ABD

Trump’ın Damadı Olmanın Dayanılmaz Kârlılığı: Jared Kushner Kimdir?

Dar bir ekiple karmaşık küresel dosyaları “yönetmeye” çalışan ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner, adeta kurumsal işleyişten hoşlanmayan kayınpederinin perde arkasındaki eli ayağı konumunda. Körfez fonlarından İsrail yatırımlarına, Balkanlar’daki tartışmalı emlak projelerinden “barış” diplomasisine uzanan bu ağ, siyasi nüfuzun nasıl şahsi servete dönüştürülebildiğini gösteriyor.

Trump’ın Damadı Olmanın Dayanılmaz Kârlılığı: Jared Kushner Kimdir?
Fotoğraf: Alexandros Michailidis/Shutterstock.com. Kolaj: Perspektif.

Siyaset ve ticaretin kesiştiği gri bölge, çoğu zaman kapalı kapılar ardındaki anlaşmalara ve büyük servet transferlerine sahne olur. Ama Amerikan siyasi tarihinde çok az figür, siyasi nüfuzunu kişisel bir ticari imparatorluğa dönüştürme konusunda Jared Kushner kadar dikkat çekici bir profil çizmiştir.

Kayınpederi Donald Trump’ın öngörülemez ve gürültülü tarzının aksine daha sessiz, daha kontrollü ve perde arkasında etkili bir figür olarak öne çıkan Jared Kushner, Trump’ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray’ın kilit isimlerinden biri hâline geldi ve bugün ikinci başkanlık döneminde de resmi bir unvanı olmasa bile bu etkisini artırarak sürdürüyor. Kushner’in hikayesi, yalnızca bir “damat”ın yükselişi olduğu kadar; aynı zamanda Amerikan dış politikasının ve “barış” kavramının, Wall Street standartlarında kârlı bir varlığa dönüşmesinin de özeti.

New Jersey’deki aile şirketinden Beyaz Saray’ın zirvesine, oradan da Suudi Arabistan, İsrail ve Balkanlar’a uzanan bu milyarlarca dolarlık yatırım ağı, önemli çıkar çatışması tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Orta Doğu kaynaklı fonlar, İsrail yatırımları ve Miami’de değer kazanan gayrimenkulleriyle şahsi serveti 1 milyar doları aşarak “milyarderler kulübüne” giren Kushner’ın bu zenginliği nasıl inşa ettiğine ve kayınpederinin başkanlığında oynadığı role yakından bakmak gerekiyor.

New Jersey’li Emlak Zengini Bir Ailenin Çocuğu Olarak Jared Kushner

Jared Corey Kushner, 1981 yılında New Jersey’de Ortodoks Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Charles Kushner, sadece inşaat projeleriyle değil, siyasete sağladığı finansman ve yerel yöneticilerle kurduğu yakın ilişkilerle de tanınıyordu. Bu nedenle Charles Kushner, oğlunun hem iş dünyasına hem de siyasete bakışını şekillendiren en önemli figürlerden biri oldu. Charles Kushner yalnızca binalar inşa eden bir iş insanı değildi; siyasetçileri fonlayan, valilerle yakın ilişkiler kuran ve gücü ticari büyümenin doğal parçası olarak gören bir figürdü.

Ailenin iş imparatorluğu, 2004 yılında büyük bir aile içi skandal ve şantaj davası ile sarsıldı. Yasa dışı siyasi bağış ve vergi kaçırma suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Charles Kushner, aleyhinde tanıklık yapacağından şüphelendiği eniştesine şantaj kurgulamakla da suçlandı. Para karşılığı cinsel ilişkiye giren bir kadın ile eniştesini tuzağa düşüren ve görüntüleri kız kardeşine gönderen Kushner’ın bu davasını yürüten savcı, yıllar sonra Trump’ın siyasi yörüngesinde sıkça yer alacak olan, geleceğin New Jersey Valisi Chris Christie’ydi (2010-2018, Cumhuriyetçi Parti).

Babası hapse girdiğinde Harvard Üniversitesinde öğrenci olan Jared, henüz 24 yaşındaydı. Babasının okula yaptığı 2,5 milyon dolarlık bağışın hemen ardından Harvard’a kabul edildiği iddialarıyla da anılan Kushner, bu süreçte Kushner Companies’in yönetimini devralarak ailenin başına geçti. Önce New York elitlerinin okuduğu New York Observer gazetesini satın alarak medya gücünü eline aldı. Ardından 2007 yılında, Amerikan emlak tarihinin en büyük bireysel ofis binası alımına imza atarak Manhattan’ın kalbindeki “666 Fifth Avenue” binasını tam 1.8 milyar dolara satın aldı.

Ama bu satın alımın zamanlaması çok kötüydü. “Büyük Durgunluk” adı verilen 2008’deki küresel finans krizi patlak verdiğinde bina bir borç batağına dönüştü. Finansal krizde borç batağına düşen bu bina, Kushner Beyaz Saray’da Trump’ın kıdemli danışmanı olarak görev yaparken, 2018 yılında, The New York Times gazetesinin aktardığı üzere, Katar Varlık Fonu’nun en büyük destekçilerinden biri olduğu yatırım şirketi Brookfield Asset Management tarafından 99 yıllığına kiralanarak 1.1 milyar dolar peşin ödemeyle Kushner ailesini iflasın eşiğinden alacaktı.

Bu sıralarda da New York’un en büyük iki emlak hanedanını birleştiren o kritik hamleyi yaptı: 2009 yılında Donald Trump’ın en sevdiği çocuğu olan büyük kızı Ivanka Trump ile evlendi. Ivanka evlilik öncesi Yahudiliğe geçiş yaptı. Bu birliktelik, aynı zamanda emlak, medya ve markalaşma üzerine inşa edilmiş bir güç ortaklığıydı.

Kushner’in Beyaz Saray Kariyerinin Tartışmalı Başlangıcı

Kushner’ın şüpheli finansal faaliyetleri Beyaz Saray’a adım attığı ilk günlerde kendini göstermişti. Trump’ın kıdemli danışmanı olarak göreve başladığında doldurması zorunlu olan mal varlığı beyanı formlarında, kardeşi Joshua ile birlikte kurduğu “Cadre” adlı milyar dolarlık gayrimenkul teknolojisi şirketindeki hisselerini ilk aşamada eksik beyan ettiği ortaya çıktı.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, Kushner’ın kasten beyan etmediği bu şirket, Kushner Beyaz Saray’da ABD dış politikasına yön verirken Suudi Arabistan bağlantılı fonlardan ve yabancı yatırımcılardan milyonlarca dolar doğrudan yatırım almaya devam ediyordu. Bu durum, Kushner’ın şahsi şirketlerinin yabancı devletlerin ABD yönetimine nüfuz etmek için kullandığı bir arka kapı olduğu tartışmalarını da beraberinde getirdi.

“Whatsapp Diplomasisi” ve Suudi Veliaht Prensi ile Kurduğu Yakın İlişkiler

Jared Kushner, Dışişleri Bakanlığının hantal bürokrasisini, asırlık diplomatik kuralları ve resmî istihbarat brifinglerini elinin tersiyle itti. Bunun yerine, kişisel temaslara ve doğrudan mesajlaşmalara dayalı bir diplomasi tarzı benimsedi. Bu tarz, Amerikan basınında “WhatsApp diplomasisi” olarak anıldı. En sık görüştüğü isimlerden biri ise kendisiyle aynı kuşaktan bir başka “veliaht”tı: Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (kısaca MBS).

İkili arasında kısa sürede dikkat çekici bir yakınlık doğdu. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren mesajlaşmalar, ilk isimleriyle hitap etmeler… Muhalif Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda öldürülmesinin ardından tüm dünya MBS’yi tecrit ederken, ilk başta cinayeti kınayan kayınpederini MBS’nin arkasında durmaya ikna eden isim bizzat Kushner’dı. Bu kayıtsız şartsız destek, Kushner’e Suudi sarayında asla unutulmayacak bir “sadakat kredisi” sağladı.

Jared Kushner Ivanka Trump Donald Trump

Donald Trump, 2016’da Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığı ön seçimini kazanmasının ardından Trump Tower’da zafer konuşması yapıyor. Jared Kushner (solda) ve eşi Ivanka Trump (ortada) da eşlik ediyor. Fotoğraf: lev radin/Shutterstock.com

Affinity Partners: Kushner Körfez’in Beyaz Saray’daki Arka Kapısı mı?

Ocak 2021’de Trump yönetimi olaylı bir şekilde Beyaz Saray’dan ayrıldığında, Jared ve Ivanka çifti Washington’ın atmosferinden çıkarak Miami’ye, “milyarderlerin sığınağı” olarak bilinen Indian Creek adasına yerleşti. Jared, siyasete ara verdiğini duyurdu ve Miami’de “Affinity Partners” adında bir özel sermaye fonu kurdu.

Hikâyenin en ilginç kısımlarından birisi burası. Çünkü fon kurulduktan sadece altı ay sonra, Suudi Arabistan’ın Kamu Yatırım Fonu (PIF), Affinity Partners’a tam 2 milyar dolar yatırım yaptı. Bu yatırım, Wall Street standartlarında bile çok uçuk bir hamleydi. The New York Times gazetesinin paylaştığı belgelere göre, Suudi PIF’in yatırım komitesi bu anlaşmaya şiddetle itiraz etmişti. Komite raporlarında; Affinity Partners yönetiminin “özel sermaye fonu tecrübesizliği”, “operasyonel yetersizliği” ve talep edilen yönetim ücretlerinin “aşırı yüksekliği” açıkça belirtilmişti.

Ama PIF’in yönetim kurulu başkanı Veliaht Prens Muhammed bin Selman’dı. MBS, uzmanların hazırladığı bu komite raporunu görmezden gelerek ve 2 milyar dolarlık çekin yazılması talimatını verdi. Bu hamle, Wall Street’te bir finansal yatırımdan ziyade, Kaşıkçı krizindeki destek ve ABD dış politikasında Suudi çıkarlarına sağlanan imtiyazlar için kesilmiş bir “teşekkür çeki” veya olası bir ikinci Trump dönemi için önceden yapılmış bir “ön ödeme” olarak yorumlandı. Kushner’ın fonu bu 2 milyar dolar üzerinden yılda yaklaşık 25 milyon dolar yönetim ücreti alıyor; yani tek bir yatırım bile yapmasa dahi her yıl devasa bir servet kazanmayı garantilemiş durumda.

Fakat Körfez’in Kushner’a cömertliği Suudilerle de sınırlı kalmadı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar destekli fonların da Affinity Partners’a yaklaşık 200’er milyon dolar yatırım yaptığı basına yansıdı. Katar detayı özellikle ironiktir; zira Kushner Beyaz Saray’dayken önce Katar’a yönelik Suudi ablukasını desteklemiş, ardından 666 Fifth Avenue binasının borç krizi Katar bağlantılı bir fonun şirketi kurtarmasıyla çözüldükten sonra ablukanın kaldırılmasında arabulucu olmuştu.

Kushner’ın Affinity Partners için topladığı fonların toplamı bugün 4,6 milyar dolara ulaşmış durumda. Sadece geçtiğimiz yıl Katar Varlık Fonu ve Abu Dabi merkezli Lunate bu fona 1,5 milyar dolar daha aktardı. Affinity’nin yatırımcıları, Kushner’a sadece fonu yönettiği için yılda yaklaşık 60 milyon dolar “yönetim ücreti” ödüyor. Kushner bu Körfez sermayesini kullanarak İsrail’deki holdinglere, QXO gibi devasa inşaat firmalarına, Londra merkezli dijital banka Revolut’a ve hatta Silikon Vadisi’nde yapay zekâ altyapısı kuran Brain Co. gibi girişimlere yüz milyonlarca dolar akıtıyor.

Barışın Özelleştirilmesi: Kushner İçin Diplomasi Bir Finansal Yatırım Alanı mı?

2021 yılında Beyaz Saray’dan ayrıldıktan sonra “sadece bir yatırımcı” pozisyonunda olduğunu iddia etse de Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Kushner’ın gayriresmî roller üstlendiği “gölge diplomasisi” çok daha geniş bir alana yayıldı. Şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a saldırısından sadece iki gün önce Cenevre’de en üst düzey müzakerelerdeydi; ardından Başkan Yardımcısı Vance ile birlikte İslamabad’da İran’la yapılan barış görüşmelerine katıldı. Vladimir Putin, Benjamin Netanyahu ve Volodymyr Zelensky gibi liderlerle masaya oturdu.

Trump’ın “Barış Misyonları İçin Özel Temsilciler” olarak atadığı Jared Kushner ve iş ortağı Steve Witkoff, Amerikan dış politikasını adeta şahsi bir holding gibi yönetiyor. Yakın zamanda Trump’ın bu ikiliden “benim adamlarım” diye bahsetmesi, başkanın sivil vekilleri olarak üstlendikleri sıra dışı rolü tescilledi. Ama Kushner ve Witkoff önce iş insanı, sonra diplomatlar. Örneğin Ekim 2025’te başlayan İsrail-Hamas ateşkesi, Kushner’ın Gazze’deki enkazın üzerine veri merkezleri ve gökdelenlerden oluşan parıltılı bir “özel ekonomik bölge” inşa etme vizyonuna kapı araladı.

Nitekim Financial Times‘ın haberine göre Kushner’ın danışmanlarından İsrailli teknoloji girişimcisi Liran Tancman’ın planlamasıyla Barış Kurulu (Board of Peace), Gazze ekonomisini bir “stablecoin” (sabit kura endeksli kripto para) altyapısı üzerinden yeniden inşa etmeyi planlıyor. Bu kripto para dönüşümün Filistin Para Otoritesi tarafından denetlenmemesi durumunda Gazze ve Batı Şeria ekonomileri arasındaki makas daha açılabilir ve iki bölgeyi birbirinden daha da ayırabilir. Rusya ile Ukrayna arasındaki barış taslağı ise, Ukrayna’nın yeniden inşasından ABD’nin “kârın yüzde 50’sini” almasını öngören ticari bir madde içeriyordu. Kushner ve Witkoff’un gözünde barış, uluslararası bir ideal değil, aynı zamanda siyasi nüfuzun, yatırım fırsatlarının ve yeniden inşa projelerinin kesiştiği bir “ekonomik kaldıraç” olarak beliriyor.

Dahası, Trump’ın kurduğu ve Kushner ile Witkoff’un kilit roller üstlendiği “Barış Kurulu”, Birleşmiş Milletler organlarını by-pass etmeyi amaçlayan, uluslararası meşruiyeti son derece tartışmalı bir yapı. Bu yapı üzerinden Pakistan ile yapılan New York’taki Roosevelt Oteli’nin yeniden geliştirilmesi anlaşması, doğrudan Witkoff ve Trump’ın oğullarının yönettiği kripto şirketi World Liberty Financial ile bağlantılı. Ne Kushner ne de Witkoff, Senato tarafından ataması onaylanmış, resmî diplomatlar. Uluslararası Organizasyonlar Dokunulmazlık Yasası’nın arkasına sığınarak diplomatik dokunulmazlık talep eden bu ikilinin hukuki statüsü Amerikan Kongresinde büyük tartışma yaratıyor.

Kushner’ın İsrail’deki Yatırımları ve İsrail Donanması Bağlantısı

Kushner’ın siyasi ve ticari kimliğinin en kritik parçalarından biri, şüphesiz ki İsrail’dir. Kushner ailesi, on yıllardır İsrail’deki sağcı siyasetçilerin ve yasa dışı yerleşimlerin en büyük finansörleri arasında yer alıyor. Hatta 1998’de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Kushner ailesinin New Jersey’deki evini ziyaret ettiğinde genç Jared’ın yatağında uyumuş, Jared ise o geceyi bodrum katında geçirmişti.

Trump döneminde Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yakından çalışan Kushner, Filistin meselesine geleneksel iki devletli çözüm prensiplerinden ziyade, ekonomik yatırımları önceleyen ticari bir çerçeveden yaklaştı. Filistinlilere siyasi egemenlik yerine altyapı yatırımları vadeden tartışmalı Yüzyılın Anlaşması” vizyonunun mimarı oldu. ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması ve İsrail’in ilhak politikalarına verilen diplomatik destek de Kushner’ın belirlediği stratejinin bir parçasıydı.

Kushner’ın siyasi başyapıtı ise, 2020’de imzalanan “İbrahim Anlaşmaları” (Abraham Accords) oldu. Kushner, Filistin meselesine geleneksel iki devletli çözüm prensiplerinden ziyade, ekonomik yatırımları önceleyen ticari bir çerçeveden yaklaştı. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan arasında ekonomik entegrasyon ve teknoloji paylaşımına dayalı, İran’a karşı ortak bir blok oluşturan normalleşme anlaşmalarının mimarı oldu. Filistinlilerin tamamen göz ardı edildiği bu süreç, Kushner’ın Beyaz Saray sonrasında kendi yatırım fonu üzerinden yürüteceği devasa teknoloji ve emlak anlaşmalarının altyapısını hazırlıyordu.

Affinity Partners 2023’te İsrailli araç kiralama ve finans şirketi Shlomo Group’un yüzde 15 hissesini 150 milyon dolara satın aldı. Bu hamle, İsrail ekonomisine Körfez destekli en büyük sermaye girişlerinden biri olarak kayda geçti.

Ama Shlomo Group’un otomotivin yanı sıra altyapı, inşaat ve denizcilik gibi pek çok alanda faaliyetleri bulunuyor. The New York Times‘ın haberine göre, bu yatırımı tartışmalı kılan asıl unsur, holdingin çatı şirketi Shmeltzer Holdings’in İsrail Donanması için “Sa’ar 4.5” sınıfı füze gemileri üreten tek yerli askeri tersane konumundaki “Israel Shipyards”ın stratejik ortaklarından biri olması. Kushner, “Sadece otomotiv birimine yatırım yaptım, donanma kısmına değil” açıklamasıyla tepkileri dindirmeye çalışsa da Shlomo Group’un başkanı Asi Shmeltzer’in Israel Shipyards’ın da yönetim kurulunda yer alması bu ayrımın kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Diğer bir deyişle; Suudi Arabistan, Katar ve BAE gibi Arap ülkelerinin varlık fonlarından toplanan milyarlarca dolar, İsrail ordusuna savaş gemisi üreten bir grupla ortaklığa dönüşüyor.

Kushner’ın Affinity Partners üzerinden yaptığı en büyük ve en kârlı yatırım ise tesadüf olmayan bir şekilde yine İsrail’de gerçekleşti. Kushner, İsrailli sigorta ve finans şirketi Phoenix’in yaklaşık yüzde 10’luk hissesini almak için çeyrek milyar dolar ödedi. Yatırımın, Gazze’deki savaşın sürdüğü ve bölgesel belirsizliğin zirvede olduğu Temmuz 2024’te başlaması dikkat çekiciydi. Kushner bu stratejiyi, “Çoğu kişi savaşın belirsizliği nedeniyle yatırım yapmaktan korkuyordu… Biz ise İsrail üzerine büyük bir bahis oynayalım dedik.” sözleriyle özetliyor. Kaldıraçlı işlemlerle bu yatırımdan 9 kat getiri sağladığını belirten Kushner, bölgesel krizlerin ortasında siyasi bağlantılarını büyük kârlara dönüştürmüştü.

Emlak İmparatorluğunu Büyüten Kushner’in Balkanlar’daki Projeleri

Kushner, ayrıca yakın zamanda Affinity Partners aracılığıyla Balkanlar’da, özellikle Arnavutluk ve Sırbistan’da milyarlarca dolarlık gayrimenkul projelerine girişti. Arnavutluk’ta, Soğuk Savaş döneminde askerî bir üs olarak kullanılan, doğası bozulmamış ve stratejik öneme sahip Sazan Adası’nı lüks bir ekolojik resort otele çevirmek için hükûmetle el sıkıştı. Arnavutluk Başbakanı Edi Rama bu projenin ülke turizmi için bir devrim olduğunu savunsa da çevreciler ve muhalefet askeri ve kamusal bir adanın Trump’ın damadına altın tepside sunulmasını eleştiriyor.

Sırbistan’daki proje ise siyasi açıdan çok daha yüklü. Kushner, Belgrad’ın tam kalbinde, 1999 NATO bombardımanında yıkılan ve Sırplar için tarihi bir yara ve anıt olan eski Yugoslavya Genelkurmay Başkanlığı binasının bulunduğu araziyi devraldı. Buraya devasa lüks oteller, rezidanslar ve bir anıt müze inşa etmeyi planlıyor. Bu projenin hükümet tarafından Kushner’a verilebilmesi için yerel bir yetkilinin belgede sahtecilik yaptığı iddiaları gündeme gelse de Kushner bu yasa dışı durumu, “Göz zevkini bozan bombalanmış bir bina yerine iş yaratan ve vergi ödeyen güzel bir oteliniz olabilir.” diyerek savunuyor.

Bu iki Balkan projesinin arkasındaki mimar ise hiç de tesadüfi olmayan bir isim: Trump döneminin eski Balkanlar Özel Temsilcisi ve eski Ulusal İstihbarat Direktörü Richard Grenell. Grenell, görevdeyken kurduğu siyasi baskıları ve diplomatik ilişkileri, şimdi Kushner’ın ticari yatırımları için kapı açıcı bir anahtar olarak kullanıyor. Eski bir diplomatın, temsil ettiği ülkenin eski başkanının damadına milyarlarca dolarlık arazi tahsisleri ayarlaması, Amerikan dış politikasının nasıl şahsi bir ticari araca dönüştürülebileceğinin iyi örneklerinden biri.

Ayrıca, Kushner’in 2020 yılında Miami’de Jeff Bezos ile Katar Emiri’nin de mülklerinin bulunduğu Indian Creek adasında 32 milyon dolara aldığı malikane, bugün değerini neredeyse üçe katlayarak 105 milyon dolara ulaştı.

Ahbap-Çavuş Diplomasisinin Zirvesi: Jared Kushner

Jared Kushner’ın hikâyesi, günümüzde -artık saklanmadan da yapılan- nepotizmin ve devlet gücünü şahsi servete dönüştürmenin en dikkat çekici örneklerinden biri. Kushner’ın yatırım dünyasında hâlâ dev fon yöneticileriyle kıyaslandığında sınırlı bir tecrübeye sahip “küçük bir balık” olmasına ve geçmişte bazı işlerinin iflasla sonuçlanmasına rağmen, Körfez yatırımcılarının Affinity Partners’a para aktarmaya devam etmesi, asıl yatırımın Kushner’ın “finansal zekâsına” değil, Trump hanedanlığındaki -suyun başını tutan- konumuna yapıldığı yorumlarını güçlendiriyor.

Kushner ve Witkoff gibi “özel barış girişimcileri” için diplomasi; insan hakları, egemenlik veya adalet kavramlarından çok yatırım, yeniden inşa ve nüfuz alanlarıyla birlikte ilerliyor. Bu tabloda Gazze Şeridi’ndeki yıkım bir veri merkezi ve özel ekonomik bölge fırsatına, Ukrayna’daki savaş ise yüksek kâr marjlı bir yeniden inşa ihalesine dönüşebiliyor. Kushner’ın kariyeri, Amerikan dış politikasında devlet görevi, aile bağı ve özel servet arasındaki çizgilerin nasıl silikleştiğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak duruyor.

Perspektif’le Avrupa gündemini günlük takip etmek ister misiniz? Perspektif bültenine kaydolun, Avrupa'daki gelişmeler e-posta kutunuza gelsin.

 

Mert Söyler

Bahçeşehir Üniversitesinde yeni medya ve sosyoloji lisans programlarını bitiren Mert Söyler, Bielefeld Üniversitesinde sosyoloji alanında yüksek lisans yaptı. İklim değişikliğinin göç politikalarına yansımaları ve uluslararası ekonomi politik üstüne araştırmaları olan Söyler, Perspektif redaksiyon ekibinin üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler