğinde, puanların vatandaşları cezalandırmak için kullanılamayacağını ve yalnızca resmî hukuki belgelerin cezalara zemin oluşturabileceğini duyurdu. Günümüzde bireylere yönelik varlığını sürdüren puanlama girişimleri, cezalandırıcı bir özelliğe sahip olmayan, havayolu şirketlerinin mil programlarına benzeyen gönüllü “sadakat ödül programları” seviyesinde işliyor.

Sistem sıradan vatandaşların günlük davranışlarından ziyade temel olarak şirketlere ve piyasa davranışlarına odaklanıyor. Bireyler sisteme esas olarak borç geri ödemeleri ve şirketlerin yasal temsilcileri olmaları sıfatıyla dâhil ediliyor. İstatistiklere göre, yıllık olarak bireylerin en fazla yüzde 0,2’si Sosyal Kredi ile ilgili cezalar alıyor. Şirketler için A’dan D’ye kadar derecelendirmeler yapılsa da, bu skorlar firmaları doğrudan kara listeye almak yerine bir risk göstergesi olarak denetim yoğunluğunu belirlemek amacıyla kullanılıyor.

Tüm bunlar Çin’in teknolojik gözetim aygıtının tehlikesiz olduğu anlamına gelmiyor. Pekin yönetimi, muhalifleri veya hedeflenen grupları bastırmak için zaten çok daha verimli ve gizli araçlara sahipken, tüm toplumu kapsayacak kadar devasa ve işlevsiz bir dijital skor sistemine ihtiyaç duymuyor. Siyasi muhaliflerin, sivil itaatsizlerin ve sıradan halkın kontrolünü bu bürokratik sistemden ziyade; doğrudan kolluk kuvvetleri, akıllı kameralarla donatılmış gözetim sistemleri ve ülkeyi dijital bir adaya çeviren internet sansürleriyle sağlıyor. Bu dijital polis devleti sayesinde rejimin gücü, yapısal olarak çok daha derine iniyor ve kolay kolay sarsılamayacak bir temel oluşturuyor.

ÇKP’nin Kurduğu Gözetim Devleti ve Uygur Soykırımı

Bu devasa gözetim mekanizmasının en karanlık ve acımasız yüzü ise Sincan Uygur Özerk Bölgesi‘nde ortaya çıkıyor. Şi Cinping yönetimi, bölgedeki Müslüman Uygur azınlığa karşı “terörizm ve aşırılıkla mücadele” kisvesi altında dünya modern tarihinin en büyük kitlesel asimilasyon operasyonlarından birini yürütüyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, bir milyonu aşkın Uygur ve diğer azınlık mensubu, “mesleki eğitim merkezleri” adı verilen yüksek güvenlikli toplama ve zorla çalıştırma kamplarına hapsedilmiş durumda.

New York Times gazetesi tarafından 2019’da ortaya çıkarılan ve Sincan Belgeleri olarak bilinen 400 sayfalık sızdırılmış gizli parti yazışmaları, bu baskı politikasının doğrudan Şi’nin talimatlarıyla şekillendiğini kanıtlıyor. Şi Cinping, 2014 yılında bölgeye yaptığı gizli bir ziyaretin ardından parti yetkililerine yaptığı konuşmada ayrılıkçılıkla mücadelede “diktatörlük organlarının kullanılması” talimatını verirken, alınacak önlemlerde “kesinlikle hiçbir merhamet gösterilmemesini” emrediyor. Zorla çalıştırma, ailelerin parçalanması ve sistematik kültürel yıkım iddiaları uluslararası alanda “insanlığa karşı suç” olarak tanımlansa da Pekin yönetimi bu eleştirileri reddetmeye devam ediyor.

Şi, Çin’in Yapısal Problemlerini Çözebilecek mi?

Mao’nun elinde büyük oranda devrimci sloganlar ve Kızıl Kitap bulunurken; Şi Cinping’in elinde 21. yüzyılın en sofistike dijital polis devleti aygıtı, dünyanın en büyük donanması ve muazzam bir küresel ekonomik entegrasyon gücü bulunuyor. Mao, ideolojisi uğruna on milyonlarca insanın hayatına mal olan kaotik bir figür olarak tarihe geçti. Şi Cinping ise hataya, sivil itaatsizliğe veya parti içi muhalefete sıfır tolerans gösteren, hesaplanmış ve teknokratik bir sistemi temsil ediyor.

Mao Çin’i ayağa kaldırdı, Deng Şiaoping küresel ekonomiye entegre edip zenginleştirdi; Şi Cinping ise Çin’i mutlak bir disiplin altına alarak bir hegemon güç yapmaya çalışıyor. Bugün ulaştığı bu güç temerküzüne rağmen Şi Cinping, Çin’i bekleyen büyük yapısal krizleri henüz çözebilmiş değil. Hızla yaşlanan nüfus, deflasyonist ekonomik baskılar, çökmekte olan gayrimenkul sektörü ve yerel yönetimlerin ağır borç yükü, içerideki en büyük tehditler olarak öne çıkıyor. Batı ülkerinin sürdürdüğü teknoloji ve çip ambargoları ülkenin teknolojik atılımını zorlarken, etrafında yanlış kararları eleştirebilecek liyakatli muhalif seslerin kalmaması, rejimi tehlikeli bir yankı odasına hapsediyor.

Mert Söyler

Bahçeşehir Üniversitesinde yeni medya ve sosyoloji lisans programlarını bitiren Mert Söyler, Bielefeld Üniversitesinde sosyoloji alanında yüksek lisans yaptı. İklim değişikliğinin göç politikalarına yansımaları ve uluslararası ekonomi politik üstüne araştırmaları olan Söyler, Perspektif redaksiyon ekibinin üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler