BM Barış Gücü Bünyesindeki Cinsel İstismar Skandalları Neden Bitmiyor?
Barışı korumak için gönderildiler; kadın ve çocuklara yönelik cinsel sömürü ve istismarla suçlandılar. Birleşmiş Milletler, barış gücü askerleri hakkında otuz yılı aşkın süredir gündeme gelen bu tür vakaları önlemek için "Sıfır Tolerans Politikası" ilan etse de ne istismar iddiaları ne de cezasızlık tartışmaları sona ermiş görünüyor.
Birleşmiş Milletler Barış Gücü (Mavi Bereliler) askerlerinin görev yaptıkları ülkelerde kadın ve çocuklara yönelik cinsel sömürü ve istismarda bulunduğuna ilişkin iddialar 1990’lı yıllardan bu yana gündemde. Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nden Orta Afrika Cumhuriyeti’ne, Haiti’ye kadar farklı ülkelerde görev yapan askerler ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldı.
Artan vakalar üzerine BM 2003 yılında “Sıfır Tolerans Politikası” ilan etti. Sonraki yıllarda yeni soruşturma ve denetim mekanizmaları oluşturdu, mağdurlara yönelik destek programları başlattı ve bazı durumlarda askerlerin veya birliklerin ülkelerine geri gönderilmesinin önünü açtı. Ancak benzer vakalar ortaya çıkmaya devam ediyor. Uzayan soruşturmalar, mağdurların şikâyette bulunmasını zorlaştıran koşullar ve askerleri yargılama yetkisinin onları gönderen ülkelerde kalması, alınan önlemlerin hesap verebilirliğe dönüşmesini güçleştiriyor.
BM Neden Failleri Kendisi Yargılayamıyor?
Bir iddianın soruşturulması veya doğrulanması, failin cezai olarak yargılanacağı anlamına gelmiyor. BM, hakkında cinsel sömürü veya istismar iddiası bulunan barış gücü askerlerini soruşturabiliyor, görevden uzaklaştırabiliyor veya ülkelerine geri gönderebiliyor. Ancak askerî birliklerde görev yapan personel kendi ülkelerinin yargı yetkisi altında kalıyor. Cezai soruşturma yürütme, kişiyi yargılama ve ceza verme yetkisi askerleri gönderen ülkelere ait.
Hesap verebilirlik sorunu daha geniş BM sistemi için de geçerli. BM’nin 2025 yılına ilişkin raporunda, 2008’den bu yana cezai işlem yapılması için üye devletlere iletilen 47 vakadan yalnızca birinin mahkûmiyetle sonuçlandığı belirtiliyor. Vakaların yaklaşık yüzde 60’ında ise ilgili devletlerin soruşturmanın durumu veya yapılan işlemler hakkında BM’ye herhangi bir bilgi vermediği belirtildi.
Barış operasyonlarında ise 2024 veya daha önce bildirilen toplam 209 iddia hakkında BM, 30 üye devletten soruşturmaların durumuna ilişkin bilgi bekliyor. Doğrulanmış 62 iddiada ise 26 ülkenin ilgili asker veya polisler hakkında hangi işlemleri yaptığı henüz BM’ye bildirilmiş değil.
“Sıfır Tolerans Politikası” İlan Edilse de Cinsil İstismar Vakaları Sürdü
BM’nin 2003’te yürürlüğe koyduğu düzenlemeyle BM personelinin çocuklarla cinsel ilişkiye girmesi, para, yiyecek veya başka bir yardım karşılığında cinsel ilişki talep etmesi ve görev sırasında sahip olduğu güç ve konumu cinsel amaçlarla kullanması yasaklandı. Bugün de Barış Gücü personeline yönelik BM kurallarının temelini bu yaklaşım oluşturuyor.
Ancak politikanın ilan edilmesinden kısa süre sonra Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde ortaya çıkan vakalar, sorunun yalnızca davranış kuralları koymakla çözülemeyeceğini gösterdi. 2004 yılında ülkenin Bunia bölgesinde yürütülen BM soruşturmasında bazı barış gücü askerlerinin Kongolu kadın ve kız çocuklarıyla yiyecek veya küçük miktarlarda para karşılığında cinsel ilişkiye girdiği tespit edildi. Mağdurlar arasında 18 yaşından küçük, hatta 13 yaşında kız çocukları da bulunuyordu.
BM İç Gözetim Hizmetleri Ofisinin (OIOS) incelediği 72 iddianın bir bölümü “delil yetersizliği nedeniyle”doğrulanamasa da soruşturma, barış gücü askerleri arasında bir “cinsel sömürü düzeni” bulunduğu sonucuna vardı.
Kongo’daki vakaların ardından dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın görevlendirdiği Ürdün’ün BM Daimî Temsilcisi Prens Zeid Ra’ad Zeid Al-Hussein, kapsamlı bir strateji hazırladı. 2005’te yayımlanan “Zeid Raporu” adlı çalışmada ortak kurallar oluşturulması, profesyonel soruşturma kapasitesinin geliştirilmesi, komutanların sorumluluğunun artırılması ve failler hakkında disiplin cezalarının yanı sıra mali ve gerektiğinde cezai sorumluluğun işletilmesi önerildi.
2007 yılında BM Genel Kurulu ayrıca cinsel sömürü ve istismar mağdurlarına tıbbi ve psikososyal destek, hukuki yardım ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasını öngören bir yardım stratejisini kabul etti.
Haiti’de Çocuk İstismarı: Cezalara İlişkin Belirsizlik Sürüyor
2004-2007 yılları arasında Haiti’deki BM İstikrar Misyonu (MINUSTAH) kapsamında görev yapan Sri Lanka askerleri hakkında çocuklara yönelik cinsel sömürü ve istismar iddiaları ortaya atıldı. PassBlue’da aktarılan OIOS’un 2007 tarihli soruşturması, bu dönemde Haiti’ye gönderilen altı Sri Lanka taburunun tamamını sistematik cinsel sömürü ve istismar vakalarıyla ilişkilendirdi.
Soruşturmaya göre vakalar, askerlerin görev yaptığı farklı bölgelerde ve çoğunlukla geceleri yaşanıyordu. Çocukların küçük miktarlarda para veya yiyecek karşılığında cinsel istismara maruz bırakıldığı tespit edildi. Müfettişlerin görüştüğü çocukların tamamı yetimdi veya aileleri tarafından terk edilmişti. Çocuklar 100’den fazla askeri teşhis etti. En ağır vakalardan birinde, yaklaşık 12 yaşındaki bir kız çocuğunun farklı askerî üslerde çok sayıda asker tarafından istismar edildiği kaydedildi.
Ancak kaç kişinin cezai olarak hesap verdiği bugün dahi net değil. OIOS soruşturmasında 134 şüpheli tespit edilirken Sri Lanka daha sonra BM İşkenceyi Önleme Komitesine 23 kişinin mahkûm edildiğini bildirdi.
Sri Lanka ordusu Eylül 2026’da suçlanan askerlerin askerî mahkemede yargılandığını ve ordudan ihraç edildiğini açıkladı. Ancak kaç kişinin hangi suçtan hüküm giydiği ve ihraç dışında herhangi bir cezaya çarptırılıp çarptırılmadığı konusunda ayrıntı vermedi.
Haiti’ye Yeni Misyon Gönderilse de Benzer İstismar Vakaları Yaşandı
Aradan yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra Haiti’de görev yapan uluslararası güçler hakkında benzer vakalar ortaya çıktı. Bu kez söz konusu olan BM’ye bağlı bir barış gücü değil, Güvenlik Konseyinin yetkilendirdiği Kenya öncülüğündeki Çok Uluslu Güvenlik Destek Misyonuydu (MSS).
BM’nin 2025 yılına ilişkin raporuna göre MSS personeli hakkında bildirilen dört cinsel sömürü ve istismar iddiasının tamamı, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin soruşturmalarında doğrulandı. Ayrı bir BM raporunda mağdurlardan üçünün çocuk olduğu ve tecavüze uğradıkları, dördüncü mağdurun ise 18 yaşında olduğu belirtildi. Vakaların birinde mağdur 12 yaşındaydı.
MSS’nin yerini 2025 sonbaharında daha geniş yetkilere sahip Çetelerle Mücadele Gücü (GSF) aldı. Vakalar, gerekli soruşturma ve diğer işlemler için MSS ile GSF’ye iletildi. BM Genel Sekreteri Sözcüsü Stéphane Dujarric ise GSF’nin BM’nin doğrudan denetimi altında olmadığını belirtti. Misyonların statüleri farklı olsa da yeni vakalar, uluslararası güçlerin denetimi ve personelinin hesap verebilirliği konusundaki soruları canlı tutuyor.
İstismarı Bildiren Yetkili de Soruşturuldu
Orta Afrika Cumhuriyeti’nde 2014 yılında ortaya çıkan çocuklara yönelik cinsel istismar iddiaları, BM’nin vakalara müdahalesindeki sorunları da açığa çıkardı. M’Poko kampındaki çocukların ifadelerine dayanan bir BM raporunda, Fransa’nın Sangaris Operasyonu kapsamında ülkede bulunan askerlerin çocuklara yönelik cinsel istismarda bulunduğuna ilişkin iddialar yer aldı. Söz konusu askerler BM barış gücüne bağlı değildi ancak BM Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilen bir operasyon kapsamında ülkede bulunuyordu.
Çocukların ifadelerini içeren rapor Temmuz 2014’te BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinde görev yapan Anders Kompass’a ulaştı. Kompass belgeyi Fransız makamlarına iletti ve Fransa’da ceza soruşturması başlatıldı.
Ancak Kompass’ın kendisi de belgeyi yetkisiz şekilde paylaştığı gerekçesiyle BM tarafından soruşturuldu ve Nisan 2015’te görevinden uzaklaştırıldı. BM Uyuşmazlık Mahkemesi daha sonra bu kararı kaldırırken Kompass hakkındaki soruşturma da Ocak 2016’da, görevi kötüye kullandığı yönündeki iddialar doğrulanmadan kapatıldı.
Olayın BM içinde ele alınış biçimine yönelik eleştirilerin büyümesi üzerine dönemin Genel Sekreteri Ban Ki-moon bağımsız bir inceleme heyeti oluşturdu. İncelemede, çocukların istismara uğradığına ilişkin bilgiler BM’ye ulaşmasına rağmen misyon yönetiminin çocukların güvenli bir yere götürülmesini sağlamadığı, Sangaris güçlerinden istismarı durduracak önlemler almalarını istemediği ve iddiaları BM’nin üst kademelerine bildirmediği tespit edildi.
Rapora göre bilgiler farklı BM birimleri arasında dolaşmış ancak gerekli adımları atma sorumluluğunu üstlenen olmamıştı. Heyet BM’nin müdahalesini “parçalı ve bürokratik” olarak nitelendirirken üç BM yetkilisinin yetkilerini kötüye kullandığı sonucuna vardı. Ban Ki-moon da BM’nin vakayı gereken hız, özen ve hassasiyetle ele almadığını kabul etti.
Fransa’da yürütülen soruşturma kapsamında dört asker sorgulandı ancak dava açılmasını sağlayacak “yeterli delile ulaşılamadığı gerekçesiyle” dosya 2018’de kapatıldı. Bu karar, iddiaların asılsız olduğunun tespit edildiği anlamına gelmiyordu.
Orta Afrika Cumhuriyeti’nde yaşananların ardından BM Güvenlik Konseyi Mart 2016’da kabul ettiği 2272 sayılı kararla, cinsel sömürü ve istismar iddiaları karşısında gerekli adımları atmayan ülkelerin asker veya polis birliklerinin değiştirilmesinin ve ülkelerine gönderilmesinin önünü açtı. Aynı yıl cinsel sömürü ve istismar mağdurlarına destek sağlamak amacıyla bir fon oluşturuldu.
Yeni Denetim Mekanizmaları, Devam Eden Açıklar
António Guterres’in 2017 yılında BM Genel Sekreterliği görevine başlamasının ardından ilk hafta yeni bir strateji hazırlamak üzere üst düzey bir çalışma grubu oluşturuldu. Aynı yıl açıklanan yeni yaklaşımda mağdurların haklarının merkeze alınması, cezasızlıkla mücadele edilmesi, sivil toplum ve yerel topluluklarla iş birliği yapılması ve BM’nin vakalar konusunda daha şeffaf olması hedeflendi. Ayrıca ilk kez BM bünyesinde Mağdur Hakları Savunucusu görevlendirildi.
BM bu kapsamda personeline zorunlu eğitim vermeye ve işe alımlarda adayların geçmişini kontrol etmeye başladı. 2018 yılında oluşturulan ClearCheck veri tabanına, cinsel sömürü veya istismarda bulunduğu tespit edilen kişilerin yanı sıra haklarındaki soruşturma veya disiplin süreci tamamlanmadan BM’den ayrılanların bilgileri de kaydediliyor. Böylece bu kişilerin başka bir BM kuruluşunda yeniden işe alınmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.
2025 yılı sonu itibarıyla 43 BM kuruluşunun kullandığı sistemde 699 kişinin kaydı bulunuyordu. ClearCheck üzerinden 695 binden fazla işe alım sorgulaması yapılırken 2018’den bu yana 21 kişinin yeniden işe alınması engellendi.
Ancak BM Ortak Teftiş Biriminin (JIU) 2025 yılında yayımladığı inceleme, alınan önlemlerin kurum genelinde aynı şekilde uygulanmadığını ortaya koydu. İncelenen 28 kuruluşun yarısından fazlasında ClearCheck’in kullanımına ilişkin standart bir prosedür bulunmadığı, BM dışındaki ortak kuruluşların, tedarikçilerin ve gönüllülerin sisteme kaydedilmesi veya sistem üzerinden kontrol edilmesinin zorunlu olmadığı tespit edildi.
BM kurumları arasında cinsel sömürü ve istismarla mücadele politikalarının uygulanmasında farklılıklar bulunduğu, sorumlulukların her zaman açık biçimde belirlenmediği ve alınan önlemlerin yeterli ve sürdürülebilir kaynaklarla desteklenmediği de belirtildi.
İncelemede ayrıca 2003’te ilan edilen “Sıfır Tolerans Politikası”nın temelini oluşturan düzenlemenin bazı hükümlerinin güncelliğini yitirdiği, kullanılan tanımlar arasında farklılıklar bulunduğu ve teknoloji aracılığıyla gerçekleştirilebilecek yeni istismar biçimlerinin mevcut düzenlemede yeterince karşılık bulmadığı tespit edildi. Bunun üzerine 20 yılı aşkın süredir yürürlükte olan düzenlemenin kapsamlı biçimde yenilenmesi için çalışma başlatıldı.
Yeni düzenlemelere rağmen barış gücü personeli hakkındaki cinsel istismar iddiaları ise devam etti. Reuters’ın Ekim 2023’te bir BM kaynağı ve Kongolu bir güvenlik yetkilisine dayandırdığı haberine göre Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin doğusundaki Beni kentinde görev yapan sekiz Güney Afrikalı BM barış gücü askeri cinsel istismar suçlamaları üzerine gözaltına alındı. Kongo’daki BM Barış Gücü Misyonu MONUSCO, olayların ardından bazı askerleri görevden uzaklaştırırken Kongo makamları da ayrı bir soruşturma açacaklarını duyurdu.
Bildirim Sayısındaki Düşüş Ne Anlama Geliyor?
Aradan geçen yıllara rağmen yeni vakalar ortaya çıkmaya devam ediyor. BM Genel Sekreterinin 2024 yılına ilişkin “Cinsel Sömürü ve İstismardan Korunmaya Yönelik Özel Tedbirler” başlıklı raporuna göre barışı koruma operasyonları ve özel siyasi misyonlarda 102 cinsel sömürü ve istismar iddiası kayda geçti. Bu vakalarla bağlantılı 125 mağdur tespit edilirken bunların 27’sinin çocuk olduğu belirtildi. İddiaların büyük bölümü Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde yoğunlaştı.
2025 yılı raporunda ise barış operasyonları ve özel siyasi misyonlarda bildirilen iddiaların sayısı 51’e düştü. Bu, 2007’den bu yana kaydedilen en düşük sayı oldu. İddiaların 26’sı askerî personel, 17’si sivil personel, sekizi ise polis veya devlet tarafından görevlendirilen diğer personel hakkındaydı. Vakalarla bağlantılı 57 mağdur tespit edilirken bunların 13’ünün çocuk olduğu bildirildi. İddiaların 24’ü Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki BM misyonunda, 20’si ise Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki BM Barış Gücü Misyonu MINUSCA’da kayda geçti. Böylece bu iki misyon 2025’te bildirilen iddiaların yüzde 80’inden fazlasını oluşturdu.
Ancak BM, iddia sayısının 2024’te 102’den 2025’te 51’e düşmesinin vakaların aynı oranda azaldığı anlamına gelmeyebileceğine dikkat çekiyor. Raporda bazı misyonların küçülmesi veya kapanması, görev yapan personel sayısının azalması ve bildirimlerde yaşanan sorunların da düşüşte etkili olabileceği belirtiliyor. Nitekim Kongo’da OIOS’a yapılan bildirimler 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 70’ten fazla azalırken BM, ülkedeki güvenlik koşulları nedeniyle bildirilmeyen vakaların sayısının bilinmediğine dikkat çekiyor.
Mağdurların Yalnızca Yüzde 27’sinin Destek Aldığı Biliniyor
Barış operasyonları dışındaki BM kuruluşları ve uygulayıcı ortaklar da hesaba katıldığında mağdur sayısı yükseliyor. 2025 raporuna göre BM sistemi genelinde bildirilen vakalar 568 mağdurla ilişkilendirildi; bunların 158’i çocuktu. Rapora göre 2017-2025 yılları arasında tespit edilen mağdurların yüzde 85’ini kadınlar ve kız çocukları oluşturdu.
2025 yılında bilinen mağdurların yalnızca yüzde 27’sinin destek aldığı, yüzde 33’ünün herhangi bir destek almadığı, yüzde 40’ının ise destek alıp almadığının bilinmediği belirtildi.
İncelemede mağdurlara sağlanan desteğin BM kurumları arasında farklılık gösterdiği, yardımın kapsamı ve ne kadar süre devam edeceği konusunda ortak bir uygulamanın bulunmadığı da tespit edildi.
Benzer bir sorun, cinsel sömürü ve istismar sonucu dünyaya gelen çocukların babalık ve nafaka taleplerinde yaşanıyor. Aralık 2025 itibarıyla bu vakalarla bağlantılı toplam 1174 babalık başvurusu kayda geçti. Bunların 779’u barış operasyonlarında görev yapan personelle ilgiliydi. Bu 779 başvurunun yalnızca 24’ünde babalık tespit edilirken 512’si, yani yaklaşık yüzde 66’sı sonuçlandırılmayı bekliyordu. Diğer dosyalarda babalık doğrulanmamış veya başvuru geri çekilmişti.
İstismarın Arka Planında Irkçılık mı Var?
Cinsel sömürü ve istismar vakalarının çatışma, siyasi istikrarsızlık ve yoksulluk koşullarında yaşanması, uluslararası personelle yerel halk arasındaki güç eşitsizliğini de gündeme getiriyor. Irkçılığın bu ilişkilerdeki rolüne dair tartışmalarda öne çıkan örneklerden biri, 1993’te yaşanan “Somali Affair” skandalı.
Somali’deki uluslararası operasyonda görev yapan Kanada Hava İndirme Alayı mensupları, askerî kampa hırsızlık amacıyla girdiğinden şüphelendikleri 16 yaşındaki Shidane Arone’yi gözaltına aldı. Arone, saatler süren işkencenin ardından hayatını kaybetti. Askerî mahkemede verilen ifadeler, en az 12 askerin işkencenin bir bölümüne veya tamamına tanık olduğunu ortaya koydu. Askerlerin Arone’nin yanında çektirdiği fotoğrafların yayımlanması Kanada’da büyük tepkiye yol açtı.
Askerlerden Kyle Brown, işkence ve adam öldürme suçlarından beş yıl hapis cezasına çarptırıldı ve ordudan ihraç edildi. Skandalın büyümesiyle birlikte birliğin ırkçı tutumlarını gösteren başka görüntüler de ortaya çıktı. Sonraki soruşturmalar, görevlendirme öncesinde de ciddi disiplin sorunları ve ırkçı davranışlara ilişkin işaretler bulunduğunu gösterdi. Kanada hükûmeti 1995’te alayı lağvetti.
Somali’deki olay bir cinsel istismar vakası değildi; Arone’nin öldürülmesinde doğrudan ırkçı saik bulunduğuna dair kesin bir tespit de yapılmadı. Bununla birlikte vaka, uluslararası güçlerin yerel halka yönelik şiddetine aşağılayıcı ve ırkçı tutumların eşlik edebildiğini gösteriyor.
Çocukların Adalete Ulaşmasının Önündeki Engeller
Güç eşitsizliği, mağdurların şikâyette bulunması ve adalete ulaşması sürecinde de kendisini gösteriyor. Özellikle çocukların söz konusu olduğu vakalarda delil toplama ve ifade alma süreçleri ayrı bir önem taşıyor.
Delillerin zamanında ve doğru biçimde toplanmaması, soruşturmaların gecikmesi, çocukların defalarca ifade vermek zorunda bırakılması ve gizliliklerinin yeterince korunamaması soruşturma süreçlerini zorlaştırıyor. Misillemeye uğrama veya kendilerine inanılmaması korkusu da bazı mağdurların şikâyette bulunmasının önünde engel oluşturuyor.
BM’nin 2025 yılına ilişkin raporunda özellikle çocukların yer aldığı vakalarda deneyimli soruşturmacı eksikliğinin devam ettiği belirtiliyor. Bu sorunlar BM’nin kendi yürüttüğü soruşturmalara da yansıyor. OIOS’un cinsel sömürü ve istismar soruşturmalarını tamamlama süresi 2024’te ortalama 16,5 ay iken 2025’te 13,3 aya düştü.
Bununla birlikte 2017-2024 yılları arasında BM veya BM’nin uygulayıcı ortaklarında çalışan 3 bin 129 kişi hakkındaki iddiaların yüzde 42’si yetersiz bilgi, mağdur veya tanıkların sürece katılmaması ya da başka nedenlerle kapatıldı. 2025’te yapılan incelemede bazı disiplin süreçlerinin beş yıldan uzun sürdüğü de tespit edildi.
BM’nin başlattığı “Sıfır Tolerans Politikası” nın üzerinden 20 yıldan fazla zaman geçti. Kendi raporlarının ortaya koyduğu tablo, kuralların uygulanmasından mağdurlara desteğe ve ulusal yargı süreçlerine uzanan sorunların sürdüğünü gösteriyor. İddiaların soruşturulması, faillerin cezai olarak hesap vermesini hâlâ güvence altına almıyor. (P)