ABD

Cornell Seven Davası: Filistin Protestosu Cinsel Saldırıdan Daha Ağır Bir Suç mu?

ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Cornell, eski bir öğrencinin yedi erkek öğrenci hakkında açtığı cinsel saldırı davasıyla son günlerde tartışmaların odağında. Dava, Cornell’in cinsel saldırı iddiaları karşısındaki tutumuyla Filistin protestolarına yönelik sert müdahaleleri arasındaki farkı da tartışmaya açtı.

Cornell Seven Davası: Filistin Protestosu Cinsel Saldırıdan Daha Ağır Bir Suç mu?
©Casimiro PT / Shutterstock.com

ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Cornell, eski bir öğrencinin yedi erkek öğrenci hakkında açtığı cinsel saldırı ve tecavüz davasıyla ülke çapında gündeme oturdu. Ekim 2024’te bir erkek öğrenci birliği evinde yaşandığı öne sürülen olayla ilgili o dönemde kimse hakkında ceza davası açılmadı. Üniversitenin kendi soruşturmasında ise mahkeme belgelerinde “Jane Doe” olarak anılan davacı öğrencinin avukatına göre suçlanan yedi kişiden yalnızca ikisi okuldan atıldı. Doe ise bir süre daha eğitimine devam ettikten sonra Cornell’dan ayrıldı.

Aynı dönemde Cornell yönetimi, Filistin’e destek gösterilerine ve üniversitenin silah şirketleriyle ilişkilerini protesto eden öğrencilere karşı çok daha sert yaptırımlara başvurdu. Öğrenciler okuldan uzaklaştırıldı, bazılarının kampüse girişi yıllarca yasaklandı, bazı eylemler polise ve adli makamlara taşındı. Uluslararası öğrenciler açısından verilen disiplin cezaları ise, ABD’deki göçmenlik statülerini de etkileyebilecek sonuçlar doğurdu.

Cornell’daki cinsel saldırı davasının iki yıl sonra yeniden gündeme gelmesi, üniversitenin bu iki olaya yaklaşımı arasındaki farkı da tartışmaya açtı. Öğrencilerden ABD Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’e ve siyasi yorumcu Hasan Piker’e kadar farklı isimler, öğrenci güvenliği ve kampüs düzenini gerekçe göstererek siyasi protestolara ağır yaptırımlar uygulayan Cornell’ın cinsel saldırı iddiaları karşısındaki tutumunu eleştiriyor.

“Cornell Seven” Davası

Olay 19 Ekim 2024 gecesi Cornell Üniversitesinin bulunduğu New York eyaletinin Ithaca kentinde başladı. Mahkeme belgelerinde Jane Doe olarak anılan 20 yaşındaki Cornell öğrencisi, bir arkadaşını görmek için Chi Phi erkek öğrenci birliğinin evine gitti.

Doe’nun Kasım 2024’te Cornell Üniversitesi Polisine verdiği ifadeye göre o gece alkol almış, Chi Phi’de bulunduğu sırada bazı cinsel eylemlere başlangıçta rıza göstermiş ve ketamin kullanmıştı. Ancak gecenin ilerleyen saatlerine ilişkin hafızasının yer yer bulanık olduğunu belirten Doe, daha sonra yaşananlara rıza göstermediğini ve cinsel saldırıya uğradığını öne sürdü. Eylül 2026’da açtığı hukuk davasında ise Chi Phi üyesi yedi öğrenciyi kendisine uyuşturucu vermek, cinsel saldırıda bulunmak ve tecavüz etmekle suçladı.

Davada öne çıkan delillerden biri, Chi Phi üyelerinin “Chi Phi Actives” adlı Snapchat grubundaki yazışmaları. Dava dilekçesine göre öğrencilerden biri gece saatlerinde gruba, diğer üyeleri Jane Doe ile cinsel ilişkiye girmeye çağıran müstehcen bir mesaj gönderdi. Doe’nun anlatımına göre gece boyunca odaya başka Chi Phi üyeleri de geldi. Ketamin kullanımının da devam ettiği gecenin ilerleyen saatlerinde Doe, kendisini giderek daha fazla uyuşmuş ve kontrolünü kaybetmiş hissettiğini anlattı. Olaylar sabah saatlerine kadar sürdü.

İlk Soruşturma Neden Sonuçsuz Kaldı?

Doe, olaydan birkaç hafta sonra Cornell Üniversitesi Polisine başvurdu. Ancak kimse gözaltına alınmadı ve Tompkins County Bölge Savcısı Matthew Van Houten da ceza davası açmadı. Van Houten’a göre Doe’nun 2024’te verdiği yeminli ifade, uyuşturucu kullanımı ve cinsel eylemlere katılımının “gönüllü, bilinçli ve rızaya dayalı” olduğunu gösteriyordu; Doe kendisine rızası dışında uyuşturucu verildiğini veya fiziksel olarak cinsel ilişkiye zorlandığını da ileri sürmemişti.

Bu değerlendirmede New York yasalarındaki rıza tanımı da etkili oldu. Eyalet yasalarına göre kişinin uyuşturucu veya alkol nedeniyle rıza gösteremeyecek durumda kabul edilmesi için bunların bazı durumlarda kendisine rızası dışında verilmiş olması gerekiyor. Dolayısıyla kendi isteğiyle alkol veya uyuşturucu aldıktan sonra rıza gösteremeyecek duruma gelen bir kişinin uğradığı cinsel saldırı, yasa kapsamında aynı şekilde değerlendirilmeyebiliyor. Bu açığı kapatmayı amaçlayan bir yasa tasarısı Haziran 2026’da New York Eyalet Senatosundan geçti.

Ancak CBS News’in daha sonra ulaştığı polis görüşmesi tutanağında Doe, gecenin ilk bölümündeki cinsel ilişkiye rıza gösterdiğini söylerken daha sonra yaşananlardan biri için “Tecavüze uğradığımdan yüzde 100 eminim.” diyor ve kendisini “tamamen ve bütünüyle etkisiz hâlde” olarak tanımlıyordu. Bu ifadeler savcının kamuoyuyla paylaştığı özette yer almazken Van Houten söz konusu tutanağı daha önce görmediğini söyledi. Ithaca Polis Departmanı da vakanın kendilerine hiç sevk edilmediğini açıkladı. Belediye Başkanı Robert Cantelmo, olayın ağırlığına rağmen Cornell yönetimi ve kampüs polisinin Ithaca Polisiyle iletişime geçmemesini eleştirdi.

Cornell ise ceza soruşturmasından ayrı olarak Title IX kapsamında kendi soruşturmasını yürüttü ve Chi Phi’nin üniversitedeki şubesini kapattı. Jane Doe’nun avukatı Thomas Giuffra’ya göre suçlanan yedi öğrenciden yalnızca ikisi okuldan atılırken diğerleri uzaklaştırma, eğitim veya atölyelere katılma ve kompozisyon yazma gibi hafif disiplin cezaları aldı. Cornell bu anlatıya itiraz ederek soruşturma sonucunda okuldan atılma ve uzaklaştırma dâhil farklı cezalar verildiğini, hiçbir öğrenciye kompozisyon yazmanın tek yaptırım olarak uygulanmadığını açıkladı. Ancak Cornell, federal öğrenci gizliliği yasalarını gerekçe göstererek yedi öğrenciden hangisinin hangi cezayı aldığını açıklamıyor. Dolayısıyla üniversitenin bazı öğrencilere okuldan atılma ve uzaklaştırma cezası verdiği bilinse de yedi öğrencinin her birine uygulanan yaptırım kamuoyuna açıklanmış değil.

İlk soruşturmanın kapsamı da eleştirilere konu oldu. NBC News’e konuşan hukukçular, bu kadar ciddi ve çok sayıda kişinin dâhil olduğu bir iddianın daha kapsamlı soruşturulması gerektiğini belirtirken New York Valisi Kathy Hochul da Cornell’ın olaya yaklaşımının bağımsız olarak incelenmesi çağrısında bulundu. Kamuoyundaki tepkilerin ardından Van Houten Eylül 2026’da ceza soruşturmasını yeniden açtı ve dosyayı büyük jüriye götürme kararı aldı.

Sanıklar Üniversitede Kalırken Mağdur Ayrılmak Zorunda Kaldı

Davaya yönelik tepkiyi büyüten unsurlardan biri de olaydan sonra Jane Doe’nun yaşadıkları oldu. Avukatı Thomas Giuffra, CNN’de Jake Tapper’a verdiği röportajda Doe’nun küçük bir kasabadan geldiğini ve varlıklı veya Cornell geçmişi olan bir aileye mensup olmadığını söyledi. Müvekkili için Cornell’e kabul edilmenin çocukluğundan beri kurduğu bir hayal olduğunu belirten Giuffra, bu hayalin “çok genç yaşta korkunç bir şekilde elinden alındığını” belirtti.

Giuffra’ya göre Doe olayın ardından Cornell’den ayrılarak evine dönmek istedi. Ailesi de üniversite için ödediği binlerce dolarlık öğrenim ücretinin iadesini talep etti. Ancak avukatın anlatımına göre Cornell yönetimi bu talebi kabul etmedi. Giuffra, bunun sonucunda Doe’nun bir dönem daha üniversitede kalmak zorunda kaldığını ve bu süre boyunca kendisini istismar ettiğini iddia ettiği öğrencilerle kampüste düzenli olarak karşılaştığını söyledi.

Cornell Üniversitesi Yönetimi ise bu iddiaya doğrudan yanıt vermek yerine, eğitimine ara vermek veya üniversiteden ayrılmak isteyen öğrencilere gerekli desteğin sağlandığını ve kaydını sildiren öğrencilere düzenli olarak ücret iadesi yapıldığını belirtmekle yetindi.

Filistin Protestocularına Üç Yıllık Kampüs Yasağı

Cornell Seven davasının yeniden gündeme gelmesi, üniversitenin cinsel saldırı iddialarına yaklaşımıyla Filistin protestolarına yönelik tutumu arasında çeşitli karşılaştırmalara yol açtı. Cornell’de 2023 ve 2024 yılları boyunca Filistin’e destek ve üniversitenin silah üreticilerindeki yatırımlarını sonlandırması talebiyle çok sayıda gösteri düzenlendi. Üniversite yönetimi bu protestolara katılan öğrencilere uzaklaştırma, kampüse giriş yasağı ve bazı durumlarda kolluk kuvvetlerine sevk gibi sert yaptırımlar uyguladı.

Nisan 2024’te Arts Quad’da Filistin yanlısı bir kamp kurulmasının ardından dört öğrenci, izinsiz kamp kurdukları ve kampı kaldırma talimatına uymadıkları gerekçesiyle geçici olarak okuldan uzaklaştırıldı. Birkaç gün sonra iki protesto organizatörüne daha uzaklaştırma cezası verildi.

Aynı yıl Eylül ayında protestolar bu kez savunma sanayii şirketlerinin katıldığı kariyer fuarına taşındı. Boeing ve L3Harris’in fuara katılmasını protesto eden 100’den fazla aktivist etkinliğin durdurulmasına neden oldu. Olayların ardından en az 15 öğrenci uzaklaştırma cezası aldı. Dört öğrencinin ise üç yıl boyunca Cornell kampüsüne girmesi yasaklandı.

Bu protesto, Jane Doe’nun Chi Phi evinde cinsel saldırıya uğradığını iddia ettiği geceden yalnızca birkaç hafta önce gerçekleşmişti.

Üstelik protestocu öğrencilerin temel taleplerinden biri olan silah şirketlerinden yatırımların çekilmesi, Cornell öğrencileri arasında geniş çaplı destek görüyordu. Öğrenciler özellikle İsrail’in Gazze’deki savaşına silah ve askerî teknoloji sağladığını belirttikleri Boeing, Lockheed Martin, L3Harris, Elbit Systems, General Dynamics ve Northrop Grumman gibi şirketlerle üniversitenin mali bağlarının kesilmesini istiyordu. 2024 baharında yapılan öğrenci oylamasında oy kullananların yaklaşık yüzde 70’i üniversitenin silah üreticilerindeki yatırımlarını geri çekmesini destekledi.

Cornell yönetiminin protestolar ve ifade özgürlüğüne yönelik tutumu 2026’da başka bir olayla da tartışma konusu oldu. Üniversite Başkanı Michael Kotlikoff, İsrail-Filistin meselesinin ele alındığı bir etkinliğin ardından, Cornell’in protesto ve ifade özgürlüğüne getirdiği kısıtlamalar hakkında kendisine soru soran öğrencilerden uzaklaşırken aracıyla bir öğrenciye ve yeni mezun bir kişiye çarptı. Farklı açılardan kaydedilen görüntülerde Kotlikoff’un aracına binerek geri manevra yaptığı, iki kişiye çarptıktan sonra olay yerinden ayrıldığı görülüyordu; iki kişi de ciddi şekilde yaralanmadı. Cornell Mütevelli Heyetinin olayın ardından oluşturduğu inceleme komitesi ise yayımladığı açıklamada yaşananların sorumluluğunu bütünüyle öğrencilerin davranışlarına yükledi.

Uluslararası Öğrenciler İçin Sonuç Daha Ağır Oldu

Cornell’in Filistin protestolarına katılan öğrencilere verdiği disiplin cezaları, uluslararası öğrenciler için ise daha ağır sonuçlar doğurdu. Öğrenci statüsünün kaybedilmesi, F-1 vizesinin ve dolayısıyla ABD’de kalma hakkının da tehlikeye girmesi anlamına gelebiliyor.

İngiltere ve Gambiya vatandaşı doktora öğrencisi Momodou Taal, önce Filistin’e destek amacıyla kurulan protesto kampı, ardından Boeing ve L3Harris gibi savunma sanayii şirketlerinin katıldığı kariyer fuarı protestosuyla bağlantılı olarak disiplin cezaları aldı. Cornell ikinci uzaklaştırma kararını daha sonra geri çekse de Taal’ın kampüse girişini yasakladı. Mart 2025’te ABD Dışişleri Bakanlığı Taal’ın öğrenci vizesini iptal etti. Trump yönetimine karşı dava açan Taal aynı ayın sonunda ABD’den ayrıldı.

Kariyer fuarı protestosuna katıldığı için geçici olarak uzaklaştırılan İngiltere ve Trinidad ve Tobago vatandaşı doktora öğrencisi Amandla Thomas-Johnson da daha sonra ABD’den ayrıldı. Thomas-Johnson, göçmenlik makamlarının kendisini aradığını ve gözaltına alınma korkusuyla aylarca saklandıktan sonra ülkeyi terk ettiğini anlattı. Üniversitenin kendisine ancak ABD’ye dönmesi hâlinde yerine getirebileceği bir asistanlık görevi teklif ettiğini söyleyen Thomas-Johnson, dönemediği takdirde doktora finansmanını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Cornell ise ABD dışında yaşayan öğrencilere asistanlık pozisyonu veremediğini açıkladı.

Böylece Cornell’ın protestolara ilişkin disiplin kararları bazı uluslararası öğrenciler açısından yalnızca kampüsten uzaklaştırılmakla sınırlı kalmadı. Taal ve Thomas-Johnson sonunda ABD’den ayrılırken eğitimleri ve akademik gelecekleri de bu süreçten etkilendi.

“Protestocular Uzaklaştırıldı, Tecavüzcüler Serbest”

Cornell Seven davasının yeniden gündeme gelmesiyle iki süreç arasındaki karşılaştırma kampüsteki tepkilere de yansıdı: Cornell kaldırımlarına tebeşirle “Cornell tecavüzcüleri koruyor” ve “Protestocular uzaklaştırılıyor, tecavüzcüler serbest kalıyor” gibi mesajlar yazıldı. Üniversitenin protestolara getirdiği kısıtlamalara gönderme yapan bir başka mesajda ise “Protestolar yasak olduğu için tebeşirle yazıyoruz” ifadeleri yer aldı.

Bu sloganlar hukuki açıdan mevcut durumu tam olarak yansıtmıyor. Cornell Seven olarak anılan yedi öğrencinin hiçbiri hakkında bugüne kadar bir ceza mahkûmiyeti bulunmuyor. Cornell da kendi soruşturmasının okuldan atılma ve uzaklaştırma dâhil çeşitli disiplin cezalarıyla sonuçlandığını belirtiyor. Ancak hangi öğrencinin hangi cezayı aldığı açıklanmadığı için üniversitenin iki olaya yaklaşımı üzerindeki tartışma devam ediyor.

Karşılaştırmayı yapanlar yalnızca öğrenciler de değil. Cornell’da yaklaşık 450 kişinin katıldığı bir etkinlikte konuşan siyasi yorumcu Hasan Piker, Filistin protestolarının bazı organizatörleriyle görüştüğünü ve bu öğrencilerden bazılarının bir yıl uzaklaştırıldığını belirterek Filistin yanlısı protestolara katılan öğrencilerin Cornell Seven vakasındaki bazı öğrencilerden daha ağır cezalar aldığını savundu.

Alexandria Ocasio-Cortez de Eylül sonunda Ithaca’da düzenlenen “Students vs. Billionaires” buluşmasında benzer bir karşılaştırma yaptı. Cornell ve diğer seçkin üniversitelerde “tecavüz, cinsel saldırı ve pedofili kültürünün” korunduğunu öne süren Ocasio-Cortez, bir öğrencinin uzaklaştırılmasının uluslararası öğrenciler açısından sınır dışı edilmeye kadar varabilecek sonuçları olabileceğine dikkat çekerken cinsel saldırıyla suçlanan öğrencilerin ise kendi ifadesiyle kapalı kapılar ardında “kompozisyon yazdığını” söyledi.

Cornell yönetimi protestolara getirdiği kısıtlamaları kampüs güvenliğinin ve üniversitenin temel faaliyetlerinin korunması ile kurallara uyulması gerekçeleriyle savunuyor. Ocak 2024’te geçici olarak yürürlüğe giren ve Mart 2025’te nihai hâli kabul edilen “Expressive Activity Policy” de yüksek ses kullanımından konuşmacıların sözünün kesilmesine, afişlerden tebeşirle yazılara kadar kampüsteki çeşitli protesto ve ifade biçimlerine ilişkin sınırlamalar getiriyor.

Cornell Seven davasının yeniden gündeme gelmesi, üniversitenin iki olaya yaklaşımı arasındaki farkı da tartışmaların merkezine taşıdı. Cornell, kampüs düzeni ve öğrenci güvenliği gerekçesiyle siyasi protestolara katılan öğrencilere uzaklaştırma ve yıllarca kampüse giriş yasağı gibi yaptırımlar uygularken, ağır cinsel saldırı iddialarıyla suçlanan yedi öğrenciye verilen cezaların tamamı hâlâ bilinmiyor.

Üstelik olayın üzerinden yaklaşık iki yıl geçtikten sonra yeniden açılan ceza soruşturması, yalnızca Cornell’ın disiplin sürecini değil, üniversitenin öğrenci güvenliği söz konusu olduğunda hangi durumlarda ve ne ölçüde müdahalede bulunduğunu da yeniden tartışmaya açıyor.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler