AB’de Tıkanıklık Aşıldı: Batı Şeria’daki Yerleşimci Şiddetine İlk Ortak Yaptırım
AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, aylar süren tıkanıklığın ardından Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddetle ilişkilendirilen İsrailli yerleşimciler ve yerleşimci örgütlerine yaptırımda anlaştı. Hamas’ın önde gelen isimlerini de kapsayan karar, İsrail’in sert tepkisini çekerken; AB içinde yerleşim ürünlerinin ticareti ve AB-İsrail Ortaklık Anlaşması gibi daha kapsamlı adımların tartışılmasını yine gündeme getirdi.
Avrupa Birliği, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddetle ilişkilendirilen İsrailli yerleşimciler ve yerleşimci örgütlerine yaptırım uygulanması konusunda anlaşmaya vardı. 11 Mayıs’ta Brüksel’de yapılan AB dışişleri bakanlarının toplantısında alınan karar, uzun süredir Birlik içinde ilerletilemeyen yaptırım paketinin önünü açtı. Karar, yalnızca İsrailli yerleşimcileri değil, Hamas’ın önde gelen bazı isimlerine yönelik yeni yaptırımları da kapsıyor. Böylece AB, Gazze savaşı ve Batı Şeria’daki şiddet ortamı nedeniyle giderek artan baskılar karşısında, İsrail’e doğrudan devlet düzeyinde yaptırım uygulamadan hedefli kişi ve kuruluş yaptırımlarıyla sınırlı bir adım atmış oldu.
Orbán’ın Gitmesiyle Birlikte AB’de Macaristan Vetosu Aşıldı
Kararın alınabilmesinde en önemli siyasi dönemeç, Macaristan’ın tutum değişikliği oldu. Eski Macaristan Başbakanı Viktor Orbán yönetimi, İsrail hükûmetiyle yakın ilişkileri nedeniyle uzun süre AB’nin İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırım paketini bloke etmişti.
12 Nisan’daki genel seçimlerin ardından Macaristan’da hükûmet değişiminin ardından yeni Başbakan Peter Magyar’ın itirazı sürdürmemesi, oy birliği gerektiren yaptırım kararının önünü açtı. Bu nedenle karar, yalnızca Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetine yönelik bir mesaj değil, aynı zamanda AB dış politikasında Macaristan vetosunun aşılması bakımından da dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
AB’nin Yaptırım Paketi Neleri İçeriyor?
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, toplantının ardından yaptığı açıklamada dışişleri bakanlarının “Filistinlilere yönelik şiddet nedeniyle İsrailli yerleşimcilere yaptırım uygulanmasına” onay verdiğini duyurdu. Kallas, Hamas’ın önde gelen isimlerine yönelik yeni yaptırımlar konusunda da uzlaşı sağlandığını belirterek, “Tıkanıklık döneminden somut adım dönemine geçilmesinin zamanı gelmişti. Aşırılıkçılığın ve şiddetin sonuçları olur.” ifadelerini kullandı.
Yaptırım paketinin, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik saldırılarla ilişkilendirilen üç İsrailli yerleşimci ile dört yerleşimci örgütünü hedef aldığı bildiriliyor. Ancak yaptırım listesinde yer alan kişi ve kuruluşların isimleri henüz kamuoyuna açıklanmadı. Sürecin resmî olarak tamamlanmasının ardından bu isimlerin duyurulması bekleniyor. Yaptırımların, AB’nin insan hakları ihlallerine karşı kullandığı klasik araçlar olan mal varlığı dondurma ve seyahat yasağı gibi önlemleri içermesi öngörülüyor. Daha önce de AB, aşırı sağcı İsrailli yerleşimciler ve Gazze’ye insani yardım taşıyan kamyonları engelleyen şiddet yanlısı gruplara yönelik bazı kısıtlayıcı tedbirler almıştı.
C'est fait !
L'Union européenne sanctionne aujourd'hui les principales organisations israéliennes coupables de soutenir la colonisation extrémiste et violente de la Cisjordanie, ainsi que leur dirigeants. Ces actes gravissimes et intolérables doivent cesser sans délais.
Elle…
— Jean-Noël Barrot (@jnbarrot) May 11, 2026
Fransa ve Belçika: “Yaptırım Kararı, Gecikmiş Bir Mesaj”
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, kararı sosyal medya hesabından “Halledildi!” sözleriyle duyurdu. Barrot, AB’nin Batı Şeria’daki “aşırılıkçı ve şiddet yanlısı yerleşim faaliyetlerini destekleyen” başlıca İsrailli kuruluşları ve yöneticilerini yaptırım kapsamına aldığını belirtti. Fransız bakan, Batı Şeria’da yaşananları “son derece ciddi ve kabul edilemez” olarak nitelendirerek bu eylemlerin gecikmeden sona ermesi gerektiğini ifade etti. Barrot aynı açıklamasında Hamas liderlerinin de yaptırım kapsamına alındığını vurgulayarak Fransa’nın iki devletli çözüme desteğini yineledi.
Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot da kararın “aylar süren tıkanıklığın ardından” mümkün olduğunu belirtti. Prevot, Belçika’nın uzun süredir bu yaptırımları savunduğunu hatırlatarak, “Bu yaptırımlar açık bir mesaj veriyor: Aşırılıkçılık ve şiddetin sonuçları olur.” değerlendirmesinde bulundu. Belçikalı bakana göre yasa dışı yerleşimlerin genişlemesi ve Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetinin artması, iki devletli çözüm ihtimalini daha da zayıflatıyor.
“Yaptırım Kararı Memnuniyet Verici Ama Yetersiz”
Buna rağmen AB’nin aldığı karar, Birlik içinde İsrail’e yönelik kapsamlı bir politika değişikliğinden ziyade sınırlı ve hedefli bir adım olarak görülüyor. Bazı üye ülkeler, yasa dışı yerleşimlerle ticaretin sınırlandırılması, yerleşim ürünlerine ek vergi uygulanması veya bu ürünlerin AB pazarına girişinin yasaklanması gibi daha ileri önlemleri gündeme getiriyor. Fransa ve İsveç’in bu yöndeki önerilere destek verdiği, Hollanda’nın ise yasa dışı yerleşimlerden gelen ürünlere tam yasak çağrısı yaptığı bildiriliyor. Ancak AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması gibi daha kapsamlı yaptırımlar konusunda AB içinde hâlâ tam uzlaşı bulunmuyor.
Avrupa Parlamentosu’ndaki Sol Grup ise AB kararını “memnuniyet verici ama yetersiz” olarak nitelendirdi. Grup, yaptırımların kamuoyu baskısı sonucunda geldiğini savunurken, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal eden politikalarını durdurmak için AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması gerektiğini belirtti.
The EU has finally succumbed to public pressure to sanction Israeli terrorist settlers.
Although welcome, the sanctions are a pitiful fraction of what is required to rein in Israel’s constant breaches of international law – suspend the EU-Israel Association Agreement now! https://t.co/D8O3vKYmrr
— The Left in the European Parliament (@Left_EU) May 11, 2026
Uzmanlara Göre Yerleşimci Şiddeti “Birkaç Kişilik” Bir Mesele Değil
İnsan hakları kuruluşları ve uluslararası hukuk uzmanları, AB’nin hedefli yaptırımlarını olumlu fakat yetersiz buluyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), İsrailli yerleşimci şiddetinin “birkaç kötü elma” meselesi olmadığını, İsrail hükûmetinin cezasızlık politikasıyla bu şiddeti mümkün kıldığını belirtiyor. HRW’ye göre İsrail, yasa dışı yerleşimlerin büyümesini onaylamaya ve finanse etmeye devam ederek Filistinli toplulukları parçalayan ve yerinden eden bir politika izliyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi de İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yasa dışı yerleşim genişlemesini hızlandırdığını, bunun Filistinlilerin kitlesel biçimde yerinden edilmesine yol açtığını bildiriyor. BM’ye göre İsrail güvenlik güçleri ve yerleşimcilerin artan şiddeti sonucunda on binlerce Filistinli yerinden edildi. Bu tablo, AB içindeki yaptırım tartışmalarının yalnızca münferit saldırılarla değil, işgal altındaki topraklarda kalıcı demografik ve siyasi değişiklikler yaratan daha geniş bir yerleşim politikasıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Uluslararası Adalet Divanının (UAD) Temmuz 2024 tarihli danışma görüşü de bu bağlamda önem taşıyor. Divan, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığının ve yerleşim politikalarının uluslararası hukuk bakımından sonuçlarına dikkat çekerek devletlerin yasa dışı yerleşim faaliyetlerine yardım veya destek sağlamaması gerektiğini vurgulamıştı. Bu görüş, AB’de yerleşim ürünleriyle ticaretin sınırlandırılması ve şirketlerin işgal altındaki topraklardaki faaliyetlerine daha sıkı denetim getirilmesi yönündeki çağrılara hukuki dayanak olarak gösteriliyor.
Smotrich’ten Batı Şeria’daki İsrail Kontrolünü Artırma Planı
İsrail hükûmeti ise AB kararını sert sözlerle reddetti. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, yaptırımların “keyfî ve siyasi” olduğunu savunarak AB’yi İsrailli vatandaşları siyasi görüşleri nedeniyle hedef almakla suçladı. Saar, işgal altındaki Batı Şeria’yı “Yahudi vatanının kalbi” olarak tanımladı ve İsrail’in yerleşim politikasını savunmaya devam edeceğini söyledi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da yaptırımları “kabul edilemez” buldu.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in açıklamaları ise yaptırım kararının ardından tartışmayı daha da sertleştirdi. Smotrich, Başbakan Netanyahu’ya Batı Şeria’daki bazı stratejik bölgelerin statüsünü değiştirmeyi öngören bir plan sunduğunu açıkladı. Planın, A ve B bölgelerindeki bazı alanların C bölgesine aktarılmasını içerdiği belirtildi.
Oslo Anlaşmaları çerçevesinde Batı Şeria A, B ve C bölgelerine ayrılmış; C bölgesi İsrail’in tam güvenlik ve idari kontrolü altında bırakılmıştı. Bu nedenle Smotrich’in önerisi, Filistinlilerin sınırlı idari varlığının bulunduğu alanlarda dahi İsrail kontrolünün genişletilmesi anlamına gelebilecek tehlikeli bir ilhak adımı olarak değerlendiriliyor.
Batı Şeria’da Şiddet ve Yerinden Edilme Artıyor
İşgal altındaki Batı Şeria’da İsrail ordusu ve yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları, Ekim 2023’ten bu yana belirgin şekilde arttı. Filistinli yerel kaynaklar ve insan hakları kuruluşları, bölgede evlerin, tarım arazilerinin, zeytinliklerin, araçların ve iş yerlerinin hedef alındığını; bazı köy yollarının kapatıldığını ve Filistinlilerin hareket alanının daraltıldığını bildiriyor.
Doğu Kudüs hariç tutulduğunda, Batı Şeria’da 500 binden fazla İsrailli yerleşimci yaklaşık 3 milyon Filistinli arasında yaşıyor. Yerleşim birimlerinin genişlemesi, yeni konut inşaatlarının yanı sıra bağlantı yolları, askerî kontrol noktaları ve Filistinlilerin erişimine kapatılan güvenlik bölgeleriyle birlikte ilerliyor. Bu durum, Filistin kentleri, kasabaları ve köyleri arasındaki ulaşımı zorlaştırırken eğitim, sağlık, ticaret ve tarımsal üretim gibi temel alanları da etkiliyor.
İnsan hakları kuruluşları, yerleşimci şiddetinin münferit saldırılarla sınırlı olmadığını belirtiyor. Kuruluşlara göre saldırıların önemli bir bölümü, İsrail güvenlik güçlerinin müdahale etmemesi ya da sonrasında etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle cezasızlık ortamında gerçekleşiyor. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan Filistinli ailelerin ve hayvancılıkla geçinen bedevi toplulukların tehditler, baskılar ve erişim kısıtlamaları nedeniyle yaşadıkları alanları terk etmek zorunda kaldığı aktarılıyor.
Batı Şeria’daki bu tablo, iki devletli çözüm tartışmalarını da doğrudan etkiliyor. Yerleşimlerin genişlemesi, Filistinlilere ait mülklerin tahrip edilmesi, hareket kısıtlamaları ve zorla yerinden edilmeler, coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devletinin kurulma ihtimalini zayıflatan başlıca unsurlar arasında gösteriliyor. AB içinde yaptırım kararını savunan ülkeler de Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetinin yalnızca güvenlik meselesi değil, aynı zamanda sahadaki siyasi gerçekliği değiştiren bir süreç olduğu görüşünü dile getiriyor. (P/AA)