İşgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya yönelik yerleşimci baskınları, Yahudi bayramları döneminin ardından da sürüyor. Filistin haber ajansı WAFA’nın yerel kaynaklara dayandırdığı haberine göre, 21 Ekim’de 86 yerleşimci İsrail güçlerinin korumasında Meğaribe Kapısı’ndan alana girdi ve Kubbetü’s-Sahra önünde dinî ritüeller gerçekleştirdi.

Bu girişlerden bir gün önce İsrail makamları, Mescid-i Aksa imam hatibi ve Kudüs Yüksek İslami Heyeti Başkanı Şeyh İkrime Sabri’nin alana giriş yasağını altı ay daha uzattı. Yerleşimci grupların Aksa’ya giriş günlerini genişletmek üzere yürüttüğü yargı süreci de devam ediyor.

Bayramlar Döneminde 11 Bini Aşan Yerleşimci Girişi

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 28 Eylül’de polis koruması altında Mescid-i Aksa’ya girenler arasındaydı. Anadolu Ajansının Kudüs İslami Vakıflar İdaresine dayandırdığı haberine göre, o gün alana giren yerleşimcilerin sayısı 1.700’ü aştı. Ben-Gvir, yaptığı açıklamada, “Mescid-i Aksa’da buranın sahibi biziz.” dedi.

Middle East Monitor’ün 9 Ekim tarihli haberinde aktarılan Kudüs Valiliği verilerine göre, Yahudi yılbaşından 1 Ekim’e kadar uzanan bayramlar döneminde 11 bin 409 yerleşimci Mescid-i Aksa’ya girdi. Valiliğin 2026’nın temmuz, ağustos ve eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrek için açıkladığı sayı ise yaklaşık 27 bin 830 oldu.

Haberde, girişler sırasında yere kapanarak ibadet edilmesi ve Yahudi dinî törenlerinde kullanılan koçboynuzu boru şofarın üflenmesi gibi uygulamalara yer verildi. Aynı dönemde Müslümanların alana erişiminin kısıtlandığı, yerleşimci yürüyüşleri sırasında Aksa yakınındaki Kattanin Çarşısı’nda onlarca dükkânın kapatıldığı bildirildi.

Anadolu Ajansı da 29 Eylül sabahı 966 yerleşimcinin alana girdiğini aktardı. Ajansın haberine göre, aşırı sağcı grupların paylaştığı görüntülerde özellikle yerleşkenin doğu bölümünde toplu ibadet, şarkı söyleme ve dans etme faaliyetleri görüldü. Bu girişler, grupların Sukot Bayramı boyunca Aksa’da kitlesel olarak bulunma çağrıları eşliğinde gerçekleşti.

Aksa’daki Statüko Neyi Kapsıyor?

Mescid-i Aksa adı, güneydeki Kıble Camii ile Kubbetü’s-Sahra’nın da içinde bulunduğu yaklaşık 144 bin metrekarelik Harem-i Şerif alanının bütünü için kullanılıyor. Müslümanlar açısından kutsal olan bu yerleşke, Yahudilikte de en kutsal mekân kabul edilen ve Tapınak Tepesi olarak adlandırılan alanda bulunuyor.

İsrail’in 1967’de Doğu Kudüs’ü işgalinin ardından sürdürülen düzen çerçevesinde, yerleşkenin dinî ve idari işleri Ürdün’e bağlı İslami Vakıflar İdaresi tarafından yürütülürken güvenlik denetimi İsrail’in elinde bulunuyor. Associated Press’in de aktardığı bu düzene göre, Müslümanlar burada ibadet edebiliyor; gayrimüslimler ise belirlenen saatlerde ziyaret gerçekleştirebiliyor, ancak ibadet edemiyor.

Ürdün’ün rolü, İsrail ile 1994’te imzaladığı barış anlaşmasında da yer alıyor. Anlaşmanın 9. maddesi, İsrail’in Kudüs’teki Müslüman kutsal mekânlarında Ürdün’ün mevcut özel rolüne saygı göstermesini öngörüyor. Kalıcı statü görüşmelerinde Ürdün’ün bu mekânlardaki tarihî rolüne yüksek öncelik verilmesi de aynı maddede belirtiliyor.

Dolayısıyla tartışmanın merkezinde, mevcut güvenlik denetiminin yanı sıra ibadet kurallarını belirleme ve kutsal mekânı yönetme yetkisinin kimde bulunacağı yer alıyor.

İbadet Kuralları Sahada Nasıl Değişiyor?

Kudüs’teki gelişmeleri izleyen İsrailli kuruluş Ir Amim, Şubat 2026 tarihli raporunda İsrail polisinin Yahudi aktivistlerin yerleşkeye dua metinleri sokmasına izin verdiğini belirtti. Kuruluş, bu uygulamayı gayrimüslimlerin ziyaretine izin veren ancak ibadetini yasaklayan statükoyla bağdaşmayan bir adım olarak nitelendirdi.

Rapora göre Başbakan Benjamin Netanyahu, statükonun korunduğunu savunmayı sürdürürken Ben-Gvir’in alandaki değişiklikleri kendisiyle koordinasyon içinde gerçekleştirdiğini de açıklamıştı.

Ir Amim, polis verilerine dayanarak 2025’te Aksa’daki cuma namazlarına katılan Müslümanların yıllık toplamının on yıl önceki düzeyin yarısının altında kaldığını bildirdi. Kuruluş, Batı Şeria’dan erişime getirilen ağır sınırlamaların yanı sıra özellikle genç erkeklerin girişinin engellenmesinin ve polis uygulamalarının caydırıcı etkisinin bu düşüşte rol oynadığını değerlendirdi.

Raporda, Yahudi aktivistlerin ibadeti sırasında Müslümanların girişinin engellenmesi de eleştirildi. Ir Amim’e göre bu uygulama, alanın günün farklı saatlerinde farklı dinî gruplara ayrılmasını öngören “zamansal bölünme” talebini fiilen hayata geçiriyor.

Şiddetin Yayılması Kaygısı

The New Arab’ın 3 Haziran tarihli analizinde görüşlerine yer verilen Kudüs araştırmacısı Ziad Abhais, alandaki değişimin ziyaretlerden örgütlü ibadete geçiş anlamına geldiğini savundu. Abhais’e göre bu dönüşüm, ileride ortak egemenlik taleplerinin önünü açabilir. Analizde, 1994’te Halil’deki İbrahim Camii’nde yaşanan katliamın ardından alanın Müslüman ve Yahudi ibadetine ayrılan bölümlere bölünmesi, uzmanların Aksa açısından kaygı duyduğu bir örnek olarak gösterildi.

Kudüs’teki gelişmeleri izleyen Terrestrial Jerusalem kuruluşunun kurucusu, İsrailli Amerikalı avukat Daniel Seidemann ise Middle East Eye’ın 9 Haziran tarihli haberinde, Ürdün’ün himayesinin kaldırılmasının bölgede yeni bir şiddet dalgasını tetikleyebileceği uyarısında bulundu. “Kudüs’te başlayan Kudüs’te kalmaz.” diyen Seidemann, Ürdün’ün rolünü Aksa’daki istikrarın korunması açısından vazgeçilmez gördüğünü belirtti.

Cumartesi Girişleri İçin Yargı Süreci

Yerleşimci grupların giriş günlerini genişletme talebi de İsrail Yüksek Mahkemesine taşınmış durumda. Al Jazeera’nın 21 Ekim tarihli haberine göre, “Tapınak” örgütleri olarak anılan gruplar, pazar ile perşembe arasındaki girişlere cumartesinin de eklenmesini istiyor.

Haberde, İsrail savcılığının 18 Ekim’de hükûmetin bu talebe yanıtını sunabilmesi için mahkemeden ek süre istediği, bunun dosyadaki ikinci erteleme talebi olduğu belirtildi. Aktarılan gelişme, cumartesi girişlerine izin veren kesinleşmiş bir karar anlamına gelmiyor.

Kudüs Valiliği ise daha önce güvenlik gerekçeleriyle reddedilen benzer taleplerin aksine, hükûmetin yanıtını geciktirmesinin bu kez talebin karşılanması ihtimaline ilişkin kaygıları artırdığını bildirdi. Valilik, sürecin mevcut statüyü ve alanın kullanım zamanlarına ilişkin düzeni değiştirebileceği uyarısında bulundu.

İkrime Sabri’nin Giriş Yasağı Nisan 2027’ye Uzatıldı

Müslüman din görevlilerinin alana erişimine yönelik kısıtlamaların son örneği ise İkrime Sabri hakkında alınan karar oldu. Middle East Monitor’ün 21 Ekim tarihli haberine göre, İsrail makamları 20 Ekim’de Sabri’nin avukatına yeni uzatma kararını iletti. Karar, Sabri’nin 19 Nisan 2027’ye kadar Aksa’ya girmesini engelliyor.

Haberde, Sabri’nin Ağustos 2024’ten bu yana art arda verilen yasaklarla alandan uzak tutulduğu belirtildi. Sabri’nin ofisinden bir yetkili, önceki yasağın ekim ayında sona ermesinin beklendiğini aktardı. Yeni uzatma, Sabri’nin Aksa’da namaz kılmasının ve hutbe vermesinin engellenmesini sürdürüyor.

ABD Kongresindeki Önerge Ne İstiyor?

Aksa’nın statüsünü değiştirmeye yönelik talepler ABD siyasetinde de karşılık buluyor. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Claudia Tenney, Clay Higgins’in desteğiyle 31 Ekim 2025’te H.Res.852 sayılı karar önergesini sundu.

Önerge, İsrail’in Tapınak Tepesi olarak adlandırılan alan üzerindeki egemenliğinin tanınmasını ve Yahudilerin burada ibadet hakkının desteklenmesini istiyor. Gerekçesinde Yahudi ve Hristiyanların erişim imkânlarının Müslümanlara kıyasla kısıtlandığı savunuluyor; giriş kapıları ve ziyaret saatleri bu iddiaya örnek gösteriliyor.

Metin ayrıca İsrail hükûmetinin Müslümanların ibadet haklarını ve İslami yapıların bütünlüğünü koruma çabalarının desteklenmesini öngörüyor. Böylece önerge, ibadet özgürlüğü talebini alan üzerindeki İsrail egemenliğinin kabulüyle birlikte ele alıyor.

Ancak Kongrenin işlem kaydında önerge için görülen son adım, 31 Ekim 2025’te Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesine sevk edilmesi. Kayıt, önergenin kabul edildiğini göstermiyor. Metinde Aksa’nın “çok dinli merkez” olarak yeniden düzenlenmesine ilişkin bir hüküm de bulunmuyor.

Çok Dinli Merkez” Planı İddiası Nereden Geliyor?

Bu ifade, Middle East Eye’ın 25 Mayıs 2026 tarihli haberinde yer aldı. Haber, isimlerinin açıklanmamasını isteyen ABD’li, Ürdünlü ve Filistinli yetkililer ile Batılı ve Körfez ülkelerinden kaynakların anlatımlarına dayanıyordu.

Kaynaklar, ABD ve İsrail’in Ürdün’ün Aksa üzerindeki himayesini sona erdirecek yeni bir düzen üzerinde çalıştığını ileri sürdü. Haberde, girişimi destekleyen isimler arasında Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee gösterildi.

İddiaya göre Ürdün’e bağlı Vakıflar İdaresinin yetkileri kaldırılacak, yerine İsrail hükûmetinin oluşturacağı bir yapı getirilecekti. Bu yapı, Aksa’yı “çok dinli merkez” olarak tanımlayacak ve Yahudi grupların toplu ibadetini resmen mümkün kılacaktı. İsrail’in imamların ve üst düzey görevlilerin atanmasında, ayrıca cuma hutbelerinin içeriğinde söz sahibi olması da aktarılan planın unsurları arasındaydı.

Bununla birlikte haber, resmen ilan edilmiş veya yürürlüğe girmiş bir düzenlemeyi belgelemiyor. Haberin yayımlanmasının ardından ABD’li bir yetkili, Beyaz Saray’ın Ürdün’ün himayesini kaldırmak için çalıştığı iddiasını yalanlayarak “tamamen asılsız” olarak nitelendirdi. Jerusalem Story’nin aktardığına göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Kongredeki bir oturumda bu yöndeki haberlerden haberdar olmadığını söyledi. Kongreye sunulan önerge ile kaynaklara dayandırılan bu plan, bu nedenle ayrı gelişmeler olarak değerlendirilmek durumunda.

Mescid-i Aksa İçin Uluslararası Yönetim İddiası

Seidemann, Middle East Eye’ın aynı haberinde aktarılan açıklamasında, güvenilir bulduğu bir kaynaktan Ürdün’ün himayesini değiştirmeye veya kaldırmaya yönelik bir ABD önerisi bulunduğu bilgisini aldığını belirtti. Kendisine iletilen bilgiye göre dolaşıma sokulan bir belge, mevcut himayenin Müslüman ve Arap temsilciler ile Yahudi temsilcileri içeren uluslararası ve dinler arası bir heyete devredilmesini öneriyordu. Haberde ayrıca bir Batılı yetkili ile Ürdün hükûmetince bilgilendirilmiş bir kaynak, gördüklerini söyledikleri öneride Arap ülkelerine dönüşümlü gözetim rolü verilmesinin öngörüldüğünü aktardı. Bu ayrıntılar da kaynakların anlatımlarına dayanıyor.

Middle East Eye’ın haberini değerlendiren Leed Üniversitesi misafir araştırmacısı ve İngiltere’deki Al-Aqsa Friends adlı sivil toplum örgütünün başkanı Ismail Patel ise Middle East Monitor’de 1 Haziran’da yayımlanan yorumunda planın sunuluş biçimine dikkat çekti. Patel, “çok dinli birlikte yaşam”, “eşit erişim” ve “ortak miras”söylemlerinin, Vakıflar İdaresinin yetkilerini kaybetmesini ve alanın İslami kimliğinin aşındırılmasını meşrulaştırmak için kullanılabileceğini savundu.

Ürdün ve Filistinlilerden Statükonun Korunması Çağrısı

Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları, 2 Haziran tarihli ortak açıklamalarında Aksa’ya İsrail güçlerinin korumasında gerçekleştirilen baskınları ve avlularda İsrail bayrağı açılmasını kınadı.

Bakanlar, Harem-i Şerif’in tamamının Müslümanların ibadet yeri olduğunu vurguladı. Alanın işlerini yönetme ve girişleri düzenleme konusunda yetkili kurumun Ürdün’e bağlı Kudüs Vakıflar ve Mescid-i Aksa İşleri İdaresi olduğunu belirtti. Açıklamada İsrail’in tarihî ve hukuki statüyü değiştiren uygulamalarına son vermesi istendi.

Filistinli dinî lider Raed Salah ise ekim ayında İsrail’de yaşayan Filistinlilere Aksa’daki varlıklarını sürdürme çağrısı yaptı. Middle East Monitor’ün aktardığı video mesajında Salah, namaz kılmak, Kur’an okumak ve itikâfa girmek üzere alana gidilmesini istedi. Müslümanların girişinin kısıtlandığını, yerleşimci faaliyetlerinin hem sayısının hem niteliğinin değiştiğini belirterek Aksa’nın yalnız bırakılmaması gerektiğini söyledi. (P)