Karpuz ve “Aşırılık”: Alman İç İstihbaratı Filistin’e Destek Sembollerini Nasıl Sınıflandırıyor?
Alman iç istihbaratı karpuz, kırmızı üçgen ve bazı Filistin yanlısı sloganları “aşırılık” bağlamında değerlendiren yeni yayınlar hazırladı. Sınıflandırma, Filistin dayanışması sembollerinin hangi ölçütlerle güvenlik tehdidi sayıldığı ve Almanya’da ifade özgürlüğünün sınırlarının nasıl çizildiği konusunda yeni bir tartışma başlattı.
Almanya’nın iç istihbarat kurumu, antisemitik kodlar ve Filistin’le dayanışma eylemlerinde kullanılan sembollere ilişkin yeni yayınlarında karpuz, kırmızı üçgen ve bazı sloganları “aşırılık” bağlamında değerlendirdi. Kurumun içinde bulunduğumuz mayıs ayında güncellediği sınıflandırma, Almanya’da Filistin’e dair sembollerin hangi ölçütlerle güvenlik tehdidi sayıldığı ve bu yaklaşımın ifade özgürlüğü üzerindeki etkileri konusunda yeni bir tartışma başlattı.
BfV’den Antisemitizm ve Filistin Dayanışması Yayınları
Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (Verfassungsschutz – BfV), antisemitik kodlar ve Filistin yanlısı hareketlere ilişkin iki yeni yayınla kamuoyunun gündemine geldi. Kurum, bir yandan “Gizli Mesajlar: Antisemitik Kodlar ve Şifreler” başlıklı broşüründe farklı ideolojik çevrelerde kullanılan antisemitik sembolleri ele alırken, diğer yandan internet sitesinde “seküler Filistin yanlısı aşırılık” başlığı altında yeni bir değerlendirme yayımladı. BfV’ye göre özellikle Berlin’de, Filistin’e destek eylemleri içinde “sert bir çekirdek” oluşmuş durumda ve bu çevre önemli ölçüde aşırılık yanlısı kişi ve gruplardan meydana geliyor. Kurum, Filistin’e destek etkinliklerinde düzenli olarak “İsrail karşıtı, kısmen de antisemitik” slogan ve görsellerin kullanıldığını savunuyor.
BfV’nin değerlendirmesinde seküler Filistin yanlısı aşırılığın ayırt edici özelliklerinden biri, İsrail’in politikalarına ve İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere yönelik eylemlerine duyulan öfkenin tüm Yahudilere yöneltilmesi olarak tarif ediliyor. Kurum, bazı aktivistlerin kişisel ya da ailevi olarak çatışmadan doğrudan etkilenmiş olduğunu, bunun İsrail’e karşı güçlü tepkiler doğurduğunu; ancak bu tepkilerin “İsrail’in Yahudi karakteri” üzerinden Yahudilere genellendiğini ileri sürüyor. BfV ayrıca son dönemde Filistin yanlısı olduğu belirtilen bazı çevrelerle Alman aşırı sol grupları arasındaki iş birliğinin yoğunlaştığını, ortak gösteri ve etkinliklerin arttığını belirtiyor.
Karpuz Hangi Gerekçeyle “Aşırılık” Listesine Alındı?
BfV’nin dikkat çektiği semboller arasında en fazla tartışma yaratanlardan biri kesilmiş karpuz görseli oldu. Burada kurumun yaptığı ayrım, karpuzun genel olarak Filistin’le dayanışma sembolü olarak kullanılmasından ziyade, kesilmiş karpuzun İsrail devletinin tamamını kapsayan bir harita formunda tasvir edilmesine dayanıyor. BfV, karpuzun Filistin bayrağının renklerine gönderme yapan bir dayanışma sembolü olduğunu belirtirken, İsrail’in tümünün bu renklerle gösterildiği kullanımları İsrail’in varlık hakkının reddi anlamına gelebilecek bir işaret olarak değerlendiriyor.
Bu sınıflandırma, karpuz sembolünün Filistin bağlamındaki tarihsel kullanımı nedeniyle tartışma yarattı. Karpuz, özellikle 1967 sonrasında Filistin bayrağının işgal altındaki bölgelerde yasaklanmasıyla sembolik bir anlam kazandı. Kırmızı, siyah, yeşil ve beyaz renkleri taşıyan bu meyve, bayrağın doğrudan gösterilemediği dönemlerde Filistin kimliğini görünür kılan alternatif işaretlerden biri hâline geldi. Alman basınında yer alan haberlerde de karpuzun, tıpkı kırmızı üçgen gibi, 1967 sonrası bayrak yasağı bağlamında Filistin bayrağına alternatif semboller arasında kullanıldığı hatırlatıldı.
Bu nedenle tartışmanın merkezinde yalnızca bir sembolün nasıl kullanıldığı değil, sembolün hangi bağlamda ve hangi niyetle değerlendirildiği sorusu bulunuyor. BfV, belirli bir görsel kullanımın İsrail’in varlığını reddetme anlamı taşıyabileceğini savunurken, insan hakları çevreleri ve eleştirel hukukçular Almanya’da Filistin’e dair sembollerin giderek daha geniş bir güvenlik kategorisi içinde ele alınmasından endişe ediyor.
Kırmızı Üçgen ve “Nehirden Denize” Sloganı
BfV’nin “seküler Filistin yanlısı aşırılık” başlığı altında ele aldığı sembol ve sloganlar karpuzla sınırlı değil. Broşürde Handala figürü, kırmızı üçgen, “From the river to the sea – Palestine will be free”, “Baby-Mörder Israel” ve “Yalla Yalla Intifada” gibi işaret ve ifadeler de listeleniyor. Kurum, bu sembol ve sloganların bazılarını bağlama göre, bazılarını ise antisemitik çağrışımları ya da şiddetle ilişkilendirilebilecek anlamları nedeniyle sorunlu görüyor.
BfV’nin listelediği bir diğer sembol kırmızı üçgen oldu. Kuruma göre kırmızı üçgen, Hamas’ın askerî kanadı Kassam Tugayları’nın propaganda videolarında saldırı hedeflerini işaretlemek için kullanıldı ve bu nedenle Hamas’la ilişkilendiriliyor. Buna karşılık aynı sembolün Filistinliler arasında, özellikle bayrağın yasaklandığı dönemlerde Filistin bayrağının renklerine gönderme yapan işaretlerden biri olarak kullanıldığı da belirtiliyor. Bu çift anlamlılık, sembollerin bağlamından koparılarak tek bir örgütsel referansa indirgenip indirgenemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.
Benzer tartışma “From the river to the sea – Palestine will be free” sloganı için de geçerli. BfV, bu sloganın değerlendirilmesinde bağlamın önemli olduğunu belirtiyor. Alman mahkemelerinde sloganın cezai niteliği konusunda farklı kararlar verilmiş; bazı değerlendirmelerde sloganın ancak Almanya’da yasaklı Hamas’a açık bir atıf taşıdığı durumda cezai açıdan sorun oluşturabileceği kabul edilmişti. Legal Tribune Online’da görüşlerini paylaşan hukukçu Dr. Max Kolter’e göre, sloganın Hamas sembolü sayılıp sayılamayacağı konusunda yargı düzeyinde kesin ve birleştirici bir karar oluşmuş değil.
Almanya’da 7 Ekim 2023 sonrasında Filistin’e destek gösterilerinde bu sloganın kullanımı birçok kez polis müdahalesine, yasak kararlarına ve yargı süreçlerine konu oldu. Bu durum, sloganların ve sembollerin anlamının yalnızca güvenlik kurumlarının sınıflandırmasıyla mı, yoksa kullanıldığı bağlam ve hukuki ölçütlerle mi belirleneceği tartışmasını büyüttü.
Broşürde Handala, Filistin direnişini temsil eden bir karikatür figürü olarak tanımlanırken, figürün İsrail haritasını Filistin bayrağının renkleriyle taşıdığı kullanımlar sorunlu örnekler arasında gösteriliyor. “Baby-Mörder Israel” ifadesi antisemitik “Kan İftirası” anlatısının İsrail’e aktarılması olarak yorumlanıyor; “Yalla Yalla Intifada” sloganı ise birinci ve ikinci intifada dönemlerindeki şiddet eylemlerine sempati ya da şiddetli direniş çağrısı şeklinde okunabileceği gerekçesiyle listeleniyor.
Ahtapot Figürü ve Antisemitik Kodlar Broşürü
BfV’nin “Gizli Mesajlar: Antisemitik Kodlar ve Şifreler” başlıklı 80 sayfalık broşüründe ise farklı ideolojik çevrelerde kullanılan antisemitik semboller ele alınıyor. Kurum, ahtapot figürünü “uluslararası Yahudi komplosu” anlatısının görsel kodlarından biri olarak tanımlıyor. Broşüre göre ahtapot imgesi, Yahudilerin dünya siyasetini, finansı ya da medyayı gizlice kontrol ettiği yönündeki antisemitik komplo anlatılarında uzun süredir kullanılan semboller arasında yer alıyor.
Broşürde ayrıca “Holokost dini”, “dayatılan kefaret kültürü” ve “psikolojik soykırım” gibi ifadeler de özellikle aşırı sağ çevrelerde kullanılan antisemitik kodlar arasında sayılıyor. BfV’ye göre bu söylemler, Holokost mağdurlarının yaşadığı acıyı küçümsemeye ve Alman toplumunun sözde psikolojik baskı altında tutulduğu iddiasını yaymaya hizmet ediyor. Kurum, antisemitizmi Yahudilere ya da Yahudi olarak algılanan kişilere yönelik reddedici, düşmanca veya şiddet eğilimli tutumlar olarak tanımlıyor.
Bu bölüm, BfV’nin yalnızca Filistin’le dayanışma eylemlerini değil, antisemitik kodların aşırı sağ, aşırı sol, İslamcı ve komplo teorisi çevrelerindeki farklı kullanımlarını da izlemeye çalıştığını gösteriyor. Ancak karpuz gibi tarihsel olarak Filistin kimliğiyle ilişkilenen sembollerin aynı tartışma paketinin içinde ele alınması, sınıflandırmanın kapsamı ve sınırları konusunda ayrı bir hassasiyet oluşturuyor.
İstihbaratın Listelemesine Yönelik Eleştiriler
BfV’nin karpuz ve kırmızı üçgen gibi sembolleri “aşırılık” bağlamında ele alması, Almanya’da Filistin’le dayanışma biçimlerinin tarihsel ve siyasal bağlamından koparılarak güvenlik tehdidi kategorisine yerleştirildiği eleştirilerini yeniden gündeme taşıdı. Bu eleştiriye göre karpuz, yalnızca güncel protestolarda kullanılan bir işaret değil; Filistin bayrağının yasaklandığı dönemlerden itibaren kimlik, hafıza ve dayanışma anlamı taşıyan bir sembol. Dolayısıyla sembolün belirli kullanımları elbette tartışılabilir olsa da, geniş bir güvenlik dili içinde ele alınması Filistin’e dair kamusal ifadeyi daraltma riski taşıyor.
Uluslararası Af Örgütü, 2025 yılındaki raporunda Alman makamlarının “From the river to the sea” sloganını kriminalize etme girişimlerini eleştirdi. Örgüt, bu sloganın 2023’te “Hamas sembolü” sayılarak yasaklandığını hatırlatırken, yetkililerin bu yöndeki çabalarının sürdüğünü belirtti. Amnesty ayrıca Almanya’da Filistin’e destek gösterilerine yönelik kısıtlamalar, slogan yasakları ve polis müdahaleleri konusunda ifade ve toplanma özgürlüğü açısından kaygılarını dile getirdi.
Birleşmiş Milletler uzmanları da Ekim 2025’te Almanya’ya yönelik açıklamalarında, Filistin’le dayanışma aktivizminin “kriminalize edilmesi, cezalandırılması ve bastırılması” yönünde kalıcı bir örüntü gördüklerini belirterek Berlin’i uyardı. BM uzmanları, Almanya’da Filistin’e destek eylemlerine yönelik polis şiddeti ve gösteri kısıtlamalarına ilişkin kaygılarını dile getirdi. Bu uyarılar, BfV’nin yeni sembol sınıflandırmasının daha geniş bir güvenlik ve kamu düzeni yaklaşımı içinde tartışılmasına neden oluyor.
İç İstihbaratının Rolü Neden Eleştiriliyor?
Berlin İdare Mahkemesi’nin kısa süre önce verdiği karar, Verfassungsschutz’un Filistin dayanışması ve İsrail eleştirisi içeren pozisyonlara yönelik sınıflandırmalarının yargı denetimine açık olduğunu gösterdi. Mahkeme, Orta Doğu’da Adil Bir Barış İçin Yahudi Sesi adlı Yahudi barış örgütünün 2024 Anayasayı Koruma Raporu’nda “kesin aşırılıkçı” olarak sınıflandırılmasının mevcut bulgularla yeterince gerekçelendirilemediğine hükmetti. Karar, iç istihbarat raporlarının yalnızca teknik güvenlik değerlendirmeleri değil, kişi ve gruplar üzerinde somut idari ve toplumsal sonuçlar doğurabilen sınıflandırmalar olarak da tartışıldığını ortaya koydu.
Eleştirilerin bir diğer boyutu, BfV’nin kurumsal niteliğiyle ilgili. Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı bir mahkeme değil; kişilerin suç işleyip işlemediğine karar verme yetkisi yargı organlarına ait. Ancak kurumun raporları, sınıflandırmaları ve kamuya açık değerlendirmeleri, kişi ve grupların kamu otoriteleri, medya ve toplum nezdinde nasıl algılandığını etkileyebiliyor. Bu nedenle bir sembolün ya da hareketin Verfassungsschutz literatüründe “aşırılık” başlığı altında yer alması, hukuken mahkûmiyet anlamına gelmese de idari ve toplumsal sonuçlar doğurabiliyor.
Gazeteci ve hukukçu Ronen Steinke, Verfassungsschutz’a yönelik genel eleştirilerinde kurumun klasik anlamda yalnızca suç işleyen kişilere yönelmediğini vurguluyor. Steinke, Alman iç istihbaratının “kriminallere değil, siyasi açıdan sakıncalı ilan edilen kişi ve gruplara” yöneldiğini; yasaları ihlal etmeyen yurttaşları da izleyebildiğini belirtiyor. Bu yaklaşım, BfV’nin Filistin’le dayanışma sembollerine ilişkin değerlendirmelerinin yalnızca teknik güvenlik notları olarak değil, siyasi sonuçları olabilecek sınıflandırmalar olarak da okunmasına yol açıyor.
Bu çerçevede karpuz sembolü tartışması, Almanya’da iç istihbarat kurumlarının demokratik hakların kullanımıyla güvenlik tehditleri arasındaki sınırı nasıl çizdiği sorusunu da beraberinde getiriyor. Özellikle protesto, slogan ve sembol kullanımının çok anlamlı olduğu durumlarda, geniş kategorilerle yapılan sınıflandırmaların caydırıcı etki doğurabileceği belirtiliyor.
“İsrail’in Varlık Hakkı” Tartışması ve Hessen Girişimi
BfV’nin karpuz değerlendirmesinde kullandığı “İsrail’in varlık hakkının reddi” ifadesi, Almanya’da aynı dönemde yürüyen bir başka hukuk tartışmasıyla da kesişiyor. Hessen eyaleti, İsrail’in varlık hakkının alenen veya toplantılarda inkâr edilmesini ve İsrail devletinin ortadan kaldırılması çağrılarını cezalandırmak için Federal Konsey (Bundesrat) merciine yasa girişiminde bulundu. Hessen Adalet Bakanlığı, mevcut hukukta İsrail’in varlık hakkının inkârının genel olarak cezalandırılmadığını; ilgili ifadelerin ancak suçların övülmesi ya da Hamas sloganlarının kullanılması gibi durumlarda yaptırıma konu olabildiğini belirtiyor.
Bu girişim hukukçular arasında ciddi itirazlarla karşılandı. Frankfurter Rundschau’nun aktardığına göre yaklaşık 30 hukukçu, Hessen’in önerisini ifade özgürlüğüne ölçüsüz müdahale olarak görüyor ve Anayasa’yla bağdaşmadığını savunuyor. Ceza hukuku uzmanı Kai Ambos’un da aralarında bulunduğu hukukçular, “İsrail’in varlık hakkı”nın inkârının Holokost inkârı gibi doğrulanabilir tarihsel bir olgunun reddinden farklı olduğunu; burada cezalandırılmak istenenin esasen siyasi bir görüş beyanı olabileceğini belirtiyor. (P/AA)