Ukrayna Savaşı

Dört Yıllık Sessizliğin Ardından Yirmi Dakikalık Diplomasi: Berlin Moskova’yla Neden Şimdi Konuştu?

Berlin’in dört yılı aşkın bir aradan sonra Moskova’yla bakanlar düzeyinde kurduğu temasın arkasında, ABD’nin yürüttüğü Ukrayna müzakerelerinin dışında kalma kaygısı var. Somut bir uzlaşma sağlamayan görüşme, Avrupa’nın masada yer alma talebini görünür kılarken Alman iç siyasetinde Rusya’yla diyaloğun imkânları ve sınırları üzerine tartışmayı da büyütüyor.

Dört Yıllık Sessizliğin Ardından Yirmi Dakikalık Diplomasi: Berlin Moskova’yla Neden Şimdi Konuştu?

26 Eylül Cumartesi günü New York’taki Birleşmiş Milletler binasında, Rus heyetinin ayarladığı bir toplantı odasında Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile Rus mevkidaşı Sergey Lavrov yaklaşık yirmi dakika karşı karşıya oturdu. Görüşme bir el sıkışmayla bitti. İki ülkenin dışişleri bakanları en son Ocak 2022’de baş başa görüşmüştü. O günkü diplomasi masasının Alman tarafında Annalena Baerbock (Yeşiller) vardı ve Rus tanklarının Ukrayna sınırını geçmesine haftalar kalmıştı.

Dışişleri Bakanı Lavrov’un bu kez yaptığı değerlendirme pek diplomatik sayılmazdı. Berlin’in pozisyonunun zaten bilindiğini, bunun telefonla da iletilebileceğini, yeni bir şey duymadığını söyledi. Ardından Genel Kurul kürsüsüne çıkıp Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı sürdüreceğini ilan etti.

Durup bir soralım. Dört buçuk yılı aşkın süredir bu düzeyde bir görüşme yapmayan Berlin, üstelik Rusya’nın Bonn’daki başkonsolosluğunu kapattıktan sekiz gün sonra neden görüşme talep etti? Talebin Alman tarafından geldiğini Moskova da özenle duyurdu.

Cevap vermek adına takip edilebilecek ilk iz, New York’taki görüşmeden üç hafta önce başka bir şehirde beliriyor.

Sekiz Kez Moskova, Bir Kez Kiev

5 Eylül’de ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner, Moskova’da Vladimir Putin’le görüştü. Ertesi gün ikili trenle Kiev’e geçti. Washington’ın arabuluculuğundaki süreç yaklaşık sekiz aydır donmuştu. Yılın başında Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) yapılması planlanan görüşme turu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askerî harekâtının gölgesinde ertelenmişti. Geçtiğimiz eylül ayındaki ziyaret, dosyanın yeniden masaya geldiğinin işaretiydi.

Kiev ayağının bir ayrıntısı Berlin’in kaygısını ele veriyor. İki Amerikalı temsilci Moskova’ya o güne kadar sekiz kez gitmişti; Kiev’de ise ilk kez görüşme yapıyorlardı. Kiev’deki toplantıda Almanya, Fransa ve İngiltere’nin ulusal güvenlik danışmanları da hazır bulundu.

Putin’le yapılan görüşmede ise Avrupalı bir yetkili yoktu. Bu durumu şöyle düşünün: Avrupa bu savaşın bir tarafının odasına girebiliyor, öbür tarafınkine giremiyor. Oysa anlaşma günün birinde imzalanırsa faturanın büyük kısmı Avrupa’ya çıkacak. Yaptırımların hangi hızla gevşeyeceği, Ukrayna’ya kimin güvenlik garantisi vereceği ya da yeniden inşayı kimin finanse edeceği Berlin’in, Paris’in ve Brüksel’in bütçelerini doğrudan ilgilendiriyor. Metni ise başkaları yazıyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Wadephul görüşmeden sonra niyetini saklamadı. Amaçlarından birinin Avrupa’nın er ya da geç müzakere masasında yer alması gerektiğini göstermek olduğunu söyledi. Ukrayna’nın geleceğine Ukraynalıların karar vereceğini de ekledi.

Avrupalı meslektaşlarına da Rusya’yla temasın bütünüyle Washington’a bırakılmaması gerektiğini anlattı. Görüşmenin zamanlamasını açıklayan ilk etken, işte Washington’ın bu girişimi. Amerikan kanalı yeniden işlemeye başladığı an, o kanalın dışında kalmanın maliyeti Berlin için somut bir hâl aldı.

Rusya Almanya’daki Son Temsilciğini Kapatırken New York’ta Görüşmesi Neyi Değiştirdi?

Takvime biraz daha yakından bakalım. 4 Ağustos’u 5 Ağustos’a bağlayan gece Leipzig-Halle Havalimanı’nda Ukrayna’ya ait bir Antonov kargo uçağının yanında patlayıcı yüklü bir insansız hava aracı bulundu. Alman hükûmeti 1 Eylül’de saldırı girişimini resmen Rusya’ya bağladı.

Arkası çabuk geldi. Rusya’nın Almanya’daki son başkonsolosluğu olan Bonn temsilciliği 18 Eylül itibarıyla kapandı, Berlin’deki Rus Evi’nin sözleşmesi feshedildi ve Rus vatandaşlarına yönelik giriş kontrolleri sıkılaştırıldı.

Leipzig’in seçilmesi tesadüf gibi durmuyor. Alman makamları girişimi NATO’nun stratejik hava taşımacılığını hedef alan bir sabotaj olarak değerlendiriyor. Böyle bir hedef, Ukrayna’ya verilen desteğin maliyetini Alman topraklarına taşımayı ve Alman kamuoyunun sabrını sınamayı amaçlıyor olabilir.

Bu sabrın sınandığı yerlerden biri de sokak. Wadephul New York’tayken Almanya’da gençler zorunlu askerliğin geri dönme ihtimaline karşı yürüyordu. Rusya meselesi Alman seçmeni için uzak bir dış politika dosyası olmaktan çıkıp evdeki gençlerin geleceğine dokunan bir soruya dönüşüyor.

Aynı ay içinde hem kapı kapatıp hem de karşı tarafla masaya oturmak ilk anda tutarsız görünebilir. Soğuk Savaş diplomasisini hatırlayanlar içinse pek şaşırtıcı sayılmaz. Gerilim tırmandıkça yanlış hesap riskini azaltacak doğrudan hatlara duyulan ihtiyaç da artar.

Wadephul’ün Lavrov’a söyledikleri de pazarlıktan çok bir uyarıya benziyordu. Rusya’dan Almanya’ya, Avrupa’ya ve NATO’ya karşı gerilimi tırmandırmaktan vazgeçmesini istedi, havalimanı saldırısını bizzat gündeme getirdi ve bu girişimin Almanya’nın Ukrayna’ya desteğini zayıflatmayacağını söyledi.

Görüşmenin hemen ardından Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga’yı bilgilendirdi. Bu, Kiev’e verilmiş bir güvenceydi. Berlin arka kapıdan ayrı bir pazarlık yürütmediğini göstermek istiyordu.

Lavrov’un “telefonla da söylenebilirdi” iğnelemesi teknik açıdan belki doğru. Ne var ki yüz yüze iletilen bir uyarı, bir büyükelçinin getirdiği notla aynı ağırlığı taşımıyor. Berlin cezayı ve diyaloğu aynı çantaya koydu.

Wadephul’ün kendi savunması ise sade: “Bir noktada birbirimizle konuşmak zorunda kalacağız.” Avrupa basınında zamanlamayı sorgulayanlar da çıktı; Moskova’nın saldırı girişimleriyle suçlandığı günlerde bu adımın neden atıldığını sordular.

Almanya-Rusya Temasından Kim Ne Anlam Çıkardı?

Görüşmenin nasıl ortaya çıktığı ayrı bir hikâye. Wadephul’e göre başka ülkelerden meslektaşları Berlin’e Moskova’nın diyaloğa hazır olduğunu iletmişti. Kapıyı aralayan sinyal bir bakıma Rusya’dan geldi.

Gelgelelim Alman bakan içeri girer girmez Moskova’nın dili sertleşti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova görüşmeyi Almanların istediğini ısrarla vurguladı. Rus basınına konuşan bir diplomat da Wadephul’ün bu teması Şansölye Friedrich Merz’in anketlerde gerileyen desteğini artırmak için istediğini ileri sürdü.

Kremlin’in beklentisi kabaca şu cümleye sığıyor: “Kapımıza gelen Avrupa, pazarlığı Washington’la yürütüyoruz.”Moskova’nın işine gelen, sandalye sayısının artmaması. Avrupalıları diyalog talep eden ama elinde teklif bulunmayan taraf gibi göstermek, Amerikan temsilcilerine de dolaylı bir mesaj gönderiyor.

AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ocak ayında tam da bu riske dikkat çekmişti. Avrupa’nın Rusya’ya “bizimle konuşun” diye giden taraf olmaması gerektiğini, Moskova’ya Amerikalıların verdiğinden fazlasını sunamayacaklarını söylemişti. Eylülde yaşananlar bu uyarıyı kısmen doğruladı.

Lavrov’un Almanya’yı Ukrayna’nın baş destekçisi olmakla suçlaması da bu açıdan okunmalı. Kiev’e en büyük desteği veren Avrupa başkentlerinin başında gelen Berlin’i küçük düşürmek, Moskova için desteğin merkezine doğrudan seslenmenin bir yolu. Paris ya da Roma’yla yapılacak benzer bir görüşme bu kadar sembolik bir değer taşımazdı. Buna rağmen Berlin’in eli boş döndüğünü söylemek zor. Kazancı başka bir yerde, Almanya’nın ve Avrupa’nın kendi iç tartışmasında yatıyor olabilir.

Merz ocak ayında Rusya’yı “bir Avrupa ülkesi” olarak tanımlamış, Macron ile Meloni de Avrupa’nın Moskova’yla konuşma zamanının geldiğini savunmuştu. Şubatta Berlin, Putin’in azami taleplerini gerekçe göstererek doğrudan görüşmelere mesafeli durdu. O günden bu yana iç siyasetin ısısı da yükseldi. AfD eylülde Mecklenburg-Vorpommern’de birinci parti oldu, Aşağı Saksonya’da oylarını üçe katladı. Rusya’yla konuşma talebi de uzun zamandır büyük ölçüde AfD ve BSW’nin sahiplendiği bir başlık.

Estonya ise Rusya rotasını değiştirmeden ilişkileri onarmanın geçmişteki hataları tekrarlamak olacağı uyarısında bulundu. Avrupa bu konuda tek ses çıkarmıyor. AB içinde ortak bir özel temsilci atanması da şubatta gündeme gelmiş, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb gibi isimler anılmıştı.

Hükûmetin Rusya ile Temas Kurmasını Destekleyen Tek Parti: AfD

New York görüşmesi Berlin’deki saflaşmayı da görünür kıldı. Wadephul’ün kendi partisi CDU’nun dış politikadaki tanınmış isimlerinden Roderich Kiesewetter görüşmeyi eleştirdi; Almanya’nın bir “özel yol” izlediği izlenimi yarattığını ve yanlış umutlar doğurduğunu söyledi. Koalisyon ortağı SPD’den Ralf Stegner ise görüşmeyi savundu, bu tür meselelerin sol popülist parti BSW’ye (Sahra Wagenknecht İttifakı) ve aşırı sağ parti AfD’ye (Almanya için Alternatif) bırakılmaması gerektiğini ekledi.

İşin en ironik kısmı AfD’den geldi. Partinin Federal Meclis grubu görüşmeyi memnuniyetle karşıladı ve Kiesewetter’i diplomasiyi anlamamakla suçladı. Wadephul kendi partisinden eleştiri alırken aşırı sağdan alkış topladı.

Wadephul’ün New York sonrası açıklaması bu tartışmaya doğrudan seslendi. Rusya gerçek bir müzakere iradesi göstermedikçe yeni üst düzey görüşmelerin anlam taşımayacağını söyledi. Doğrudan diyaloğu savunanların da karşı taraf istekli olmadıkça bu yolun sonuç vermediğini artık görebileceğini ekledi.

Konuşuldu, sonuç alınamadı, kayda geçti. Alman hükûmeti bir süre “Denedik.” diyebilecek. Bunun karşılığında Lavrov’un elinde bir el sıkışma fotoğrafı, Moskova’nın elinde de “Almanlar kapımızı çaldı” anlatısı kaldı.

“Denedik” cümlesinin muhatabı Lavrov’dan çok -anketlere göre CDU’ya desteği azalan- Alman seçmeni gibi duruyor. Ne var ki AfD’nin görüşmeyi sahiplenmesi hükûmetin hesabını karıştırıyor. Berlin “Denedik, karşı taraf istekli çıkmadı.” derken aşırı sağ “O hâlde devam edin.” diyor. Diyalog talebini muhalefetin elinden almak için atılan adım, o talebi meşrulaştırma riskini de taşıyor.

Diplomasi Kanalının Değeri, Açık Tutulduğu Süreyle Ölçülür

Ankara’nın savaş boyunca izlediği yol bu yüzden hatırlanmaya değer. Türkiye hem Moskova’yla hem de Kiev’le temasını sürdürdü, 2025’te Rusya ile Ukrayna arasındaki doğrudan görüşmelere İstanbul’da ev sahipliği yaptı.

Savaşın en sert günlerinde açık tutulan bir hat, müzakere mevsimi geldiğinde kendiliğinden değer kazanıyor. Berlin ise hattı ihtiyaç anında yeniden açmaya çalıştı ve bunun bedelini hemen ödedi. Yıllarca sessiz kalan bir hat ilk kez çaldığında konuşmanın şartlarını karşı taraf belirlemeye kalkıyor.

Yine de Almanya’nın elinde pek fazla seçenek yoktu. Washington süreci hızlandırırsa Avrupa ya odada olacak ya da odadan çıkan metni finanse edecek. Wadephul’ün yirmi dakikası ikinci ihtimale karşı atılmış küçük bir adımdı.

New York’ta atılan bu adımın arkası gelecek mi, orası belirsiz. Wadephul şimdilik yeni bir görüşmeyi gereksiz buluyor. Kış aylarında Amerikan taslağı olgunlaşırsa Berlin bugün beklemeye aldığı hattı yeniden kullanmak zorunda kalabilir.

Peki bu yirmi dakika boşa mı gitti? Bence buna hükmetmek için erken. Diplomaside ilk görüşme hep pahalıdır, çünkü manşet olur ve sembolik yükü ağırdır. Bir sonraki temas artık “2022’den bu yana ilk” diye anılmayacak, karşı tarafa aynı fotoğraf kozunu da vermeyecek. Berlin bedeli peşin ödedi, ikinci görüşmenin maliyeti ise düştü.

“Neden şimdi?” sorusuna tek bir gelişmeyle yanıt vermek yetersiz kalır. Washington’ın hızlanan takvimi Berlin’i odaya doğru iterken Leipzig sonrasında söylenecek sözler de bir muhatap arıyordu. BM Genel Kurulu ikisine de uygun bir bina sundu.

New York’taki odadan bir anlaşma çıkmadı, ikinci bir randevu da. Berlin Moskova’ya bir şey söylemeye gitmişti, odadan çıkarken Washington’a da bir mesaj bıraktı: Avrupa bu pazarlığın kenarında beklemeye razı değil. Sandalyeyi kimin çekeceğine ise henüz ne Berlin karar verebiliyor ne de Moskova.

Göktuğ Çalışkan

Göktuğ Çalışkan, uluslararası ilişkiler alanında çalışmalarını sürdüren bir araştırmacıdır. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ve Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktora çalışmalarına devam eden Çalışkan; Çin-Afrika ilişkileri, Sahel, İran, güvenlik, Afrika jeopolitiği ve Orta Asya üzerine çalışıyor.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler