ABD’de 3 Kasım’da yapılan ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin Kongrenin her iki kanadındaki çoğunluğunu kaybetmesi, Başkan Donald Trump’ın politikalarına yönelik parti içi eleştirileri de beraberinde getirdi. Seçimlerin ardından en dikkat çekici değerlendirmelerden biri, Trump’ın Başkan Yardımcısı ve 2028 başkanlık seçimlerinin muhtemel Cumhuriyetçi adaylarından JD Vance’ten geldi. Vance, partisinin yenilgisinin başlıca sorumlusunun İran savaşı olduğunu savunurken ABD’nin İsrail’le ilişkilerinin de değişmesi gerektiğini belirtti.
Vance’in 4 Kasım’da X hesabından yayımladığı uzun açıklama, Cumhuriyetçilerin neden kaybettiğine ilişkin bir değerlendirme olmanın ötesinde, partinin bundan sonra nasıl bir siyasi çizgi izlemesi gerektiğine dair mesajlar da içeriyor. Başkan Yardımcısı, Trump’ın 2024’teki seçim zaferini sağlayan seçmenlerin bir bölümünün iki yıl sonra neden Demokratlara yöneldiğini açıklamaya çalıştı. Bu seçmenleri geri kazanmak için ise dış politikada değişiklik yapılması gerektiğini öne sürdü.
Vance’e Göre Cumhuriyetçilerin Asıl Sorunu Seçmen Katılımı Değil
42 yaşındaki Vance, açıklamasında Cumhuriyetçilerin seçim öncesinde seçmen katılımına ilişkin verilerden umutlu olduğunu anlattı. Anketler Demokratların büyük bir zafer kazanabileceğini gösterse de Cumhuriyetçi seçmenlerin sandığa gitme eğilimi beklenenden kötü görünmüyordu. Örneğin Florida’daki seçmen kitlesinin Cumhuriyetçilere yakınlık bakımından 2024 başkanlık seçimlerindekine oldukça benzediğini belirtti.
Ancak Vance’in aktardığına göre ekibindeki bir veri uzmanı, sorunun katılım oranından kaynaklanmayabileceği konusunda kendisini uyarmıştı. Trump’a 2024’te oy veren birçok seçmen sandığa gitmeye hazırlanıyor, fakat bu kez Demokratları desteklemeyi düşünüyordu. Vance, “Asıl sorun, 2024’te Trump ve Vance için oy veren birçok kişinin 2026’da Demokratlara oy vermesiydi.” sözleriyle seçim sonuçlarına ilişkin teşhisini ortaya koydu.
Başkan Yardımcısı, seçim sonuçlarını doğru tahmin ettiğini söylediği bir anket uzmanının Cumhuriyetçilerden uzaklaşan seçmenlere yeniden partiye dönmeleri için ne yapılması gerektiğini sorduğunu aktardı. Vance’e göre yanıtlar dört temel talepte yoğunlaşıyordu: İran savaşının sona erdirilmesi, hayat pahalılığı ve enflasyonla mücadeleye odaklanılması, “Önce Amerika” politikasına dönülmesi ve İsrail’le ilişkilerin değiştirilmesi.
Bununla birlikte Vance, söz konusu araştırmanın örneklem büyüklüğünü, yöntemini veya hangi seçmen gruplarıyla gerçekleştirildiğini açıklamadı. Dolayısıyla bu dört madde, bağımsız olarak doğrulanmış bir anket sonucundan ziyade Başkan Yardımcısının seçmen kaybına ilişkin siyasi değerlendirmesini yansıtıyor.
İran Savaşı Konusunda Trump’tan Farklı Bir Mesaj
Vance’in açıklamasında en güçlü vurgu İran savaşına yönelikti. Başkan Yardımcısı, “Kaybetmemizin nedeni savaş. Başkan da dün gece bunu söyledi.” ifadelerini kullandı. Savaşın gerekli olduğunu düşünen Cumhuriyetçilere de seslenen Vance, Senatodaki çoğunluğu kaybetmenin buna değdiğini savunabileceklerini, ancak öncelikle savaşın siyasi bedelini kabul etmeleri gerektiğini belirtti.
Bu açıklama, Vance’in Trump yönetimindeki konumu nedeniyle ayrıca önem taşıyor. Irak’ta askerlik yapmış olan Vance, geçmişte ABD’nin uzun süreli dış müdahalelerine karşı çıkan ve Amerikan kaynaklarının ülke içindeki sorunlara ayrılması gerektiğini savunan bir siyasetçi olarak öne çıkmıştı. Ancak ABD ve İsrail’in Şubat 2026’da İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş boyunca Trump’la açık bir çatışmaya girmekten kaçındı.
Vance, savaşın başlamasının ardından Trump’ın kararlarını büyük ölçüde savundu. Yaz aylarında sağ çizgideki siyaset programcısı ve yorumcu Megyn Kelly’ye verdiği röportajda, ancak “Orta Doğu’yu dönüştürmesi hâlinde bu savaşa girmeye değeceğini” söyledi. Diğer yandan yönetimin Tahran’la yürüttüğü diplomatik girişimlerde de rol aldı. Ancak bu görüşmeler kalıcı bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmadı.
Bu nedenle Vance’in seçim sonrasında savaşı yenilginin temel nedeni olarak göstermesi, geçmişten beri değişmeyen bir savaş karşıtı tutumun ifadesi olmaktan çok, yönetimin dış politika tercihleriyle arasına belirli bir mesafe koyması olarak değerlendiriliyor.
Vance’in İsrail’le İlişkilerin Değiştirilmesi Talebi Neden Önemli?
Vance’in ara seçimlerden sonra yayımladığı dört maddelik değerlendirmesinde İsrail’le ilişkilerin değiştirilmesine ayrı bir başlık açması da dikkat çekti. Cumhuriyetçi Parti uzun yıllardır İsrail’e güçlü askerî ve diplomatik desteğin başlıca savunucularından biri oldu. Ancak İsrail’in Gazze’ye ateşkese rağmen süren saldırıları ve ardından İran’a yönelik askerî müdahale, İsrail’le ilişkileri Cumhuriyetçi seçmenler arasında da tartışmalı hâle getirdi.
Özellikle Trump’ın dış müdahaleleri azaltma vaadini destekleyen bazı muhafazakâr çevreler, ABD’nin İsrail’in bölgesel politikaları nedeniyle yeni bir savaşa sürüklendiğini savunuyor. Vance’in açıklaması, bu rahatsızlığın artık yalnızca parti dışından yöneltilen bir eleştiri olmadığını, Cumhuriyetçilerin seçim stratejisi bakımından da dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Vance, İsrail’le ilişkilerin değiştirilmesini kendi hazırladığı ayrıntılı bir dış politika programı olarak sunmadı. Bu talebi, Cumhuriyetçilerden uzaklaşan seçmenlerin verdiği yanıtlar arasında sıraladı. Askerî yardımların azaltılması, silah satışlarının sınırlandırılması veya İsrail’e yönelik diplomatik tutumun sertleştirilmesi gibi somut seçeneklerden hangisini desteklediğini de açıklamadı.
Bununla birlikte Vance daha önce İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun yeniden seçilmesini desteklemekten kaçınmış, İsrail hükûmetinin bazı üyelerini İran savaşının diplomatik yollarla sona erdirilmesine karşı çıktıkları gerekçesiyle eleştirmişti.
İsrail’le ilişkilerin Cumhuriyetçi Parti içindeki geleceği açısından önemli bir başka gelişme ise doğrudan Trump’tan geldi. Başkan, 3 Kasım’da yaptığı açıklamada İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolarlık askerî yardımın 2026 sonunda sona erdirilmesi konusunda Netanyahu ile anlaştığını ileri sürdü. Ancak silah satışlarının süreceğini belirtti.
Reuters‘ın aktardığına göre Trump, İsrail’e yapılan yardımların Cumhuriyetçiler açısından siyasi bir yük hâline geldiğini kabul etti ve bu yardımları eleştiren Demokrat adaylardan Michigan’da Senatoya seçilen Abdul El-Sayed’i özellikle andı. Bununla birlikte mevcut yardım anlaşması 2028’e kadar geçerli olduğu için kararın nasıl uygulanacağı henüz netleşmiş değil.
Trump’ın bu çıkışı, İsrail’le ilişkilerin yeniden değerlendirilmesi tartışmasının yalnızca Vance’e özgü olmadığını gösteriyor. Ancak doğrudan askerî yardımların azaltılması ile iki ülke arasındaki güvenlik ve dış politika iş birliğinin köklü biçimde değiştirilmesi aynı anlama gelmiyor. Cumhuriyetçi Parti içinde bu konuda ne ölçüde ortak bir çizgi oluşacağı belirsizliğini koruyor.
Seçmen Araştırmaları Vance’in Değerlendirmesini Destekliyor mu?
Vance’in İran savaşını yenilginin başlıca nedeni olarak göstermesi, seçim sonrası araştırmalarla kısmen örtüşüyor. Ancak seçmen davranışını yalnızca dış politikayla açıklamak mümkün görünmüyor. Associated Press‘in 100 binden fazla seçmenle gerçekleştirdiği araştırmanın bulgularına göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 60’ı ABD’nin İran’a yönelik askerî müdahale kararını yanlış buldu. Savaşa karşı çıkanların büyük bölümü Temsilciler Meclisi seçimlerinde Demokrat adayları destekledi.
Buna karşılık İran savaşını oy tercihinde belirleyici bir konu olarak gören seçmenlerin oranı yaklaşık üçte bir düzeyinde kaldı. Hayat pahalılığını veya devlet yönetimindeki yolsuzlukları belirleyici görenlerin oranı ise yaklaşık yarıya ulaştı.
Anket sonuçları, İran’a açılan savaşın Cumhuriyetçilerin yenilgisinde önemli bir etken olduğunu gösterse de Vance’in savaşı tek başına belirleyici neden olarak sunan yaklaşımını bütünüyle doğrulamıyor. Üstelik savaşın petrol ve akaryakıt fiyatları üzerindeki etkisi, dış politika ile ekonomik sorunlar arasındaki ayrımı da güçleştiriyor. Vance’in açıklamasında hayat pahalılığına yer vermesine rağmen ağırlığı İran savaşına ve İsrail’le ilişkilere vermesi, bu açıdan siyasi bir tercih olarak da değerlendirilebilir.
Trump Sonrası Liderlik Yarışı: Dışişleri Bakanı Rubio’nun İstifası da Gündemde
Vance’in açıklamaları, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin Ocak 2029’da sona erecek olması nedeniyle Cumhuriyetçi Partinin gelecekteki liderliğine ilişkin tartışmalarla birlikte ele alınıyor. Başkan Yardımcısı henüz 2028 başkanlık seçimleri için adaylığını açıklamış değil. Ancak adaylık konusunda kararını ara seçimlerden sonra vereceğini daha önce belirtmişti.
Bu tartışmalar sürerken Vance’in olası rakiplerinden biri olarak görülen Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun geleceğine ilişkin 5 Kasım’da basına yansıyan haberler de gündeme geldi.
The Independent gazetesinin haberine göre ABD’deki Cumhuriyetçi çevrelerden ve Birleşik Krallık hükûmetinden bazı kaynaklar, Rubio’nun 2028 başkanlık yarışına hazırlanmak amacıyla Trump yönetiminden ayrılabileceğini ileri sürdü. Gazeteye konuşan Rubio’ya yakın bir kaynak, Dışişleri Bakanının mevcut görevinden ayrılmasının başkanlık kampanyası açısından uygun olacağını, Trump yönetimiyle özdeşleşmesinin ise adaylığına zarar verebileceğini savundu.
Haberde İran savaşının Rubio’nun gelecekteki siyasi konumu bakımından da önem taşıdığı öne sürüldü. Washington’daki bir kaynak, Rubio’nun savaştan uzaklaşması ve müdahalenin siyasi sorumluluğunu Trump’a bırakması gerektiği görüşünü dile getirdi.
Haberde İran savaşının Rubio’nun gelecekteki siyasi konumu bakımından da önem taşıdığı öne sürüldü. Washington’daki bir kaynak, Rubio’nun savaştan uzaklaşması ve müdahalenin siyasi sorumluluğunu Trump’a bırakması gerektiği görüşünü dile getirdi. Bloomberg de Rubio’ya yakın kaynaklara dayanarak Rubio ve danışmanlarının seçim yenilgisinin ardından farklı seçenekleri değerlendirdiğini yazdı. Habere göre Rubio, Beyaz Saray yetkilileriyle görevden ayrılma olasılığını görüştü ancak kendisinden görevine devam etmesi istendi. Aynı kaynaklar, henüz bir istifa kararı alınmadığını ve olası ayrılık için belirlenmiş bir takvim bulunmadığını vurguladı.
Aday Olması Beklenen Rubio İstifa Edeceği İddialarını Reddetti
Rubio ise istifa edeceği yönündeki iddiaları reddetti. 5 Kasım’da New York Times‘a verdiği röportajda, Trump’ın görev süresinin sonuna kadar yönetimde kalmanın her zaman planı olduğunu söyledi. 2028 başkanlık seçimi hakkında artık konuşmayacağını da belirten Rubio, siyasi geleceğine ilişkin soruları yanıtlamaktan kaçındı. Dışişleri Bakanlığı da istifa iddialarını içeren haberlerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı.
Rubio’nun 2028 seçimlerine ilişkin planları da henüz netleşmiş değil. Dışişleri Bakanı daha önce Vance’in başkanlığa aday olması hâlinde kendisini destekleyeceğini söylemişti. Bloomberg’e konuşan bazı kaynaklar ise Rubio’nun Vance’le doğrudan yarışmak yerine olası başkanlık adaylığını daha sonraki bir seçime erteleyebileceğini belirtti.
Rubio hakkındaki haberler, Cumhuriyetçilerin ara seçim yenilgisinin ardından Trump yönetiminde görev alan isimlerin siyasi geleceğine ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde yayımlandı. Hem Vance hem de Rubio, yönetimin üst düzey isimleri arasında bulunuyor. Dolayısıyla 2028 seçimlerinde aday olmaları hâlinde Trump döneminin politikaları ve bunların sonuçlarıyla ilgili sorularla karşılaşmaları da gündemde.
Vance, seçim yenilgisinden hemen sonra İran savaşının olumsuz etkisini açıkça dile getirerek partinin dış politika önceliklerinin değiştirilmesi gerektiğini savundu. Rubio’nun ise görevinden ayrılmayı değerlendirip değerlendirmediği konusunda basına yansıyan iddialar ile kendi açıklamaları arasında farklılık bulunuyor. Dışişleri Bakanının Trump yönetiminin İran politikasıyla arasına mesafe koymak istediği iddiası da henüz kendisi tarafından doğrulanmış değil.
Cumhuriyetçi Partinin 2028’e yönelik adaylık tartışmalarında İran savaşı ve İsrail’le ilişkilerin nasıl bir yer tutacağı şimdilik belirsiz. Ancak Vance’in seçim sonuçlarına ilişkin açıklamaları ve Rubio’nun siyasi geleceği hakkındaki haberler, Trump yönetiminin dış politika tercihlerinin parti içindeki liderlik tartışmalarına da taşındığını ortaya koyuyor. (P)










