Orta Doğu, son yıllarda pek çok kez şiddetli çatışmalara sahne oldu. Bu yıl dünya gündemini ABD ile İran arasındaki savaş meşgul etse de Husiler ile Yemen’in uluslararası alanda tanınan hükûmeti ve Suudi Arabistan arasında hızla tırmanan çatışmalar, bölge açısından en az bu savaş kadar ağır sonuçlar doğurabilir.
Yemen’deki iç çatışma, son derece karmaşık bir yapıya sahip. Ülkede yaşananlar, bölgenin iki önemli gücü İran ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Hürmüz Boğazı nedeniyle ABD ve İsrail ile İran arasında süren mücadeleyle de yakından bağlantılı.
İran, Ensarullah adıyla da bilinen Husileri desteklerken Suudi Arabistan, Başkanlık Konseyi (PLC) olarak bilinen Yemen hükûmetinin yanında yer alıyor. ABD de fiilî müttefiki Suudi Arabistan’a destek verirken Rusya ve Çin, İran’la aynı safta bulunuyor.
Öte yandan Riyad’ın bölgedeki diğer müttefikleri Türkiye ve Pakistan, kısa süre önce imzaladıkları karşılıklı savunma anlaşmasını devreye sokma konusunda uzlaştı. İki ülke, Suudi Arabistan’ın yeniden saldırıya uğraması hâlinde ülkenin savunmasına destek vermek üzere asker göndermeyi kabul etti. Bu kadar çok aktörün dâhil olduğu bir çatışmanın kısa sürede kontrolden çıkarak tüm bölgeye yayılması ve küresel enerji arzında zaten yaşanan sıkıntıları daha da ağırlaştırması ihtimali giderek güçleniyor.
Husiler Kontrol Alanlarını Genişletiyor
ABD ile İran arasındaki savaş, son aylarda bir çıkmaza girmiş durumda. Tahran, savaş öncesinde dünyadaki günlük petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü elinde tuttuğunda ısrar ediyor. ABD Başkanı Donald Trump ise savaşı nasıl sona erdireceği konusunda birbiriyle çelişen açıklamalar yapıyor. Şimdiye kadar ne ABD’nin askerî üstünlüğü ne de İran’a uyguladığı en ağır ekonomik baskılar beklenen sonucu verdi.
İran’ın Yemen’deki müttefiki Husiler de bu yılın başlarında Tahran’a destek vermek için çatışmalara katıldı. Başkent Sana dâhil Yemen topraklarının yaklaşık üçte birini kontrol eden Husiler, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan stratejik Babülmendep Boğazı üzerindeki hâkimiyetlerini güçlendirdi.
Temmuz ayından bu yana Yemen’de yeni topraklar ele geçiren Husiler, ülkenin tamamını kontrol altına almayı hedefliyor. Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine, petrol tankerlerine ve başkent Riyad’daki ana havalimanına saldırılar düzenliyorlar. Son günlerde gerçekleştirilen bir saldırı, Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından bu yana petrolünü Babülmendep üzerinden ihraç etmek için kullandığı Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’ndaki sevkiyatı bir kez daha durdurdu.
Buna karşılık Yemen ve Suudi Arabistan güçleri, Husilerin kontrolündeki tüm bölgeleri geri almak amacıyla son günlerde karşı saldırıya geçti. Bu gelişme, Yemen’in yeniden büyük çaplı bir iç savaşa sürüklenmesi ve halkın çok daha ağır bir insani krizle karşı karşıya kalması endişelerini artırıyor.
Riyad yönetimi, Washington’dan Husilere yönelik hava saldırıları düzenlemesini istedi. Ama Trump, ABD’nin çatışmaya doğrudan katılmasını öngören bu talebi geri çevirdi. Bunun yerine ülkedeki Amerikan istihbarat birimleri ve askerî analistler aracılığıyla destek sağlamayı teklif etti. Trump, İran’la savaşın yeniden alevlenmesi ihtimali hâlâ güçlü olduğundan, ABD-İran çatışmasını daha da genişletmek ve ülkesini yeni bir savaşa sürüklemek istemiyor.
Üstelik Trump, endişeli olmadığını söylese de İran savaşının Amerikan halkına ekonomik maliyetinin farkında olmalı. Yükselen petrol fiyatları ve hayat pahalılığı, tüketiciler üzerindeki baskıyı giderek artırıyor. Ara seçimlere yalnızca bir ay kalmışken Cumhuriyetçi Parti de seçmen desteğini güçlendirmek için yoğun çaba harcıyor.
ABD’nin doğrudan müdahaleden kaçınması üzerine Suudi Arabistan, yeni güvenlik ortakları Pakistan ve Türkiye’ye yöneldi. Ama iki ülke, bu hafta Suudi Arabistan’a asker gönderme taahhüdünde bulunmadan önce çatışmaya katılmak konusunda oldukça temkinli davranıyordu. Bir yanda Riyad’a destek verme zorunluluğu, diğer yanda İran’ı ve onun stratejik ortakları Rusya ile Çin’i karşılarına almama isteği vardı.
Yeniden şiddetlenen çatışmalar, Yemen halkına şimdiden çok ağır bedeller ödetti. 800’den fazla kişi hayatını kaybetti, 3 bin kişi yaralandı, 158 bin kişi ise evini terk etmek zorunda kaldı. Üstelik bu kayıplar, 2014-2015 yıllarında iç savaşın ve Suudi Arabistan öncülüğündeki askerî müdahalenin başlamasından bu yana yaşamını yitiren yüz binlerce insana ekleniyor. Bu insanların bir kısmı doğrudan çatışmalarda hayatını kaybederken bir kısmı da açlık, hastalık, sağlık hizmetlerinin yetersizliği ve altyapının çökmesi gibi savaşın dolaylı sonuçları nedeniyle yaşamını yitirdi.
Çatışmalar Nereye Varacak?
Yemen’deki savaş ne kadar şiddetlenirse dünya ekonomisi üzerindeki etkileri de o kadar ağır olacak. Hürmüz Boğazı, saldırı korkusu nedeniyle gemi trafiğine hâlâ kısmen kapalı. Bununla birlikte bazı petrol tankerleri, İran’ın yeni kurduğu Basra Körfezi Boğaz İdaresi ile anlaşarak ya da ABD’nin askerî refakati altında boğazdan geçmeyi başardı.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, kısa süre önce Hürmüz Boğazı’ndan günde 13 milyon varil ham petrol geçtiğini öne sürdü. Ama İran bu açıklamaya itiraz etti. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise 4 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD İran’ın taleplerini karşılamadığı sürece Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmayacağını belirtti. Tahran’ın talepleri arasında bütün cephelerde ateşkes ilan edilmesi, ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukanın kaldırılması ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması yer alıyor.
Husilerin temmuz ayında Suudi Arabistan limanlarına abluka uygulayacaklarını duyurması ve Kızıldeniz’de Suudi Arabistan bağlantılı gemilere saldırmaya başlaması da küresel petrol arzındaki aksaklıkların daha da büyüyeceğine işaret ediyor. Giderek genişleyen ve farklı boyutlar kazanan bu krizin temelinde ise ABD’nin kendi tercihiyle İran’a karşı başlattığı savaş yatıyor. Trump’ın daha ağır askerî saldırılarla savaşı tırmandırması hâlinde Tahran da karşılık vermeye hazırlanıyor. İran yönetimi, ABD’nin Körfez’deki Arap müttefiklerini bu kez eskisinden çok daha ağır saldırıların hedefi hâline getirebileceği konusunda uyarıda bulundu.
Washington ve Tahran gerilimi düşürmek için geri adım atıp müzakere masasına dönmediği sürece bölgede yeni ve çok daha büyük bir savaşın patlak verme tehlikesi devam edecek. Tarafların anlaşmaya varması bugün için uzak bir ihtimal gibi görünse de diplomatik çözüm kapısı henüz tamamen kapanmış değil.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 7 Ekim’de The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.










