Seçimlerde ilk dikkat çeken nokta, sandığa katılımın olağanüstü yüksek olması. Oy kullanma hakkına sahip seçmenlerin yüzde 77,7’si sandığa gitti. Bu, son 20 yılı aşkın sürede kaydedilen en yüksek katılım oranı. Bu oran tek başına bile önemli bir gösterge. İsraillilerin bu seçime ne kadar büyük önem verdiğini ortaya koyuyor.
Netanyahu’nun Partisinin Oyları Azalsa da Parlamentoda En Fazla Koltuğu Aldı
Seçim öncesinde pek çok uzman ve gözlemci, bunun İsrail tarihinin en önemli seçimlerinden biri, hatta belki de en önemlisi olduğunu söylüyordu. Görünen o ki İsraillilerin büyük bir bölümü de aynı düşüncedeydi. Seçmenleri sandığa yönelten en önemli etken ise farklı kesimlerin duyduğu korkulardı. Siyasi görüşleri ne olursa olsun İsrailliler, seçim sonuçlarının ülkelerinin geleceğini nasıl şekillendireceği konusunda endişeliydi.
Seçimlerden çıkarılabilecek ikinci önemli sonuç ise Başbakan Benjamin Netanyahu’nun 2022 seçimlerinin ardından kurduğu iktidar koalisyonunun seçmenlerin çoğunluğu tarafından açıkça reddedilmesi. Seçmenlerin yarısından çok daha fazlası, mevcut hükûmete karşı çıkan partilere oy verdi.
Netanyahu’nun sağcı ve dinî partilerden oluşan koalisyonundaki beş parti, seçime 120 sandalyeli parlamentoda toplam 68 sandalyeyle girmişti. Şimdi ise aynı blokun sandalye sayısı 53’e düşecek. Netanyahu bu sonucu zafer olarak sunmaya ne kadar çalışırsa çalışsın, ortada ciddi bir kayıp var. Bu da söz konusu beş partinin yeni hükûmeti tek başlarına kuramayacakları anlamına geliyor. Dolayısıyla seçim sonuçları, Netanyahu hükûmetinin seçmenler tarafından reddedildiğini gösteriyor.
Netanyahu’nun partisi Likud, parlamentodaki en büyük parti olmayı sürdürecek. Ama ülke genelindeki oy oranı geriledi ve yeni parlamentoda altı sandalye kaybetmesi bekleniyor. Bu da Netanyahu açısından bir başka darbe. Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyon ortakları da beklenenden daha kötü bir sonuç aldı. Bunun nedenlerinden biri, yeni kurulan aşırı sağcı bir partiye verilen oyların boşa gitmesiydi. Söz konusu parti, parlamentoya girebilmek için gereken yüzde 3,25’lik seçim barajını aşamadı. Ayrıca Likud da bir önceki seçimde bu aşırı sağcı partilere oy vermiş seçmenlerin bir bölümünü kendi saflarına çekti.
Arap Partilerinin Sürpriz Başarısının Arkasında Ne Var?
Arapların çoğunlukta olduğu partilerin seçimlerde gösterdiği performans da oldukça önemli. Bunlar, daha seküler ve sol eğilimli Ortak Liste ile daha dindar ve muhafazakâr Birleşik Arap Listesi. Mevcut sonuçlara göre bu iki partinin parlamentodaki toplam sandalye sayısı dokuz artarak 19’a ulaşacak. Bu, söz konusu partiler için tarihî bir başarı.
Bu başarının başlıca nedeni, Arap seçmenlerin bir önceki seçime kıyasla çok daha yüksek oranda sandığa gitmesi. Ama daha az dikkat çeken bir başka gelişme de bu partilere oy veren Yahudi seçmenlerin sayısındaki artış. Burada önemli bir ayrıntıyı vurgulamak gerekiyor: Bunlar yalnızca Arapların partileri değil, Arapların çoğunlukta olduğu partiler.
Seçim sonuçları, Netanyahu’nun yanı sıra ana muhalefet partisi Yashar, partinin lideri Gadi Eisenkot ve Yashar’ın da içinde yer aldığı Netanyahu karşıtı Değişim Bloku için de hayal kırıklığı yarattı. Seçim öncesi anketler, Siyonist muhalefet blokunun iktidar koalisyonunu az bir farkla geride bırakacağını gösteriyordu.
Fakat Yashar, Likud’dan 200 bini aşkın oy daha az aldı. Likud’un 26 sandalye kazanması beklenirken Yashar’ın 21 sandalyede kalacağı öngörülüyor. Değişim Bloku ise parlamentoda çoğunluğu elde etmek için gereken sandalye sayısının oldukça gerisinde, 48 sandalyeye ulaşacak gibi görünüyor.
Sonuç olarak İsrail toplumunun hâlâ derin bir bölünme yaşadığı açık. Üstelik Netanyahu’nun yeniden başbakan olma ihtimalinin hâlâ yüksek olması da dikkat çekici. Zira 7 Ekim saldırısının ardından pek çok gözlemci, Netanyahu’nun siyasi kariyerinin artık sona erdiğini düşünüyordu.
Seçim, Netanyahu Hakkında Bir Referandum muydu?
Pek çok kişi bu seçimi, İsrail tarihinin en uzun süre görev yapan başbakanı Netanyahu hakkında bir referandum olarak gördü. Destekçilerine göre, özellikle İran’dan gelen tehdit düşünüldüğünde, İsrail’in güvenliğinin emanet edilebileceği tek kişi Netanyahu. Onu destekleyenler, İsrail’in güvenliğini en fazla tehdit eden iki devlet dışı aktör olan Hizbullah ve Hamas’ı tamamen yenilgiye uğratmasa da önemli ölçüde zayıflattığını düşünüyor. Ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’e desteğini güvence altına almasını da Netanyahu’nun başarılarından biri olarak görüyorlar.
Netanyahu’ya karşı oy kullananlar açısından ise tablo çok farklı. Başbakanın, 7 Ekim’de yaşanan güvenlik zaaflarında hiçbir kişisel sorumluluk üstlenmeyi kabul etmemesi, sandıkta aldığı kötü sonucun nedenlerinden biri. Üstelik Netanyahu’nun Hamas’ın planladığı büyük saldırı hakkında önceden uyarıldığına ilişkin haberler de ortaya çıkmıştı. Hükûmetinin 7 Ekim’deki güvenlik zaaflarını araştırmak üzere resmî bir soruşturma komisyonu kurulmasını reddetmesi de seçmenlerin tepkisini artırdı.
Pek çok kişi, Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasına öncelik vermediği ve savaşı uzattığı gerekçesiyle de Netanyahu’yu suçluyor. İsrail’in uluslararası itibarının hızla gerilemesinden ve ülkenin ABD ile hayati önem taşıyan ittifakını tehlikeye atmasından da Netanyahu’yu sorumlu tutanların sayısı az değil.
Ancak Netanyahu karşıtı partilere oy veren pek çok seçmeni asıl harekete geçiren, dış politikadan çok iç politikadaki gelişmelerdi. Birçok İsrailli, ülkede demokrasinin tehdit altında olduğundan endişe ediyor. Özellikle Netanyahu hükûmetinin yargının yetkilerini ve bağımsızlığını zayıflatmaya yönelik girişimlerine karşı çıkıyorlar. Bu girişimler, 2023 yılında ülke genelinde kitlesel sokak protestolarına yol açmıştı.
Seçmenlerin tepki gösterdiği bir başka konu da askerlik hizmeti. İsrail ordusunda personel açığı giderek büyürken Netanyahu hükûmetinin ultra-Ortodoks Yahudi erkeklerin askerlikten muaf tutulmasına izin vermesi, toplumun önemli bir kesiminde büyük rahatsızlık yaratıyor. Bunların yanı sıra Netanyahu’nun kişiliğine yönelik eleştiriler de yaygın. Pek çok kişi onu yalnızca kendi çıkarlarını düşünen ve dürüst davranmayan bir siyasetçi olarak görüyor. Üstelik hakkındaki yolsuzluk davası da hâlâ devam ediyor.
Arap seçmenleri rekor düzeyde sandığa gitmeye yönelten daha özgül kaygılar da var. Bunların başında, Netanyahu hükûmetinin Gazze ve Batı Şeria’daki politikalarına duydukları güçlü tepki geliyor. Ama onları harekete geçiren bir başka önemli sorun, yaşadıkları bölgelerde şiddet suçlarının hızla artması. Hükûmeti eleştirenlere göre, özellikle polisten sorumlu aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir, bu sorunu çözmek için hiçbir adım atmadı. Daha genel olarak İsrail’in Filistinli Arap vatandaşlarının önemli bir bölümü, aşırı sağcı partilerin iktidarda kalması hâlinde medeni haklarının tehdit altına gireceğinden korkuyor.
Önce Eisenkot Sonra Netanyahu: Bundan Sonra Ne Olacak?
Öncelikle şu noktanın altını çizmek gerekiyor: İsrail’de seçim günü, yeni hükûmetin kurulmasına uzanan sürecin yalnızca ilk aşaması. Hiçbir parti parlamentoda tek başına çoğunluğu elde edemediği için asıl belirleyici olan, seçimlerin ardından başlayan koalisyon görüşmeleri. Bu görüşmeler haftalarca, hatta daha uzun süre devam edebilir.
Genellikle parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan partiye hükûmet kurma fırsatı ilk olarak tanınıyor. Fakat bu her zaman böyle olmuyor. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, kimin hükûmet kurma şansının daha yüksek olduğunu değerlendirerek görevi kime vereceğine karar verecek.
Şu anda ilk fırsatın Eisenkot’a verileceği anlaşılıyor. Ama Eisenkot’un önündeki tek gerçekçi seçenek, Arapların çoğunlukta olduğu partilerin parlamentodaki desteğine ihtiyaç duyan bir azınlık hükûmeti kurmak. Ne var ki Eisenkot’un liderliğindeki Değişim Bloku’nun bazı üyeleri buna kesin biçimde karşı çıkıyor.
Arapların çoğunlukta olduğu partilerin seçimde elde ettiği başarıya rağmen, herhangi bir koalisyona resmen katılmaya davet edilmeleri pek olası görünmüyor. Yine de geçmişte bunun bir örneği yaşandı. Birleşik Arap Listesi, Naftali Bennett ve Yair Lapid liderliğinde kurulan ve 2021-2022 yılları arasında kısa bir süre iktidarda kalan hükûmete katılmıştı.
Eisenkot hükûmet kurmayı başaramazsa sıra Netanyahu’ya gelecek. Netanyahu, Değişim Bloku içindeki bazı parti liderlerini kendi tarafına çekerek liderliğinde sağcı bir hükûmet kurmaya çalışabilir. Bir başka seçenek ise başbakanlık görevinin dönüşümlü olarak üstlenileceği, daha geniş tabanlı bir “ulusal birlik” hükûmeti kurmak. Netanyahu geçmişte Benny Gantz ile böyle bir anlaşma yapmış, ancak daha sonra Gantz’ın başbakan olmasını engellemişti. Bu nedenle Eisenkot’un Netanyahu ile benzer bir anlaşmayı kabul edeceğini pek sanmıyorum.
Medyada yer alan haberlere göre Trump yönetimi, İsrail’de bir ulusal birlik hükûmeti kurulmasını istiyor. Bu da Eisenkot üzerindeki baskıyı artırabilir ve onu böyle bir formülü kabul etmeye yöneltebilir. İran’la savaşın yeniden şiddetlenmesi hâlinde ise bu baskı daha da artacaktır.
Bana göre en olası senaryo, ne Netanyahu’nun ne de Eisenkot’un hükûmet kurmayı başarabilmesi ve ülkenin yeniden seçime gitmesi. Böyle bir durumda Netanyahu, yeni seçimlere kadar geçici başbakan olarak görevini sürdürecek. Netanyahu’nun kendi blokunun bir sonraki seçimde daha iyi bir sonuç alacağını düşünmek için nedenleri var. Dolayısıyla yeniden seçime gitmek, onun siyasi planının bir parçası da olabilir. Eğer bu senaryo gerçekleşirse İsrail’in yeni bir hükûmete kavuşması aylar sürecek.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 29 Ekim’de The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.










