ABD’de 3 Kasım’da yapılan ara seçimlerde Michigan eyaletinden Senatoya seçilen Demokrat Abdul El-Sayed, ülke tarihinde bu göreve seçilen ilk Müslüman oldu. Cumhuriyetçi eski Temsilciler Meclisi üyesi Mike Rogers’ı mağlup eden 42 yaşındaki El-Sayed, Demokratların mevcut Senato koltuğunu korumasını sağladı. 4 Kasım itibarıyla açıklanan sonuçlara göre oyların yaklaşık yüzde 52,5’ini alan El-Sayed, yüzde 45,5’te kalan rakibine yaklaşık 7 puan fark attı.

Michigan’daki seçim, yalnızca iki aday arasındaki bir yarış değildi. Kampanya boyunca Başkan Donald Trump ve Cumhuriyetçi siyasetçilerin Müslüman kimliği üzerinden hedef aldığı El-Sayed, sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, hayat pahalılığıyla mücadele ve büyük bağışçıların siyasetteki etkisinin azaltılmasını savunan bir programla seçmenlerin karşısına çıktı. İsrail’e ABD tarafından sağlanan askerî desteğe yönelik eleştirileri ise onu hem Cumhuriyetçilerin hem de kendi partisindeki bazı isimlerin hedefi hâline getirdi.

El-Sayed’in zaferinin dikkat çekici yönlerinden biri, 2024 başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ın kazandığı Michigan’da gerçekleşmesi. Associated Press‘in (AP) seçim sonrası analizine göre eyaletteki bütün ilçelerde Demokratların oy performansı, 2024 başkanlık seçimleriyle karşılaştırıldığında iyileşti. Bu sonuç, Demokrat Parti içindeki ilerici kanadın geleneksel olarak çekişmeli eyaletlerde nasıl bir seçmen desteği bulabildiğine ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme getirdi.

Seçim Gecesi: “İnşallah” Yerini “Elhamdülillah”a Bıraktı

El-Sayed, 4 Kasım’ın ilk saatlerinde Detroit’te destekçilerinin karşısına çıktığında, seçim kampanyasında sıklıkla kullandığı dinî bir ifadeye gönderme yaptı. Daha önce seçimleri kazanma ihtimalinden söz ederken “İnşallah” dediğini hatırlatan El-Sayed, artık bunun yerine “Elhamdülillah” diyebileceklerini söyledi.

Zafer konuşmasında tam adı olan Abdulrahman Mohamed El-Sayed’i söyleyerek kendisini Michigan’ın seçilmiş senatörü olarak tanıttı. Ardından kapı kapı dolaşan, telefon görüşmeleri yapan ve küçük bağışlarla kampanyasına destek veren gönüllülere teşekkür etti.

Konuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden biri, kendisine yönelik kişisel saldırılara verdiği yanıttı. Trump’ın ismini doğru telaffuz etmekte zorlandığını hatırlatan El-Sayed, Başkan Yardımcısı JD Vance’in ocak ayında yapılacak yemin törenindeki rolüne değinerek Trump’a bundan sonra kendisine “Senatör” diye hitap edebileceğini söyledi.

El-Sayed, seçim zaferinin ardından AP’ye verdiği röportajda, Michigan seçmenlerinin dinî kimliğini hedef alan kampanyayı reddettiğini savundu. Ülkenin ilk Müslüman senatörü olmasının kızları için tarih kitaplarına geçecek bir gelişme olduğunu belirten El-Sayed, asıl başarının kazanılan Senato koltuğuyla neler yapılabileceğine bağlı olduğunu vurguladı.

Mısır’dan Michigan’a Uzanan Bir Aile Hikâyesi

El-Sayed’in siyasi kimliğinin şekillenmesinde ailesinin göçmenlik deneyimi önemli bir yere sahip. Babası Mohamed, Mısır’da ekonomik imkânları sınırlı bir ailede büyüdü. Burs kazanarak ABD’ye geldi, Wayne State Üniversitesinde eğitim gördü ve otomotiv mühendisi oldu.

Michigan’da doğup büyüyen El-Sayed ise babası ve üvey annesi Jackie ile yetişti. Üvey annesinin ailesinin 1800’lü yıllardan bu yana Michigan’da yaşaması, El-Sayed’in seçim kampanyasında sıkça anlattığı aile hikâyesinin diğer parçasını oluşturuyor. Böylece kendi yaşam öyküsünü hem göçmen bir ailenin ekonomik ve toplumsal yükseliş deneyimiyle hem de Michigan’la kurulan kuşaklar arası bağlarla ilişkilendiriyor.

El-Sayed, Michigan Üniversitesindeki lisans eğitiminin ardından Rhodes bursuyla Oxford Üniversitesinde halk sağlığı doktorası yaptı. Tıp eğitimini Columbia Üniversitesinde tamamladı. Ancak kariyerini klinik hekimlikten ziyade halk sağlığı, akademi ve kamu yönetimi alanlarında sürdürdü.

Detroit’in sağlık kurumlarının yeniden yapılandırılmasında görev aldı ve daha sonra Wayne County’de sağlık, sosyal hizmetler ve gazilerle ilgili kamu hizmetlerini yönetti. Çocuklara ücretsiz gözlük sağlanması ve opioid kaynaklı aşırı doz vakalarında hayat kurtaran Narcan ilacına erişimin artırılması, bu dönemde çalıştığı projeler arasındaydı.

Siyasete yönelişinde ise sağlık sorunlarının yalnızca tıbbi müdahalelerle çözülemeyeceği düşüncesi etkili oldu. ZDFheute’nin portre metninde aktarıldığı üzere, sağlık hizmetlerine erişim imkânlarını belirleyen ekonomik ve siyasi koşulları değiştirme isteği, El-Sayed’i kamu yönetiminden seçim siyasetine taşıdı.

2018’de Kaybettiği Ön Seçimden Senatoya

El-Sayed’in seçim siyasetiyle tanışması 2026’da başlamadı. İlk büyük girişimi, 2018’de Michigan valiliği için Demokrat Parti ön seçimine katılmasıydı. O yarışta daha sonra eyalet valisi olan Gretchen Whitmer’ın gerisinde kaldı.

Sekiz yıl sonra bu kez ABD Senatosuna aday oldu. Demokrat Senatör Gary Peters’ın yeniden aday olmayacağını açıklamasıyla boşalacak koltuk için 4 Ağustos 2026’da yapılan parti ön seçimine katıldı. Partinin merkez kanadına yakın isimlerin desteklediği Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı geride bırakarak Demokratların adayı olmayı başardı.

Ön seçim, Demokrat Parti’nin farklı siyasi kanatları arasındaki rekabetin de görünür olduğu bir mücadeleye dönüştü. El-Sayed’in İsrail politikalarına yönelik eleştirileri ve kapsamlı kamusal sağlık sigortası önerisi gibi vaatleri, parti içindeki ilerici kesimlerin desteğini almasını sağladı. Ancak aynı pozisyonları, bazı merkez Demokratların itirazlarıyla karşılaştı.

El-Sayed’in adaylığına karşı yürütülen reklam kampanyaları için de önemli miktarda kaynak ayrıldı. AP‘nin aktardığına göre, ön seçim sürecinde dış gruplar yaklaşık 60 milyon dolar harcadı. Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) ise El-Sayed’e karşı yaklaşık 30 milyon dolarlık harcama yaptı.

Parti içindeki anlaşmazlıklar ön seçimden sonra da sona ermedi. Haley Stevens, genel seçimden yalnızca iki gün önce El-Sayed’in Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı desteklediğini açıkladı. Stevens’ın bu kararı, özellikle El-Sayed’in İsrail hakkındaki eleştirel söylemleriyle gündeme gelen yayıncı Hasan Piker’la birlikte kampanya etkinliklerine katılması üzerine yoğunlaşan eleştirilerin ardından geldi.

El-Sayed, Michigan’daki bir sinagoga yönelik saldırı sonrasında kullandığı ifadeler nedeniyle de bazı Yahudi seçmenlerin tepkisini çekmişti. Saldırıya ilişkin “İncinmiş insanlar başkalarını incitir” şeklindeki sözleri, şiddeti mazur gösterdiği eleştirilerine neden oldu. El-Sayed daha sonra bu ifadelerinden incinen kişilerden özür diledi.

Buna karşılık bağımsız Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez gibi ilerici siyasetçiler kampanyasına destek verdi. Eski Başkan Barack Obama ve eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris de genel seçim öncesinde El-Sayed’le birlikte seçmenleri sandığa çağırdı.

ABD Amerika ara seçimler demokrat parti demokratlar cumhuriyetçi parti cumhuriyetçiler abdul el-sayed filistin israil gazze şeridi

3 Kasım’daki seçim gecesi etkinliğinde eşi Sarah Jukaku ile sahneye çıkan Dr. Abdul El-Sayed | Fotoğraf: Abdul El-Sayed Facebook hesabı.

Sağlık Hizmetleri, Hayat Pahalılığı ve Siyasette Para

El-Sayed’in seçim programının merkezinde üç temel talep bulunuyordu: Büyük sermayenin siyasetteki etkisinin sınırlandırılması, halkın ekonomik koşullarının iyileştirilmesi ve herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi.

“Medicare for All” adıyla bilinen kamusal sağlık sigortası sistemi, kampanyasının başlıca vaatlerindendi. El-Sayed, ABD’deki özel ve kamu sigortalarının oluşturduğu mevcut karmaşık sistemin yerine daha kapsamlı, kamusal kaynaklarla finanse edilen bir sağlık güvencesi modelini savunuyor.

Programında ayrıca yüksek gelir ve servet sahiplerinin daha fazla vergilendirilmesi, uygun fiyatlı konutların desteklenmesi, iklim değişikliğiyle mücadele ve büyük şirketlerin seçim finansmanı üzerindeki etkisinin azaltılması bulunuyor.

El-Sayed’in dış politika yaklaşımı da bu ekonomik programla bağlantılı. ABD’nin yurt dışındaki askerî faaliyetleri ve İsrail’e sağladığı destek için ayrılan kaynakların ülke içinde sağlık, eğitim ve altyapı hizmetlerine yönlendirilmesini savunuyor. Kampanyasında özellikle hayat pahalılığının seçmen üzerindeki etkisine dikkat çekti.

Trump’ın Hedefinde Adı ve Müslüman Kimliği Vardı

El-Sayed’in kampanyasının en fazla tartışılan yönlerinden biri, Cumhuriyetçilerin onun Müslüman kimliğini ve ABD’ye bağlılığını sorgulayan açıklamalarıydı.

Donald Trump, ekim ayındaki mitinglerinde El-Sayed’in ikinci adı olan “Muhammed” ismini öne çıkardı. Orta Doğu kökenli isimler hakkında yaptığı açıklamalarda adayın adını alay konusu yaptı. Michigan’da doğup büyüyen El-Sayed’in ülkeye bağlılığını sorgulayan Trump, onu ulusal güvenlikle ilişkilendirdiği suçlamaların da hedefi hâline getirdi.

Seçimlerin son günlerinde eleştirilerin dozu daha da arttı. Trump ve Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz gibi isimler, El-Sayed’in Müslüman Kardeşler hareketiyle bağlantılı olduğunu ileri sürdü. El-Sayed ise örgüte hiçbir zaman üye olmadığını ve olmayacağını açıkladı. Öne sürülen bu iddialar için herhangi bir somut bağlantı kanıtı ortaya konulmadı.

El-Sayed, kampanya boyunca kendisine yöneltilen suçlamaları yalnızca reddetmekle kalmadı, bunların neden özellikle Müslüman bir siyasetçiye yöneltildiğini de sorguladı.

Bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri, 17 Ekim’de Michigan’ın Caro kentinde düzenlenen halk toplantısında yaşandı. Kendisini Tommy olarak tanıtan bir katılımcı, El-Sayed’den Müslüman Kardeşler hareketiyle arasına mesafe koymasını istedi.

El-Sayed, bu hareketi reddettiğini söyledikten sonra soruyu soran kişiye neden kendisine böyle bir soru yönelttiğini sordu. Ardından diğer siyasetçilerden de benzer açıklamalar isteyip istemediğini öğrenmek istedi. Tartışmayı, Müslüman bir adayın dinî aidiyeti üzerinden neden belirli siyasi veya dinî hareketlerle ilişkilendirildiği meselesine taşıdı.

ABD’nin eski Başkanı John F. Kennedy’nin Katolik kimliği nedeniyle benzer sadakat sorgulamalarıyla karşılaşmasını hatırlatarak, kendi inancıyla anayasal sorumlulukları arasında bir çelişki bulunmadığını söyledi.

O konuşmada kullandığı ifade, kampanyasının en çok paylaşılan açıklamalarından birine dönüştü: “Ben Müslüman bir senatör olmak için aday olmuyorum. ABD Senatosuna adayım ve aynı zamanda Müslümanım.”