Almanya’da bir eyalet meclisi başkanlığı makamı, nadiren bugünlerde Saksonya-Anhalt’ta olduğu kadar ilgi görmüştür. Yeni seçilen eyalet meclisi, 6 Ekim’de ilk toplantısını yaptı. Tobias Rausch’un seçilmesiyle AfD, Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir eyalet meclisi başkanlığına sahip oldu. Parti, Hans-Thomas Tillschneider’i de başkanlık divanına seçtirerek kendi saflarından bir milletvekilini daha bu organa yerleştirmeyi başardı.

Seçimden bu yana kamuoyunda, ayrı ayrı yapılan gizli oylamalarda AfD adaylarına verilen oyların nereden geldiği tartışılıyor. Rausch 48 oy aldı. AfD’nin 39, BSW’nin ise 5 milletvekili bulunduğuna göre, diğer meclis gruplarından en az 4 oy gelmiş olması gerekiyor. BSW, daha önce Rausch’u destekleyeceğini açıklamıştı. Tillschneider ise 44 oy aldı; dolayısıyla AfD dışından en az 5 milletvekili ona oy verdi. Oylama gizli yapıldığı için bunların kim olduğunu belirlemek mümkün değil.

Oyların kaynağının ötesinde, Rausch’un eyalet meclisinin başına seçilmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceği sorusu da gündeme geliyor. AfD’li bir eyalet meclisi başkanı, tek başına ne meclisi ne de eyaleti otoriter bir yönetime sürükleyebilir. Ancak bütünüyle güçsüz de değildir: Görevini taraflı biçimde yürüterek ve yetkilerini kötüye kullanarak adım adım ilerleyen otoriter bir dönüşüme zemin hazırlayabilir.

Otoriter Dönüşüm Meşaleli Bir Yürüyüş Değil

Brandenburg Kapısı’ndan geçecek bir meşaleli yürüyüşü bekleyenler, demokratik kurumların adım adım içinin boşaltıldığını gözden kaçırabilir. Günümüzde otoriter yönetimler daha ziyade işleyiş usullerine, personel kararlarına ve kamusal tartışmalara yönelik çok sayıda münferit müdahaleyle yerleşik hâle geliyor. Macaristan ve Polonya örnekleri, seçilmiş hükümetlerin bir yandan kuvvetler ayrılığını zayıflatırken diğer yandan iktidarlarını kurumsal olarak nasıl güvence altına alabildiğini gösteriyor.

Macar sağcı entelektüel Márton Békés, “Ulusal Blok” adlı kitabında, o dönemde Viktor Orbán etrafında şekillenen iktidar kanadının siyasi gücünü kültürel hegemonya yoluyla nasıl güvence altına aldığını anlatıyor. Toplumsal, siyasi ve kültürel hegemonya kurmak, radikal sağın stratejik araçları arasında yer alıyor.

Bir başka müdahale aracı da hukukun kendisi: Hukuk yeniden yorumlanabilir, değiştirilebilir ve demokratik denetim mekanizmalarını zayıflatacak şekilde kullanılabilir. Kim Lane Scheppele bunu “autocratic legalism”, yani “otokratik legalizm” olarak adlandırıyor. Bu anlamda eyalet meclisi başkanlığı, AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta siyasi olarak mümkün olanın sınırlarını sınamak ve uzun vadede değiştirmek için kullanabileceği çok sayıdaki ayar mekanizmasından biri, örneğin bir otoriterleşme laboratuvarının arka odası olabilir.

Görünüşte Teknik Bir Makam

Parlamento başkanlığı, ilk bakışta siyasi açıdan pek ilgi çekici bir makam gibi görünmeyebilir. Oysa başkan, parlamentoyu dışarıya karşı temsil eder ve onun en üst düzey temsilcisidir. Buna rağmen siyasi hareket alanı sınırlı gibi görünür: Parlamento başkanının tarafsız olması, parlamento oturumlarını siyasi açıdan yönlendirmek yerine usulüne uygun biçimde yönetmesi ve işleyişin düzenini sağlaması beklenir. Bu, parti siyasetine yer yokmuş gibi görünen, partiler üstü bir görevdir; elbette kişi kendisine böyle bir alan açmadığı sürece. Çünkü o zaman bu makam birdenbire oldukça ilgi çekici hâle gelir: Parlamentonun tamamının temsilcisi sıfatıyla hareket eden kişi, parti siyasi mesajlarına devlet otoritesi kazandırabilir ve görevinden kaynaklanan yetkilerle parlamento çalışmalarını etkileyebilir.

Tobias Rausch, 6 Ekim’de seçildikten sonra yaptığı konuşmada görevini adil ve vicdanlı biçimde yerine getireceğine söz verdi. Göreve başlama konuşmasında, “Bu görevi bir meclis grubunun başkanı olarak değil, Saksonya-Anhalt Eyalet Meclisinin tamamının başkanı olarak yürüteceğim. Bu anlayışın gereğini yerine getirmek istiyorum” dedi. Ancak Rausch’un, oturumları CDU’lu meclis başkan yardımcısı olmaksızın, yalnızca AfD’li meslektaşı Tillschneider ile birlikte yönetebilecekleri şekilde düzenlemek istediğini açıklamasının ardından, bu sözlerine kuşkuyla yaklaşmak mümkün.

İlk Vaka

Üç gün sonra, bu taahhütten kuşku duymak için somut bir neden ortaya çıktı. 9 Ekim’de göstericiler, Halle (Saale) kentindeki sinagoga giden Tillschneider’in yolunu kesti. Tillschneider’in burada eyalet meclisi başkan yardımcısı sıfatıyla Rausch’u temsil etmesi ve bir anma etkinliğine katılması planlanıyordu. AfD’nin eyalet meclisi grubu, olay hakkında bir basın açıklaması yayımladı. Eyalet meclisinin basın birimi de Rausch’un açıklaması olarak sunulan, neredeyse aynı içerikli metni kamuoyuyla paylaştı.

İki basın açıklaması karşılaştırıldığında, içerik bakımından başlıca farkın Tillschneider’in beraberinde getirdiği çiçeklerin tanımında olduğu görülüyor: AfD’nin açıklamasındaki “çiçek aranjmanları”, meclisin açıklamasında meclis tarafından sipariş edilen “çelenklere” dönüşüyor. Ancak olay yerindeki durumun değerlendirilmesi aynı kalıyor. Her iki açıklama da göstericileri “solcu öğrenciler” olarak nitelendiriyor, davranışlarını “edepsizce” diye tanımlıyor ve ayrıntılı bir gerekçe sunmadan, Tillschneider’e yönelik antisemitizm suçlamalarının “gerçeğe aykırı” olduğunu ileri sürüyor. Böylece eyalet meclisinin basın birimi, en küçük bir bağımsız değerlendirme yapmaksızın, açıkça AfD’nin bakış açısını yayıyor. Örneğin her iki basın açıklamasında da olaydan, bir kişinin kontrolünü yitirerek gerçekleştirdiği bir saldırı olarak söz ediliyor; buna karşılık saldırının antisemitik saiki hiç anılmıyor. Oysa 9 Ekim 2019’daki Halle saldırısı, doğrudan sinagogdaki Yahudileri hedef almıştı.

Metinlerin benzerliği tek başına otoriter bir dönüşümü kanıtlamaz. Ancak bu durum, parti iletişimi ile parlamento iletişimi arasındaki sınırın ne kadar kolay bulanıklaşabildiğini ve kurumsal kaynakların partinin kendisini kamuoyuna sunmasına nasıl hizmet edebildiğini gösteriyor. Bu tutumun, kamu görevlilerinin tarafsızlık yükümlülüğünü ihlal ettiği değerlendirmesi güçlü bir dayanağa sahip. Nitekim Saksonya-Anhalt CDU’su da bu suçlamayı dile getirdi.

Birbiriyle Çatışan Sorumluluklar Taşıyan İki Görev

Makamın parti siyaseti için kullanılacağı yönündeki kaygı, yalnızca AfD’nin artık bir eyalet parlamentosunun başında bulunmasından kaynaklanmıyor. Tobias Rausch’un şahsı, bu bakımdan özellikle hassas bir durum oluşturuyor. Rausch, meclis grubu idare amiri olarak grubun çalışmalarının örgütlenmesinde ve diğer gruplarla yapılan müzakerelerde öncü bir rol üstlenmişti. Ayrıca AfD’nin eyalet yönetim kurulu üyesi ve eyalet teşkilatının genel sekreteri. Dolayısıyla partinin siyasi, stratejik ve örgütsel yönetiminde merkezi bir konuma sahip. Diğer meclis gruplarından milletvekilleri, onu Danışma Kurulunun kapalı oturumlarında AfD’nin başlıca sözcüsü olarak tanımlıyor.

Bu ikili rol, kendiliğinden bir hukuk ihlali oluşturmasa da yapısal bir çıkar çatışmasına yol açıyor: Rausch, genel sekreter olarak partisinin başarısı için çalışırken, eyalet meclisi başkanı olarak parlamentonun tamamının haklarını korumak ve İçtüzük’te belirtildiği üzere görüşmeleri “adil ve tarafsız” biçimde yönetmek zorunda. Bu yükümlülük, AfD’nin çıkarlarına aykırı düştüğü durumlarda da diğer meclis gruplarının haklarını korumayı kapsıyor.

Ulrich Siegmund’un eyalet başbakanı olması hâlinde Rausch, partinin eyalet düzeyindeki başlıca stratejistlerinden biri olarak hükümet politikalarının şekillenmesine katkıda bulunabilir ve parlamentoda çoğunluk sağlanmasında önemli bir rol oynayabilir. Aynı zamanda, bu hükümeti denetlemekle yükümlü parlamentoya başkanlık ediyor olacaktır. Özellikle de AfD’nin artık açıkça hedeflediği üzere, değişken çoğunluklarla çalışan bir hükümet söz konusu olduğunda, bu ikili rol siyasi açıdan son derece hassas hâle gelebilir.

Çeşitli Olanaklar

Jelena von Achenbach ve Max Steinbeis, bir eyalet meclisi başkanının hangi yetkilere sahip olduğunu daha önce Thüringen örneğinde kaleme almıştı. Bu yetkilerin birçoğu, eyalete özgü sınırlamalarla birlikte Saksonya-Anhalt’ta da mevcut. Temel hususlar eyalet anayasasında düzenleniyor. Buna göre eyalet meclisini toplantıya çağırma yetkisi meclis başkanına ait (Saksonya-Anhalt Anayasası, 45. Madde, f. 1, cümle 1). Başkan veya başkan yardımcıları, İçtüzük hükümleri uyarınca meclis oturumlarını yönetiyor (49. Madde, f. 2); meclis binalarında giriş, kullanım ve düzeni belirleme yetkisi ile kolluk yetkisi de başkanda bulunuyor (49. Madde, f. 2, cümle 2). Eyalet meclisi başkanı ayrıca meclis idaresini yönetiyor; yasal hükümler çerçevesinde çalışanları işe alıyor ve işten çıkarıyor (49. Madde, f. 3).

Anayasaya uygun biçimde kabul edilen yasaların resmî metinlerini imzalayarak tasdik ediyor (82. Madde, f. 1); meclis mekânlarında yapılacak arama ve el koyma işlemleri de onun onayını gerektiriyor (59. Madde, f. 2). Bu yetkiler etki olanakları sunsa da başkana parlamento üzerinde sınırsız tasarruf hakkı vermiyor. Örneğin yasaların imzalanıp tasdik edilmesi, siyasi bir veto hakkı değil. Personel kararları iş hukukuna ve kamu personeli hukukuna tabi. Parlamentoya ilişkin kararlar da milletvekillerinin ve meclis gruplarının haklarını gözetmek zorunda ve yargısal denetime açık.

Bir Güç Aracı Olarak Usul Yetkileri

Eyalet meclisi başkanı, daha meclisi toplantıya çağırma aşamasında bile diğer gruplar üzerinde baskı kurabilir. Ancak bu konuda tek başına karar vermez: Danışma Kurulu, toplantı takvimini ve gündemi görüşüp karara bağlar; Genel Kurul da kendi kararlarını alabilir. Toplantının zamanı, yeri ve gündemi bütün milletvekillerine mümkün olduğunca erken bildirilmelidir (Saksonya-Anhalt Eyalet Meclisi İçtüzüğü, §§ 10, 55).

Bununla birlikte milletvekillerinin dörtte biri, meclisin gecikmeksizin toplantıya çağrılmasını talep edebilir. AfD, bu eşiğe tek başına rahatlıkla ulaşıyor. Taraflı hareket eden bir başkan, bu tür olağanüstü toplantıların zamanlamasına ilişkin takdir alanını kendi meclis grubu lehine kullanmaya çalışabilir.

Sürekli olarak kısa süre içinde toplantı çağrıları yaparak, parlamentoda AfD’nin lehine çoğunluk dengeleri oluşturmayı hedefleyebilir. Çünkü meclis, kanunen öngörülen üye sayısının yarısından fazlası, yani 42 milletvekili hazır bulunduğunda karar yeter sayısına ulaşır. Olağan yasaların kabulü için kullanılan oyların çoğunluğu yeterlidir. Dolayısıyla diğer meclis gruplarından altı milletvekilinin ani toplantı çağrısına katılamaması, AfD’nin 39 oyuyla yasa kabul edebilmesine yeter. Başkanlık makamının bu şekilde kötüye kullanılması, diğer milletvekillerinin çalışmalara katılım haklarını zedeleyebilir ve AfD’ye somut bir güç kullanma olanağı sağlayabilir. Bu konuda da ilk işaretler görüldü: 14 Ekim için kısa süre öncesinden bir meclis toplantısı çağrısı yapıldı. Milletvekili Eva von Angern’in aktardığına göre başkanlık divanı, önceki parlamento teamülüne aykırı olarak, bütün meclis gruplarına danışmadan toplantı tarihini belirledi.

Eyalet meclisi başkanı, taraflı biçimde düzen uyarıları vererek veya milletvekillerini oturumdan çıkararak oturum yönetimini de bir baskı aracına dönüştürebilir. Bunun fazla göze batmaması için, son dönemde revaçta olan sözde tarafsızlık ilkesinden yararlanabilir. Bunun için Federal Mecliste Julia Klöckner örneğini izlemesi yeterli olacaktır. Milletvekilleri ayrıca, özellikle AfD’li üyelerin bağırarak seslerini bastırdığı durumlarda meclis başkanlık divanının müdahale etmeyeceğinden endişe ediyor.

Tobias Rausch’un eyalet meclisi başkanı olarak gerçekten bu kadar sert yöntemlere başvurup başvurmayacağını zaman gösterecek. Ancak Thüringen’de 2024 yılında yapılan ilk meclis oturumu, bu ihtimalin bütünüyle uzak olmadığını düşündürüyor.

Perde Arkasındaki Güç

Bir eyalet meclisi başkanı yalnızca parlamento sahnesini kendi lehine kullanmakla kalmaz; perde arkasında da etkili olabilir. Meclisteki ve meclise ait taşınmazlardaki mekânların tahsisi, bunun bir yolu olabilir. Bu konuda başkan tek başına karar vermez; Danışma Kurulu da sürece katılır. Örneğin Genel Kurul salonundaki oturma düzenini Danışma Kurulu belirler (Saksonya-Anhalt Eyalet Meclisi İçtüzüğü, § 10, f. 1 ve 2). Oturma düzeninin değiştirilmesi tek başına parlamento çalışmalarını engellemez. Buna karşılık elverişsiz çalışma odaları tahsis edilmesi veya mekânlara erişimin zorlaştırılması, uygulamada sonuç doğurabilir. Bu tür kararlar, sembolik olarak da bir güç gösterisine dönüştürülebilir: “Artık biz buradayız, güçlüyüz ve bunu hissedeceksiniz.”

Bir sonraki adım, yeni personel alımı olabilir. Eyalet meclisi idaresinde şu anda yaklaşık 130 kişi çalışıyor. Bu kişiler kütüphane hizmetleri, milletvekillerinin ödenekleri, meclis evrakı, komisyonlar ve daha pek çok işle ilgileniyor. Onlar olmadan meclis çalışamazdı. Dolayısıyla AfD açısından, buraya “kendi insanlarını”, yani partiye siyasi yakınlık duyan kişileri yerleştirmek oldukça cazip olabilir.

Ancak işe alımlarda belirleyici ölçüt partiye sadakat olamaz: En uygun adayın liyakat esasına göre seçilmesi ilkesi geçerlidir (Alman Anayasası, 33. Madde, f. 2); çalışanlar, işe alındıktan sonra da hukuka ve yasalara bağlıdır. Ne var ki bu ilke de yoruma ihtiyaç duyar ve dolayısıyla kötüye kullanıma açıktır (bkz. Talg/Müller-Elmau, s. 147 vd.). Bir başkanın idarenin personel yapısını ne ölçüde değiştirebileceği, diğer hususların yanı sıra boş kadrolara ve uygun adayların bulunmasına bağlıdır.

Thüringen’den farklı olarak Saksonya-Anhalt’ta eyalet meclisi idari müdürü, “siyasi memur” statüsünde değildir; dolayısıyla sırf siyasi görüş uyuşmazlığı nedeniyle geçici olarak emekliye sevk edilemez.

Eyalet meclisi başkanı, bu yönde hareket etmeye istekli personel bulunmasa bile, diğer meclis gruplarının aleyhine olacak şekilde süreçleri bilinçli olarak aksatmaya çalışabilir. Bunun için işleyişi tamamen durdurması da gerekmez. Yavaşlatması yeterlidir. Siyaset, hızla değişen bir faaliyet alanıdır. Bir milletvekili bazı belge ve bilgilere ancak esaslı bir tartışma veya oylamadan sonra ulaşırsa, bunların artık bir yararı kalmaz. Parlamento çalışanları, belki de sözde bir bilişim arızası gerekçe gösterilerek, uzmanlık veri tabanlarına aniden erişemez hâle gelirse, milletvekillerinin Genel Kurul konuşmalarını yeterince iyi hazırlayamaz veya hiç hazırlayamazlar. Bu tür kasıtlı bir dezavantaj yaratma, olağan bir idari uygulama değil, ilgili meclis gruplarının ve milletvekillerinin çalışma kapasitesine yönelik bir saldırı olur.

Rausch’un veya AfD’nin bu tür müdahaleler planladığına ilişkin bir kanıt yok. Bu senaryo, olası bir görevi kötüye kullanma biçimini tarif ediyor.

Fakat daha incelikli yöntemler de mümkün. Eyalet meclisi başkanı, mecliste hangi sanat eserlerinin sergileneceğine de karar verebilir. Belki de yakında Magdeburg’daki eyalet meclisinin koridorlarını, AfD’ye göre “her büyük sanatsal başarının […] temeli” olan “sağlıklı bir millî duygu”yu aktaran, memleket temalı kitsch tablolar süsleyebilir (Genel Kurul Tutanağı 8/66, s. 155). Bu tabloları da parlamento başkanının kamuoyunda görünürlük sağlayacak biçimde meclise davet ettiği kişiler izleyebilir: Martin Sellner, Götz Kubitschek ve Yeni Sağ’ın önde gelen diğer isimleri… Bu tür davetler, belirli bir siyasi çevreye, kendisini kamusal hayatın doğal bir parçası olarak sunabileceği bir devlet sahnesi sağlayabilir.

Otoriter Mozaik

Bir eyalet meclisi başkanının yapabileceklerinin önemli bir kısmı sembolik siyasetten ibarettir. Diğerleri ise daha somut, işleyişi aksatan ve engelleyici niteliktedir. Ancak başkan tek başına Saksonya-Anhalt’ın otoriter bir yönetime kaymasını sağlayamaz. Yine de diğer meclis grupları için koşulları ağırlaştırarak, temsil makamını parti siyaseti doğrultusunda kullanarak ve dışarıya karşı eyalet meclisi yerine kendi partisini ve onun ideolojisini temsil ederek buna katkıda bulunabilir. Böylece eyalet meclisi başkanı, birbirinden farklı çok sayıda uygulamadan oluşan otoriter bir mozaiğin tamamlayıcı parçası olabilir.

Bu parçaların otoriter bir bütün oluşturup oluşturmayacağı, diğer meclis gruplarına da bağlıdır. AfD’nin kuracağı bir azınlık hükümeti, yasa girişimleri için değişken çoğunluklara ihtiyaç duyacaktır. CDU veya BSW’nin, parlamenter denetimi zayıflatan ya da muhalefeti dezavantajlı duruma düşüren önlemlere de destek vermesi, özellikle ağır sonuçlar doğurabilir. Öte yandan diğer meclis grupları, idare çalışanları ve mahkemeler, başkanlık makamının kötüye kullanılmasına karşı koyabilir. Dolayısıyla eyalet meclisindeki belirli ayar mekanizmalarına müdahale edilmesi, başarısı hiçbir şekilde kesin olmayan daha büyük bir iktidar projesinin bir parçası olacaktır.

NOT: Bu yazı, Verfassungsblog tarafından yayımlanan “Autoritäre Stellschrauben – Die reale Macht des AfD-Landtagspräsidenten” başlıklı makalenin tercümesidir. Orijinal içerik Verfassungsblog tarafından sağlanmıştır ve Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında burada yayımlanmaktadır.