Ceuta Krizinin İspanya’ya Siyasi Maliyeti: Aşırı Sağın “İstila” Söylemi Nasıl Normalleşti?
Bir günde 50 binden fazla kişinin Ceuta’ya geçmesi ve onlarca kişinin hayatını kaybetmesi, İspanya’daki göç tartışmasının dilini bir anda değiştirdi. Sınırdan yayılan görüntüler “istila” söylemini normalleştirirken, ülkenin göçe ve çeşitliliğe açık kimlik anlatısını da aşırı sağın hedefi hâline getirdi.
Sınırın fiilen ortadan kalkmasının ardından, tek bir gün içinde 50 binden fazla göçmenin İspanya’ya bağlı küçük Ceuta bölgesine geçtiği tahmin ediliyor. Özerk bir şehir olan Ceuta (Sebte), Fas’ın kuzey kıyısında bulunuyor. İspanyol hükûmeti, göçmenlerin neredeyse tamamının daha sonra Fas’a geri döndüğünü açıkladı. 2 Ağustos itibarıyla olaylarda en az 72 kişi hayatını kaybetti. (Yeni haberlere göre sayı artmaya devam ediyor.)
İspanya’nın Kendi Kimliğini Tanımlayışı Açısından Göç Konusu
Böyle bir şeyin nasıl ve neden yaşanabildiğine dair sorular cevapsız kalırken kamuoyunun elinde yalnızca görüntüler ve fotoğraflar vardı: Ceuta’daki Tarajal Plajı’na yüzerek ulaşan, kıyıya tırmanan insanlar; tek bir gün ve gecede gelen on binlerce kişi; onlarca ölü. Bu tür görüntüler, yaşananları anlamlandıracak bilgiler ve açıklamalar olmadığında önce insanların zihnine yerleşir. Bir ülkenin göçe yönelik tutumu da büyük ölçüde bu zihinsel dünyada şekillenir.
Ceuta’daki sınır geçişi, İspanya’nın kendisi hakkında anlatmayı sevdiği olumlu hikâyelerden birini zedeliyor. Ülke, uzun yıllar süren faşist diktatörlüğün ardından, Avrupa’nın büyük bölümünde duvarlar ve sınır savunması konuşulurken kendisini göçü ve çeşitliliği kucaklayan bir yer olarak yeniden tanımlamaya çalıştı.
İspanya, Avrupa ile Afrika’nın kesiştiği noktada bulunan, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin bir araya gelmesiyle şekillenen bir ulus olduğu fikrine gerçekten inanıyor. Üstelik bu idealleri çoğu zaman uygulamaya da geçiriyor. Yalnızca altı ay önce, ülkede zaten yaşayan ve çalışan yüz binlerce göçmenin yasal oturum hakkı elde etmesinin yolunu açtı.
Ama bir ülkenin kendisine dair algısı ve toplumun genel kanaatleri, hukuki düzenlemelerden çok kültürel süreçlerin ürünü. Bunlar duygularla besleniyor. Bu yüzden yasalardan çok daha kırılgan, yanlış bilgilendirmeye ve siyasi istismara da çok daha açıklar.
Görüntüler Göç Tartışmasının Dilini Nasıl Değiştirdi?
İnsanların kullandığı kelimelere bakarak düşüncelerin gerçek zamanlı olarak nasıl değiştiğini görebiliriz. Yalnızca bir gün önce göç hakkında kullanılan kamusal dil sıradan ve tarafsızdı. Tartışmalar daha çok entegrasyon, çalışma izinleri ve yerleşik hayatın gündelik bürokratik işlemleri etrafında dönüyordu.
Ceuta’dan gelen görüntüler ise bu dili bir anda geri plana itti ve yerine çok daha sert bir söylem yerleştirdi. “İstila”, “savaş”, “sel” ve “kontrol” gibi kelimeler artık hem kamusal açıklamalarda hem de sosyal medyada öne çıkıyor.
Sıradan insanlar açısından bunun sonucu şu: Komşusu, iş arkadaşı ya da çocuğunun sınıf arkadaşının ebeveyni olabilecek bir göçmen, bir plajı geçen yüzsüz bir figüre, yalnızca bir sayıya dönüşüyor. Bir sayının ardından yas tutmak, bir insanın ardından yas tutmaktan çok daha zor. Sayılar üzerinden konuşan bir dil de acımasız görünmeden istediği kadar soğuklaşabiliyor.
Televizyon ekranlarında ve sosyal medyada tekrar tekrar gösterilen bu tür görüntüler, açıkça bir sav ileri sürmeden insanları ikna edebiliyor. Sözlü ifadelerin ikna etmesi, dinleyicinin karşılık verebileceği bir şeyler söylemesi gerekir; oysa görüntüler doğrudan işin duygusal boyutuna kestirme bir yol sunar. Konuyla ilgili herhangi bir tartışmanın başlangıç noktasını tamamen değiştirirler.
Ceuta’dan yayılan görüntüler, İspanyol hükûmetini kendisini açıklamak zorunda kalan bir konuma iterken cezalandırıcı politikaların sağduyunun doğal bir gereğiymiş gibi kabul edilmesini kolaylaştırıyor. Çarşamba günü çirkin ve sert duyulacak cümleler, cuma gününe gelindiğinde neredeyse soğukkanlı bir durum tespiti gibi algılanmaya başladı. Ilımlı bir tutum benimseyenler saf görünürken ispat yükü, kimse bunu açıkça ilan etmeden karşı tarafa geçiyor.
Ortaya çıkan tablo Avrupa’daki aşırı sağ için bulunmaz bir fırsat ve onlar bununla ne yapacaklarını çok iyi biliyor. Gerçek rakamlar hakkındaki bütün tartışmaları kaybetseler bile siyasi olarak kazançlı çıkabilirler. Çünkü amaçları, göçmenleri kabul eden bir İspanya fikrini gülünç göstermek. Başka hiçbir bilginin bulunmadığı bir ortamda videolar ve fotoğraflar bu işi büyük ölçüde onların yerine yapıyor.
“İstila” Söyleminin Normalleşmesi
İspanya’nın sağcı ana muhalefeti konumundaki Halk Partisinin (Partido Popular – PP) lideri, sınır geçişini şimdiden Sánchez hükûmetinin şubat ayında yürürlüğe koyduğu kitlesel düzenlileştirme politikasıyla ilişkilendirdi. Üstelik bu politikanın bir “çekim etkisi” yarattığını öne sürdü; ama bu iddiayı destekleyen herhangi bir kanıt bulunmuyor.
İspanya’nın aşırı sağcı Vox partisinin lideri ise daha da ileri giderek; gelenleri, askerlik çağındaki erkeklerin gerçekleştirdiği bir “istila” olarak tanımladı. Amerikalı iş insanı Elon Musk da aynı söylemi benimsedi ve görüntüleri 2013 yapımı zombi filmi World War Z’deki bir sahneye benzetti.
Fakat aşırı sağ için bu mesele, sıradan bir gündem maddesi olmanın çok ötesinde. Kullandıkları dil kulağa aşırı gelmeyi bıraktığı an, ana akım sağ da zayıf görünmemek için aynı terimlerle karşılık vermek zorunda kalıyor. Tartışmanın ekseni bir kez kaydığında, İspanya’nın açık ve kucaklayıcı bir ülke olduğu yönündeki imajını savunan herkes bir anda savunma pozisyonuna düşüyor ve daha tek kelime etmeden adeta kendisini savunmak zorunda kalıyor.
Ceuta olayının ardından İspanya’nın asıl kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu şey işte bu: Göçmenlere kucak açma ve farklılıkları benimseme hikayesini, öncesinde mahcup bir şekilde özür dilemek zorunda kalmadan anlatabilme özgürlüğü.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 31 Temmuz’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.