Uluslararası Göç Örgütü

Göç Çağında Yeni Eşik: Dünyada 120 Milyondan Fazla Kişi Yerinden Edilmiş Durumda

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), dünya genelinde yerinden edilmiş insan sayısının rekor seviyeye ulaştığını açıkladı. Çatışmalar, afetler, iklim krizi, eşitsizlikler ve dezenformasyon göç hareketlerini daha kırılgan hâle getirirken, IOM güvenli ve düzenli göç yollarının daralmasının riskleri büyüttüğü uyarısında bulunuyor.

Göç Çağında Yeni Eşik: Dünyada 120 Milyondan Fazla Kişi Yerinden Edilmiş Durumda
Gazze Şeridi'nde insani yardım almak için Zikim Geçidi'ne gelen Filistinliler. Ağustos 2025. | Fotoğraf: Shutterstock- Anas-Mohammed

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), yayımladığı “Dünya Göç Raporu 2026” ile küresel göç ve yerinden edilme hareketlerine ilişkin güncel veri, istatistik ve analizleri ortaya koydu. Rapor, çatışmalar, iklim krizi, ekonomik eşitsizlikler, teknolojik dönüşüm ve göçe dair yanlış bilgilendirme kampanyalarının dünya genelinde hareketlilik dinamiklerini giderek daha karmaşık ve kırılgan hâle getirdiğine dikkat çekti.

IOM’un raporu, zorunlu yerinden edilmeden iş gücü göçüne, iklim kaynaklı hareketlilikten yapay zekânın göç yönetimindeki rolüne, diaspora topluluklarının kalkınmaya katkısından engelli göçmenlerin karşılaştığı yapısal engellere kadar birçok başlığı kapsamlı biçimde ele aldı.

Göç Verileri ile Siyasi Söylem Arasındaki Makas Açılıyor

Rapora göre küresel göç, “artan kesintiler ve çarpıtmalar” çağında daha kırılgan bir döneme giriyor. Jeopolitik gerilimler, uzun süreli çatışmalar, iklim krizi, ekonomik eşitsizlikler ve göçe dair dezenformasyon, göç hareketlerini derinden etkiliyor.

2024 yılı ortası itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 304 milyon uluslararası göçmen bulunuyor. Bu sayı, dünya nüfusunun yüzde 3,7’sine karşılık geliyor. Raporda, uluslararası göçmen sayısının mutlak olarak artmasına rağmen dünya nüfusuna oranının sınırlı kaldığı; insanların büyük çoğunluğunun hâlâ doğduğu ülkede yaşamayı sürdürdüğü vurgulandı.

Buna rağmen göç ve hareketlilik, ekonomik ve sosyal sistemler açısından merkezi önemini koruyor. IOM, göçün yalnızca krizler ve sınır geçişleri üzerinden değil; iş gücü piyasaları, kalkınma, eğitim, teknoloji, aile birleşimi, iklim uyumu ve uluslararası koruma mekanizmalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini belirtiyor.

Raporda, kamuoyu tartışmalarında düzensiz göçe orantısız biçimde odaklanıldığına dikkat çekildi. Düzensiz göçün küresel hareketliliğin küçük bir bölümünü oluşturmasına rağmen siyasi söylemlerde sık sık güvenlik, kimlik ve ekonomik rekabet başlıkları üzerinden araçsallaştırıldığı ifade edildi. IOM’a göre bu durum, hem göçmenlerin haklarını zayıflatıyor hem de kanıta dayalı göç politikalarının geliştirilmesini zorlaştırıyor.

Zorla Yerinden Edilen İnsanların Sayısı Rekor Seviyede

Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, zorunlu yerinden edilme rakamlarının rekor seviyeye ulaşması oldu. 2024 yılı sonunda mülteciler, sığınmacılar ve ülke içinde yerinden edilmiş kişiler dâhil olmak üzere dünya genelinde 120 milyondan fazla kişi yerinden edilmiş durumdaydı.

Ülke içi yerinden edilme ise modern dönemde kaydedilen en yüksek seviyeye ulaştı. Rapora göre 2024 yılı sonunda 83,4 milyon kişi kendi ülkesi içinde yerinden edilmiş durumdaydı. Bu sayı, on yıldan biraz daha uzun bir süre önce kaydedilen seviyenin iki katından fazla.

Yalnızca 2024 yılında dünya genelinde 65,8 milyon iç yer değiştirme hareketi kaydedildi. Bunların 45,8 milyonu afetlerle, 20,1 milyonu ise çatışma ve şiddetle bağlantılı gerçekleşti. Rapor, bu verilerin kişi sayısından ziyade yıl içinde kaydedilen yer değiştirme hareketlerini ifade ettiğini; bazı kişilerin aynı yıl içinde birden fazla kez yerinden edilmiş olabileceğini hatırlattı.

IOM, Sudan, Ukrayna, Gazze ve Orta Doğu ile Afrika’nın farklı bölgelerinde yaşanan çatışmaların büyük çaplı insani krizlere yol açtığını belirtti. Raporda, bu krizlerin yalnızca insan güvenliğini değil, uluslararası hukuku ve çok taraflı iş birliği mekanizmalarını da zorladığı vurgulandı.

Raporda Gazze ve Filistin’e de ayrıca atıf yapıldı. IOM’a göre 2024’te Asya’da çatışma ve şiddet kaynaklı en yüksek iç yer değiştirme hareketleri İsrail’in işgali altında bulunan Filistin topraklarında kaydedildi. Raporda, bölgede 3 milyondan fazla iç yer değiştirme hareketinin yaşandığı; çatışmaların büyük ölçekli yerinden edilmeye ve ağır bir insani krize yol açtığı belirtildi. IOM ayrıca, raporun yazımı sırasında yarım milyon kişinin kıtlık koşullarında mahsur kaldığına dikkat çekti.

Afetler ve İklim Krizi: Göçü Tetikleyen Merkezî Dinamikler

Raporda, çevresel bozulma ve iklim krizinin artık geleceğe ait bir risk değil, günümüz hareketlilik dinamiklerinin merkezî unsurlarından biri olduğu belirtildi. Art arda yaşanan sıcaklık rekorları, kuraklıklar, seller, orman yangınları ve fırtınalar, özellikle ülke içi yerinden edilmeyi artıran başlıca faktörler arasında sayıldı.

2024 yılında afetlerle bağlantılı iç yer değiştirme hareketlerinin çatışma ve şiddet kaynaklı hareketlerin oldukça üzerinde olması, iklim ve afet temelli göçün küresel ölçekteki ağırlığını ortaya koydu. Rapora göre bu hareketlilik çoğu zaman yalnızca iklim olaylarının sonucu değil; yoksulluk, zayıf altyapı, kırılgan yönetişim ve sosyal eşitsizliklerle birlikte şekilleniyor.

IOM, iklim kaynaklı göç ve yerinden edilmeye verilen yanıtların hâlâ büyük ölçüde kriz sonrasında devreye giren, parçalı ve kısa vadeli müdahalelerden oluştuğunu belirtti. Raporda, yerel yönetimler, topluluklar, sivil toplum kuruluşları, yerli halklar, diaspora ağları ve özel sektörün iklim kaynaklı hareketlilik karşısında ilk müdahale eden ve pratik çözümler geliştiren aktörler arasında bulunduğu vurgulandı.

Ancak bu aktörlerin finansman, yetki, kapasite ve veri erişimi bakımından ciddi engellerle karşılaştığı ifade edildi. IOM’a göre iklim kaynaklı hareketliliğe etkili yanıt verilebilmesi için yerel uyum politikalarına daha fazla yatırım yapılması, düzenli göç yollarının iklim uyum aracı olarak değerlendirilmesi ve yerinden edilen toplulukların karar alma süreçlerine dâhil edilmesi gerekiyor.

Dünyanın En Büyük Göç Koridoru Meksika-ABD Arasında

Raporda, Meksika-ABD hattının dünyanın en büyük uluslararası göç koridoru olmayı sürdürdüğü belirtildi. 2024 yılında yaklaşık 11 milyon Meksika doğumlu kişi ABD’de yaşıyordu.

Afganistan-İran, Suriye-Türkiye, Rusya-Ukrayna ve Hindistan-Birleşik Arap Emirlikleri hatları da dünyanın en büyük göç koridorları arasında yer aldı. Rapora göre bu koridorlar, tek bir göç tipine indirgenemeyecek kadar farklı dinamiklerden oluşuyor: Bazıları uzun süreli iş gücü hareketliliğini, bazıları savaş ve zorunlu yerinden edilmeyi, bazıları ise tarihsel ve bölgesel bağları yansıtıyor.

Uluslararası göçte erkeklerin sayısı kadınlardan daha yüksek olmaya devam ediyor. 2024 itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 158 milyon erkek ve 146 milyon kadın uluslararası göçmen bulunuyordu. Erkekler, küresel uluslararası göçmen nüfusunun yaklaşık yüzde 52’sini oluşturdu.

Rapora göre bu fark özellikle Körfez ülkeleri ve bazı Asya ülkelerinde daha belirgin. Bu durum, inşaat, güvenlik, petrol-gaz, imalat ve tarım gibi erkek iş gücünün yoğunlaştığı sektörlerle ve geçici iş sözleşmelerinin aile birleşimine çoğu zaman izin vermemesiyle bağlantılı.

En Fazla Mülteci İran’da; Türkiye İkinci Sırada

Rapora göre, 2024 yılı sonunda küresel mülteci sayısı 36,9 milyona ulaştı. Suriye en fazla mülteci veren ülke olmaya devam ederken, Afganistan ve Ukrayna onu izledi. Sudan ise Nisan 2023’te tırmanan çatışmaların ardından dünyanın en büyük mülteci kaynak ülkelerinden biri hâline geldi.

En fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke ise İran oldu. 2024 itibarıyla İran’da çoğunluğu Afganlardan oluşan yaklaşık 3,5 milyon mülteci bulunuyordu. Türkiye, yaklaşık 2,9 milyon mülteciyle ikinci sırada yer aldı. Almanya, Uganda ve Pakistan da en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkeler arasında yer aldı.

Raporda, mültecilerin büyük bölümünün yüksek gelirli ülkelerde değil, düşük ve orta gelirli ülkelerde ve çoğu zaman komşu ülkelerde barındırıldığı vurgulandı. Bu veri, göç ve iltica tartışmalarında sıkça gözden kaçan küresel yük paylaşımı dengesizliğini bir kez daha ortaya koydu.

Buna karşın mülteci yerleştirme imkânları ihtiyaçların çok gerisinde kalıyor. 2024 yılında 188 binden fazla mülteci üçüncü ülkelere yerleştirilirken, bu sayı yeniden yerleştirmeye ihtiyaç duyduğu belirlenen kişilerin yalnızca küçük bir bölümüne karşılık geldi. Raporda, bazı önemli hedef ülkelerin daha kısıtlayıcı politikalara yönelmesinin önümüzdeki yıllarda mülteci yerleştirme kapasitesini daha da azaltabileceği uyarısı yapıldı.

Düzenli Göç Yolları Daralırken Riskli Rotalar Güçleniyor

Raporda, düzenli göç yollarına ilişkin yaygın kabullerin yeniden düşünülmesi gerektiği belirtildi. IOM’a göre düzenli göç yolları her ülke ve grup için eşit biçimde açık değil; aksine, çalışma, eğitim, aile birleşimi, koruma, geri dönüş ve düzenlileştirme süreçleri giderek daha seçici ve eşitsiz hâle geliyor.

Rapor, düzenli göç yollarının kapatılmasının veya aşırı kısıtlanmasının düzensiz göçü otomatik olarak ortadan kaldırmadığını vurguladı. Aksine, kısıtlayıcı politikaların hareketliliği çoğu zaman azaltmak yerine daha riskli, güvencesiz ve düzensiz rotalara ittiği belirtildi.

IOM’a göre iyi tasarlanmış, erişilebilir ve hak temelli düzenli göç yolları; sömürüyü azaltmak, düzensizliği sınırlamak, göçmenlerin sağlık, çalışma ve sosyal haklara erişimini güçlendirmek ve göçün kalkınma potansiyelini ortaya çıkarmak açısından kritik önem taşıyor.

Göçmen İşçilerin Para Havaleleri 905 Milyar Dolara Ulaştı

Raporda, göçün küresel kalkınma açısından stratejik bir kaynak olmaya devam ettiği vurgulandı. 2024 yılında uluslararası havale akışları küresel ölçekte 905 milyar dolara ulaştı. Bunun 685 milyar doları düşük ve orta gelirli ülkelere gönderildi.

Bu rakamlar, göçmenlerin ailelerine ve topluluklarına sağladığı desteğin artık birçok ülke için yalnızca sosyal değil, makroekonomik bir önem taşıdığını gösteriyor. Rapora göre düşük ve orta gelirli ülkelere giden havale akışları, resmî kalkınma yardımları ve doğrudan yabancı yatırımların toplamını aşmış durumda.

Hindistan, 2024 yılında 137 milyar dolardan fazla havale alarak dünyada ilk sırada yer aldı. Onu Meksika, Filipinler, Fransa ve Pakistan takip etti. ABD ise 100 milyar doları aşan çıkışla en büyük havale gönderen ülke olmayı sürdürdü. Suudi Arabistan, İsviçre ve Almanya da en büyük havale çıkışı olan ülkeler arasında yer aldı.

IOM, göçmenlerin ve diaspora topluluklarının yalnızca para transferleriyle değil; yatırım, ticaret, bilgi aktarımı, beceri dolaşımı, girişimcilik, akademik üretim, sağlık, eğitim ve insani yardım alanlarındaki katkılarıyla da kalkınmada önemli rol oynadığını belirtti. Ancak artan zorunlu göç, düzenli göç yollarının daralması, yabancı düşmanlığı, yanlış bilgilendirme kampanyaları ve küresel eşitsizliklerin bu katkıyı tehdit ettiği uyarısında bulundu.

Yapay Zekâ Göç Yönetiminde Yeni Riskler Doğuruyor

Raporun dikkat çeken başlıklarından biri de yapay zekânın göç yönetimindeki artan rolü oldu. IOM’a göre yapay zekâ destekli sistemler sınır yönetimi, vize başvuruları, kimlik doğrulama, iş gücü aracılığı ve göçmenlere yönelik kamu hizmetlerinde giderek daha fazla kullanılıyor.

Bu teknolojiler, bazı alanlarda hız ve verimlilik sağlayabilir. Ancak rapor, yapay zekâ kullanımının ayrımcılık, algoritmik önyargı, veri güvenliği, hesap verebilirlik eksikliği ve dijital eşitsizlik gibi ciddi riskler doğurduğunu belirtti. Özellikle yüksek gelirli ülkelerde teknolojik altyapının daha gelişmiş olması, düşük gelirli ülkeler ve kırılgan gruplar açısından yeni eşitsizlikler yaratabilir.

IOM, yapay zekâ ve dijitalleşmenin göç yönetiminde insan hakları temelli, şeffaf ve denetlenebilir biçimde kullanılması gerektiğini vurguladı. Aksi hâlde teknoloji, düzenli göçü kolaylaştıran bir araç olmaktan çok, dışlayıcı ve ayrımcı uygulamaları derinleştiren bir mekanizmaya dönüşebilir.

Bölgesel Farklılıklar Göçün Tek Bir Hikâyeye İndirgenemeyeceğini Gösteriyor

Rapora göre göç hareketleri bölgeden bölgeye ciddi farklılıklar gösteriyor. Afrika’da göçün önemli bir bölümü kıta içinde gerçekleşirken, çatışmalar ve afetler ülke içi yerinden edilmeyi artırıyor. Sudan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Güney Sudan gibi ülkeler hem mülteci kaynağı hem de yerinden edilme krizlerinin merkezi olarak öne çıkıyor.

Asya’da göç özellikle Körfez ülkelerinde nüfus yapısını belirleyen temel unsurlardan biri hâline gelmiş durumda. Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Umman’da göçmenlerin toplam nüfus içindeki payı çok yüksek seviyelere ulaşıyor. Güney Asya’dan Körfez ülkelerine yönelik iş gücü göçü, bölgenin en belirgin hareketlilik hatlarından biri olmayı sürdürüyor.

Avrupa’da Ukrayna savaşı bölgesel göç ve mülteci hareketlerini belirleyen ana faktörlerden biri olmaya devam ediyor. Almanya, Avrupa’da en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olarak öne çıkarken, Ukrayna Avrupa’nın en büyük mülteci kaynak ülkesi olmayı sürdürüyor. Latin Amerika ve Karayipler’de Venezuela kaynaklı yerinden edilme, Kuzey Amerika’da ise ABD’ye yönelen göç hareketleri bölgesel tabloyu şekillendiriyor.

Engellilik Göç Yönetiminin Merkezine Alınmalı

Raporun öne çıkan bölümlerinden biri de engellilik ve göç arasındaki ilişkiye ayrıldı. IOM’a göre engelli bireyler doğaları gereği kırılgan değildir; ancak göç ve yerinden edilme süreçlerinde karşılaştıkları sistemsel engeller onları daha kırılgan koşullara sürükleyebilir.

Raporda, dünya genelinde en az 62 milyon göçmen, mülteci ve ülke içinde yerinden edilmiş kişinin kayda değer engellilik durumuna sahip olabileceği tahmin edildi. IOM, veri eksiklikleri ve dar tanımlar nedeniyle bu sayının muhtemelen gerçek tablonun altında kaldığını belirtti.

Çatışma, şiddet, afetler, tehlikeli göç rotaları, insan kaçakçılığı, sömürü ve ağır çalışma koşulları, göçmenler ve yerinden edilmiş kişiler için kalıcı sağlık sorunları ve engellilik riskini artırıyor. Bunun yanında transit ve varış ülkelerindeki dışlayıcı sistemler, erişilemeyen başvuru süreçleri, sosyal koruma eksiklikleri ve ayrımcı uygulamalar engelli göçmenlerin yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor.

Raporda, engellilik konusunun göç yönetiminde tali değil, merkezi bir mesele olarak ele alınması gerektiği vurgulandı. Erişilebilir iltica ve göç prosedürleri, sosyal koruma ve rehabilitasyon hizmetlerine eşit erişim, engelli bireyleri dışlamayan düzenli göç yolları ve daha güçlü veri sistemleri, kapsayıcı göç politikalarının temel unsurları arasında sayıldı.

IOM’dan Kanıta Dayalı Göç Politikası Çağrısı

Dünya Göç Raporu 2026, göçün küresel ölçekte hem büyük fırsatlar hem de ciddi riskler barındırdığını ortaya koyuyor. Rapor, göçmenlerin kalkınmaya, iş gücü piyasalarına, bilgi ve beceri dolaşımına, aile ekonomilerine ve toplumsal dayanıklılığa katkısının sürdüğünü gösterirken; çatışmalar, afetler, eşitsizlikler, düzensiz göç rotaları, yabancı düşmanlığı ve dezenformasyonun bu potansiyeli tehdit ettiğini vurguluyor.

IOM’a göre göç yönetiminin temel hedefi, göçü yalnızca sınır kontrolü ve kriz müdahalesi üzerinden ele almak değil; güvenli, düzenli, hak temelli ve kanıta dayalı politikalarla yönetmek olmalı. Rapor, günümüz göç tartışmalarında en büyük ihtiyacın, veriler ile siyasi söylem arasındaki açığı kapatmak olduğuna işaret ediyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler