Siyasi kutuplaşmanın giderek derinleştiği ABD’de, Cumhuriyetçi ve Demokrat seçmenlerin üzerinde uzlaştığı pek fazla konu yok. Ama ara seçimler yaklaşırken neredeyse herkesin ortak bir kaygısı var: Devlet yönetimindeki yolsuzluklar.

Gallup’ın kısa süre önce yaptığı bir ankete göre Amerikalıların yüzde 89’u, devlet yönetiminde yolsuzluğun yaygın olduğunu düşünüyor. Bugüne kadar kaydedilen en yüksek oran olan bu sonuç, siyasi görüşlerden bağımsız olarak toplumun neredeyse tamamının aynı kaygıyı paylaştığını gösteriyor. Cumhuriyetçi, Demokrat ve bağımsız seçmenler arasında yolsuzluğun yaygın olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 83 ile 91 arasında değişiyor. Oysa Gallup’ın 2024’teki araştırmasında bu oran yüzde 73’tü.

Gallup’ın 2023’ten bu yana aynı soruyu yönelttiği 132 ülke arasında, yolsuzluğun yaygın olduğuna inananların oranı yalnızca dört ülkede ABD’den daha yüksek: Lübnan ve Peru’da yüzde 92, Gana ve Nijerya’da ise yüzde 90. Son dönemde seçim kampanyalarının odağında büyük ölçüde hayat pahalılığı yer alsa da Fox News’in yakın tarihli bir anketi, seçmenlerin devlet yönetimindeki yolsuzluklardan (yüzde 88) enflasyona (yüzde 85) ve benzin fiyatlarına (yüzde 83) kıyasla daha fazla endişe duyduğunu ortaya koydu.

CNBC’nin yaptığı bir başka araştırmada da yolsuzluk, ekonomiyle ilgili tüm kaygıların önüne geçerek ülkenin en önemli sorunu olarak gösterildi. Bu kaygı seçim kampanyalarına da yansımış durumda. Siyasi reklam harcamalarını takip eden AdImpact şirketine göre, bu seçim döneminde siyasi reklamlara harcanması beklenen 11,6 milyar doların 275 milyon dolardan fazlası yolsuzluk konulu reklamlara ayrıldı. Demokratlar bu reklamlara yaklaşık 173 milyon dolar harcarken Cumhuriyetçilerin harcaması 93 milyon dolar civarında kaldı.

Amerikalılar Yolsuzluktan Kimi Sorumlu Tutuyor?

Demokratlar, yabancı hükümetlerden Trump ailesine gelen benzeri görülmemiş hediyelere ve Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde aile servetindeki muazzam artışa dikkat çekiyor. Ama Amerikalıların yolsuzluk konusundaki tepkisi yalnızca Trump yönetimine yönelik değil.

Sivil haklar savunucusu Brennan Adalet Merkezi, bu yıl ABD toplumunu temsil eden 2 bin kişiye çeşitli siyasetçi ve kurumların yolsuzluğa bulaşıp bulaşmadığını sordu. Sonuçlar, siyasi yelpazenin her kesiminden kişi ve kurumlara yönelik olumsuz algının ne kadar yaygın olduğunu gösterdi. Katılımcıların yüzde 85’i Kongrenin, yüzde 68’i Trump’ın, yüzde 63’ü Joe Biden’ın ve yüzde 62’si Yüksek Mahkemenin yolsuzluğa bulaştığını düşünüyor.

Araştırmada katılımcılara yolsuzluğun etik dışı kararlar alan kişilerden mi kaynaklandığı, yoksa “ABD’nin devlet kurumlarına kök salmış” bir sorun mu olduğu da soruldu. Yaklaşık üçte ikisi ikinci görüşü benimsedi. Yolsuzluğun seçilmiş yetkilileri etkilemesinden endişe duymadığını söyleyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 7’de kaldı.

Aslında bu güvensizlik yeni değil. Gallup’ın 1970’lerde konuyla ilgili araştırmalar yapmaya başlamasından bu yana Amerikalıların siyasetçilere, siyasi partilere, medyaya, devlet kurumlarına ve hatta birbirlerine duyduğu güven giderek azalıyor. Son yıllarda ise bu güven tarihin en düşük seviyelerine geriledi. 1976’da Amerikalıların yüzde 86’sı kendi halkına güvendiğini söylerken bugün bu oran ancak yüzde 50 civarında.

Gallup’ın verileri, bu güvensizliğin bir başka ilginç boyutunu da ortaya koyuyor. Amerikalıların yüzde 89’u devlet yönetiminde yolsuzluğun yaygın olduğunu düşünürken iş dünyasında yolsuzluğun yaygın olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 71. Araştırmaya göre bu iki oran arasında böylesine büyük bir fark bulunan ülke sayısı oldukça az. Daha da ilginci, ülke genelindeki bu güçlü yolsuzluk algısının yerel siyasete aynı ölçüde yansımaması.

YouGov’un yaptığı bir başka araştırmada, senatörlerin ve Temsilciler Meclisi üyelerinin yolsuzluğa bulaştığını düşünenlerin oranı yüzde 75’e ulaşırken orta ve alt kademelerdeki kamu çalışanları için bu oran yüzde 39’da kalıyor. Bu fark, Amerikalıların devlet kurumlarına duyduğu derin güvensizliğin neden daha büyük toplumsal huzursuzluklara yol açmadığını anlamak açısından önemli. Çünkü Amerikalılar, Washington’daki siyasi kurumlara güvenmeseler de yerel yönetimlerine güvenmeyi sürdürüyor.

Üstelik bu durum yarım asrı aşkın süredir pek değişmedi. Gallup’ın konuyla ilgili ilk araştırmalarını yaptığı 1972’de Amerikalıların yüzde 63’ü yerel yönetimlerine güveniyordu. Bugün ise bu oran üçte ikiye ulaşmış durumda. Amerikalıların büyük bölümü, ara seçimler gibi seçimlerin siyasi sistemdeki tıkanıklıkları aşabileceğine de inanmaya devam ediyor.

Peki 3 Kasım’daki Ara Seçimlerde Ne Olacak?

Bu yıl seçimlere katılan adaylar, seçmenlerin Washington’daki siyasi elitlere, partilere ve kurumlara duyduğu derin güvensizliğin farkında. Seçim kampanyaları sırasında sosyal medyada hızla yayılan siyasi reklamlardan birkaçını izlemek bile artık iyice tanıdık hâle gelen bir söylemi fark etmek için yeterli: Adaylar, yolsuzluklar ve ülkenin diğer sorunları için Washington’daki siyasi çevreleri suçlarken kendilerinin yerel halkla ne kadar iç içe olduğunu vurguluyor.

Bu nedenle pek çok adayın parti kimliğini geri plana itmesi, hatta zaman zaman kendi partisini açıkça eleştirmesi şaşırtıcı değil. Ama farklı siyasi görüşlerden siyasetçilerin kendilerini yönetici sınıftan ve sıradan Amerikalıların gündelik sorunlarından kopmuş, yolsuzluğa bulaşmış siyasi çevrelerden ayrı göstermeye çalışması yeni bir durum değil.

Nitekim son yarım yüzyılda ABD başkanlığına seçilen isimler arasında Joe Biden ve George H. W. Bush dışında hiç kimsenin, Beyaz Saray’a geldiğinde Washington’da beş yıldan fazla siyasi deneyimi yoktu. Hatta bazılarının Washington’da hiç deneyimi bulunmuyordu. Biden ve Bush ise iki dönem görev yapmış ve halkın desteğini kazanmış başkanların yardımcılığını üstlenmişti.

Amerikalılar onlarca yıldır Washington’daki yerleşik siyasi çevrelere mesafeli yaklaşıyor. Özellikle ekonomik kaygıların arttığı dönemlerde bu tepki daha da güçleniyor. Fakat bu yılki ara seçimleri geçmiştekilerden ayıran önemli bir fark var: Çok sayıda aday, yolsuzlukla ekonomik sorunlar arasında doğrudan bir bağ kurmaya çalışıyor. Yolsuzluk, 2006 ara seçimlerinden bu yana hiçbir seçimde bu kadar öne çıkmamıştı.

Yolsuzluk Tartışması Seçim Kampanyalarını Nasıl Şekillendiriyor?

Teksas’ta Senato için yarışan Demokrat aday James Talarico, seçim kampanyasında bu bağlantıyı şöyle kuruyor: “Hayat pahalılığı krizi yaşıyoruz çünkü yolsuzluk krizi yaşıyoruz.” Georgia eyaletinin Demokrat Senatörü Jon Ossoff da seçmenlere sık sık benzer bir mesaj veriyor: “Sıradan insanların işlerinin yolunda gitmemesinin nedeni yolsuzluk.”

Aslında Demokratların bu söylemi, Cumhuriyetçilerin daha önce Demokratları daha fazla yolsuzluğa bulaşmış ve Amerikan vergi mükelleflerine mali yük getiren bir parti olarak gösterme çabalarını andırıyor. Örneğin Elon Musk’ın başında bulunduğu Hükümet Verimliliği Departmanı, “israf, dolandırıcılık ve suistimal” olarak nitelendirdiği uygulamalarla mücadele etmeyi hedefliyordu. Minnesota’daki Cumhuriyetçiler ise eyalette ortaya çıkan bir sosyal yardım dolandırıcılığı skandalını gündeme taşıdı. Skandal, Demokrat Vali Tim Walz’ın üçüncü dönem için yeniden aday olma planlarından fiilen vazgeçmesine yol açtı.

Ama bu tür yolsuzluk suçlamalarının, geçmiş seçimlerde kürtaj, göç ve ekonomi gibi konuların yarattığı ölçüde güçlü bir siyasi tepki doğurup doğurmayacağı henüz belli değil. Yine de Demokratların bu ara seçimlerde önemli bir avantajı var. Son anketlerde seçmenler, yolsuzlukla mücadele konusunda Demokratları Cumhuriyetçilere kıyasla 10 puan daha fazla tercih ediyor. Demokratların yolsuzluk temalı reklamlara Cumhuriyetçilerin neredeyse iki katı kadar para harcamasının nedeni de bu.

Fakat Demokratlar seçimleri kazanıp Kongrenin kontrolünü ele geçirirse seçmenlerin beklentisi yalnızca yolsuzluklara karışmamaları olmayacak. Kendilerinden, uzun süredir devam eden bu sorunun bir parçası olmak yerine çözüm için somut adımlar atmaları beklenecek.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 1 Kasım’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.