Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi, ABD’deki ara seçimlerde seçmenlerden ağır bir darbe aldı. Cumhuriyetçiler seçim gecesine, anketlerin yanılmış olabileceği ve en azından Senato’daki çoğunluklarını koruyabilecekleri umuduyla girdi. Ancak Washington’da saatler gece yarısını gösterdiğinde Cumhuriyetçi Parti, son 50 yılın en ağır seçim yenilgisiyle karşı karşıya görünüyordu.
Cumhuriyetçilerin kayıpları, partilerin genellikle seçim gecelerinde endişeyle takip ettiği, iki parti arasında el değiştirebilen seçim bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Yenilginin boyutları çarpıcıydı. Cumhuriyetçiler, Texas ve Güney Carolina gibi kendilerine güçlü destek veren eyaletlerde Senato sandalyelerini kaybetti. Seçim sınırlarını kendi lehlerine yeniden çizdikleri ve yenilmelerinin neredeyse imkânsız görüldüğü bölgelerde de mağlup oldular. En deneyimli seçim analistlerinin bile Cumhuriyetçiler için güvenli gördüğü sandalyeler el değiştirdi.
Peki neden? Aylardır yapılan kamuoyu araştırmaları, seçmenlerin yüksek fiyatlardan, İran’daki savaştan ve Trump yönetimiyle ilgili giderek daha fazla gündeme gelen yolsuzluk iddialarından bıktığını gösteriyordu. Ekonomiyi istikrarlı biçimde yöneteceği vaadiyle az farkla seçilen Trump, bunun yerine iki yıl boyunca Amerikalıların yalnızca küçük bir kesiminin desteklediği aşırı ideolojik bir gündemin peşinden gitti. Seçmenlerin söylediklerine kulak asmadı ve şimdi seçmenler de ona ağır bir yanıt verdi.
Ancak bu sonuçların etkileri, Trump’ın başkanlığının geri kalanıyla sınırlı değil. Seçimler, Amerikan siyasetini onlarca yıldır şekillendiren bazı yerleşik dengeleri de sarsıyor. Demokratlar, bir kuşaktır kazanma şanslarının olmadığı düşünülen yerlerde birdenbire seçim kazanmaya başladı. Amerikan siyasetinin seçim haritası artık farklı görünüyor.
Texas örneğini ele alalım. Bu eyalette bir Demokratın Senato seçimlerini kazandığı son yıl 1988’di. Demokratlar, Jimmy Carter’ın kazandığı 1976 seçimlerinden bu yana Texas’ta bir başkanlık seçimini kazanamadı. Ancak dün gece Demokrat James Talarico, rakibine karşı açık bir üstünlük sağlayarak seçimi kazandı. Texas’taki seçimlerin kalıcı biçimde iki parti arasında rekabete açık hâle gelmesi, Cumhuriyetçilerin gelecekte başkanlık seçimlerini kazanmasını çok daha zorlaştıracaktır.
Cumhuriyetçi Parti şimdi endişeyle 2028 seçimlerine bakıyor. Parti içinde, 2016’dan bu yana ilk kez Trump’ın “Make America Great Again” (MAGA) hareketinin saldırgan milliyetçiliğinden ve ayrımcı söylemlerinden uzaklaşılıp uzaklaşılmaması gerektiğine ilişkin ciddi bir tartışma yaşanması muhtemel. Demokratlar ise elde ettikleri zaferleri nasıl siyasi kazanımlara dönüştürecekleri sorusuyla karşı karşıya.
ABD Dış Politikasını Nasıl Bir Gelecek Bekliyor?
Ancak dünyanın geri kalanı açısından değişim bu kadar hızlı gerçekleşmeyebilir. Partisi seçimlerde ağır bir darbe almış olsa da Trump, 2028 yılına kadar başkanlık görevini sürdürecek. Üstelik Kongrenin savaş ilan etme ve uluslararası anlaşmaları onaylama konusunda anayasal yetkileri bulunsa da dış politikada genellikle daha sınırlı bir rol oynaması, Trump’ın başkanlık yetkilerini kullanarak hâlâ pek çok adım atabileceği anlamına geliyor.
Nitekim partileri ara seçimlerde başarısız olan ABD başkanları, çoğu zaman dış politikada önceki dönemlerine kıyasla daha aktif hâle geliyor. İç politikada kapsamlı bir programı yasalaştırma ihtimalleri büyük ölçüde ortadan kalktığında, ABD’nin dünyanın geri kalanıyla ilişkilerine ayırabilecekleri daha fazla zamanları oluyor. Aynı durumun Trump için de geçerli olması muhtemel.
Ara seçimlerin geride kalmış olması, Trump’ın artık attığı adımların siyasi sonuçları konusunda eskisi kadar dikkatli davranmak zorunda olmadığı anlamına da geliyor. Seçimler yaklaştıkça Trump, İran’la büyük çaplı bir askerî çatışmadan geri adım atmış ve başlattığı gümrük tarifesi savaşlarında ateşkes arayışına girmişti. Şimdi ise seçimlerden kaynaklanan siyasi sınırlamaların ortadan kalkmasıyla birlikte daha istikrarsız ve öngörülemez bir tutum sergileyebilir.
En azından teoride Kongre, Trump’ı durdurma konusunda tamamen güçsüz değil. Ancak İran’daki savaşın finansmanını kesmek veya gümrük tarifeleri belirleme yetkisini yeniden başkandan Kongreye devretmek gibi adımların çoğu, Demokratların elde ettikleri büyük seçim zaferlerine rağmen Kongrenin her iki kanadında da ulaşmaları pek mümkün görünmeyen bir çoğunluk gerektiriyor.
Bu hedeflere yönelik yasaların çıkarılması hâlinde Trump’ın neredeyse kesin olarak kullanacağı başkanlık vetosunu aşabilmek için Kongrede üçte iki çoğunluğa ihtiyaç duyulacak. Dolayısıyla temel sorulardan biri, ara seçimlerde alınan bu ağır yenilginin bazı Cumhuriyetçi Kongre üyelerini Trump’ı sınırlandırmak için Demokratlarla iş birliği yapmaya ikna edecek kadar sarsıcı olup olmadığı.
Demokratların kesinlikle yapabilecekleri şeylerden biri ise Trump yönetiminin ve bazı üst düzey yetkililerinin faaliyetleri hakkında çok sayıda soruşturma başlatmak olacak. Bu soruşturmaların İran’daki savaşa, Trump’ın yabancı liderlerle kişisel mali ilişkilerine ve Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Pentagon’u yönetme biçimine odaklanması bekleniyor.
Hatta Hegseth, bu girişimlerin ilk kurbanlarından biri olabilir. Hakkında olası bir azil süreciyle karşı karşıya kalmaktansa istifa edebileceği ya da görevden alınabileceği yönünde spekülasyonlar bulunuyor.
Ancak nihayetinde ABD dış politikasının yön değiştirmesi, Trump’ın kendi kararlarına bağlı. Danışman kadrosunun ya da Kongredeki güç dengelerinin değişmesi, kendisine getirilen sınırlamaları hiçbir zaman gönüllü olarak kabul etmeyen bir başkanı ancak belli ölçüde etkileyebilir.
Dünya, siyasi açıdan yara almış ve öfkeli bir Trump’ın bundan böyle hıncını ülke dışında çıkarmaya karar verebileceği ihtimaline hazırlıklı olmalı.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 4 Kasım’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.










