Almanya

Islamrat: “BR24 Belgeseli, Müslümanların Toplumda Görünür Olmasını Tehdit Gibi Sunuyor”

Almanya İslam Konseyi (Islamrat), BR24 ve NDR ortak yapımı “İslamcılık” belgeseli hakkında şikâyette bulundu. Kuruluş, belgeselin dinî aşırılıkçılığı ele alırken ramazan ayı, helal gıda, başörtüsü, şeriat ve göçmen mahalleleri gibi gündelik hayata ait unsurları da şüpheli gösterdiğini; böylece Müslümanları genel bir tehdit algısının parçası hâline getirdiğini savunuyor.

Islamrat: “BR24 Belgeseli, Müslümanların Toplumda Görünür Olmasını Tehdit Gibi Sunuyor”
Klar programı için hazırlanan belgeselin kapak resmi: "Almanya'da İslamcılar Nerelere Sızıyor?" başlığı ve belgeselin sunucusu Julia Ruhs. | Görsel: BR24 ve NDR Youtube yayını.

Almanya’da Müslümanları temsil eden çatı kuruluşlardan Almanya İslam Konseyi (Islamrat), kamu yayıncıları BR24 ve NDR kanalları tarafından ortakça hazırlanan bir belgesel hakkında resmî şikâyette bulunduğunu açıkladı. Şikâyetin merkezinde, “Şeriat hakimleri, TikTok İslamcıları, Paralel Toplumlar: İslamcılığın İçimize Sızdığı Yerler” başlıklı BR24’ün KLAR programı için çekilen belgeselin Müslüman yaşamını aşırılıkçılıkla ilişkilendiren alarmist bir anlatı kurduğu iddiası yer alıyor.

Islamrat, Bavyera eyaletinin kamu yayıncısı Bayerischer Rundfunk’a yaptığı başvuruda belgeselin yalnızca editoryal tercihler bakımından değil, program hukuku, medya etiği ve toplumsal etkileri bakımından da incelenmesini talep etti. Kuruluş, şikâyetin reddedilmesi hâlinde konunun BR Yayın Kurulu’na (BR Rundfunkrat) taşınmasını istiyor.

Islamrat Başkanı Burhan Kesici, yayımlanan basın açıklamasında kamu yayıncılarının dinî gerekçelerle meşrulaştırılan aşırılıkçılık, şiddet, antisemitizm ya da demokrasi karşıtı ideolojiler hakkında haber yapmasına itiraz etmediklerini vurguladı. Kesici’ye göre asıl sorun, belgeselin çok farklı olay ve olguları “toplumu içeriden kuşatan bir tehdit” anlatısı içinde birleştirmesi. Bu çerçevenin İslam’ı, Müslüman gündelik hayatını ve göçmenlerin yoğun yaşadığı mahalleleri sorunlu bir zan ilişkisi içine yerleştirdiğini savundu.

“İslamcılık” Başlığı Altında Çok Farklı Olgular Birleştiriliyor

Şikâyete temel oluşturan Islamrat raporu, belgeseli toplumsal, teolojik, medya etik ve siyasal açıdan inceliyor. Rapora göre program, Münih’teki şüpheli aşırılıkçı motivasyonlu saldırıdan okullardaki dinî gerilimlere, helal sertifikalardan Berlin-Neukölln’de yapılan sokak röportajlarına, patriyarkal şiddetten sosyal medya vaizlerine kadar çok farklı başlıkları tek bir “sızma” ya da “toplumu içeriden kuşatma” anlatısına bağlıyor. Raporda, değerlendirmenin yalnızca tekil ifadeler üzerinden değil; dil, kurgu, görüntü seçimi, dramatik yapı, uzman tercihi, müzik, konu montajı ve sonuç cümlelerinin toplam etkisi üzerinden yapılması gerektiği belirtiliyor.

Islamrat’a göre belgesel sözlü olarak İslam ile “İslamcılık” arasında ayrım yaptığını söylese de bu ayrım görüntü dili, başlık, kurgu ve konu seçimi içinde yeterince korunmuyor. Raporda bu durum, “Müslüman görünürlüğü → dinî katılık → İslamcılık → şiddet → toplumsal sızma şeklinde işleyen ima zinciri olarak tarif ediliyor.

Ramazan, Helal, Başörtüsü ve Arapça “Tehdit Estetiği” İçinde Sunuluyor

Raporda en dikkat çekici eleştirilerden biri, Müslüman gündelik hayatına ait kavram ve pratiklerin hangi bağlamda gösterildiğiyle ilgili. Ramazan, helal, başörtüsü, Arapça yazılar, Müslümanların yoğun yaşadığı semtler ve dinî semboller, programda çoğunlukla tehlike, baskı, kadınların ezilmesi, antisemitizm, demokrasi karşıtlığı ya da şiddet temalarıyla birlikte yer alıyor.

Bu nedenle Islamrat, belgeselin yalnızca aşırılıkçı aktörleri değil, Müslüman görünürlüğün kendisini de problemli hâle getirdiğini savunuyor. Raporda özellikle helal meselesinin dikkatle ayrıştırılması gerektiği vurgulanıyor: Helal, bir yandan dinî pratik, diğer yandan pazar alanı ve sertifikasyon sistemi olabilir; bazı sertifikasyon ağlarına ilişkin güvenlik tartışmaları ise bu bütünün sadece sınırlı bir boyutudur. Rapora göre belgesel bu düzeyleri yeterince ayırmadığı için dinî gündelik pratik aşırılıkçılık şüphesi altına giriyor.

Benzer bir eleştiri “şeriat” kavramı için de yapılıyor. Raporda, belgeselde şeriatın büyük ölçüde IŞİD propagandası, beden cezaları, kadınların itaati, paralel adalet ve anayasal düzene karşıtlıkla ilişkilendirildiği belirtiliyor. Oysa İslam ilimleri açısından şeriatın tekil bir ceza kanunu ya da sabit bir devlet modeli değil; ibadet, ahlak, sosyal sorumluluk, aile hayatı, dürüstlük ve adalet gibi birçok alanı kapsayan geniş bir normatif çerçeve olduğu ifade ediliyor. Rapora göre problem, şeriatın aşırılıkçı aktörler tarafından siyasal bir iktidar projesine dönüştürülmesidir; ancak söz konusu aktörlerin bu yorum tarzı, kavramın tamamıyla özdeşleştirilemez.

Berlin’in Göçmen Semti Neukölln “Şüpheli Alan” Gibi Kurgulanıyor

Belgeselde Berlin-Neukölln’ün ele alınış biçimi de Islamrat’ın eleştirileri arasında. Rapora göre semt, karmaşık bir şehir mekânı olarak değil, “İslamcılığın izlerinin arandığı” bir şüphe alanı gibi kurgulanıyor. Arapça tabelalar, helal ürünler, kitapçılar, sokaktaki insanlar ve dinî semboller, görsel olarak bir tür kanıt zincirinin parçasına dönüşüyor.

Bu yaklaşımın özellikle kamu yayıncılığı açısından sorunlu olduğu belirtiliyor. Çünkü Almanya’da milyonlarca Müslüman demokratik toplumun sıradan üyeleri olarak yaşıyor; çalışıyor, eğitim alıyor, aile kuruyor, ibadet ediyor ya da seküler hayatlar sürdürüyor. Rapora göre belgeselde bu normal Müslüman hayatı büyük ölçüde görünmez kalırken, Müslümanlara işaret eden mekân ve semboller daha çok radikalleşme, baskı ya da tehdit bağlamında gösteriliyor.

Sokak Röportajlarının Yöntemi Belirsiz

Islamrat’ın üzerinde durduğu bir başka nokta, Neukölln’de yapılan sokak röportajları. Rapora göre belgeselde son derece sert ve uç ifadeler gösteriliyor; ancak kaç kişiyle konuşulduğu, kaç kişinin farklı cevap verdiği, cevapların hangi kriterlerle seçildiği ve çevirilerin nasıl kontrol edildiği açıklanmıyor.

Raporda sokak röportajlarının zaten temsili araştırmalar olmadığı, yalnızca belirli ruh hâllerini gösterebileceği hatırlatılıyor. Buna rağmen “şeriat mı Alman yasaları mı?” gibi hassas sorulara verilen uç cevaplar, yeterli yöntemsel açıklama olmadan yayınlandığında izleyicide bu görüşlerin yaygın ya da tipik olduğu izlenimi doğurabiliyor. Bu nedenle rapor, söz konusu bölümün belgeselin “yöntemsel olarak en zayıf, duygusal olarak ise en güçlü” segmentlerinden biri olduğunu savunuyor.

Kamu Yayıncılığı ve Sosyal Medya Etkileşimi Tartışması

Islamrat, yalnızca belgeselin içeriğine değil, YouTube’daki yorum alanlarında oluşan etkiye de dikkat çekiyor. Kuruluşa göre BR24 ve NDR Doku’nun resmî kanalları altındaki yorumlarda İslam, camiler, helal ürünler, Müslümanlar, göç ve sözde “İslamlaşma” hakkında genelleyici ve düşmanlaştırıcı ifadeler yer aldı. Bazı yorumlarda aşırı sağ parti AfD’ye oy verme kararları gerekçelendirildi, bazı yorumlarda ise Müslüman din özgürlüğünün sınırlandırılması, sınır dışı edilme ya da daha sert güvenlik politikaları savunuldu.

Raporda yorumların temsilî bir kamuoyu araştırması sayılamayacağı kabul ediliyor. Buna rağmen yorumlar, belgeselin en azından aktif yorum yapan izleyici kitlesi içinde nasıl alımlandığını göstermesi bakımından önemli görülüyor. Rapora göre birçok yorumcu, belgeselin sözlü olarak yaptığı İslam-“İslamcılık” ayrımını kabul etmiyor; aksine belgeseli İslam’ın kendisinin tehlikeli olduğu yönündeki mevcut kanaatlerinin teyidi olarak okuyor.

Islamrat’a göre bu durum, kamu yayıncılarının sorumluluğunu daha da artırıyor. Çünkü BR24 ve NDR Doku’nun resmî kanallarında açılan yorum alanları yalnızca teknik bir platform meselesi değil, kamu yayıncılığı markası altında oluşan dijital bir tartışma zemini. Kuruluş, ayrımcı, insanlık dışılaştırıcı, şiddete yakın ya da hukuken sorunlu olabilecek yorumların daha dikkatli denetlenmesini talep ediyor.

“Müslümanlar Problemlerin Nedeni Değil, Çözüm Ortağıdır”

Islamrat Başkanı Burhan Kesici’ye göre dinî gerekçeli aşırılıkçılıkla mücadele etmek isteyen herkes, Müslümanları “problemlerin nedeni” olarak değil, çözüm ortağı olarak görmek zorunda. Kesici, kamu yayıncılığının din ile aşırılıkçılık, Müslüman gündelik hayatı ile politik ideoloji, tekil sorunlu aktörler ile Almanya’daki milyonlarca Müslüman arasında net ayrım yapması gerektiğini belirtti.

Islamrat, BR’den belgeselin editoryal temelinin yeniden incelenmesini, “sızma” tezinin hangi verilerle kurulduğunun açıklanmasını, sokak röportajlarının yönteminin şeffaflaştırılmasını ve şeriat, helal ve Müslüman gündelik pratiklerine dair eksik bağlamın tamamlanmasını istiyor. Kuruluş ayrıca BR ve NDR’ye, İslam ilahiyatçıları, İslam araştırmacıları, Müslüman karşıtı ırkçılığa maruz kalan kişiler ve Müslüman cemaatlerden temsilcilerin yer aldığı bir devam programı ya da kamusal tartışma düzenleme çağrısı yaptı.

Rapordaki genel değerlendirme ise şu noktada birleşiyor: Belgesel gerçek bir sorunu, yani dinî gerekçeli aşırılıkçılığı konu ediniyor; ancak bunu Müslüman hayatı, dinî semboller ve göçmen mahalleleri üzerinde genelleştirici bir şüphe atmosferi kurarak yapıyor. Bu nedenle rapor, programı tekil yanlışlardan çok toplam etkisi itibarıyla “alarmist, tek taraflı, teolojik olarak indirgemeci, medya etiği açısından dengesiz ve siyasal olarak riskli” buluyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler