Araştırma: “Toplumsal Birliktelikte Dindarlığın Rolü Eğitim ve Gelir Düzeyinden Daha Güçlü”
Bertelsmann Vakfının araştırmasına göre Almanya’da toplumsal bağların toparlandığını ve dindarlığın dayanışmayı destekleyebildiğini gösteriyor. Araştırma, dindar Müslümanlarda dayanışmaya güçlü biçimde yönelmenin neden daha güçlü bir aidiyetle örtüşmediğini de ele alıyor; ayrımcılık, yeterince kabul görmeme ve temsil eksikliğini olası nedenler arasında sayıyor.
Almanya’da toplumsal birliktelik, son yıllardaki gerilemenin ardından kısmen toparlanıyor. Bertelsmann Vakfının 29 Eylül’de yayımladığı periyodik yaptıkları Din Monitörü araştırmasında kapsamında yayımlanan ve “Toplumsal Uyum ve Dinin Rolü” başlıklı son rapor, insanların sosyal ilişkileri ile siyasi kurumlara ve ekonomik paylaşıma ilişkin değerlendirmelerinin farklı yönlerde ilerlediğini ortaya koyuyor. Araştırma, dinin toplumsal bağlara katkısının da dinî grupların içinde bulunduğu koşullara göre farklılaştığını gösteriyor.
Almanya’da Toplumsal Bağlar Güçleniyor Ama Devlete Güven Yerinde Sayıyor
Dr. Yasemin El-Menouar ve Prof. Klaus Boehnke’nin hazırladığı çalışma, infas araştırma kuruluşunun Mart 2026’da Almanca ve çevrim içi yürüttüğü ankete dayanıyor. Analize 18 yaş üzerindeki 5.231 kişinin yanıtları dahil edildi. Sosyal ilişkiler, yaşanılan topluma bağlılık ve ortak yararı gözetme olmak üzere üç alandaki dokuz gösterge, 100 üzerinden hesaplanan bir endekste birleştirildi. Açıklanan değerler, katılımcıların yüzdesini değil endeks puanlarını gösteriyor. Yıllar arasındaki karşılaştırmanın aynı temele dayanması için önceki araştırmaların verileri de bu endekse göre yeniden hesaplandı.
Din Monitörü araştırmasının genel endeksi 2020’de 55 puanken 2023’te 46’ya gerilemişti. Bu yıl 51 puana yükselen değer, önceki kaybın bir bölümünün telafi edildiğini gösteriyor. Araştırmacılar, yükselişin kalıcı bir eğilime dönüşüp dönüşmeyeceğinin sonraki araştırmalarla anlaşılabileceğini belirtiyor.
Toparlanma özellikle sosyal ilişkilerde görülüyor. Bu alandaki puan 2023’teki 49’dan 57’ye çıkarken ortak yararı gözetme 53 puana ulaşıyor. Siyasete ilgi ise 65 puanla incelenen dönemin en yüksek seviyesinde. Buna karşılık federal hükûmete güven 37 puanda kalıyor. Ekonomik kazançların adil dağıtıldığına ilişkin değerlendirme 25 puana düşerek 2017’den bu yana en düşük seviyeyi görüyor.
Eyaletler arasında da farklar bulunuyor. Hamburg 58 puanla ilk sırada, Saksonya-Anhalt 45 puanla son sırada yer alıyor. Ancak ayrım bütünüyle doğu-batı hattını izlemiyor: Mecklenburg-Vorpommern, Kuzey Ren-Vestfalya ve Baden-Württemberg gibi eyaletlerle aynı puanı, 51’i alıyor.
Dinî Aidiyet Kadar İnancın Nasıl Yaşandığı da Önemli
Araştırma, bir dine mensup olmakla dindarlık düzeyini ayrı değerlendiriyor. Dindarlık, dinî inanç ve pratiklerin farklı boyutlarını bir araya getiren bir ölçekle ölçülüyor. Az dindar veya hiç dindar olmayan katılımcılarda genel endeks 49 puanken orta düzeyde dindarlarda 53, yüksek düzeyde dindarlarda 52 puana ulaşıyor. Dinî aidiyete göre bakıldığında Protestanlar 55, Katolikler 53, herhangi bir dinî aidiyeti bulunmayanlar 49, Müslümanlar ise 46 puan alıyor.
Hristiyan katılımcılarda dindarlık arttıkça genel puan da yükseliyor. Düşük ve yüksek dindarlık grupları karşılaştırıldığında Protestanlarda değer 50’den 61’e, Katoliklerde 46’dan 56’ya çıkıyor. Müslümanlarda ise aynı doğrultuda bir artış görülmüyor.
Yaş, eğitim, gelir, göç geçmişi ve siyasi yönelim gibi değişkenler hesaba katıldığında da dindarlık ile toplumsal birliktelik arasında pozitif ilişki bulunuyor. Modelde dindarlık, siyasi yönelim ve yaşın ardından en güçlü ilişki gösteren değişken. Bununla birlikte bu istatistiksel ilişki, tek başına neden-sonuç bağı kurmaya yetmiyor.
El-Menouar, raporun bulgularını kamuoyuyla paylaşırken yaptığı açıklamada, dinin sosyal ilişkileri sağlamlaştırabileceğini, yardımlaşmayı ve gönüllü katılımı teşvik edebileceğini belirtiyor. Ona göre belirleyici olan, yalnızca bir dinî topluluğa mensubiyet değil; inancın günlük hayatta yaşanması ve sosyal ilişkilere yansıması.
Müslümanlarda Dayanışma ile Aidiyet Farklılaşıyor
Müslüman katılımcılara ilişkin sonuçlar, genel puanın ötesine bakmayı gerektiriyor. Ortak yararı gözetme puanı, düşük dindarlık grubunda 46, orta grupta 50, yüksek grupta 52. Sosyal ilişkilerde de orta ve yüksek dindarlık grupları, düşük dindarlık grubunun üzerinde bulunuyor.
Yaşanılan topluma bağlılık alanında ise ters yönde bir farklılaşma var: Puan, aynı gruplarda sırasıyla 46, 42 ve 28. Bu gösterge; yaşanılan yere bağlılığı, federal hükûmete güveni ve ekonomik paylaşımın adil bulunup bulunmadığını birlikte ölçüyor. Dolayısıyla tek başına ülkeye bağlılık ya da dayanışmaya isteklilik olarak okunamıyor.
Yazarlar, Müslümanların daha düşük genel puanlarının toplumsal katkıya daha az istekli oldukları şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguluyor. Olası açıklamalar arasında ayrımcılık, sınırlı kurumsal tanınma, yetersiz temsil ve Müslüman kimliği hakkındaki olumsuz kamusal tartışmalar sayılıyor. Kendi dinî topluluğuna güçlü biçimde yönelmenin diğer gruplarla ilişki kurmayı zorlaştırabileceği ihtimali de ele alınıyor. Araştırmacılar, içe yönelim ile tanınma ve katılım koşullarının birlikte değerlendirilmesini öneriyor. Önceki araştırmalara da dayanan bu açıklamalar, mevcut verilerle kesinleştirilmiş nedenler olarak sunulmuyor.
Raporun önerileri de katılım ve tanınmaya odaklanıyor. Müslüman, Yahudi ve diğer dinî toplulukların yerel istişare süreçlerine kalıcı biçimde dahil edilmesi; mahalle merkezleri, kütüphaneler, spor kulüpleri ve dinî cemaatler gibi buluşma alanlarının desteklenmesi isteniyor. Frankfurt’taki ramazan aydınlatması sembolik tanınmaya örnek gösterilirken, bu tür adımların eşit katılım ve kurumsal dezavantajların giderilmesiyle birlikte yürütülmesi gerektiği belirtiliyor.
IGMG: “Camiler Açık Olmalı, Katılım Eşit Sağlanmalı”
İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Ali Mete de araştırmanın bulgularına dair yaptığı basın açıklamasında, bulguların Müslüman dindarlığını doğrudan entegrasyon sorunu veya toplumsal izolasyonla ilişkilendiren yaklaşımlarla örtüşmediğini belirtti. Mete’ye göre düşük aidiyet değerleri, Müslümanların bir kısmının toplumla ve kurumlarla ilişkilerindeki zayıflamanın ciddiye alınmasını gerektiriyor.
Mete, dinî cemaatlerin sorumluluğuna da işaret ederek camilerin farklı kökenlerden ve inançlardan insanlarla karşılaşmayı kolaylaştırmasını istedi. 3 Ekim’de düzenlenen Açık Cami Günü’nü (Tag der Offenen Moschee – TOM) buna örnek gösteren Mete, “Ancak köprüler yalnızca bir tarafın çabasıyla kurulamaz.” dedi. Siyasetin ve kamu kurumlarının da Müslüman yaşamını ülkenin doğal bir parçası olarak kabul etmesi gerektiğini vurguladı.
Camilerdeki gönüllülük, eğitim, gençlik ve yardım çalışmalarının daha görünür olması gerektiğini belirten Mete, bu kurumların sivil toplum altyapısının parçası olarak değerlendirilmesini istedi. Müslüman kuruluşların yalnızca sorunlar ortaya çıktığında muhatap alınmasına karşı çıkarak sosyal politika, eğitim ve yerel karar süreçlerine sürekli katılım çağrısında bulundu. (P)