Avrupa Parlamentosu, insan hakları alanındaki en önemli ödülü olan 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) ve çalışanlarına verdiğini duyurdu. 22 Ekim’de Strazburg’da açıklanan karar, Donald Trump yönetiminin Lahey merkezli mahkemenin kendisini de yaptırım listesine almasından yaklaşık iki hafta sonra geldi.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, Avrupa Birliği’nin çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı ilkeleri üzerine kurulduğunu belirterek ödülün, mahkemenin uluslararası hukuku ve adaleti koruma çalışmalarını takdir ettiğini söyledi. UCM Başkanı Tomoko Akane ise kararın, mahkeme ve çalışanlarının benzeri görülmemiş baskılarla karşılaştığı bir dönemde özel önem taşıdığını vurguladı.

Gerilimin Merkezinde Afganistan ve Filistin Soruşturmaları Var

2002’de faaliyetlerine başlayan UCM, soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu bakımından bireylerin cezai sorumluluğunu araştırıyor. Mahkeme, ulusal makamların ilgili suçları gerçekten soruşturamadığı veya soruşturmak istemediği durumlarda devreye giriyor.

Roma Statüsü’ne taraf olmayan ABD, mahkemenin Amerikan vatandaşları ve İsrailli yetkililer üzerinde yargı yetkisi kullanmasına karşı çıkıyor. Trump’ın ilk başkanlık döneminde, Afganistan’da Amerikan askerleri ve istihbarat personelinin de karışmış olabileceği suçların soruşturulması nedeniyle dönemin Başsavcısı Fatou Bensouda ve üst düzey savcılık yetkilisi Phakiso Mochochoko’ya 2020’de yaptırım uygulanmıştı. Joe Biden yönetimi bu yaptırımları Nisan 2021’de kaldırmıştı.

Son dönemdeki gerilimin merkezinde ise UCM’nin Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında Gazze’de işlendiği iddia edilen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle çıkardığı tutuklama kararları bulunuyor.

Washington ve İsrail, Roma Statüsü’ne taraf olmadıklarını belirterek mahkemenin yetkisini reddediyor. UCM ise Filistin’in statüye taraf olmasına dayanıyor. Mahkeme, 2021’de yargı yetkisinin Gazze ile Doğu Kudüs dâhil Batı Şeria’yı kapsadığına hükmetmişti. Bu nedenle İsrail’in mahkemeye taraf olmaması, Filistin topraklarında işlendiği iddia edilen suçları kendiliğinden UCM’nin yetkisi dışına çıkarmıyor.

Başsavcıdan Hâkimlere, Hâkimlerden Mahkemenin Kendisine

Trump’ın ikinci dönemindeki yaptırım süreci, 6 Şubat 2025’te imzaladığı başkanlık kararnamesiyle başladı. İlk hedef, Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama talebinde bulunan dönemin Başsavcısı Karim Khan oldu.

Kararname, yaptırım uygulanan kişilerin ABD’deki veya Amerikan kişi ve kuruluşlarının kontrolündeki mal varlıklarının dondurulmasını ve bu kişilerle işlemlerin yasaklanmasını öngörüyor. ABD’ye giriş kısıtlamaları eş ve çocukları da kapsayabiliyor. Ayrıca ilgili soruşturmalara veya yaptırım altındaki kişilere mali, maddi ya da teknolojik destek sağlayanların da hedef alınmasına imkân tanıyor.

5 Haziran 2025’te Afganistan ve Filistin dosyalarındaki görevleri nedeniyle dört hâkim yaptırım listesine alındı. 20 Ağustos’ta Fransız hâkim Nicolas Guillou ve Kanadalı hâkim Kimberly Prost ile savcı yardımcıları Nazhat Shameem Khan ve Mame Mandiaye Niang listeye eklendi. 18 Aralık’ta ise Gürcistanlı hâkim Gocha Lordkipanidze ve Moğolistanlı hâkim Erdenebalsuren Damdin hedef alındı.

18 Ağustos 2026’da yaptırımlar UCM Başkanı Tomoko Akane ve Savcılık Ofisinin kıdemli dava avukatı Abdoulaye Seye’ye genişletildi. Mahkemenin 18 hâkiminden dokuzu, iki savcı yardımcısı, eski başsavcısı ve bir savcılık çalışanı olmak üzere 13 kişi yaptırım kapsamına girdi.

Baskı mahkeme personeliyle sınırlı kalmadı. ABD, 4 Eylül 2025’te İsrailli yetkililere ilişkin UCM süreçlerine katkıları nedeniyle Filistinli insan hakları kuruluşları El-Hak, El-Mizan ve Filistin İnsan Hakları Merkezine de yaptırım uyguladı.

Rubio: “Ya UCM Tehditlerine Son Verecek ya da Biz UCM’ye Son Vereceğiz”

Washington, 9 Ekim 2026’da UCM’nin kendisini de yaptırım listesine aldı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, amacın mahkemenin kaynaklarını kesmek ve faaliyet kapasitesini felce uğratmak olduğunu söyledi. Rubio, “Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM’ye son vereceğiz.” diyerek mahkemeye taraf Amerikan müttefiklerinden de UCM’yi dizginlemelerini istedi.

Kuruma yönelik karar, istisnalar dışında UCM’nin ABD bağlantılı varlıklarını ve işlemlerini hedef alıyor. Bununla birlikte ABD Hazine Bakanlığı, mevcut faaliyet ve sözleşmelerin sürdürülmesi veya sonlandırılması için 7 Nisan 2027’ye kadar geçerli bir genel izin yayımladı. Bu izin; taraf devletlerin ödemeleri, maaşlar, sağlık sigortası, kira ve rutin hizmetler gibi işlemleri kapsıyor. Daha önce bireysel yaptırım listesine alınan görevliler ise bu izinle otomatik olarak muaf tutulmuyor.

Belirli yazılım ve iletişim hizmetleri, emeklilik ödemeleri ve tutuklularla ilgili işlemler için de ayrı izinler düzenlendi. Dolayısıyla karar, bütün hizmetlerin 9 Ekim’de kesilmesi anlamına gelmiyor; ancak mahkemenin işleyişini geçici ve kapsamı sınırlı Amerikan izinlerine bağımlı hâle getiriyor.

UCM, kuruma yönelik yaptırımları reddeden açıklamasında bunları adaletin işleyişini engelleme girişimi olarak nitelendirdi. Mahkeme bünyesindeki Mağdurlar İçin Güven Fonu da finansal hizmetler ve ortaklıklardaki kesintilerin, ağır suçların mağdurlarına sağlanan rehabilitasyon ve destek programlarını tehlikeye atabileceğini bildirdi.

Yaptırımlar Hâkimlerin Günlük Hayatını Nasıl Etkiliyor?

Yaptırımların kişisel sonuçlarını anlatan isimlerden biri, Netanyahu ve Gallant hakkındaki tutuklama kararlarında görev alan Slovenyalı UCM hâkimi Beti Hohler. 5 Haziran 2025’te yaptırım listesine alınan Hohler’in aktardığına göre, ilk 24 saat içinde kredi kartları iptal edildi ve yıllardır müşterisi olduğu bir Avrupa bankası hesabını kapattı. Ardından Amazon, PayPal ve Airbnb hesapları kapatılan Hohler’in Apple kimliği de devre dışı bırakıldı; böylece kişisel belgelerine ve fotoğraflarına erişimi de etkilendi.

Otel rezervasyonu ve araç kiralama gibi işlemlerin ciddi bir soruna dönüştüğünü anlatan Hohler, yaptırımların günlük hayatını zorlaştırdığını ancak yargısal kararlarını değiştirmediğini vurguladı. Görevini bırakmayı düşünmediğini belirten hâkim, “Yargıçlar kararlarını korku ya da ayrıcalık beklentisi olmadan vermelidir, kişisel dezavantajlar söz konusu olsa bile.” dedi.

Benzer kısıtlamalarla karşılaşan Fransız UCM hâkimi Nicolas Guillou da banka hesabının kullanımının sınırlandığını, uçak bileti, taksi ve otel rezervasyonu yaptırmanın neredeyse imkânsız hâle geldiğini anlattı. Guillou, sağlık sigortasının diş tedavisi masrafını karşılamayı reddettiğini de belirtti.

Her iki hâkimin dikkat çektiği sorunlardan biri, Avrupa’daki bazı banka ve şirketlerin Amerikan yaptırımlarına aşırı uyum göstermesi. Bu tutum, Avrupa içinde ve avro üzerinden yapılan işlemleri de etkiliyor. Guillou, yaptırımların hâkimlerin kararlarını etkilemeyi amaçladığını savunarak Avrupa’nın bankacılık ve dijital hizmetlerde ABD’ye bağımlılığının yargı bağımsızlığını da tehdit ettiğini söyledi.

Avrupa’dan Siyasi Desteğin Ötesinde Koruma Bekleniyor

Avrupa Parlamentosunun ödülü, mahkemeye yönelik siyasi desteği görünür kılarken yaptırımların etkilerini giderecek önlemler üzerindeki tartışmalar sürüyor. AB liderleri, 15–16 Ekim zirvesinde Washington’a yaptırımları geri çekme çağrısı yaptı. Avrupa Komisyonundan da mahkemeyi koruyacak ve özellikle UCM’ye hizmet sağlayan Avrupa şirketleri üzerindeki etkileri azaltacak girişimlerde bulunmasını istedi.

Gündemdeki araçlardan biri, Avrupa Parlamentosu üyelerinin de uygulanmasını istediği Engelleme Tüzüğü. Düzenleme, kapsamına alınan yabancı yaptırımlara Avrupa’daki kişi ve şirketlerin uymasını kural olarak yasaklıyor ve oluşan zararlar için tazminat talebine imkân tanıyor. Ancak UCM yaptırımlarına karşı kullanılabilmesi için kapsamının genişletilmesi gerekiyor; ödül kararı tek başına böyle bir koruma sağlamıyor.

Adını Sovyet fizikçi ve insan hakları savunucusu Andrey Saharov’dan alan ödül, 1988’den bu yana veriliyor. UCM ve çalışanlarına verilen 50 bin avroluk ödül, aralık ayında Strazburg’da düzenlenecek törenle takdim edilecek. (P)