MSF Skandalı: İnsani Yardıma Ulaşmaya Çalışan Sudanlı Mülteci Kadınlar İstismar Edildi
Ulaşılan gizli iç rapora göre MSF’nin Çad’daki bazı çalışanları, Sudanlı mülteci kadınları ve kız çocuklarını yardım, iş ya da temel ihtiyaçlara erişim vaadiyle cinsel sömürüye maruz bıraktı. MSF, 59 iddianın soruşturulduğunu ve 18 personelin işten çıkarılarak kurumda yeniden çalışmasının yasaklandığını açıkladı.
Uluslararası yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (Médecins Sans Frontières – MSF), Çad’ın doğusunda, Sudan sınırı boyunca yer alan mülteci yerleşimlerinde bazı yerel ve uluslararası çalışanlarının cinsel istismar ve sömürüye karıştığını tespit etti. Associated Press’in (AP) ulaştığı gizli iç rapora göre iddialar arasında, Sudanlı mülteci kadınlara ve bazı durumlarda reşit olmayan kız çocuklarına gıda, su, süt ya da iş karşılığı cinsel ilişki teklif edilmesi de bulunuyor.
AP’nin özel haberine göre MSF’nin Temmuz 2025’te tamamlanan iç raporunda toplam 59 suistimal iddiası yer aldı. Kuruluş, soruşturmalar sonucunda 18 personelin işten çıkarıldığını ve gelecekte MSF bünyesinde yeniden çalıştırılmalarının yasaklandığını açıkladı. MSF, bazı iddiaların doğrulanamadığını ya da mağdur ve faillerin tespit edilemediğini belirtirken, tekrarlanan bazı istismar biçimlerinin potansiyel olarak organize “cinsel trafik” şüphesi doğurduğu da raporda ifade edildi.
2024’teki İlk AP Haberinin Ardından MSF Soruşturma Başlattı
MSF, soruşturmanın 2024 sonbaharında başlatıldığını duyurdu. Kuruluşa göre Sudanlı mülteci kadınlar, Çad’ın doğusundaki yerinden edilme alanlarında MSF çalışanları hakkında ciddi cinsel sömürü ve istismar iddialarında bulundu. AP’nin daha önce yayımladığı haberlerde de, Sudan’daki iç savaştan kaçan kadınların, yardım çalışanları ve yerel güvenlik unsurları tarafından para, yardım malzemelerine daha kolay erişim ya da iş vaadi karşılığında cinsel ilişkiye zorlandıklarını anlattıkları aktarılmıştı.
Gizli raporda, AP’nin haberlerinin MSF açısından “temel bir dış ihbarcı” rolü oynadığı ifade edildi. Bu ayrıntı, kuruluşun söz konusu vakaların önemli bir kısmından AP haberlerinden önce haberdar olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekiyor.
MSF, Çad’ın doğusundaki Sudanlı mülteci kamplarında en büyük yardım aktörlerinden biri konumunda. Sudan’da 15 Nisan 2023’ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasında süren savaş, yüz binlerce kişiyi komşu Çad’a sığınmak zorunda bıraktı. MSF’nin Çad’daki ekipleri sağlık hizmetleri, aşı, beslenme desteği ve acil yardım faaliyetleri yürütüyor.
Gıda, Su ve İş Karşılığı Cinsel Sömürü İddiaları
AP’nin aktardığı iç rapora göre MSF soruşturması, Sudanlı mülteciler, Çadlılar, MSF çalışanları ve sözleşmeli personeli ilgilendiren farklı istismar vakalarını kapsadı. Raporda kadın mültecilerin gıda, su ve süt gibi temel ihtiyaçlara erişim karşılığında cinsel sömürüye maruz bırakıldığı iddiaları yer aldı. Bunun yanında, iş karşılığında cinsel ilişki talep edilmesi ve bazı kadın mültecilerin, reşit olmayan kız çocukları da dahil olmak üzere, fuhşa sürüklenmesi iddiaları da soruşturuldu.
Raporda aktarılan bir vakada, günlük işçi olarak işe alındığı belirtilen yedi mülteci kız çocuğunun bir MSF aracına bindirilerek su dağıtımı ve inşaat alanlarına götürüleceklerinin söylendiği, ancak farklı bir yere götürülerek cinsel istismar ve cinsel ilişki taleplerine maruz bırakıldıkları ifade edildi.
İç raporda, bazı kadın Çadlı MSF çalışanlarının da amirleri ya da meslektaşlarıyla cinsel ilişkiyi reddetmeleri hâlinde işlerini kaybetmekle tehdit edildiği belirtildi. Raporda fail olduğu iddia edilen kişilerin hangi görevlerde çalıştığı ise açıklanmadı. MSF, mahremiyet ve güvenlik gerekçesiyle istihdam kategorilerine dair daha fazla ayrıntı paylaşmayacağını duyurdu.
MSF, işten çıkarılan 18 kişinin hangi görevlerde çalıştığına ya da kaçının yerel/uluslararası personel olduğuna dair ayrıntı paylaşmadı. AP’nin aktardığı iç raporda ise dosyanın yerel çalışanlar, uluslararası personel ve sözleşmeli çalışanları kapsadığı belirtildi.
Mağdurlar Yardımı Kaybetme Korkusuyla Sessiz Kaldı
Soruşturma kapsamında yapılan odak grup görüşmelerinde kadınlar, çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ettiklerini anlattı. Rapora göre bunun başlıca nedeni, şikâyette bulunmaları hâlinde sağlık hizmetlerine, yardıma ya da işe erişimlerinin tehlikeye gireceği korkusuydu. Bazı kadınlar ise konuşma, geri bildirim verme ya da şikâyette bulunma haklarının olduğunu bilmediklerini söyledi.
MSF çalışanları ve yerel topluluk liderleri de, istismarı bildirmeleri hâlinde işlerini ya da aldıkları yardımı kaybetmekten korktuklarını aktardı. Raporda, bazı topluluk liderlerinin kızlarının ya da kız kardeşlerinin mağdur olduğunu bildikleri hâlde MSF’ye resmi şikâyette bulunmadıkları ifade edildi.
Raporda en dikkat çekici bulgulardan biri de şikâyet mekanizmalarının etkisizliği oldu. Bazı uyarıların takip edilmediği, şikâyette bulunan bazı kişilerin yardım alamadığı ve geri bildirim kutuları gibi mekanizmaların büyük ölçüde işlevsiz kaldığı belirtildi. Bu tablo, istismarın yalnızca bireysel faillerle sınırlı olmadığını; işe alım, denetim, şikâyet ve koruma mekanizmalarında yapısal sorunlar bulunduğunu gösterdi.
“Ciddi Bir İhlal”: MSF’den Özür ve Düzeltme Sözü
MSF, 16 Haziran 2026’da yayımladığı basın açıklamasında, 2024 sonlarında Sudanlı mülteci kadınlar tarafından Çad’ın doğusunda MSF personeline yönelik ciddi cinsel sömürü ve istismar iddiaları bildirildiğini, bunun üzerine çok sayıda soruşturma ekibinin sahaya gönderildiğini duyurdu.
Kuruluş, aylar süren soruşturmalar sonucunda cinsel taciz, sömürü ve istismarı içeren 59 iddianın tespit edildiğini açıkladı. İddiaların farklı istihdam kategorilerini kapsadığı; sözleşmeli personel, günlük işçiler, dış yükleniciler ve tedarikçilerin de dosyada yer aldığı belirtildi. MSF, bazı iddiaların doğrulandığını, bazı dosyalarda ise mağdur ya da fail tespit edilemediği için iddiaların doğrulanamadığını bildirdi.
MSF Uluslararası Genel Sekreteri Laura Leyser, söz konusu davranışların “MSF’nin değerleri ve sorumluluklarının ciddi bir ihlali” olduğunu belirterek, hayatta kalanların yaşadığı acı ve zarardan dolayı derin üzüntü duyduklarını söyledi. Leyser, kuruluşun suistimali önlemek ve meydana geldiğinde kararlı biçimde yanıt vermekle yükümlü olduğunu ifade etti.
MSF, tespit edilen mağdurlara ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda psikolojik, tıbbi, hukuki ya da diğer destek türlerinin teklif edildiğini açıkladı. Kuruluş ayrıca mağdurların mahremiyeti, güvenliği ve gizliliği nedeniyle bireysel dosyalar hakkında ayrıntı paylaşmayacağını bildirdi.
İşe Alım ve Denetim Sistemleri Sorgulanıyor
AP’nin aktardığı iç rapor, MSF’nin daha önce de benzer risklerin farkında olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre 2023 yılında personel ve yerel topluluk liderlerine yönelik haftalar süren önleme eğitimleri düzenlendi, ancak yüksek personel değişimi ve acil personel ihtiyacı nedeniyle bu eğitimlerin kalıcı etkisi sınırlı kaldı.
İç notta, acil personel ihtiyacı ve referans kontrollerinin yetersizliği nedeniyle daha önce suistimal geçmişi bulunan kişilerin işe alınmış olabileceği belirtildi. Soruşturma sonucunda 18 personelin “Do Not Hire” yani “yeniden işe alınmaması gerekenler” kategorisine alındığı ya da alınmak üzere olduğu ifade edildi. Ancak rapor, özellikle yerel personel açısından bu isimlerin başka MSF projelerinde işe alınmasını engelleyecek etkili ve ortak bir sistem bulunmadığını da kaydetti.
Raporda davranış kurallarının personele daha açık biçimde iletilmesi, ciddi referans kontrollerinin yapılması ve “yeniden işe alınmaması gerekenler” için etkili bir veri tabanı oluşturulması önerildi.
MSF, soruşturma sonrasında Çad’ın doğusundaki faaliyetlerinde işe alım ve referans kontrollerini güçlendirdiğini, personel kimliklendirmesini iyileştirdiğini, şikâyet mekanizmalarını güçlendirdiğini ve projelerde istismarı tespit etmeye dönük özel kaynaklar oluşturduğunu açıkladı.
Daha Önce Benzer Uyarılar Yapılmıştı
MSF’nin iç raporunda, kuruluşun geçmişte de benzer iddialarla karşı karşıya kaldığı hatırlatıldı. Raporda, 2021’de Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Ebola salgını sırasında gündeme gelen iddialara ve 2002 yılında Batı Afrika’daki yardım çalışanları ve barış gücü unsurlarına ilişkin yaygın cinsel sömürü raporlarına atıf yapıldı.
İç notta, 2021’de de benzer teşhis ve önerilerin yapıldığı, ancak bunun “anlamlı bir değişikliğe” yol açmadığı ifade edildi. Bu tespit, Çad’daki skandalın yalnızca tekil bir saha ihlali değil, insani yardım alanında yıllardır tartışılan hesap verebilirlik ve güç asimetrisi sorunlarının devamı olarak değerlendirilmesine neden oldu.
Darfur İçin Rapor Hazırlayan MSF, Cinsel Şiddete Dikkat Çekmişti
Çad’daki iddialar, MSF’nin kısa süre önce Sudan’daki cinsel şiddete ilişkin yayımladığı kapsamlı raporu da yeniden akıllara getirdi. MSF, mart sonunda yayımladığı “Size söylemek istediğim bir şey var…” başlıklı Darfur raporunda, Sudan’daki soykırıma vardığı belirtilen iç savaşta cinsel şiddetin cephe hatlarıyla sınırlı kalmadığını; yollar, pazarlar, tarlalar ve yerinden edilme kampları dahil gündelik hayatın birçok alanına yayıldığını belirtmişti.
Rapora göre Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında Kuzey ve Güney Darfur’daki MSF destekli sağlık tesislerinde en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağduru tedavi arayışında bulundu. MSF, bu sayının gerçek tablonun yalnızca küçük bir kısmını yansıttığını, mağdurların büyük bölümünün güvenli biçimde sağlık hizmetlerine ulaşamadığını vurgulamıştı. Tedavi edilenlerin yüzde 97’sini kadınlar ve kız çocukları oluşturuyordu.
MSF’nin Sudan raporunda silahlı aktörlere cinsel şiddeti derhal durdurma ve failleri hesap vermeye zorlama çağrısı yapılırken, Çad’daki yeni bulgular kuruluşun kendi saha mekanizmalarının da benzer bir hesap verebilirlik sınavıyla karşı karşıya olduğunu gösterdi.
İnsani Yardım Alanında Güç Asimetrisi Sorunu
MSF, Çad’daki faaliyetlerine 1981 yılında başladı. Kuruluş ülkede sağlık hizmetlerindeki açıkları kapatmak ve acil insani ihtiyaçlara yanıt vermek amacıyla aşı, beslenme desteği ve genel sağlık hizmetleri sunuyor. MSF’nin Çad genelindeki programlarında 872 yerel çalışan, 81 uluslararası personel ve MSF’den mali teşvik alan 390 sözleşmesiz sağlık çalışanı görev yapıyor.
MSF, yaptığı basın açıklamasında kırılgan ve yardıma bağımlı topluluklarla çalışmanın ciddi güç dengesizlikleri yarattığını kabul etti. Çad’daki dosya, bu güç dengesizliğinin özellikle mülteciler, kadınlar, kız çocukları ve yerel çalışanlar açısından nasıl istismar edilebildiğini ortaya koydu.
Kuruluş, raporlama kanallarının güvenli, erişilebilir ve güvenilir hâle getirilmesi için çalışmaya devam edeceğini duyurdu. Ancak AP’nin ulaştığı iç raporda yer alan tespitler, yalnızca disiplin cezalarının değil; işe alımdan saha denetimine, şikâyet mekanizmalarından mağdur desteğine kadar daha kapsamlı bir kurumsal dönüşüm ihtiyacına işaret ediyor.