Avrupa Birliği (AB) ile Kanada arasında yeni bir ortaklık kurulması planı, henüz resmî müzakereler tamamlanmadan AB ülkeleri arasında anlaşmazlığa yol açtı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Eylül 2026’da duyurduğu ve Kanada’yı AB’nin ilk “ortak üyesi” (associate member) yapmayı amaçlayan teklif, başta Almanya olmak üzere bazı üye ülkelerin itirazlarıyla karşılaştı.

29-30 Ekim’de Kanada’nın Montreal kentinde düzenlenen AB-Kanada Zirvesi öncesinde hazırlanan ortak bildiri taslağında yer alan “ortak üyelik” ifadesi, Almanya’nın girişimiyle metinden çıkarıldı. Buna karşın zirveye katılan Kanadalı ve Avrupalı liderler, iki taraf arasındaki ilişkileri geliştirme hedefini sürdüreceklerini açıkladı.

30 Ekim’de kabul edilen ortak bildiride, Kanada’nın AB’ye tam üyeliğin dışında kalan, bugüne kadarkinden daha yakın bir ortaklık modeliyle Birliğe bağlanması konusunda çalışılacağı belirtildi. Bu yeni ilişkinin kapsamının 2027’de yapılacak bir sonraki AB-Kanada Zirvesi’ne kadar tanımlanması hedefleniyor.

Ursula von der Leyen’in Kanada’ya Ortak Üyelik Teklifi

Ursula von der Leyen, 16 Eylül’de Avrupa Parlamentosunda yaptığı yıllık Birliğin Durumu konuşmasında Kanada ve AB ilişkilerini mümkün olan en yüksek seviyeye taşımak istediğini belirterek Kanada’nın AB’nin ilk ortak üyesi olması için çalışmayı önermişti.

Öneri, Kanada’nın AB’ye tam üye olmadan Birlik politikalarına, programlarına ve karar hazırlık süreçlerine daha yakından katılabilmesi fikrine dayanıyordu. Ancak AB tarihinde böyle bir üyelik statüsü bulunmuyor. AB Antlaşması’nın 49. maddesi, tam üyelik başvurusunu Avrupa devletleriyle sınırlandırıyor. Kanada ise coğrafi konumu nedeniyle mevcut antlaşma hükümleri çerçevesinde tam üyelik koşullarını karşılamıyor.

Buna karşılık AB’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma’nın 217. maddesi, üçüncü ülkelerle karşılıklı haklar, yükümlülükler ve ortak karar mekanizmaları içeren ortaklık anlaşmaları yapılmasına imkân tanıyor. Leiden Üniversitesinden Avrupa siyaseti uzmanı Amy Verdun, mevcut sistemde “üyelik” kavramının açıkça belirlenmiş hak ve sorumluluklarla bağlantılı olduğunu belirtiyor. Verdun’a göre ortak üyelik kalıcı ve başka ülkelere de uygulanabilecek bir statü hâline getirilirse AB antlaşmalarında değişiklik yapılması gerekebilir. Önerinin hukuki statüsüne ilişkin bu belirsizlik, üye ülkeler arasında gündeme gelen itirazların da başlıca konularından biri oldu.

Almanya, İtalya ve Diğer AB Ülkeleri Ortak Üyelik Önerisine Neden İtiraz Etti?

27 Ekim’de Euronews’a konuşan AB diplomatlarına göre Almanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan ortak bildiri taslağına itiraz etti. Politico‘nun zirveden önce yayımladığı habere göre, Almanya ve Fransa’nın yanı sıra en az altı AB ülkesi daha “ortak üyelik” ifadesine karşı çıkıyordu. İtirazlar, Kanada’yla ilişkilerin geliştirilmesinden çok, henüz tanımlanmamış bir üyelik statüsünün resmî belgelere girmesine odaklanıyordu.

Bununla birlikte ülkelerin çekinceleri farklı gerekçelere dayanıyordu. Almanya’nın başlıca itirazı, hukuki tanımı henüz yapılmamış bir kavramın resmî bir AB belgesine konulmasıydı. Berlin yönetimi, Kanada’ya hangi hakların ve yükümlülüklerin tanınacağı belirlenmeden ortak üyelik ifadesinin kullanılmasına karşı çıktı.

Euronews‘un görüştüğü AB diplomatlarından biri, Avrupa Komisyonunun öneriyi önceden üye devletlerle görüşmediğini belirterek henüz neyin tartışıldığının bile tam olarak bilinmediğini söyledi. Alman tarafı, Kanada’nın hangi AB programlarına katılabileceğinin, Birlik kurumlarıyla nasıl ilişki kuracağının ve hangi karar süreçlerinde söz sahibi olabileceğinin öncelikle belirlenmesini istiyor. Berlin’in von der Leyen’e yönelik eleştirisi ise bu ayrıntılar netleşmeden ortak üyeliğin siyasi bir hedef olarak duyurulmasına dayanıyor.

Alman diplomatların dile getirdiği bir diğer kaygı, Kanada için oluşturulacak modelin başka ülkelerde benzer beklentiler yaratması. Böyle bir statünün AB’ye katılmak isteyen Ukrayna ve Moldova gibi ülkelerin üyelik süreçlerine etkisi de tartışılıyor.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise daha önce Ukrayna için benzer bir ortak üyelik modeli önermişti. Merz’in önerisi, Kiev’in tam üyelik süreci devam ederken bazı AB kurumlarına ve güvenlik mekanizmalarına erişebilmesini öngörüyordu. Kanada için gündeme getirilen model ise Avrupa dışında bulunan ve tam üyelik hedeflemeyen bir ülkeyle daha yakın ilişkiler kurulmasını amaçlıyor.

İtalya’nın itirazları farklı başlıklarda yoğunlaştı. Roma yönetimi, üyelik kavramına ilişkin sorumluluğun açıkça Avrupa Komisyonuna ait olduğunun belirtilmesini istedi ve bildiri taslağında bu yönde değişiklik yapılmasını sağladı. İtalya’nın son aşamada dile getirdiği diğer çekinceler ise bildirinin rekabet gücü, teknolojik egemenlik ve karbonsuzlaşma politikalarına ilişkin ifadeleriyle ilgiliydi.

Üye ülkelerin itirazlarına rağmen Kanada ile iş birliğinin genişletilmesi genel olarak destekleniyor. Görüş ayrılıkları, bu yakınlaşmanın hangi hukuki ve siyasi çerçevede gerçekleştirileceği ve yeni ortaklığın nasıl tanımlanacağı üzerinde yoğunlaşıyor.

Kanada’nın Ortak Üyelik Planı İptal mi Edildi?

İtirazların ardından 28 Ekim’de hazırlanan yeni bildiri taslağından “ortak üyelik” ifadesi çıkarıldı. Reuters’ın haberine göre, metinde bunun yerine Kanada ile AB arasında “giderek yakınlaşan bir ortaklık” kurulması hedefi yer aldı. Bununla birlikte zirvenin ardından yapılan açıklamalarda ortak üyelik hedefi korunmaya devam etti.

Zirvenin ardından konuşan Kanada Başbakanı Mark Carney, ülkesinin AB’nin ilk ortak üyesi olması hedefini yineledi. Görüşmelerin önümüzdeki aylarda ilerleyeceğini belirten Carney, Mart 2027’de Kanada hükûmeti ile Avrupa Komisyonu üyelerinin ortak toplantı yapacağını açıkladı.

Carney, Haziran 2027’de Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın davetiyle AB liderlerinin toplantısına katılmayı ve müzakereleri burada tamamlamayı hedeflediğini de söyledi. Von der Leyen ise Montreal’de yaptığı konuşmada, Kanada için “katılım olmadan ortaklık” yaklaşımını savunmayı sürdürdü. Avrupa Komisyonunun zirve sonrasında güncellediği resmî bilgilendirmede de ortak üyelik fikrinin tartışılmaya devam ettiği belirtiliyor.

Haziran 2027’de siyasi müzakerelerin tamamlanması hedeflense de Kanada’nın AB ile ilişkisinin hangi hukuki statüye dayanacağı henüz kesinleşmiş değil. Müzakerelerde uzlaşma sağlansa bile düzenlemenin hukuki biçimine göre üye devletlerin ve ilgili AB kurumlarının onayı gerekebilir. Carleton Üniversitesinden siyaset bilimci Achim Hurrelmann, değerlendirmesinde ortak üyelik adı altında yeni bir statünün kısa sürede oluşturulmasının zor olabileceğini belirtti. Hurrelmann, 27 üye ülkenin sürece dâhil olmasıyla AB’de kararların yavaş ilerlediğine dikkat çekerek farklı bir isim altında daha kapsamlı bir ortaklık kurulabileceğini söyledi.

Trump’ın Politikaları Kanada’yı Avrupa’ya mı Yaklaştırıyor?

Kanada’nın Avrupa’yla ilişkilerini güçlendirme arayışında ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret ve dış politika tercihleri de etkili oluyor. Kanada ekonomisi, ABD pazarına büyük ölçüde bağımlı. Associated Press’in aktardığı verilere göre, Kanada’nın 2025 yılındaki mal ihracatının yüzde 71,7’si ABD’ye yapıldı. Carney hükûmeti, önümüzdeki on yılda ABD dışındaki pazarlara yapılan ihracatı iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Trump’ın Kanada mallarına uyguladığı gümrük vergileri ve ülkeye yönelik sert açıklamaları da Ottawa yönetiminin yeni ekonomik ortaklıklar arayışını hızlandırdı. AB ise Kanada’nın ABD’den sonra ikinci büyük ticaret ortağı konumunda. Trump, Kanada’nın ortak üyelik girişimine de tepki gösterdi. Böyle bir yakınlaşmayı ABD’ye karşı düşmanca bir adım olarak değerlendirebileceğini söyleyen Trump, Avrupa’ya karşı yeni ticari önlemler alabileceği uyarısında bulundu.

Chatham House düşünce kuruluşundan Grégoire Roos’un analizine göre, Kanada’nın ABD’ye yüksek düzeydeki ekonomik bağımlılığı, ülkenin siyasi tercih alanını daraltıyor. Roos, Avrupa’nın da ABD’nin güvenlik ve teknoloji kapasitesine, Çin’in tedarik zincirlerine ve dış enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltmaya çalıştığını belirtiyor.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyinde (ECFR) analiz yazısı yayımlayan siyaset bilimci İlke Toygür ise ortaklığın adından çok somut sonuçlarına odaklanılması gerektiğini savunuyor. Toygür’e göre AB, Kanada gibi ülkelerle ilişkilerini geliştirerek ekonomik bağımlılıklarını azaltabilir, güvenlik ve teknoloji alanlarında daha dayanıklı uluslararası ortaklıklar kurabilir.

Montreal Zirvesinde Hangi Somut Kararlar Alındı?

Ortak üyelik konusundaki görüşmeler henüz sonuçlanmazken Montreal Zirvesi’nde farklı alanlarda iş birliğini genişletmeye yönelik kararlar alındı. İki taraf, dijital ticaret anlaşması ve rekabet politikalarında iş birliğine yönelik müzakerelerin tamamlandığını duyurdu. Avrupa Yatırım Bankasının Kanada’daki kritik mineraller projelerine finansman sağlamasının önünü açacak anlaşma üzerinde de uzlaşmaya varıldı.

Kanada’nın Avrupa’nın yüksek performanslı bilgisayar altyapısına katılması, gençlerin iki taraf arasında eğitim ve çalışma imkânlarının genişletilmesi ve Erasmus+ programına daha kapsamlı katılım için görüşmelerin başlatılması da gündeme alındı. Ortak bildiride, Kanada’dan Avrupa’ya sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının artırılmasına ilişkin fizibilite çalışması yapılması, yeni deniz altı iletişim kablolarının değerlendirilmesi ve Arktik bölgesinde güvenlik iş birliğinin genişletilmesi de kararlaştırıldı.

Kanada ve AB, 2017’den bu yana geçici olarak uygulanan kapsamlı ekonomik ve ticaret anlaşması CETA sayesinde hâlihazırda yakın ekonomik ilişkilere sahip. Yeni girişim, bu iş birliğini dijital teknolojilerden savunma sanayisine kadar daha geniş alanlara taşımayı amaçlıyor. Brüksel merkezli Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezinden (CEPS) Tinatin Akhvlediani, Kanada’yla kurulacak ilişkinin diğer Avrupa dışı ortaklar için de örnek olabileceğini değerlendiriyor. Bununla birlikte oluşturulacak yeni statünün sağlayacağı haklar, getireceği yükümlülükler ve mevcut AB antlaşmalarıyla nasıl ilişkilendirileceği henüz açıklığa kavuşmuş değil. (P)