Almanya’nın başkenti Berlin’de okulda namaz kılma hakkı etrafında yürütülen hukuki mücadelede yeni bir gelişme yaşandı. Berlin İdare Mahkemesi, 15 Ekim 2026’da verdiği kararla, Berlin-Wedding semtindeki Diesterweg-Gymnasium’da uygulanan dinî ritüel yasağına karşı açılan davayı reddetti.

Almanya’da temel haklar ve özgürlükler alanında faaliyet gösteren Gesellschaft für Freiheitsrechte (Özgürlük Hakları Topluluğu – GFF) tarafından açılan davada, okulun düzenlemesinin özellikle namaz kılmak isteyen Müslüman öğrencileri dezavantajlı duruma düşürdüğü savunuldu. Mahkeme ise kuralın dolaylı ayrımcılık etkisi yaratabileceğini kabul etmekle birlikte, somut okul koşullarında okul huzurunu koruma amacının bu sınırlamayı haklı kılabileceği sonucuna vardı.

Karar, Müslüman öğrencilerin Almanya’daki okullarda namaz kılmasının genel olarak yasaklandığı anlamına gelmiyor. Ancak belirli bir okulda, dinî ritüellerin görünür ve demonstratif biçimde gerçekleştirilmesine getirilen sınırlamanın hangi koşullarda hukuka uygun sayılabileceğine ilişkin önemli bir tartışmayı beraberinde getiriyor.

Okul Yönetimi Dinî Gerilimleri Gerekçe Gösterdi

Tartışmanın merkezindeki Diesterweg-Gymnasium, Berlin’in Wedding semtinde bulunuyor. Okulda 600’den fazla öğrenci eğitim görüyor ve öğrenciler 47 farklı ülkeden geliyor. Okul yönetimi, farklı dinî ve toplumsal kimliklerin bir arada bulunduğu eğitim ortamında zaman zaman dinî temelli gerilimler yaşandığını savunuyor.

Okulda 2023 yılında yürürlüğe giren düzenleme, dinî ritüellerin demonstratif biçimde gerçekleştirilmesini ve aşırı siyasi eylemleri okul huzurunu koruma gerekçesiyle sınırlandırıyor. Düzenleme özellikle okul bahçesinde toplu biçimde namaz kılınması üzerinden tartışma konusu oldu.

Mahkemede konuşan okul yöneticileri, öğrenciler arasında dinî gerekçelerle dışlama, hakaret ve baskı yaşandığına ilişkin örnekler verdi. Yönetim, özellikle kız öğrencilerin kıyafet tercihleri üzerinden eleştirildiğini ve bazı öğrencilerin dinî gerekçelerle sosyal baskıya maruz kaldığını ileri sürdü.

Müdür yardımcısı Falk Stendel, ramazan ayında okul bahçesinin bir köşesinde yaklaşık 12 öğrencinin birlikte namaz kıldığı bir olayı anlattı. Öğrencilerden birinin imamlık yaptığını belirten Stendel, olayın önceden planlanmış bir eylem olabileceğini düşündüğünü ifade etti.

Okul yönetimine göre sorun, öğrencilerin bir dine inanması veya bireysel olarak ibadet etmesi değil, toplu ve görünür dinî eylemlerin mevcut gerilimleri artırabilmesi. Yönetim, okulun bütün öğrencileri dinî baskıdan korumak ve eğitim ortamındaki huzuru sağlamakla yükümlü olduğunu savundu. Ayrıca bu yasaktan sadece Müslümanların değil, tüm dinlerin etkilendiğini ifade etti. İslam’daki farz namazın sessizce kılınmasının da mümkün olduğunu ve buna izin verildiğini belirtti.

GFF: Namaz Kılmak Ayrımcılığın Gerekçesi Olamaz

Okulun düzenlemesine karşı çıkan GFF ise dinî baskı ve ayrımcılık iddialarının doğrudan bu davranışlara yönelik önlemlerle ele alınması gerektiğini belirtti. Kuruluşa göre, öğrenciler arasında dinî gerekçelerle yaşanan çatışmaların varlığı, namaz kılmanın kendisinin okul huzurunu bozduğunu kanıtlamıyor.

GFF, düzenlemenin metin olarak bütün dinlere uygulanabilir görünmesine rağmen pratikte Müslüman öğrencileri daha fazla etkilediğini savundu. İslam inancına göre günde beş vakit namaz kılmak isteyen öğrencilerin, özellikle tam gün eğitim verilen okullarda ibadet saatleri ile ders saatlerinin çakışması nedeniyle dezavantajlı duruma düşebildiğine dikkat çekildi.

Kuruluş, bazı öğrencilerin ibadetlerini gizlice yerine getirmek zorunda kaldığı ve okul personeliyle sorun yaşamaktan çekindiği yönündeki iddiaları da gündeme getirdi. Öğrencilerin tuvaletlerde veya okul bahçesinin görünmeyen köşelerinde namaz kılmak zorunda kaldığına ilişkin anlatımlar, yasağın uygulamadaki etkilerine dair tartışmayı büyüttü. Okul yönetimi ise bu iddiaları reddetti.

GFF’nin temel itirazı, bir öğrencinin kendi isteğiyle ibadet etmesi ile diğer öğrenciler üzerinde dinî baskı oluşturması arasında ayrım yapılması gerektiği yönünde. Kuruluşa göre, görünür biçimde namaz kılmak tek başına baskı veya zorlama anlamına gelmiyor.

Mahkeme Dolaylı Ayrımcılık İhtimalini Kabul Etti

Berlin İdare Mahkemesi, 3 K 710/25 sayılı dosyada verdiği kararda okul düzenlemesine karşı açılan davayı reddetti. Mahkeme, kuralın doğrudan belirli bir dini hedef almamasını ve okulda bulunduğu belirtilen dinî gerilimleri değerlendirmesinde dikkate aldı.

Bununla birlikte mahkeme, düzenlemenin Müslüman öğrenciler üzerinde dolaylı ayrımcılık etkisi yaratabileceğini de kabul etti. Buna rağmen okul huzurunu koruma amacının, somut koşullarda sınırlamayı haklı gösterebileceği sonucuna ulaştı.

Mahkeme ayrıca okulda ayrı bir ibadet odası oluşturulmasını da uygun bir çözüm olarak değerlendirmedi. Okul yönetiminin mekân ve personel yetersizliğine ilişkin açıklamaları dikkate alındı.

Kararın tartışmalı yönlerinden biri ise okulda dinî temelli çatışmaların yaşandığı iddiası ile namaz kılmanın bu çatışmaları artırdığı savı arasındaki ilişkinin ne ölçüde somut biçimde ortaya konulduğu oldu. GFF, münferit olayların bütün öğrencilerin ibadet hakkını sınırlandırmak için yeterli gerekçe oluşturamayacağını savundu.

Böylece davada, bir yandan okulun öğrencileri dinî baskıdan koruma sorumluluğu, diğer yandan öğrencilerin din ve vicdan özgürlüğü karşı karşıya geldi.

Din Özgürlüğü Tartışması Yeniden Gündemde

Alman Anayasası’nın 4. maddesi din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alıyor. Bununla birlikte okulların da öğrencileri koruma, ayrımcılığı önleme ve eğitim faaliyetlerini düzenli biçimde sürdürme sorumluluğu bulunuyor.

Berlin’deki davanın merkezinde, bu iki sorumluluk arasındaki sınırın nasıl çizileceği sorusu yer alıyor. Bir öğrencinin kendi isteğiyle namaz kılması ile başka öğrencileri ibadete katılmaya zorlaması aynı durum değil. Benzer şekilde, bir ibadetin görünür olması da tek başına baskı veya zorlama kanıtı sayılamaz.

Buna karşılık, toplu dinî davranışların somut koşullarda dışlama veya baskı mekanizmasına dönüştüğü ortaya konulursa okul yönetiminin müdahale sorumluluğu gündeme gelebiliyor. Hukuki tartışma, bu iki durumun nasıl ayrılacağı ve olası çatışmaları önlemek amacıyla ne ölçüde genel yasak getirilebileceği üzerinde yoğunlaşıyor.

Diesterweg-Gymnasium’daki dava, aynı okulda daha önce yaşanan hukuki tartışmaları da hatırlattı. Okulda 2009 yılında bir Müslüman öğrenci, okulda günde bir kez, ders saatleri dışında namaz kılabilmek için dava açmıştı. İlk aşamada öğrenci lehine gelişen süreç, Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesi’nin 2010 tarihli kararıyla sonuçlandı. Federal İdare Mahkemesi de 2011 yılında öğrencinin başvurusunu reddetti. Mahkeme o dönemde, öğrencinin din özgürlüğünün kısıtlanmasını hukuka uygun buldu. Lakin kararın yalnızca o somut olaya özgü bir karar olduğunu vurguladı.

Önceki davada da okul huzurunun korunması, din özgürlüğünün sınırlandırılması bakımından önemli bir gerekçe olarak değerlendirilmişti. Ancak 2026 tarihli dava, Berlin Eyaleti Ayrımcılıkla Mücadele Yasası kapsamında bir kuruluş tarafından açılması bakımından farklı bir hukuki çerçeveye sahip.

Karar Henüz Kesinleşmedi

Ancak karar henüz kesinleşmedi. GFF, mahkemenin kararına karşı hukuki mücadeleyi sürdürme niyetini açıkladı ve temyize kabul başvurusunda bulunmayı planlıyor. Ancak dosyanın Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesi (OVG) tarafından, bir üst mercii olarak davaya bakabilmesi için önce temyizin kabul edilmesi gerekiyor.

Bu nedenle karar, Almanya genelindeki bütün okullarda namazın yasaklandığı biçiminde yorumlanmamalı. Mahkeme, belirli bir okulun düzenlemesi ve o okulda bulunduğu ileri sürülen somut koşullar hakkında karar verdi.

Berlin’deki dava, okul ortamında din özgürlüğünün sınırları ve dinî tarafsızlık konusundaki tartışmaların devam edeceğini gösteriyor. Önümüzdeki süreçte hukuki mücadelenin nasıl ilerleyeceği, okul yönetimlerinin öğrencileri dinî baskıdan koruma yükümlülüğü ile öğrencilerin kendi inançlarını yaşama hakkı arasındaki dengenin nasıl yorumlanacağı açısından önem taşıyor. 

Tekil Bir Olay Değil

GFF, 2023’te Berlin’deki okul yönetmeliklerini ayrımcı düzenlemeler açısından incelemişti. Bunun sonucunda dernek, namaz yasakları, kıyafet kuralları ve okul bahçesinde Almanca konuşma zorunluluğu nedeniyle 20’den fazla okul yönetmeliğine itiraz etmişti.

Okulların çoğu bunun ardından kurallarını değiştirmişti. Ancak Diesterweg Gymnasium, namaz yasağında ısrar etmişti. Bu nedenle dernek geçen yılın Ekim ayında dava açmıştı.