Almanya, 2023 yılında yayımladığı Çin stratejisiyle Pekin’e olan ekonomik bağımlılığını azaltmayı hedefledi. Üç yılı aşkın süre sonra yayımlanan iki araştırma ise Avrupa’nın en büyük ekonomisinin bu hedefe ulaşmakta zorlandığını gösteriyor. Üstelik sorun yalnızca geleneksel sanayi ürünleriyle sınırlı değil. Enerji dönüşümü ve teknolojik rekabet açısından Almanya’nın geleceğini şekillendirmesi beklenen sektörler de Çin’den gelen bileşenlere ihtiyaç duyuyor.

Almanya Federal İstatistik Dairesinin (Destatis) verilerine göre, Çin 2025’te 251,8 milyar avroluk ticaret hacmiyle yeniden Almanya’nın en büyük ticaret ortağı oldu. Almanya’nın Çin’den ithalatı yüzde 8,8 artarak 170,6 milyar avroya ulaşırken Çin’e ihracatı yüzde 9,7 azalarak 81,3 milyar avroya geriledi. Böylece ikili ticarette Almanya’nın verdiği açık 89,3 milyar avroya yükseldi.


Bu eğilim 2026’da da sürdü. Destatis’in temmuz ayında yayımladığı verilere göre, yılın ilk beş ayında Çin’den ithalat yüzde 6,2 artarken Çin’e ihracat yüzde 14,5 geriledi. Özellikle otomotiv sektöründeki düşüş dikkat çekti, zira Çin’e yapılan otomobil ve otomotiv parçası ihracatı aynı dönemde yüzde 26,1 azaldı.

Almanya’nın Gelecek Vadeden Sektörleri Neden Çin’e Bağımlı?

Köln merkezli ZOE Geleceğe Uygun Ekonomiler Enstitüsünün Ekim 2026’da yayımladığı Industrie mit Zukunft (Geleceği Olan Sanayi) başlıklı araştırma, Almanya’nın sanayi politikasındaki temel çelişkiye odaklanıyor. Jannis Schneider, Marla Schiefeling, Lukas Bertram ve Jakob Hafele tarafından hazırlanan araştırmada, Almanya’daki 62 sanayi sektörü uzun vadeli rekabet gücü, ülke ekonomisine katkıları ve dışa bağımlılıklarından kaynaklanan riskler açısından değerlendirildi.

Araştırmaya göre Almanya, geleneksel sanayi sektörlerinde önemli bir teknolojik bilgi birikimine sahip olmayı sürdürüyor. Ama mevcut üretim yapısını korumak, gelecekte aynı rekabet gücüne sahip olacağını garanti etmiyor. Özellikle elektrikli ekipman, veri işleme cihazları ve bazı malzeme üretimi sektörleri, gelecekte yeni ekonomik değer yaratabilecek alanlar arasında öne çıkıyor. Ne var ki bu sektörlerin gelişmesinin önündeki önemli sorunlardan biri, Çinli tedarikçilere ve Çin pazarına olan bağımlılık.

ZOE’nin analizine göre batarya, elektrik motoru, elektromıknatıs ve elektrik panosu gibi ürünleri kapsayan elektrikli ekipman sektöründe Çin, dünya pazarının en büyük oyuncusu olmasının yanı sıra Alman üreticilerin en önemli ara malı tedarikçisi. Sektörün ithalat kaynakları da görece az sayıda ülkede yoğunlaşıyor.

Benzer bir durum bilgisayar ve çevre birimleri üretiminde yaşanıyor. Bu alanda Çin hem Alman üreticilerin en önemli ara malı tedarikçisi hem de en büyük ihracat pazarı konumunda. Araştırmaya göre sektörün ithal girdileri toplam üretim değerinin yalnızca yüzde 7,2’sini oluşturmasına rağmen tedarikin Çin’de yoğunlaşması ayrı bir risk yaratıyor.

Dolayısıyla Çin’e bağımlılık yalnızca ithalatın büyüklüğüyle ölçülemiyor. Belirli bir parçanın veya hammaddenin az sayıda üreticiden temin edilebilmesi, ithalatın toplam üretim maliyetindeki payı düşük olsa bile ciddi tedarik sorunlarına yol açabiliyor.

Alman Sanayisinde Altı Yılda 420 Bin Kişilik İstihdam Kaybı

ZOE’nin araştırması, Çin’e bağımlılık sorununu Alman sanayisinin daha geniş yapısal dönüşümü içinde ele alıyor. Rapora göre 2019 ile 2025 arasında Alman imalat sanayisinde yaklaşık 420 bin kişilik istihdam kaybı yaşandı. Temmuz 2026 itibarıyla sanayi üretimi de 2021 ortalamasının yüzde 9,9 altında bulunuyordu. İmalat sanayisinin 2024’te Almanya’nın toplam brüt katma değerindeki payı yüzde 19,9’du. Avrupa Birliği ortalaması ise yüzde 16,1 seviyesindeydi.

Araştırmacılar, yaşanan sorunların geçici bir ekonomik durgunluktan ibaret olmadığını vurguluyor. Uluslararası Para Fonunun (IMF) hesaplamalarına atıf yapılan raporda, Almanya’nın son yıllardaki büyüme kaybının yaklaşık yüzde 60’ının yapısal sorunlardan kaynaklandığı belirtiliyor.

Bununla birlikte ZOE, geleneksel sanayi sektörlerinin gözden çıkarılmasına karşı çıkıyor. Araştırmacılara göre otomotiv, makine ve kimya sanayisinin mevcut teknolojik kapasitesi, elektrikli ulaşım, enerji şebekeleri, rüzgâr enerjisi ve hidrojen teknolojilerine uyarlanabilecek önemli avantajlar sunuyor.

Örneğin makine sanayisi, hidrojen sistemlerinde kullanılan pompalardan ısı pompalarındaki elektrikli ısıtma elemanlarına kadar çeşitli ürünler geliştirebilir. Metal ürünleri imalatı da araştırmada incelenen on yeşil teknoloji tedarik zincirinin altısıyla bağlantılı üretim imkânlarına sahip. Ama bu dönüşümün başarıya ulaşması, Almanya’nın mevcut teknolojik bilgisini yeni ve rekabetçi ürünlere dönüştürebilmesine bağlı.

Kritik Ürünlerde Çin’in Payı Büyüyor

Friedrich Naumann Vakfının Mayıs 2026’da yayımladığı Wachsende Abhängigkeit trotz China-Strategie (Çin Stratejisine Rağmen Artan Bağımlılık) başlıklı araştırma ise Çin’e bağımlılığın boyutlarını somut ithalat verileriyle ortaya koyuyor. Araştırma, Almanya’nın 2023 Çin stratejisinde özellikle riskli olarak tanımladığı ürünlerin ithalatını inceliyor.


Çalışmanın bulgularına göre, Çin’in Almanya’nın lityum iyon batarya ithalatındaki miktar payı 2023’te yüzde 49,7 iken 2025’te yüzde 66,5’e yükseldi. Güneş panellerinde bu oran yüzde 88,8’den 92,6’ya çıktı. Bağımlılık sağlık sektöründe de artıyor. Çin’in Almanya’nın antibiyotik ithalatındaki miktar payı yüzde 65,3’ten 72,9’a, vitamin ve provitaminlerde ise yüzde 71,3’ten 81,6’ya yükseldi. Diyabet tedavisinde kullanılan metforminin üretiminde önemli bir ara madde olan disiyandiamidin ithalatında Çin’in payı yüzde 85,5’e ulaştı.

Batarya sektöründe Çin’in ağırlığı, Alman otomotiv üreticilerinin tedarik ilişkilerinde de görülüyor. Reuters‘ın haberine göre, BMW ve Volkswagen’e de batarya tedarik eden Çinli CATL, yılın ilk beş ayında küresel elektrikli araç bataryası pazarının yüzde 40,2’sini kontrol ediyordu. Şirket, Almanya ve Macaristan’daki üretim yatırımlarıyla Avrupa’daki varlığını da genişletiyor.

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri de kritik minerallerle ilgili. Yarı iletken üretiminde kullanılan galyumun Almanya’ya yapılan ithalatında Çin’in miktar payı iki yılda yüzde 28,9’dan 47,4’e çıktı. Elektrikli motorlarda kullanılan güçlü mıknatısların üretiminde önemli olan praseodim, neodim ve samaryumu kapsayan ithalat kategorisinde ise Çin neredeyse tek tedarikçi olmayı sürdürüyor.

Rapor, Almanya’nın kritik alanlarda tedarik kaynaklarını çeşitlendiremediğini, aksine daha kırılgan hâle geldiğini belirtiyor. Fakat Çin’in payı her alanda artmıyor. Örneğin güneş enerjisi sistemlerinde kullanılan inverterlerde Çin’in ithalat miktarındaki payı yüzde 51,3’ten 40,7’ye geriledi. Çekya ve Macaristan gibi ülkelerin tedarikte daha fazla rol üstlenmesi, alternatif kaynakların geliştirilebildiğini gösteriyor.

Çin, Alman Sanayisinin Hem Tedarikçisi Hem Rakibi

Almanya’nın Çin’le ilişkilerindeki dönüşüm yalnızca ithalattan kaynaklanmıyor. Çinli şirketler, Alman üreticilerin uzun yıllar güçlü olduğu otomotiv, makine ve kimya sanayisinde de giderek daha önemli rakiplere dönüşüyor. Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un kıdemli araştırmacısı James Kynge, Eylül 2026’da yayımladığı araştırmada bu dönüşümü “Çin Şoku 2.0” olarak tanımlıyor. Kynge’ye göre Çin’in düşük maliyetlerle ileri teknoloji ürünleri üretebilmesi, Avrupa sanayisinin rekabet gücü üzerinde giderek daha ciddi bir baskı oluşturuyor.

Bu dönüşümün en belirgin örneklerinden biri Alman otomotiv devi Volkswagen. Şirket, 2025 yılında Çin’de 2,69 milyon araç teslim ederek küresel satışlarının yaklaşık yüzde 30’unu bu pazarda gerçekleştirdi. Ama Çinli BYD, Geely ve Chery gibi üreticilerin artan rekabeti karşısında Volkswagen’in ülkedeki konumu giderek zayıflıyor. Şirketin açıkladığı verilere göre, 2026’nın ilk yarısında Çin’deki araç teslimatları bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 25,9 azalarak 973 bine geriledi. Tamamen elektrikli araçlarda ise düşüş yüzde 47,9’a ulaştı. Volkswagen, artan rekabet ve maliyet baskısı altında dünya genelinde yaklaşık 100 bin pozisyonu azaltmayı öngören kapsamlı bir yeniden yapılanmaya hazırlanıyor.

Köln’deki Alman Ekonomi Enstitüsünden (IW) Jürgen Matthes de Wirtschaftsdienst‘te yayımlanan analizinde, Çin’in teknolojik ilerlemesinin Alman ekonomisinin güçlü olduğu sektörlerde rekabeti artırdığını belirtiyor. Matthes’in hesaplamalarına göre Çin rekabeti, 2019-2025 döneminde Alman ekonomisinin reel gayrisafi yurt içi hasılasında yaklaşık yüzde 1,4’lük kayba yol açmış olabilir.

Öte yandan Çin pazarının Alman istihdamı açısından önemi de azalıyor. IW’nin Şubat 2026 tarihli araştırmasına göre, Çin’deki nihai tüketime bağlı Alman istihdamının 2021’den 2025’e yaklaşık yüzde 40 gerilediği tahmin ediliyor. Böylece uzun yıllar Alman sanayisinin büyümesini destekleyen Çin pazarı, artık hem daha sınırlı ihracat fırsatları sunuyor hem de Alman üreticiler açısından güçlü bir rekabet kaynağına dönüşüyor.

Almanya Çin’e Bağımlılığını Azaltabilecek mi?

Berlin’in 2023’te açıkladığı Çin stratejisinin merkezinde de-risking, yani ekonomik riskleri azaltma yaklaşımı bulunuyor. Bu politika, Çin’le ticareti tamamen kesmek yerine kritik ürünlerde alternatif tedarikçiler oluşturmayı ve ekonomik ilişkilerden kaynaklanan kırılganlıkları azaltmayı amaçlıyor. ZOE araştırmacıları da benzer biçimde seçici bir yaklaşım öneriyor. Raporda, Almanya’nın kritik sektörlerde yerli ve Avrupa merkezli tedarik zincirlerini güçlendirmesi, aynı zamanda mevcut sanayi kapasitesini yeni teknolojilere uyarlaması gerektiği savunuluyor.

Öte yandan Alman şirketlerinin Çin pazarındaki yatırımları devam ediyor. Kimya devi BASF, Mart 2026’da Çin’in Zhanjiang kentinde yaklaşık 8,7 milyar avroluk yatırımla kurduğu yeni üretim kompleksini hizmete açtı. BASF’nin açıklamasına göre, şirketin bugüne kadarki en büyük yatırım projesi olan tesis, Çin’in kimya pazarındaki uzun vadeli büyüme fırsatlarından yararlanmayı hedefliyor.

Fakat bunun da bir maliyeti olabilir. Araştırmacılara göre belirli parçaların Avrupa’da üretilmesini zorunlu kılan düzenlemeler, yerel üretimi desteklese bile kısa vadede maliyetleri artırabilir ve yeni sanayi sektörlerinin büyümesini zorlaştırabilir. Avrupa Birliği’nin gündemindeki Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act), stratejik sektörlerde Avrupa üretimine öncelik verilmesini amaçlayan düzenlemeler içeriyor.

ZOE’nin önerileri ise mevcut sanayiyi korumakla yeni sektörleri büyütmeyi birlikte ele alıyor. Araştırmacılar, ekonomik geleceği zayıflayan faaliyetlerin kontrollü biçimde küçülmesini yönetirken çalışanların ve üretim kapasitesinin yeni sektörlere yönlendirilmesini de öneriyor.

Çin’le ekonomik ilişkilerdeki dengesizlik Avrupa Birliği’nin gündeminde de giderek daha fazla yer tutuyor. Reuters‘ın haberine göre, AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, Pekin’le yapılan görüşmelerde Avrupa’nın Çin karşısında günlük bir milyar avroyu aşan ticaret açığını azaltmayı hedefliyor. Brüksel, Çin pazarının Avrupa şirketlerine daha fazla açılmasını ve kritik hammadde ihracatına getirilen kısıtlamaların ele alınmasını istiyor.

Almanya’nın önündeki temel mesele de burada düğümleniyor. Çin’den gelen uygun fiyatlı ürünler, enerji dönüşümünü ve yeni teknolojilere yatırımı kolaylaştırıyor. Ama aynı ürünlere alternatif bulunamaması, üretimin tek bir ülkenin tedarik zincirlerine bağımlı kalması anlamına geliyor. (P)