Hürmüz Boğazı

Akaryakıt Fiyatları Neden Daha da Yükselebilir?

Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyat kesintileri ve enerji altyapısına yönelik saldırılar, akaryakıt fiyatlarında yeni bir sıçrama riskini büyütüyor. Fiyatları dizginlemek için kullanılan stratejik rezervler de azalırken, devletlerin yeni zamları ve olası yakıt kıtlıklarını önlemek için başvurabileceği seçenekler daralıyor.

Akaryakıt Fiyatları Neden Daha da Yükselebilir?
Fotoğraf: SL Chen - Shutterstock.

Enerji giderlerinizin şimdiden yüksek olduğunu düşünüyorsanız, çok daha zor bir dönem kapıda olabilir. Orta Doğu petrolünün dünya piyasalarına ulaştırılmasında normal koşullarda başlıca güzergâh olan Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği, çatışma öncesindeki düzeyin yüzde 15’inin altında seyrediyor. İran’daki çatışmaların Şubat 2026’da başlamasından önce varil başına 65 dolar olan petrol fiyatları, eylül ortasında 100 doların üzerine çıktı.

ABD ve İsrail İran’a ilk saldırılarını düzenlediğinde, analistler petrolün varil fiyatının kısa sürede 150, hatta 200 dolara ulaşmasından endişe ediyordu. Bu henüz gerçekleşmedi. Ancak çatışmaların yedinci ayında, sona ereceğine ilişkin belirgin bir işaret de yokken, küresel petrol piyasasında fiyatları dizginlemek için başvurulabilecek önlemler artık büyük ölçüde tükenmiş durumda.

Enerji ile ulusal güvenlik arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacılar olarak, çatışmalar boyunca bu gelişmeleri takip ediyoruz. Petrol piyasası artık önemli fiyat artışlarının, hatta kıtlıkların yolda olabileceğine ilişkin işaretler veriyor.

Petrol Arzındaki Sıkışıklık Artıyor

Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına rağmen, Basra Körfezi’nden bir miktar petrol sevkiyatı yapılabildi. Suudi Arabistan, Basra Körfezi kıyısındaki Abkayk’tan karadan geçerek Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu’ya uzanan Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden sevkiyatını artırdı. Tam kapasiteyle çalıştığında günde 7 milyon varile kadar petrol taşıyabilen bu hat üzerinden genellikle günde yalnızca 4 ila 5 milyon varil petrol ihraç ediliyor.

Ancak eylül ortasında boru hattına düzenlenen ve Suudi Arabistan’ın Irak’taki İran destekli milisleri sorumlu tuttuğu saldırılar, ülkeyi bu güzergâhtaki petrol sevkiyatını geçici olarak durdurmak zorunda bıraktı. Hat, çok düşük miktarlarda da olsa yeniden faaliyete geçti. Bununla birlikte, tam kapasiteye dönmesinin en az altı ila sekiz hafta sürmesi bekleniyor. Bu kısa kesinti bile arzın zaten kısıtlı olduğu petrol piyasalarını daha da sıkıştırdı. Husilerin Kızıldeniz üzerinden yapılan petrol ihracatına yönelik yeni saldırılar düzenleme tehdidi ise fiyatlar üzerindeki yukarı yönlü baskıyı daha da artıracak.

Bu sırada Rusya’da Ukrayna’nın insansız hava aracı saldırıları rafinerilere zarar vererek motorin üretimini azalttı ve ülkeyi motorin ihracatını yasaklamaya yöneltti. Böylece, kara ve deniz yolu yük taşımacılığında önemli bir yakıt olan motorinin küresel günlük arzının yüzde 3’ü daha piyasadan çekilmiş oldu. Motorin maliyetleri arttığında, bunun sonucu dünya genelinde mal fiyatlarının yükselmesi oluyor.

Artan Maliyetlerin Etkisi Hissediliyor

ABD’de 22 Eylül’de 47 eyalette motorin fiyatları rekor seviyelere ulaştı. Ülke genelinde ortalama fiyat galon başına 6,52 dolara çıktı. Yüksek fiyatlar, Başkan Donald Trump’ı motorin ihracatını yasaklama tehdidinde bulunmaya yöneltti. Ancak analistler, böyle bir adımın küresel arz açığını derinleştirip dünya genelinde fiyatları yukarı çekerek durumu daha da kötüleştireceğini belirtiyor.

Sorun motorinle sınırlı değil. Motor yağı fiyatları dört katına çıktı ve arz sıkıntısı da kendini göstermeye başladı. Örneğin perakende zinciri Costco, motor yağı fiyatlarını neredeyse iki katına çıkarırken müşterilerin satın alabileceği miktara da sınırlama getirdi.

Bütün bunların sonucunda Amerikalılar, 2026’da akaryakıta 2025’e kıyasla çok daha fazla para harcıyor. 1 Mart ile eylül sonu arasında, bir önceki yılın aynı dönemine göre benzine 72 milyar dolar daha fazla ödediler. Motorine yapılan ek harcama ise 45 milyar doları buldu. Böylece akaryakıttaki ek maliyet toplam 117 milyar dolara ulaştı. Üstelik bu tutar, Pentagon’un eylül başı itibarıyla 45 milyar dolar olarak hesapladığı askerî harekâtın kendi maliyetine ekleniyor.

Bu şokların etkisi, dünyanın en büyük enerji üreticisi olan ABD’nin dışında daha da ağır hissediliyor. Basra Körfezi’nden yapılan ithalata ABD’den daha fazla bağımlı olan Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri, çatışmaların başlamasından kısa süre sonra ciddi biçimde etkilendi. Bu ülkelerden bazıları akaryakıtı karneye bağlamak zorunda kalırken, diğerleri yakıt tüketimini azaltmak için haftalık çalışma veya okul günlerinin sayısını düşürmek gibi acil önlemler aldı.

Bu sıkıntılar artık Avrupa’yı da ağır biçimde etkiliyor. 20 Eylül itibarıyla Fransa’daki akaryakıt istasyonlarının yaklaşık yüzde 15’inde motorin ya da benzinin tükendiği bildirildi.

Müdahale İmkânları Daralıyor

Uluslararası toplum, petrol talebini sınırlamak ve arzı artırmak için başvurabileceği önlemlerin çoğunu zaten uyguladı. Bu adımlar petrol fiyatlarındaki artışın boyutunu sınırladı, ancak yükselişi bütünüyle önleyemedi. Şimdi elde kullanılabilecek pek az araç kalmış olması, fiyatları yeni bir sıçramanın eşiğine getiriyor.

Mart 2026’da 32 ülkenin eş güdümlü girişimiyle, bu ülkelerin stratejik rezervlerinden 400 milyon varilden fazla petrol küresel piyasaya sürüldü. Bu stoklar artık önemli ölçüde azalmış durumda. Çatışmalar sürerken ülkelerin daha ne kadar petrolü piyasaya sürmeye istekli olacağı, hatta bunu yapabilecek imkânlarının kalıp kalmadığı belirsiz.

Çatışmaların başlamasından bu yana yalnızca ABD, rezervlerinden 130 milyon varil petrolü piyasaya sürdü. Böylece ülkenin rezervleri son 40 yılın en düşük seviyesine geriledi. ABD, Stratejik Petrol Rezervi’nin depolandığı tuz mağaralarının yapısal bütünlüğünü tehlikeye atmadan çok daha fazla petrolü piyasaya süremeyebilir.

Çin’in Enerji Piyasalarında Oynadığı Rol

Çin, resmî rezervlerinin yanı sıra, daha önce kamuoyuna açıklanmayan ve şimdi çok büyük miktarlarda olduğu anlaşılan ek rezervlerini de kullanıma açarak, bugüne kadar küresel petrol fiyatlarının kontrol altında tutulmasında en büyük rolü oynadı. Ülke, Şubat-Haziran 2026 arasında ham petrol ithalatını yaklaşık yüzde 50 azalttı.

Çin ekonomisinde elektrik kullanımının yaygınlaşması, bu dönemde ülkenin petrol talebinin azalmasında önemli bir rol oynadı. Çin’de yeni satılan binek otomobillerin yüzde 60’ından fazlasını elektrikli veya şarj edilebilir hibrit araçlar oluşturuyor. Ağır kamyon satışlarında da elektrikli araçların payı artık yüzde 30’a ulaşmış durumda.

Çin, ulaşım sektöründe elektrikli araçların yaygınlaşması sayesinde 2026’nın ilk yarısında petrol tüketimini günlük 1,35 milyon varil azalttı.

Diğer ülkeler de destek için Çin’e yöneliyor. Petrol piyasasındaki şoklardan korunmaya çalışan ülkelerin talebiyle Çin’in elektrikli araç, batarya ve güneş paneli ihracatı hızla arttı. Ancak sera gazı emisyonları açısından daha az olumlu bir gelişme de var: Çin, petrol ihtiyacını azaltmak ve petrokimya üretiminde alternatif bir kaynak olarak kullanmak amacıyla kömür tüketimini de artırdı.

Daha yakın vadede kaygı yaratabilecek bir gelişme ise Çin’in petrol talebinin yeniden artmaya başlaması. Ülkenin ham petrol ithalatı Ağustos 2026’da bir önceki aya göre yüzde 6,2 yükseldi. İthalat yakın zamanda çatışma öncesindeki seviyelere dönmese bile, Çin’in artan talebiyle petrol piyasasındaki arz sıkışıklığının birleşmesi, önümüzdeki birkaç hafta içinde yeni fiyat artışlarına yol açabilir.

Çin’in ticari ve stratejik rezervleri dâhil yaklaşık dört ila altı aylık ihtiyacını karşılayabilecek petrol stoku hâlâ bulunuyor. Ancak Pekin yakında stoklarını kademeli olarak yeniden artırmaya yönelebilir. Fiyatlar hızla yükselmeye devam ederse bu alımları ertelemesi de mümkün.

Önümüzdeki Dönemde Ne Olabilir?

Kendisi de önemli bir petrol üreticisi olan İran’daki çatışmaların sürmesi, Hürmüz Boğazı’ndaki petrol sevkiyatında kesintilerin devam etmesi ve İran’la bağlantılı milislerin Kızıldeniz’de deniz taşımacılığını sekteye uğratması, çatışmaların başında analistlerin öngördüğü kâbus senaryolarını yeniden gündeme getirebilir.

Bunun yalnızca pompa fiyatlarında çok daha büyük artışlara mı yol açacağı, yoksa ne kadar para ödenirse ödensin yeterli yakıtın bulunamadığı ve akaryakıt istasyonlarındaki kuyrukların sokaklar boyunca uzandığı 1970’lerdekine benzer kıtlıklara mı dönüşeceği henüz belli değil.

2026 ara seçimleri yaklaşırken Beyaz Saray, böyle bir senaryoyu ne pahasına olursa olsun önlemek isteyecektir. Ancak Trump yönetimi Stratejik Petrol Rezervi’nden zaten büyük miktarlarda petrolü piyasaya sürdü. Öte yandan, araçlar için daha sıkı yakıt verimliliği standartları veya elektrikli araç kullanımını yaygınlaştıracak teşvikler gibi petrol talebini azaltabilecek politikaları reddetti.

Gelinen noktada Trump’ın yeni fiyat şoklarının etkisini hafifletmek için başvurabileceği seçenekler oldukça sınırlı. Bu şokların etkisi yalnızca akaryakıt pompalarında değil, sandıkta da görülebilir.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 16 Eylül’de The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Joshua Busby

Joshua Busby, Austin’deki Teksas Üniversitesinde kamu politikaları profesörüdür; iklim, enerji ve jeopolitik arasındaki ilişkiler üzerine çalışmaktadır. 2021-2023 yılları arasında ABD Savunma Bakanlığında kıdemli iklim danışmanı olarak görev yapmıştır.

Yazarın diğer yazıları

Greg Pollock

Greg Pollock, Georgetown Üniversitesi Dış İlişkiler Okulunda ders vermekte; uluslararası güvenlik, iklim ve enerji politikaları üzerine çalışmaktadır. 2010-2025 yılları arasında ABD Savunma Bakanlığında çeşitli üst düzey görevlerde bulunmuştur.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler