Futbol

Sınırlar, Vizeler ve Savaşın Gölgesinde “Amerikan Tarzı” Bir Dünya Kupası

2026 Dünya Kupası, sahadaki futbol kadar ABD merkezli vize krizleri, güvenlik uygulamaları ve İran gerilimiyle de gündemde. Turnuva, FIFA’nın “futbol dünyayı birleştirir” söylemini sınırlar, savaş ve ticarileşme tartışmalarıyla karşı karşıya bırakan, önceki örneklerden farklı bir organizasyona dönüştü.

Sınırlar, Vizeler ve Savaşın Gölgesinde “Amerikan Tarzı” Bir Dünya Kupası
22 Ağustos 2025'te FIFA Başkanı Infantino'nun Beyaz Saray ziyaretinde takdim edilen Dünya Kupası | Fotoğraf: rawpixel.com - Shutterstock.

2026 FIFA Dünya Kupası, 48 takımlı yeni formatı ve ABD, Kanada, Meksika ortak ev sahipliğiyle futbol tarihinin en geniş kapsamlı turnuvası olarak başladı. Sahada ilk hafta gollü maçlar, sürpriz beraberlikler ve yıldız oyuncuların rekorları öne çıktı. Ancak turnuvanın asıl tartışması yalnızca sportif performanslarla sınırlı kalmadı. ABD merkezli vize uygulamaları, sert güvenlik kontrolleri, İran dosyası, yüksek bilet fiyatları, sıcaklık nedeniyle getirilen sıvı molaları ve ev sahibi şehirlerdeki toplumsal gerilimler, bu Dünya Kupası’nı şimdiden alışılmış turnuvalardan ayıran başlıklar hâline geldi.

Turnuva öncesinde ve ilk maç günlerinde yayımlanan haber ve yorumlarda ortaklaşan ana tespit şu: 2026 Dünya Kupası, FIFA’nın “Futbol dünyayı birleştirir.” söyleminin, ABD’nin sınır politikaları, güvenlik rejimi ve dış politika gerilimleriyle sınandığı bir organizasyona dönüşmüş durumda. Bu çelişkinin belki de en somut örneği ise ateşkes mutabakatına varılmadan önce kıtaya gelen İran millî takımı üzerinden yaşanıyor.

ABD’ye Sadece Maç Günü Girebilen İran Millî Takımı

ABD ev sahipliğinde 1994’te düzenenleden turnuvuadan ve diğerlerinden 2026 Dünya Kupası’nı tarihî açıdan farklı kılan en önemli unsur, ev sahibi ülkelerden ABD’nin İran ile yaşadığı silahlı çatışmanın turnuvaya doğrudan yansıması oldu. İran, Dünya Kupası tarihinde ev sahibi ülkelerden biriyle savaş hâlinde olan ya da kısa süre önce savaşmış bir ülke olarak sahaya çıkan en çarpıcı örneklerden biri hâline geldi. Bu durum, İran’ın turnuvadaki varlığını sportif bir hikâyeden çok diplomatik ve güvenlik odaklı bir dosyaya dönüştürdü.

İran’ın hazırlık süreci başından itibaren olağan dışı koşullarda ilerledi. Takımın kamp merkezi, turnuva öncesinde Tucson, Arizona’dan Tijuana, Meksika’ya taşındı. İran kafilesindeki bazı görevlilere ABD vizesi verilmedi. İranlı taraftarların önemli bir kısmı seyahat kısıtlamaları nedeniyle ABD’deki maçlara katılamadı. FIFA’nın İran federasyonuna ayrılan bilet kontenjanını geri çektiği de haberlerde yer aldı. Böylece İran’ın turnuva deneyimi, yalnızca rakiplerle mücadele değil; sınır geçişleri, vize engelleri ve güvenlik protokolleriyle de şekillendi.

İran’ın Yeni Zelanda ile Los Angeles’ta oynadığı ve 2-2 biten ilk maçın ardından yaşananlar bu tabloyu daha da görünür kıldı. CNN’in aktardığına göre ABD yönetimi, İran takımının maçtan hemen sonra Tijuana’daki kamp merkezine dönmesinin baştan beri planlandığını savundu. İran Teknik Direktörü Amir Ghalenoei ise takımın geceyi California’da geçirip ertesi gün Meksika’ya dönmeyi beklediğini, ancak maçın hemen ardından uçağa binmelerinin istendiğini söyledi. Ghalenoei, “Toparlanmak için bize zaman bile vermediler.” diyerek karara tepki gösterdi.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı, İran tarafının bu şartları kabul ettiğini belirtirken, İran cephesi planlamanın kendi kontrolleri dışında şekillendiği görüşünde. Ghalenoei’nin “Kararları bizim adımıza başkaları veriyor gibi görünüyor.” sözleri, takımın yaşadığı gerilimi özetleyen ifadelerden biri oldu. İranlı futbolcular açısından bu Dünya Kupası, önceki turnuvalardaki “sevinç ve barış” atmosferinden oldukça uzak bir deneyim olarak tarif ediliyor.

dünya kupası 2026 futbol spor donald trump abd fifa amerika infantino iran savaş vize sınır millî takım takımlar

FIFA 2026 Dünya Kupası G Grubu ilk maçında İran ile Yeni Zelanda takımları, ABD’nin Los Angeles kentindeki SoFi Stadyumu’nda karşılaştı. | Fotoğraf: Tayfun Coşkun – AA.

İran Tribünlerinde Bayrak ve Marş Gerilimi

İran dosyasının bir diğer boyutu tribünlerde yaşandı. İran-Yeni Zelanda maçında çok sayıda taraftar, FIFA’nın yasağına rağmen İran İslam Devrimi öncesindeki aslan ve güneş sembollü İran bayraklarını stadyuma soktu. FIFA, bu bayrakların siyasi mesaj taşıdığı ve tribünlerde gerilime yol açabileceği gerekçesiyle mahkemeden yasaklama yönünde karar almıştı. Buna rağmen bazı taraftarlar bayrakları tribünlerde açtı; bazıları ise İran millî marşını yuhaladı.

Basına konuşan bir taraftar, devrim öncesi bayrağın “özgürlüğü” temsil ettiğini söylerken, başka taraftarlar mevcut İran bayrağı altında takımı desteklemeyi sürdürdü. Stadyumda aynı anda hem millî takımı destekleyen hem de İran’daki mevcut rejime karşı semboller taşıyan grupların bulunması, maçın politik gerilimini artırdı.

Aynı karşılaşmada “MINAB168” yazılı pankartlar da açıldı. Bu pankartların, İran’ın güneyindeki bir ilkokulda Amerikan hava saldırısında öldürülen çocuklara gönderme yaptığı belirtildi. Stadyum görevlileri bu pankartları devre arasına doğru topladı. Bir başka tribünde ise “IranMassacre” ifadeli bir pankart yer aldı.

Dünya Kupası’nda Güvenlik Prosedürleri mi, Ayrımcı Uygulamalar mı?

ABD’nin Dünya Kupası’nda uyguladığı giriş ve güvenlik politikaları yalnızca İran’la sınırlı kalmadı. Somali asıllı hakem Omar Abdulkadir Artan’ın geçerli vizesi olmasına rağmen ABD’ye alınmaması ve turnuva kadrosundan çıkarılması, büyük tepki çeken vakalardan biri oldu. Beyaz Saray Dünya Kupası Görev Gücü Direktörü Andrew Giuliani, Artan’ın ülkeye alınmamasının “çok iyi bir gerekçeye” dayandığını savundu ancak ayrıntı vermedi.

Bu olay, Trump yönetiminin Somalilere yönelik sert söylemleriyle birlikte okunduğunda daha geniş bir ayrımcılık tartışmasının parçası hâline geldi. ABD tarafı ise tüm bu uygulamaları güvenlik gerekçesiyle savunuyor. Giuliani, İran kafilesindeki bazı kişilerin doğrudan İran Devrim Muhafızları’yla bağlantılı olabileceğini öne sürerek, ABD’nin bu tür kişilerin ülkeye girişine izin vermeyeceğini söyledi. Ayrıca ABD’de oynanacak maçlarda güvenliğin “Super Bowl” düzeyinde kurulacağını, çok katmanlı kontrol noktaları ve drone karşıtı sistemlerin kullanılacağını belirtti.

Benzer tartışmalar Özbekistan ve Senegal takımları üzerinden de gündeme geldi. Özbekistan millî takımı, New York’ta oynadığı hazırlık maçı öncesinde ayrıntılı güvenlik kontrolünden geçirildi. Oyuncular ve teknik heyet el dedektörleriyle arandı, ekipmanlar incelendi. Görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından Özbekistan Dışişleri Bakanlığı ABD makamlarından açıklama istedi. Teknik Direktör Fabio Cannavaro ise uygulamanın ABD’deki standart güvenlik prosedürleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Senegal Futbol Federasyonu da oyuncularının havalimanı pistinde güvenlik kontrolünden geçirilmesine ilişkin görüntülerin tepki çekmesi üzerine açıklama yaptı. Federasyon, işlemlerin ayrımcı bir uygulama olmadığını, özel uçuşa geçişi hızlandırmak amacıyla yapılan lojistik bir düzenlemenin parçası olduğunu belirtti. Buna rağmen İran, Özbekistan ve Senegal takımlarının yaşadıkları; ayrıca Somalili hakem ve Iraklı oyuncu Aymen Hussein’in sorgulanması gibi vakalar bir araya geldiğinde, turnuvanın özellikle Müslüman, Afrika ve Orta Asya ülkeleri açısından olağan dışı bir güvenlik atmosferinde geçtiği görülüyor.

dünya kupası 2026 futbol spor donald trump abd fifa amerika infantino iran savaş vize sınır millî takım takımlar

Ülkesine geri dönen Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan’a Somali vatandaşlarından destek geldi.  Mogadişu’da düzenlenen gösteri maçı öncesinde tribünleri dolduran taraftarları selamladı. | Fotoğraf: Abuubakar Mohamed Muhidin – AA.

Infantino’nun Savunması: “Olur Böyle Şeyler: Çözüm Arıyoruz, Sakin Olun”

FIFA Başkanı Gianni Infantino, turnuva öncesinde ve ilk günlerde yöneltilen eleştiriler karşısında kurumunu savundu. Basın toplantısında FIFA’nın hükümetlerin sınır ve güvenlik politikalarını belirleyemeyeceğini söyleyen Infantino, “Dünyanın kralları değiliz.” ifadesini kullandı. FIFA Başkanı, eleştiriler karşısında “chill and relax” (sakin olun ve rahatlayın) diyerek kurumun sahne arkasında çözüm bulmaya çalıştığını belirtti.

Infantino’ya göre FIFA, özellikle İran’ın turnuvaya katılabilmesi için önemli bir diplomatik çaba yürüttü. İran’ın ABD’de oynayabilmesinin kolay bir mesele olmadığını savunan FIFA Başkanı, ABD yönetimiyle kurulan ilişkinin bu süreçte belirleyici olduğunu ima etti. Infantino, aynı konuşmada Donald Trump’a da teşekkür ederek, ABD Başkanı’nın Dünya Kupası’nın büyüklüğünü kavradığını ve organizasyonun gerçekleşmesine destek verdiğini söyledi.

Bu açıklamalar, FIFA’nın Trump yönetimiyle yakın ilişkisine yönelik eleştirileri azaltmak yerine daha görünür kıldı. Bazı yorumcular, FIFA’nın bu turnuvada yalnızca ev sahibi ülkelerin kurallarına uyum sağlamadığını, aynı zamanda ABD’nin sert güvenlik ve göç politikalarının oluşturduğu çerçeveyi normalleştirdiğini savunuyor.

Bilet Fiyatları ve Erişilebilirlik Tartışması

Turnuvanın bir diğer büyük tartışma başlığı ise bilet fiyatları. FIFA, 2026 Dünya Kupası’nın rekor düzeyde ilgi gördüğünü ve altı milyondan fazla bilet satıldığını açıklarken, taraftar örgütleri ve tüketici kuruluşları biletlerin sıradan futbolseverler için erişilemez hâle geldiğini savunuyor. Reuters’ın aktardığına göre Güney Kore-Çekya maçında açıklanan seyirci sayısı yüksek görünse de tribünlerde boş koltuklar dikkat çekti. Bu görüntüler, FIFA’nın dinamik fiyatlandırma modeli ve ticari stratejisine yönelik eleştirileri artırdı.

Meksika’da ise tartışma daha sembolik bir boyut kazandı. Dünya Kupası 40 yıl sonra ülkeye dönmüş olsa da birçok Meksikalı taraftar, yüksek bilet fiyatları, ücretli yayınlar ve sınırlı maç sayısı nedeniyle kendisini turnuvanın dışında bırakılmış hissediyor. Meksika’nın 104 maçtan yalnızca 13’üne ev sahipliği yapması, “futbol ülkesi” olarak görülen bir toplumda hayal kırıklığı yarattı. Bazı taraftarların açılış maçı için binlerce dolar ödediği, bunun da ortalama gelir düzeyiyle kıyaslandığında büyük bir uçuruma işaret ettiği belirtiliyor.

Infantino ise bilet fiyatlarını savunarak, daha ucuz satışların karaborsayı büyüteceğini ve FIFA gelirlerinin dünya futbolunun gelişimi için kullanıldığını söyledi. Ancak eleştirmenlere göre bu yaklaşım, Dünya Kupası’nın giderek daha fazla üst gelir gruplarına hitap eden bir etkinliğe dönüşmesine yol açıyor.

Tepki Çeken Su Molaları: Esas Amaç Reklam Süresi Kazanmak mı?

Kuzey Amerika yazında oynanan turnuvada aşırı sıcak da önemli bir başlık. FIFA, oyuncu sağlığını korumak amacıyla her iki yarının ortasında üçer dakikalık zorunlu sıvı molaları uyguluyor. Kurum bu kararı, sıcaklık ve nem koşullarına karşı alınmış bir güvenlik önlemi olarak savunuyor.

Ancak uygulama futbol çevrelerinde tartışma yarattı. Jürgen Klopp ve ABD Millî Takımı Teknik Direktörü Mauricio Pochettino gibi isimler, molaların her maçta zorunlu olmasını eleştirdi. Klopp, futbolun doğal akışının reklam ve yayın ritmine göre kesintiye uğratıldığını savunarak, bu uygulamanın oyuncu sağlığından çok ticari çıkarlara hizmet ettiği yönünde sert ifadeler kullandı. Pochettino ise molaların yalnızca koşullar gerçekten aşırı olduğunda anlamlı olduğunu söyledi.

Bu tartışma, 2026 Dünya Kupası’nın yalnızca siyasi ve diplomatik değil, oyun yapısı bakımından da farklı bir turnuva olduğunu gösteriyor. İklim krizi, yayın ekonomisi ve oyuncu sağlığı, bu kez doğrudan maçların ritmine müdahale eden unsurlar hâline gelmiş durumda.

dünya kupası 2026 futbol spor donald trump abd fifa amerika infantino iran savaş vize sınır millî takım takımlar

Fildişi Sahili ile Ekvador, arasındaki maçta verilen su molası. | Fotoğraf: Abdülhamid Hoşbaş – AA.

Ev Sahibi Şehirlerde Gerilim: Yoksulluk, Evsizlik ve Dışlanma Tartışmaları

Meksika’da tartışma, yalnızca yüksek bilet fiyatlarıyla değil; turnuvanın kime ait olduğu sorusuyla da büyüdü. Dünya Kupası 40 yıl sonra ülkeye dönmüş olsa da Meksika’nın 104 maçtan yalnızca 13’üne ev sahipliği yapması, birçok taraftarda “Futbol ülkesi kenara itildi.” hissi doğurdu. Reuters’ın aktardığına göre bazı Meksikalı taraftarlar açılış maçı için binlerce dolar öderken, birçok yerel izleyici ücretli yayınlar ve pahalı biletler nedeniyle turnuvayı stadyumdan değil, uzaktan takip etmek zorunda kaldı.

Bu dışlanmışlık hissi, şehirlerin turnuvaya hazırlanma biçimiyle de birleşti. Meksika’da bazı küçük işletmelerin FIFA’nın sıkı marka ve yayın kuralları nedeniyle “Dünya Kupası” adını ya da turnuvaya ait görselleri kullanmakta zorlandığı bildirildi. Monterrey çevresinde ise stadyum ve havaalanı güzergâhındaki yoksul mahallelerin duvarlarla görüş alanından çıkarılması, “kentsel dönüşüm” (gentrification) ile “yoksulluğu gizleme” arasındaki çizgiyi yeniden tartışmaya açtı. Böylece turnuva, yalnızca taraftarların erişemediği pahalı bir etkinlik değil; aynı zamanda ev sahibi kentlerin hangi yüzünün dünyaya gösterileceğine dair politik bir vitrine dönüştü.

Meksika’daki başka bir güçlü örnek ise kayıp yakınlarının Dünya Kupası açılışını protesto ve görünürlük zemini olarak kullanmasıydı. Ülkede yaklaşık 135 bin kayıp kişi için adalet talep eden aileler turnuvanın açılış günü başkent Meksiko’da yürüyüş yaptı. Bu aileler, Dünya Kupası’nın küresel ilgisini hükümetin yıllardır çözemediği kayıplar krizine dikkat çekmek için kullandı. Bu yönüyle turnuva, yerel acıları perdeleyen bir gösteri olmaktan ziyade, bazı toplumsal hareketler için seslerini uluslararası kamuoyuna duyurabilecekleri bir sahneye dönüştü.

Benzer bir gerilim ABD ve Kanada’daki ev sahibi şehirlerde evsizlik meselesi üzerinden yaşanıyor. Associated Press‘in aktardığına göre Atlanta, Dallas ve Seattle gibi şehirler Dünya Kupası öncesinde evsizliği azaltmaya yönelik programlar duyurdu; ancak bu çabalar yerel savunucular tarafından yeterli bulunmadı. Atlanta, şehir merkezindeki evsizliği azaltmak için geniş kapsamlı bir program başlatırken; Dallas’ta çadır kampların kaldırılması ve bazı kişilerin polis müdahalesiyle alandan çıkarılması eleştiri konusu oldu. Seattle’da ise Dünya Kupası öncesinde 500 geçici barınma birimi açma hedefi konulmasına rağmen, ilk aşamada yalnızca sınırlı sayıda birimin tamamlanabildiği bildirildi. Toronto ve Vancouver yönetimleri evsizleri zorla yerinden etme planları olmadığını söylese de yerel savunucular, güvenlik önlemleri ve şehir merkezlerinin “temizlenmesi” baskısının kırılgan grupları daha da görünmez hâle getirdiğini savunuyor.

İnsan hakları örgütlerinin uyarıları da bu yerel örneklerle birleşiyor. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), turnuvanın yalnızca stadyum içi güvenlik meselesi olarak ele alınamayacağını; göçmenler, taraftarlar, gazeteciler, protestocular ve ev sahibi şehirlerde yaşayan kırılgan topluluklar açısından daha geniş bir haklar dosyası olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor. Özellikle ABD’de sert göç politikaları, etnik profilleme, keyfî gözaltı, sınır dışı riski ve protesto hakkına yönelik sınırlamalar, Dünya Kupası’nın “herkes için güvenli ve kapsayıcı” olacağı yönündeki FIFA söylemiyle çelişen başlıklar olarak öne çıkıyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler