Kıyamet Senaryolarına Yatırım Yapan Milyarder: PayPal ve Palantir’in Kurucusu Peter Thiel Kimdir?
PayPal ve Palantir’in kurucusu Peter Thiel, teknoloji yatırımları, Trump çevresiyle kurduğu siyasi bağlar, gözetim sistemleri ve demokrasi sonrası fikirlere yakınlığıyla Silikon Vadisi’nin en tartışmalı figürlerinden biri. Kariyeri, bir başarı hikâyesinden çok; yapay zekâ, devlet, sermaye ve iktidarın iç içe geçtiği karanlık bir gelecek tahayyülünü görünür kılıyor. Peki “Rekabet ezikler içindir” diyen bu multimilyarder gerçekten ne istiyor?
Peter Andreas Thiel, bugün Amerika’da teknoloji ile siyasetin kesiştiği alanın belki de en güçlü figürlerinden biri. Etki alanı en çok Palantir, PayPal, Meta ve OpenAI gibi şirketler üzerinden bilinse de Thiel, Elon Musk kadar göz önünde olmayan; buna rağmen Donald Trump’a verdiği destekle Silikon Vadisi olarak anılan teknoloji devleri dünyasının en dikkat çekici isimlerinden biri.
Thiel’ın tartışmalı kariyeri, liberteryen siyasi görüşlerini gerekçe göstererek attığı adımlar ve kontrolsüz gücü, onun “fazla güçlü olduğu için tehlikeli”, şımarık ve ele avuca sığmaz bir milyarder olarak görülmesine yol açtı. Ancak Peter Thiel, son 20 yılda bundan çok daha fazlası olduğunu gösterdi.
Kurduğu şirketler, çocuk istismarından hüküm giymiş suçlu Jeffrey Epstein ile ortaya çıkan 2200 yazışması, mecazın ötesine taşan “Deccal” yakıştırmaları ve hükûmet bağlantıları, Thiel’ı diğer teknoloji milyarderlerinin karikatürize algısından daha uç bir noktaya taşıdı.
İnsan kapasitesini aşmayı ve ikame etmeyi hedefleyen yapay zekâ teknolojileri, milyar dolarlık medya imparatorluğu pazarlıkları ve Epstein dosyalarıyla açığa çıkan, komplo teorilerini bile yetersiz bırakacak ölçüde karmaşık istismar ağları… Son yılların ruhunu (zeitgeist) şekillendiren bu tablo içinde Peter Thiel’ın rolü dikkat çekici bir ağırlık taşıyor. Peki mahşere inanmadan kıyameti getirmeye çalışan multimilyarder Peter Thiel kimdir?
Peter Thiel’in Gençlik Yılları: Hoşgörü Politikaları Karşıtı Genç Bir Liberteryen
1967’de Almanya’da doğan Thiel, çocukluğunun bir kısmını Amerika’da, bir kısmını ise o dönem Güneybatı Afrika olarak bilinen bugünkü Namibya’da geçirdi. Genç Peter, bilim kurgunun yalnızca popüler Star Wars gibi örneklerine değil; Arthur C. Clarke, Isaac Asimov ve Robert A. Heinlein gibi bu edebiyat türünün klasik isimlerine hayranlık duyan, matematikte parlak, satrançta başarılı, klasik anlamda “inek” denebilecek bir öğrenciydi.
1977’de ailesiyle birlikte ABD’ye dönen Peter, prestijli Stanford Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra kâtiplik, menkul kıymetler avukatlığı ve konuşma yazarlığı yaptı; ardından İsviçre merkezli Credit Suisse’te türev ürünler alım-satım uzmanı olarak çalıştı.
29 yaşına geldiğinde Thiel, kendi risk sermayesi firması Thiel Capital Management’ı kurdu. İki yıl sonra ise arkadaşları Max Levchin ve Luke Nosek ile uluslararası para transferi alanını dönüştürecek PayPal’ı hayata geçirdi. Şirketin 2002 yılında eBay’e 1,5 milyar dolara satılmasına kadar PayPal’ın CEO’su olarak görev yaptı.
Zaman içinde “muhafazakâr bir liberteryen” ya da “demokrasi şüphecisi bir otoriter” gibi tanımlarla anılacak Thiel’ın iş ve hayat felsefesi, hem siyasi yatırımlarını hem de destekleyeceği teknolojileri belirleyen ana eksen hâline gelecekti.
Henüz Stanford’da öğrenciyken ilk girişimi, “politik doğruculuğun kampüsü ele geçirmesine karşı” muhafazakâr öğrenciler için alternatif bir yayın olarak kurulan The Stanford Review adlı dergi olmuştu. Okulun cinsel tacizle ilgili düzenlemelerini fazla katı bulan, çeşitlilik girişimlerini ve “Batı kültürünün mükemmelliği” fikrini sorgulayan her şeye karşı çıkan bu yayın, daha sonra Thiel’ın David O. Sacks ile birlikte yazdığı “Çeşitlilik Miti: Stanford’da Çokkültürlülük ve Hoşgörüsüzlüğün Siyaseti” başlıklı kitabın da öncüsü olacaktı.
Kıyameti Çağrıştıran Fikirleri Hem Satın Alan Hem de Pazarlayan Peter Thiel
Thiel, bu dönemde Fransız felsefeci ve antropolog Prof. René Girard’ın fikirlerinden derinden etkilendi. Girard, insanların birbirini taklit etme eğiliminin ve rekabetçi doğalarının, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin önünde engel oluşturduğunu düşünüyordu. Thiel ise bu görüşleri, zaman içinde “tekelleşmenin toplum için faydalı olabileceği” fikrine bağladı. Ona göre açgözlülükle “politik doğrucu” bir şekilde mücadele etmek, bu dünyada anlamlı işler yapan insanlara karşı kızgınlık ve kıskançlık üretmekten başka bir işe yaramıyordu.
Bununla ilgili olarak 2017’de Stanford Üniversitesinde -Sam Altman’ın konuğu- olarak katıldığı bir derste şu cümleleri sarf etmişti:
“İş dünyası tarafında saplantı derecesinde bağlı olduğum tek bir sabit fikrim var: Eğer bir şirket kuruyorsanız -yani bir şirketin kurucusu, girişimcisiyseniz- her zaman tekel kurmaya oynamak istersiniz. Her zaman rekabetten kaçınmak istersiniz; bu yüzden ‘rekabet ezikler içindir’ diyorum.”
PayPal’ın kurulmasının ardında ise yine Thiel’ın aynı fikirleri yatıyordu. “Dünyayı ele geçirmeliyiz, şimdi yavaşlayamayız.” diyordu. Thiel demokrasiyi yeteri kadar pratik bulmuyordu:
“Kuruluş aşamasındaki ilk vizyon, teknolojiyi kullanarak tüm dünyayı değiştirmek ve temelde küresel para sistemini altüst etmekti… Belirli hedefler konusunda seçim kazanamayacağımız açıktı çünkü çok küçük bir azınlıktık; ancak belki de insanları sürekli ikna etmek, onlardan ricada bulunmak ya da asla sizinle hemfikir olmayacak kişilerle tartışmak zorunda kalmadan, teknolojik araçlar sayesinde dünyayı tek taraflı olarak değiştirebilirdiniz. İşte bu yüzden, bence teknoloji siyasete karşı inanılmaz bir alternatif sunuyor.”
Thiel’a göre PayPal sayesinde paranın daha akışkan hâle gelmesi, ulus-devletlerin aşınması fikriyle yakından ilişkiliydi. Peter, bu vizyonunu çalışanlarıyla paylaştığı toplantıdan aylar sonra parasını çekip yeni projelere yelken açacak, PayPal ise halka açılacaktı.
Peter’ın radarında, yeni bir şirket kurar gibi yaklaşabileceği “yeni bir ülke” kurma fikri de vardı. Kendisine birkaç milyar dolarlık bir yatırımla bir ülkeyi “piyasaya sürmek” hakkında ne düşündüğü sorulduğunda Thiel, bütün bu ihtimalleri değerlendirdiğini söyledi. Bir ülkeyi satın almak belki kolaydı; fakat Thiel, çoktan orada yaşayan insanlarla “sıkışıp kalmak” istemiyordu. Bu yüzden açık okyanusta otonom ülkeler kurmak gibi fikirler ona cazip geliyordu.
Peter Thiel’in Demokrasiden ve Hatta Dünya Gezegeninden Kaçma Fikri
Sonraki 20 yılda Thiel, “Karanlık Aydınlanma” ve biyolojik sınırları ortadan kaldırmayı amaçlayan Transhümanizm fikrinin öncülerinden sayılmasına yol açacak yatırımlar yapacak; kıyameti hızlandıran milyarder karikatürlerine taş çıkaracak demeçler verecekti. Bu süreçte siyasetin işlevsiz ve hantal olduğuna, teknolojik ilerlemenin ise siyasetten kaçışın tek yolu olduğuna dair inancı giderek güçlendi.
Karanlık Aydınlanma düşüncesi, 2000’lerin sonlarında Silikon Vadisi’nin internet kültürü içinde filizlenmişti. Amerikalı yazılım mühendisi Curtis Yarvin ile Britanyalı filozof Nick Land, Aydınlanma’nın temel ilkeleri sayılan demokrasi, eşitlikçilik ve özgürlük gibi kavramları reddeden denemeleriyle bu fikirleri bloglar ve forumlar üzerinden yaygınlaştırdı.
Örneğin Yarvin, ülkelerin küçük şehir devletleri gibi örgütlenmesi gerektiğini ve bu yapıların vatandaşları elde tutmak için tıpkı şirketler gibi rekabet etmesi gerektiğini savunuyordu. Ona göre ülkesini yöneten hükûmeti sevmeyen kişi, sesini çıkarmak yerine ülkesini değiştirmeliydi. Kurumlar ise teknolojik yeniliklerle desteklenen hiyerarşik ve otoriter yönetim sistemleri hâline gelmeli; bu sistemler, CEO ile kral karışımı figürler tarafından yönetilmeliydi.
Teknoloji şu an yetersiz kalsa da başka bir gezegene kaçmak, alternatif sanal gerçeklikler yaratmak, sıfırdan ülkeler kurmak -ki bu projelerde insanlar başlı başına bir problem olarak görülüyordu- ve ABD dolarını merkeziyetsiz dijital paralarla değiştirmek gibi hedeflerin hepsi Thiel’ın zihninde tek bir koşula bağlıydı: Demokrasi ve bürokrasiyi atlatarak, 1970’lerden beri duraklamaya uğradığına inandığı bilimsel ilerlemeyi hızlandırmak.
Yapay zekâya duyulan heyecan bile Thiel’a göre “duraklama” argümanını güçlendiriyordu; çünkü ona göre hakkında konuşmaya değer başka büyük teknolojik gelişme kalmamıştı. Öte yandan kısa vadede Thiel’ın önünde tek bir seçenek vardı: Zaten içinde yaşadığı ülkeyi yeniden tasarlamak.
Thiel’ın ABD’deki Sopası, İsrail’in Soykırım Eşlikçisi: Palantir
Mayıs 2003’te Thiel, ismini Tolkien’ın meşhur Yüzüklerin Efendisi serisinden alan büyük veri analiz şirketi Palantir Technologies’i kurdu. Palantir, Tolkien evreninde uzak mesafeler arasında iletişim ve gözetleme sağlayan, yok edilemez sihirli kristal küreleri ifade ediyordu. Şirket de yapay zekâ ve yüz tanıma teknolojileri aracılığıyla bu “sihirli” gözetleme kapasitesini devletlerin kullanımına sunmayı vaat ediyordu. Thiel, PayPal tecrübesini burada bir satış stratejisine çevirdi. PayPal’ın dolandırıcılığı önlemede kullandığı altyapıya benzer şekilde, Palantir’in sağlayacağı sistemlerin de terörizmi önleyeceğini iddia etti. Böylece şirket, Gazze’deki soykırım dahil ABD’nin desteklediği pek çok operasyonda kilit teknolojilerden biri hâline geldi.
Palantir, kısa sürede federal kurumlar, eyalet ve yerel yönetimler, özel şirketler ve uluslararası kuruluşlardan oluşan geniş bir müşteri ağı inşa etti. ABD İstihbarat Topluluğu ve ABD Savunma Bakanlığı için; orduların, polis teşkilatlarının ve terörle mücadele analistlerinin kullandığı temel istihbarat araçlarından birine dönüştü.
Palantir’in etkisi yıllar içinde arttıkça Thiel’ın milyarder personası da daha fazla sorgulanan ve daha fazla ilgi çeken bir hâl aldı. Yapay zekâ teknolojisinin insan ırkının geleceğine, popüler mesleklere ve türlü fedakârlıklarla “okuyup hayatını kurtarmış” insanlara ne yapacağı konusunda yaygın bir endişe atmosferi oluşuyordu. Bu atmosferde Thiel’ın bir röportajda kendisine yöneltilen “İnsan ırkının devam etmesini tercih edersin, değil mi?” sorusuna önce uzun uzun tereddüt etmesi, ardından da “Bilmiyorum.” cevabını vermesi, gücünün hangi yöne doğru ilerlediğine dair soruları daha da derinleştirdi.
Palantir, Trump yönetiminin göçmen karşıtı politikalarına sağladığı altyapı ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) birimlerinin sınır dışı operasyonlarında kullanılması nedeniyle yoğun biçimde eleştirildi. Ocak 2024’te İsrail ordusuyla stratejik ortaklık yaptığını duyuran şirket, Gazze’deki soykırıma destek veren teknoloji ağının en bilinen isimlerinden biri oldu. İddialara göre Palantir yalnızca Gazze’de ABD öncülüğündeki Sivil-Askerî Koordinasyon Merkezi (CMCC) tarafından yönetilen insani yardım konvoylarının teknolojik altyapısını sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda insani yardım faaliyetlerinde çalışan kişilerin hedef alınmasını mümkün kılan sistemlerin de parçası hâline geliyordu.
Palantir’i savunanlar ise bir tür “bıçak nasıl kullanılırsa öyledir; yemek de yapabilir, insan da öldürebilirsiniz” argümanına sığınıyor. Bu görüşe göre Palantir veriyi kendisi toplamıyor, depolamıyor ya da satmıyor; yalnızca müşterilerin zaten erişime sahip olduğu verileri analiz etmelerine yardımcı olan yazılımlar sunuyor. Veriler üzerindeki kontrol ve hakların ise müşterilerde kaldığı savunuluyor.
Thiel’ın Trump Yönetimine Dair En Büyük Yatırımı: Başkan Yardımcısı JD Vance
Thiel’ın büyüyyen nüfuzu ve tesir gücü kısa sürede güncel ABD siyasetini de kuşattı. Thiel’ın şirketlerinde üst yönetimde çalışmış, yatırımlarından ve hayırseverliğinden nemalanmış kişiler Donald Trump yönetiminde kilit rollerde yerleşti. Bu isimlerin başında mevcut ABD Başkan Yardımcısı JD Vance geliyor.
ance ile Thiel, 2011 yılında Thiel’ın Yale Hukuk Fakültesi’nde verdiği bir konuşma sayesinde tanıştı. Thiel bu konuşmada teknolojik durgunluktan yakınıyor ve seçkinlerin aşırı rekabetçi kariyerlere duyduğu saplantının inovasyonu boğduğunu savunuyordu. Konuşmanın içeriğinden etkilenen Vance, daha sonra yazdığı bir yazıda bu konuşmayı Yale’de geçirdiği en önemli an olarak tanımlayacaktı. Thiel’ı bir mentor olarak benimseyen Vance, hukuk dışında bir kariyer planlamaya başladı. Sidley Austin adlı bir avukatlık firmasında iki yıl çalıştıktan sonra, hiç tecrübesi olmamasına rağmen Circuit Therapeutics adlı bir biyoteknoloji şirketinin operasyon direktörü oldu.
2016 yılına gelindiğinde ise Thiel’ın risk sermayesi şirketi Mithril Capital’e katıldı. Vance ile Thiel arasındaki ilişki yıllarca sürdü. Vance kendi sermaye şirketi Narya Capital’i kurduğunda, Peter Thiel da destek aldığı milyarderlerden biri oldu. Vance ile Thiel arasındaki ilişki yıllarca sürdü. Vance kendi sermaye şirketi Narya Capital’i kurduğunda, Peter Thiel da destek aldığı milyarderlerden biri oldu.
2021 yılında Vance’in kariyerindeki belki de en önemli değişiklik Thiel sayesinde gerçekleşti. Thiel, JD Vance’i Trump ile tanıştırdı. Bu tanışma, daha önce Donald Trump’a eleştirel yaklaşan Vance ile Trump arasındaki buzları eritti. Buna karşılık Trump, 2022’de Vance’i Senato yarışında desteklediğini açıkladı. Thiel ise Vance’in kampanyasına 15 milyon dolar bağış yaparak, ABD tarihinde tek bir Senato adayına yapılan en yüksek bağışlardan birine imza attı. Thiel ayrıca David Sacks gibi başka bağışçıları da “Vance lehine oynamaya” ikna ediyordu. Thiel’ın PayPal’ında COO olarak çalışmış olan Sacks, 2024 yılında Beyaz Saray’ın “yapay zekâ ve kripto çarı” olarak anılacak ve başkana bilim ile teknoloji konularında danışmanlık veren konseyin başına geçecekti.
Thiel’ın ABD Siyaseti ve Ekonomisine Yön Veren İlişkiler Ağı
Thiel’ın ülke yönetimine yönlendirdiği isimler bunlarla sınırlı değildi. 2011-2024 yılları arasında Palantir’de yazılım mühendisliği yapan Clark Minor, Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Direktörü olarak “bilgi güvenliği, siber güvenlik, mahremiyet ve kayıt yönetiminden” sorumlu kişi oldu. Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığının ise Palantir ile imzaladığı ihale sözleşmeleri bulunuyor.
Thiel, ayrıca kısa bir dönem Hükûmet Verimliliği Departmanı (DOGE) bünyesinde görev yapan milyarder Elon Musk ile de yakın temas hâlindeydi. Yolları PayPal döneminde kesişen bu ikilinin ilişkisi, daha sonra Thiel’ın Musk’ın kurduğu SpaceX, tünelcilik firması The Boring Company ve beyin çipi girişimi Neuralink’e erken dönemde yatırım yapmasıyla devam etti. Colin Carroll, Ryan Wunderly, Jim O’Neill, Trae Stephens ve Michael Kratsios gibi isimler de Thiel’ın Trump yönetimine dahil ettiği figürler arasında yer aldı.
Öte yandan Thiel’ın Trump yönetimine “resmen” dahil olması 2016 yılında gerçekleşti. Trump’ın yürütme komitesinin bir üyesi olarak geçiş ekibinde yer alması, Silikon Vadisi’nin teknoloji devlerinin düzenleyici denetimlerden sıyrılmasına yol açabileceği endişesini ve etik tartışmaları beraberinde getirdi. 2018 yılında Thiel, “vaftiz babası” sayıldığı ve “tek partili eyalet” diye şikâyet ettiği San Francisco’daki Silikon Vadisi’nden ayrılıp Los Angeles’a taşındı.
2020’de ise koronavirüs pandemisi döneminde Thiel Trump’ın yeniden seçilmek için yürüttüğü kampanyaya destek vermeyi bir tür ölü yatırım olarak görünce, ikilinin arası açıldı. 2024 seçimlerinden önce ise Thiel, herhangi bir adaya bağış yapmayacağını ancak Trump’a oy vereceğini açıkladı. Thiel daha sonra Vance’ın başkan yardımcısı olması için Trump’ı teşvik edecek telefon görüşmeleri yapacaktı.
Thiel ve Epstein Arasındaki İlişki: Belgelerde Açığa Çıkan 2200 Yazışma
2026 yılı ise Thiel’ı çok daha tartışmalı bir isimle yeniden ilişkilendirdi. ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi tarafından yayımlanan ve hüküm giymiş cinsel suçlu Jeffrey Epstein’ın faaliyetleriyle ilgili e-postalar, Valar Ventures’ın Epstein’dan 40 milyon dolar kabul ettiğini ve Thiel’in Epstein’ın ölümünden önceki beş yıl boyunca onunla, Brexit konusu da dahil olmak üzere, yazıştığını ortaya koydu. Thiel’ın ismi, Epstein ile yazışmaların yer aldığı dosyalarda tam 2200 kez geçiyordu.
Thiel’ın Epstein ile ilişkisi 2014 yılında başlamıştı; bu dönem, Epstein’ın cinsel suç geçmişinin ilişkili olduğu çevrelerde bilindiği bir zamana denk geliyordu.
Thiel ile Epstein’ı yakınlaştıran şey, güçlerinin satın alabildiği bütün sorumsuzlukları mümkün kılma takıntısıydı. İkisi de toplumsal hayatı sürdürülebilir kılan kuralları ve vergi gibi mekanizmaları, acilen kurtulunması gereken bir yük olarak görüyordu. Epstein’ın müşterilerine vergi kaçırma konusunda yardımcı olduğu ve kendi faaliyetlerini ABD vergi idaresi IRS’in radarından uzak tutmak için Virgin Adaları’na taşıdığı biliniyordu. Kaliforniya’da aradığı “vahayı” bulamayan Thiel ise önerilen servet vergisine karşı yürütülen bir kampanyaya 3 milyon dolar değerinde bağış yaptı.
Görünüşe göre beş yılda yapılan bu 2200 yazışma, ortak bir kıyameti hızlandırma ülküsünün uzantılarıydı.
İki isim de yaşamı uzatma ve kriyojeni, yani bedenin ya da dokuların gelecekte yeniden canlandırılabileceği umuduyla dondurulması fikrine takıntı derecesinde ilgi duyuyordu. İkisi de yanlarında sürekli dolaştırdıkları, model görünümündeki “asistan” rotasyonuyla iş dünyasında kötü bir şöhrete sahipti.
Epstein, Thiel’ın kripto para tutkusunu da paylaşıyordu. Bu, onlar için yalnızca doğru zamanda yatırım yapıp daha fazla para kazanmanın çok ötesinde bir anlam taşıyordu: İkisi de demokrasi sonrası altyapıyı inşa etmek ve onun bir parçası hâline gelmek istiyordu. Thiel bunu Palantir’in gözetim rejimi ve fonladığı distopik projelerle; Epstein ise desteklediği bilim insanları ve hükûmet çevreleriyle kurduğu ilişkiler üzerinden yapıyordu.
Jeffrey Epstein ile eski İsrail Başbakanı Ehud Barak arasında kaydedilmiş ve tam tarihi bilinmeyen bir konuşmaya göre Epstein, bir sonraki hafta Peter Thiel ile görüşmeyi umduğunu söylemişti. Epstein, Thiel’in Barak’ı Palantir’in yönetim kuruluna alabileceğini öne sürmüştü; ancak bunun gerçekten gerçekleştiğine dair herhangi bir kanıt bulunmuyordu.
Ses kaydının bir bölümünde Epstein, Thiel’den söz ederek “Peter Thiel’le hiç tanışmadım ama herkes onun sürekli oradan oraya sıçradığını ve uyuşturucu kullanıyormuş gibi çok tuhaf davrandığını söylüyor.” dedi. Eski Başbakan Barak da Epstein’ın bu değerlendirmesine katıldığını ifade etmişti.
ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalara göre, 2019 yılının Ocak ayında Epstein ile Thiel görüşme planları yapıyordu. Thiel’ın beslenme tercihleri bile Epstein ile paylaşılmıştı. Aynı yılın Ağustos ayında Epstein hücresinde hayatına son verdi.
Peter Thiel’ın “Deccal” Takıntısı Ne Anlama Geliyor?
Thiel’ın biyografisine ve yatırımlarına hızlı bir bakış, korkutucu derecede tutarlı bir resim çiziyor. Ancak Epstein’ın aksine hayatta olan ve gücünün zirvesinde bulunan bu pragmatik, endüstriler-üstü figürün gündelik hayatında sürdürdüğü çalışmalar ve yaptığı açıklamalar, içinde bulunduğumuz zamanın mimarlarına dair çok daha vahim bir hikâyenin içinde olduğumuzu gösteriyor.
Distopik bir gelecek tasavvuru sunan fikri eğilimleri nedeniyle Thiel’a yöneltilen “Deccal” yakıştırmaları, bu hikâyeyi anlamlandırmak için kullanılan kadim bir analojinin çok ötesine geçiyor. Thiel, daha önce yazdığı metinlerde ve yaptığı konuşmalarda Deccal’in mutlaka tek bir kişi olmak zorunda olmadığını, küresel bir yönetim sistemi olarak da ortaya çıkabileceğini savunuyordu. Ona göre bu sistem; yapay zekâ, iklim değişikliği ya da nükleer savaş gibi konularda insanların korkularını istismar ederek kontrolü ele geçirecekti.
Entelektüel eğilimlerinden ötürü Thiel’a yapılan Deccal yakıştırmaları bu hikayeyi anlamlandırmak için kullanılan kadim bir analojinin çok ötesinde: Thiel, daha önce yazdığı yazılarda ve yaptığı konuşmalarda Deccal’in mutlaka bir kişi olmak zorunda olmadığını, küresel bir yönetim sistemi olarak da ortaya çıkabileceğini savunuyordu. Ona göre bu sistem, yapay zekâ, iklim değişikliği ya da nükleer savaş gibi konularda insanların korkularını istismar ederek kontrolü ele geçirecekti.
Öte yandan Thiel için Deccal hareketli bir hedef gibiydi. Zira bu kozmik kötülük figürü için öne sürdüğü adaylar arasında önce 11 Eylül sonrası radikal İslam, ardından Çin Komünist Partisi ve son olarak Greta Thunberg gibi “Luddite” çevreciler ile teknolojik üstünlüğe herhangi bir sınırlama getirmek isteyen herkes yer alıyordu. “Luddite” ifadesi burada, teknolojiye ya da otomasyona karşı çıkan kişi ve hareketleri küçümseyici biçimde tanımlamak için kullanılıyordu.
Geçtiğimiz günlerde Thiel’ın Deccal üzerine Roma’da verdiği gizli dersler yeniden gündem oldu. Thiel bu konuşmaları medyaya kapalı ve yeri açıklanmayan bir mekânda gerçekleştirdi. Toplantının Papa’ya bu kadar yakın bir yerde yapılması endişe konusu oldu. Thiel’in bu konuşmalarda daha önceki tezlerini yinelediği belirtildi. Thiel’in geçmişte verdiği konferanslarda, kariyerinin ilk dönemlerinde desteklediği ve sonradan Katolikliğe geçen Başkan Yardımcısı JD Vance’in “Papa’ya fazla yakınlaşabileceği” yönünde kaygılar dile getirdiği de bildiriliyordu. Vance’i filozof René Girard ile tanıştırarak Katolikliğe yakınlaştıran isim Thiel olsa da, bu durum onun teknoloji odaklı vizyonu açısından bir tehdit olarak görülüyordu.
Thiel’ı kimilerine göre dünyanın en korkunç adamı hâline getiren şey yalnızca serveti, gücü ya da ideolojisi değil. İnsanlığın sonuna oynayan herhangi bir kumarbazdan farklı olarak Thiel, bizi şu soruyu sormaya mecbur bırakıyor: Dünyanın en güçlü ve zengin adamlarından biri, bildiğimiz anlamda kıyamet senaryolarına yatırım yaparsa ne olur?