İsveç

Kulu’da Anılan Olof Palme: “Göçmenler Bizim Gibi Olmak Zorunda Değil”

Konya’nın Kulu ilçesinde bir parka ve caddeye adı verilen Olof Palme, bugün hâlâ kentin kolektif hafızasında yaşamayı sürdürüyor. Eylül ayındaki İsveç seçimlerinde yine bir seçim bölgesi hâline gelecek Kulu, İsveç’in bir başbakanına kendi hafızasında nasıl bir yer açtı? İsveç’e göç eden binlerce Kululunun hafızasında önemli bir yere sahip olan ve arka planı aydınlatılamayan bir cinayete kurban giden Olof Palme kimdi?

Kulu’da Anılan Olof Palme: “Göçmenler Bizim Gibi Olmak Zorunda Değil”
Fotoğraf: Firma Hagblom-Foto - Wikimedia Commons ve İnstagram: Kulubelediyesi. Değişiklikler: Perspektif

Konya’nın Kulu ilçesinde bir parka ve caddeye adı verilen Olof Palme, aradan geçen yıllara rağmen kentin kolektif hafızasındaki yerini koruyor. Eylül ayında yapılacak İsveç seçimleri yaklaşırken, İsveç’e göç etmiş binlerce Kululunun hikâyesi de yeniden hatırlanıyor. Çünkü Kulu, Türkiye’den İsveç’e uzanan göç tarihinin yalnızca çıkış noktalarından biri değil; aynı zamanda İsveç siyasetinin, seçimlerinin ve kamusal hafızasının Türkiye’de karşılık bulduğu özel bir yer.

Bir Cinayetin Ardından: Kulu’daki Olof Palme Parkı

Konya’nın yaklaşık 150 kilometre kuzeyinde bulunan 50 bin nüfuslu Kulu ilçesi, Türkiye’den İsveç’e en yoğun göç veren yerleşimlerden biri olarak biliniyor. Yaz aylarında Kulu sokaklarını dolduran İsveç plakalı araçlar, yarım asrı aşan bir göç serüveninin izlerini taşır. Özellikle 1960’lardan itibaren modernleşen sanayisi ve yükselen refah seviyesiyle dikkat çeken İsveç’e çalışmak için giden ilk kuşak Kululular, çoğunlukla sanayi tesisleri, otomotiv fabrikaları ve belediye hizmetlerinde çalıştı. Göç zamanla “zincirleme göç” niteliği kazandı; bir aile ferdinin ardından akrabalar, komşular ve aynı köyden insanlar da İsveç’e gitmeye başladı.

Aradan geçen yıllarda ikinci, üçüncü hatta dördüncü kuşak büyüdü. Böylece Kulu ile İsveç arasında yalnızca ekonomik değil, İskandinavya ile Konya arasında uzanan güçlü bir sosyal ve kültürel bağ da oluştu.

Bu hikâyenin en dikkat çekici sembollerinden biri ise hâlâ, o zamanlar İsveç’in başbakanı olan Olof Palme. Zamanında uluslararası dayanışmayı savunan  ve barış hareketlerinin yanında duran Palme, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Kulu’nun yakın tarihinde de kalıcı bir yer edindi.

Palme, 28 Şubat 1986 gecesi İsveç’in başkenti Stockholm’de uğradığı suikast sonucu hayatını kaybettiğinde, İsveç uzun yıllar unutulmayacak bir cinayetle sarsıldı. Başbakanın korumasız biçimde, eşi Lisbeth Palme ile sinemadan dönerken Stockholm’ün merkezinde öldürülmesi, yalnızca bir siyasi cinayet değil, İsveç toplumunun güvenlik ve kamusal hayat algısını değiştiren tarihsel bir kırılma olarak görüldü. Cinayetin faili ve motivasyonu uzun yıllar boyunca aydınlatılamadı; soruşturma 2020’de kapatılsa da olay, İsveç kamuoyunda hâlâ bütünüyle açıklığa kavuşmamış bir siyasi travma olarak hatırlanıyor. Bunun ardından Kulu’nun dönemin belediye yönetimi, Olof Palme’nin hatırasını yaşatmak amacıyla bugün 17 dönümlük bir alanı kapsayan parka onun adını verdi.

Bu park ise, Kulu Belediyesinin öz kaynaklarıyla hayata geçirildi. Zamanla yalnızca bir dinlenme alanı olmanın ötesine geçen Olof Palme Parkı, İsveç’te yaşayan on binlerce Kulu kökenli insan için ortak geçmişin ve aidiyet duygusunun simgelerinden birine dönüştü. Aynı zamanda burası, İsveçli siyasetçi ve bürokratların Türkiye ziyaretlerinde uğradıkları dikkat çekici duraklardan biri hâline geldi. Nitekim dönemin İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt de 2009 yılında parkı ziyaret eden isimler arasında yer aldı. Bugün park, Kulu Belediyesi’nin işlettiği sosyal tesisle birlikte kentin sosyal yaşamında canlılığını koruyan önemli kamusal alanlardan biri olmayı sürdürüyor. Ayrıca şehrin ana caddelerinden biri de bugün Olof Palme’nin adını taşıyor.

“İsveç’in Vicdanı” Olarak Anılan Olof Palme

Olof Palme, yalnızca İsveç siyasetinde değil, 20. yüzyılın uluslararası siyasal tarihinde de en dikkat çekici figürlerden biri olarak kabul ediliyor. 1927 yılında Stockholm’da dünyaya gelen Palme, ilerleyen yıllarda yalnızca İsveç’in sosyal demokrat mirasına değil, uluslararası dayanışma ve barış mücadelesine de damga vuracaktı.

Olof Palme, varlıklı bir ailede büyüdü; ancak babasını yedi yaşında kaybetmesi hayatında derin bir iz bıraktı. Annesi Baltık Almanı kökenli olan Palme, çok kültürlü bir ortamda yetişti ve genç yaşta uluslararası bir bakış açısı kazandı. ABD’de geçirdiği yıllar ise sosyal eşitsizlikleri yakından kavramasını sağlayarak siyasi düşüncelerini şekillendirdi.

Bu deneyimler, onun ilerleyen yıllarda İsveç siyasetinde “halktan” insanlarla yakın duran bir lider kimliğiyle öne çıkmasında önemli rol oynadı. Olof Palme, Soğuk Savaş döneminde ise özellikle dış politika alanındaki çıkışlarıyla uluslararası kamuoyunda dikkat çeken siyasetçiler arasında yer aldı. Vietnam Savaşı ve apartheid rejimi gibi konularda yaptığı açıklamalar, İsveç’in uluslararası görünürlüğünü artıran unsurlardan biri oldu. Bazı yorumlara göre, Olof Palme’nin Vietnam Savaşı’na açıktan karşı çıkan tutumu, İsveç’in tarafsızlık politikası sayesinde mümkün oldu.

“Dünya Bize Geliyor, Bizim de Dünyaya Açılmamız Gerekiyor”

Palme, öldürülmesinden bir hafta önce, 21 Şubat 1986’da Stockholm’de düzenlenen Apartheid’e Karşı İsveç Halk Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Ortak sorumluluk üstlenerek apartheid sisteminin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunabiliriz. Bu sistem, dışarıdan destek aldığı için varlığını sürdürebilmektedir. Eğer bu destek çekilir ve yerini karşıt bir tutum alırsa apartheid sistemi varlığını sürdüremez. Dünya apartheidi kaldırmaya karar verirse, apartheid ortadan kalkacaktır.”

Palme’nin uluslararası dayanışma anlayışı yalnızca devletler arası ilişkilerle sınırlı değildi. Ona göre enternasyonalizm, gündelik yaşamın da bir parçası olmalıydı. İsveç’in dünyadan yalıtılmış bir ülke olarak varlığını sürdüremeyeceğini savunan Palme, göçü ve kültürel çeşitliliği değişen dünyanın doğal bir sonucu olarak değerlendiriyordu. Bu nedenle göçmenleri, yeni bir toplumsal dönemin habercileri olarak tanımlıyordu. Bu yaklaşımını şu sözlerle ifade etmişti:

“Ancak gerçeklik değişiyor. Sınırların ötesindeki temaslara ve etkileşimlere giderek daha fazla bağımlı hâle geliyoruz. Kendimizi dış dünyadan yalıtacak duvarlar öremeyiz; çünkü bu, izolasyon ve gerileme anlamına gelir. Gelişmeler insanları birbirine giderek daha fazla yaklaştırıyor; bu temas hem yeni imkânlar hem de sürtüşmeler ve zorluklar doğuruyor. Enternasyonalizm yalnızca uzaktan hissedilen bir duygu olmamalıdır. Giderek gündelik hayatımızın bir parçası hâline geliyor. İsveç’te yaşayan göçmenler, bir bakıma yeni bir dönemin habercisi sayılabilirler. Onlar bizim topluluğumuzun bir parçası olmak istiyorlar; bizim de karşılığında sınırların ötesindeki daha geniş bir topluluğa yönelmemiz gerekiyor. Dünya bize geliyor, bizim de dünyaya açılmamız gerekiyor.”

Palme’nin Unutulmayan Mesajı: “Göçmenler Bizim Gibi Olmak Zorunda Değil”

Palme, 1953 yılından itibaren İsveç tarihinde en uzun süre başbakanlık yapan siyasetçi olan ve görevi 23 yılı aşkın süre kesintisiz sürdüren Tage Erlander’in yakın çalışma ekibinde yer aldı. Çeşitli bakanlık görevlerinde bulunan Palme, 1969 yılına gelindiğinde liderlik pozisyonuna geçti. Palme, parti içinde belirgin bir muhalefetle karşılaşmadan, Erlander’in ardından Sosyal Demokrat Parti lideri ve başbakan oldu.

Palme’nin konuşma yeteneği ve hitabet gücü, siyasi görüşlerden bağımsız olarak İsveç’te geniş bir çevrenin dikkatini çekiyordu. Sert ama akılda kalan konuşmaları, onu yalnızca İsveç siyasetinin değil, uluslararası kamuoyunun da en dikkat çekici isimlerinden birine dönüştürdü. 1965 yılında yaptığı bir konuşma, özellikle İsveç’te yaşayan göçmen kökenli insanlar tarafından uzun yıllar unutulmayacaktı.

Palme bu konuşmasında açık ve güçlü bir mesaj veriyordu: İsveç’in göçmenlere ihtiyacı vardı. Ona göre ülkeye gelen insanlar yalnızca fabrikalarda çalışacak işçiler değil; beraberlerinde yeni diller, kültürler ve hayat deneyimleri getiren insanlardı. Palme, dayanışmayı siyasetin merkezine yerleştiriyor ve zor durumda olan insanlara sırt çevrilemeyeceğini vurguluyordu. Bu nedenle göç meselesini yalnızca ekonomik bir ihtiyaç olarak değil, aynı zamanda insani bir sorumluluk olarak görüyordu. Yıllar sonra bile unutulmayan konuşmasınca düşüncelerini şu sözlerle ifade etmişti:

“Buraya gelen tüm göçmenler, kaçınılmaz ve ağır zorluklarla karşılaşır. Onlar hayatlarını geride bırakmışlardır ve özlem duymaları kaçınılmazdır. İyi bir maddi yaşam koşuluna sahip olsalar bile, dil, gelenekler, yeni çevre ve yeni insanlar gibi birçok şey onlar için yeni ve yabancıdır. Bu yeni hayata uyum sağlamaya çalışmak zorundadırlar ve elbette İsveç toplumunda ve İsveç iş piyasasında geçerli olan kurallara uymalarını bekleme hakkına sahibiz. Ancak uyum sağlama talebi hiçbir zaman göçmenlerin tamamen bizim gibi olması gerektiği noktasına kadar götürülmemelidir.”

Palme’nin Başbakanlık Dönemlerinde Çokkültürlülük ve Refah Devleti

Olof Palme döneminde İsveç, göçmenlerin siyasal ve toplumsal yaşama katılımını genişletmeye yönelik dikkat çekici adımlar attı. 1975’te kabul edilen düzenlemelerle, İsveç’te belirli süreyle ikamet eden yabancı ülke vatandaşlarına belediye ve il/yerel meclis seçimlerinde oy kullanma hakkı tanındı. Bu reform yalnızca teknik bir seçim değişikliği değil, aynı zamanda İsveç’in 1970’lerde şekillenen daha kapsayıcı göç ve çokkültürlülük anlayışının sembolik dönüm noktalarından biri olarak görüldü. Aynı dönemde hükûmet, göç politikasını “eşitlik, seçme özgürlüğü ve iş birliği” ilkeleri temelinde yeniden tanımlıyor; göçmenlerin İsveç toplumuna yalnızca ekonomik açıdan değil, siyasal ve kültürel olarak da dahil edilmesini savunuyordu.

Aynı yıllarda şekillenen sosyal demokrat göç politikası, göçmenlerin kültürel haklarını da merkeze alan bir anlayış benimsedi. 1975 tarihli göçmen ve azınlık politikası metninde, göçmenlerin kendi dilsel ve kültürel miraslarını özgürce geliştirme hakkının, sosyal demokrasinin öz belirleme ve demokrasi ilkelerinin doğal bir uzantısı olduğu belirtiliyordu. Devletin, göçmenlerin ve etnik azınlıkların kendi kültürel kimliklerini koruma çabalarını desteklemesi gerektiği açık biçimde ifade ediliyordu.

Bu yaklaşım özellikle eğitim politikalarında da etkisini gösterdi. 1975’te alınan kararlarla birlikte, göçmen çocukların ana dillerini koruyup geliştirebilmeleri daha güçlü biçimde desteklenmeye başlandı. İsveç devleti, ana dili yalnızca kültürel bir unsur olarak değil, çocukların duygusal ve zihinsel gelişimi açısından temel bir ihtiyaç olarak değerlendiriyordu. Resmî metinlerde, göçmen çocukların “uyumlu bir kişisel gelişim” yaşayabilmesi için iki dilliliğin teşvik edilmesi gerektiği vurgulanıyor; bu doğrultuda bazı belediyelerde çocukların hem İsveççe hem de kendi ana dillerinde eğitim alabilmesini destekleyen programlar hazırlanıyordu.

Buna karşılık, bugün İsveç’te yeniden tartışma konusu olan “återvandringsbidrag” (geri dönüş teşviki) uygulamasının temelleri de 1984 yılında Olof Palme döneminde atıldı. Palme liderliğindeki Sosyal Demokrat hükûmet, İsveç’te yaşamaktan memnun olmayan ya da topluma uyum sağlayamadığını düşünen göçmenlerin ülkelerine geri dönmelerini kolaylaştırmak amacıyla devlet destekli bir geri dönüş yardımı uygulamasını kabul etti. Amaç, İsveç’ten ayrılmak isteyen kişilere ekonomik destek sunmaktı.

Palme dönemini yorumlayan bazı uzmanlara göre 1980’larda temeli atılan bu uygulama, İsveç’te kalıcı olarak yaşamak istemeyen ya da kendi ülkesine dönmeyi tercih eden göçmenlerin geri dönüşünü kolaylaştırmak amacıyla uygulamaya geçirilmişti. Özellikle zorunlu olarak İsveç’e sığınmak durumunda kalan ve daha sonra geri dönmek isteyen insanlara destek olma fikri ön plandaydı.

Palme’nin başbakanlığı döneminde, İsveç’te çalışma hayatı ve sosyal devlet yapısını etkileyen çeşitli reformlar uygulamaya konuldu. Bu süreçte işçi hakları, sosyal güvenlik sistemi ve kamu hizmetleri alanlarında önemli düzenlemeler gerçekleştirildi.

İç politikada büyük ölçüde İsveç Sosyal Demokrat Partisi’nin önceki dönemlerde şekillenen politik çizgisini sürdürdü. Bu dönemde iş güvencesi, iş sağlığı ve çalışan temsil hakkı gibi konularda yeni uygulamalar devreye sokuldu. Çalışanlara iş yerlerinde daha fazla söz hakkı tanıyan düzenlemeler kabul edilirken, haftalık çalışma süresi 40 saate indirildi ve emeklilik yaşı 65 olarak belirlendi.

1970’li yıllarda aile politikalarında da önemli değişiklikler yapıldı. Birçok çocuklu ailenin yaşamını değiştiren ebeveyn sigortası (föräldraförsäkring) uygulamaya konulurken, belediyelere bağlı çocuk bakım hizmetleri de büyük ölçüde genişletildi. Sosyal demokrat refah devleti anlayışının güçlendiği bu yıllarda, çalışma yaşamında güvence ve çalışan katılımı temel hedefler arasında yer aldı.

2021 yılında İsveç’in Ankara Büyükelçisi Staffan Herrström’ün Olof Palme parkına ziyareti. Fotoğraf: Facebook- İsveç Türk Toplumu – Turkiska Gemenskapen i Sverige

Kamusal Hafızada Yaşayan Bir İsim

Olof Palme, 1969 yılından 1986’daki ölümüne kadar Sosyal Demokrat Parti’nin liderliğini yürüttü. 1969–1976 ve 1982–1986 yılları arasında İsveç başbakanı olarak görev yaptı.

Savaş karşıtlığıyla akla gelen Olof Palme’nin adı, Moskova’dan Berlin’e, Maputo’dan Rio de Janeiro’ya kadar dünyanın birçok kentindeki cadde ve meydanlara verilmiştir.

Palme’nin göçmenlere yönelik yaklaşımı, İsveç’e göç eden birçok insan için yalnızca siyasi bir söylem olarak değil, aidiyet hissini güçlendiren bir mesaj olarak da hatırlandı. Özellikle Kulu’dan İsveç’e giden işçiler ve aileleri açısından, göçmenlerin “tamamen İsveçli” olmak zorunda olmadığını söyleyen bu yaklaşım, yabancılık duygusunu hafifleten bir anlam taşıdı. Farklı kültürlerin ve kimliklerin toplumun parçası olarak kabul edilmesi gerektiğini savunan bu anlayış, İsveç’te yaşayan Türkiye’den gelen göçmenlerin hafızasında uzun yıllar yer etti.

Bugün Kulu’daki Olof Palme Parkı ise, yarım asrı aşan göç hikâyesinin kamusal hafızadaki simgelerinden biri olarak görülüyor. Park, İsveç’e giden işçilerin ve Kulu ile İsveç arasında kurulan tarihsel bağın izlerini taşımayı sürdürüyor.

Medine Tezcan

Uluslararası Londra Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler eğitimini tamamlayan Medine Tezcan, İsveç Genç Müslümanlar (SUM) Derneği’nde başkan yardımcılığı yapmıştır. Brüksel Özgür Üniversitesi’nde (VUB) Avrupa ve Uluslararası Yönetişim alanında Siyasal Bilimler yüksek lisansına devam eden Tezcan, Perspektif redaksiyon ekibinin üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler