Almanya’da “Gen Z regelt” (Z Kuşağı Hallediyor) adlı grubun çağrısıyla 31 Ekim’de düzenlenen protestolar, günlerce konuşulan kitlesel şiddet beklentisinin aksine büyük ölçüde barışçıl geçti. Ancak Frankfurt, Köln ve bazı kentlerde gösterilerin sonuna doğru veya sonrasında yaşanan saldırılar ve Frankfurt’taki yağmalar, siyasi tartışmanın yönünü değiştirdi. Gençlerin eğitim, geçim koşulları ve zorunlu askerlik hakkındaki talepleri geri plana düşerken gösteri yasaklarına ilişkin tartışmalar, polis müdahaleleri ve göç kökenli gençlerin suçlanması gündeme yerleşti.

Gen Z regelt” Harketi Nedir, Ne Talep Ediyor?

Sosyal medya üzerinden ortaya çıkan “Gen Z regelt”, kendisini partiler üstü, bağımsız bir gençlik girişimi olarak tanımlıyor. TikTok, Instagram ve Telegram aracılığıyla örgütlenen hareketin yönetim yapısı ise hâlâ tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. İnternet sitesinde sorumlu olarak adı geçen 18 yaşındaki öğrenci Akram Selo, Frankfurter Allgemeine Zeitung’a (FAZ) beş kişilik çekirdek ekipten söz ederken başka organizatörler daha geniş bir ağ tarif etti.

Hareket altı temel talepte birleşiyor: Okullara, bağımlılıkla mücadeleye ve psikoterapi hizmetlerine daha fazla kaynak ayrılması; karşılanabilir yaşam maliyetleri; kuşaklar arasında adil yük paylaşımı; zorunlu askerliğin reddi; temel hakların korunması ve gözetimin sınırlandırılması; etkili iklim politikaları. Sözcü Veronika Dinter protestolardan önce, “Gençlerin durumu güvencesiz. Buna rağmen sesimiz duyulmuyor.” diyerek eylemlerin gerekçesini özetledi.

Ancak hareket, protestolar öncesinde örgütsel sorunlarla karşılaştı. Sözcülerinden 21 yaşındaki Gianni Matheja, 31 Ekim’den birkaç gün önce görevinden ayrıldığını duyurdu. Hareket çatısı altında farklı hedef ve protesto anlayışlarına sahip grupların toplandığını belirten Matheja, eylemlerin “ortak ve barışçıl bir çerçevede” gerçekleşeceğinin artık yeterince güvence altında olmadığını söyledi. Matheja, protestoların ardından yaptığı açıklamada ise yaşanan olayların gençlerin taleplerini gölgelememesi gerektiğini vurguladı.

Matheja’nın istifasının yanı sıra Berlin’deki bazı organizatörler ve destekçiler de hareketten çekildi. Ayrılan isimler, sorumlulukların net olmamasını ve organizasyon ile finansman konusundaki şeffaflık eksikliğini eleştirdi. Federal Öğrenci Konferansı (Bundesschüler*innenkonferenz – BSK) da organizasyon yapısındaki belirsizlikleri gerekçe göstererek 31 Ekim protestolarına destek vermedi.

Fransa Korkusu ve Ahşap Panellerle Kapatılan Vitrinler

Protestolar yaklaşırken siyasi açıklamalarda ve haberlerde, Fransa’daki gençlik gösterilerinin ardından yaşanan şiddet olaylarına sık sık atıf yapıldı. Polis Sendikası Başkanı Jochen Kopelke ve Brandenburg İçişleri Bakanı Jan Redmann “Fransa’daki gibi durumlar” konusunda uyardı. CDU’nun Berlin-Mitte gençlik örgütü ise Paris’tekine benzer “terörü” önlemek için ordunun görevlendirilmesini istedi. Oysa Berlin polisi, Fransa ölçeğinde organize şiddete işaret eden somut bulgu bulunmadığını açıkladı.

Buna rağmen Berlin’in Kurfürstendamm Caddesi’ndeki bazı lüks mağazalar, aralarında Tiffany & Co.’nun da bulunduğu vitrinlerini ahşap levhalarla kapattı; kimi işletmeler erken kapanmayı planladı. Köln’de de lüks mağazalar benzer önlemler aldı. Ticaret örgütleri güçlü polis varlığı talep ederken Berlin-Brandenburg Perakendeciler Birliği işletmelere vitrinlerini kapatmalarını tavsiye etmedi. Protestoların öncesindeki kamuoyu tartışmasında gençlerin sosyal taleplerinin yanı sıra olası yağma senaryoları da geniş yer buldu.

Protestolar öncesinde Fridays for Future Germany grubundan iklim aktivisti Luisa Neubauer da Instagram hesabından yayımladığı videoda siyasetçilerin ve medyanın gösterilere yaklaşımını eleştirdi. Neubauer’a göre protestolara yönelik tepkiler, Almanya’da kendisini ciddiye alınmamış hisseden gençlerin bu düşüncesini doğruluyordu. Kuşaklar arasındaki toplumsal sözleşmenin artık işlemediğini savunan Neubauer, gençlerin geleceklerini ilgilendiren kararlarda söz sahibi olmaları gerektiğini vurguladı. Hareketlere farklı grupların sızma ihtimalinin her zaman bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bunun gençlerin taleplerini dinlemenin önüne geçmemesi gerektiğini belirtti.

Protesto hareketleri araştırmacısı Prof. Dr. Sabrina Zajak ise ZDF’ye yaptığı değerlendirmede şiddet uyarılarının gençleri gösterilere katılmaktan caydırabileceğini, diğer yandan çatışma arayan grupları harekete geçirebileceğini söyledi. Zajak’a göre bu durum, şiddet beklentisinin kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşmesi riskini taşıyordu.

Barışçıl Protestoların Ardından Şiddet Olayları

İnisiyatifin açıklamasına göre 30’dan fazla kentteki eylemlere yaklaşık 120 bin kişi katıldı; protesto öncesindeki 180 bini aşkın başvuruya rağmen katılım daha düşük kaldı. Berlin’de polis yaklaşık 5 bin, organizatörler 10 bin katılımcı bildirdi. Frankfurt’ta gündüz yapılan yürüyüşe polis verilerine göre 8 bine kadar kişi katıldı. Münih, Dresden ve birçok kentte gösteriler ağırlıkla sakin geçti.

Köln’de ise polis, bazı katılımcıların yüzlerini kapatması ve piroteknik maddeler kullanılması üzerine planlanan yürüyüşe izin vermedi. Konrad-Adenauer-Ufer’deki gösteri sabit bir miting olarak devam etti. Mitingin sona ermesinin ardından bazı grupların güvenlik güçlerine saldırması üzerine polis tazyikli su kullandı.

Frankfurt’ta da gösterinin sonuna doğru başlayan çatışmaların ardından gece saatlerinde kent merkezinde ağır şiddet olayları yaşandı. Polis verilerine göre 17 mağaza zarar gördü, bunların beşi yağmalandı. Hessen İçişleri Bakanı Roman Poseck, olaylara 1.000 ila 1.500 kişinin karıştığını, 54 kişinin gözaltına alındığını ve 100’den fazla polisin yaralandığını açıkladı. Köln’de 23 polis yaralanırken Hamburg’da yaklaşık 120 kişi gözaltına alındı, 12 polis yaralandı. Baden-Württemberg genelinde ise yedi gözaltı ve 75 uzaklaştırma kararı bildirildi.

Ancak şiddet olaylarının tamamını aynı protesto örgütlenmesine bağlamak mümkün değil. Frankfurt polisi, 1 Kasım’daki değerlendirmesinde gösterinin sonuna doğru şiddete başvuran küçük grupla daha sonra Zeil Caddesi ve çevresindeki yağmalamalara karışan kişileri birbirinden ayırdı. Polis, geceki olaylara karışanlarda belirgin bir siyasi motivasyon tespit edilemediğini, bu kişilerin bir bölümünün hafta sonları kent merkezinde toplanan gruplardan geldiğini bildirdi.

Köln polisi de bazı olayların protestolardan çok Cadılar Bayramı hareketliliğiyle bağlantılı olabileceğini belirtti. “Gen Z regelt” ise “Şiddet hareketimizin hiçbir zaman parçası olmadı.” açıklamasıyla olaylardan uzak durduğunu vurguladı.

Polis Müdahaleleri de Tartışma Konusu

Saldırıya uğrayan polisler kamuoyunun dikkatini çekerken güvenlik güçlerinin göstericilere yönelik müdahaleleri de eleştiri topladı. taz gazetesinin Frankfurt’taki saha haberine göre polis müdahalesi sırasında en az iki gösterici yaralandı; yaralılardan biri başından yaralandı. Aynı yayında Köln’de polislerin coplarla göstericilerin üzerine ilerlediği, Münih’te yaklaşık 50 genç göstericinin polis çemberine alındığı aktarıldı.

Stuttgart’ta gösterinin sona ermesinden sonra polis biber gazı kullandı. Polis, kendilerine taş, şişe ve piroteknik maddeler atıldığını savundu. Karlsruhe’de ise Sol Parti, polislerin bir gösterici grubunu şiddet kullanarak geri püskürttüğünü öne sürdü. Bu müdahalelerin orantılılığı konusunda bağımsız bir inceleme sonucuna henüz ulaşılamadı.

Şiddet Olayları, Bütün Gençlik Hareketini İtibarsızlaştırmak İçin Kullanılıyor”

Protesto öncesinde Sol Partiden Heidi Reichinnek ve Yeşiller Partisinden Ricarda Lang, gençlerin Başbakan Friedrich Merz’e hitaben hazırladığı açık mektuba destek vermişti. Sonrasında ise şiddete yönelik açıklamalar öne çıktı. Başbakan Merz, saldırganların “hukukun sertliğini hissedeceğini” belirtti. CDU’lu Hessen İçişleri Bakanı Poseck, 20 Kasım için planlanan gösterilerin “bu şekilde yapılıp yapılamayacağının” değerlendirilmesini istedi. Sol Partili Jakob Migenda ise bunu gösteri özgürlüğüne saldırı olarak nitelendirdi.

Federal Eğitim Bakanı Karin Prien farklı bir vurgu yaptı: “Gençlerin talepleri haklı ve son derece önemli.” Prien, 2 Kasım’da Deutschlandfunk’a yaptığı açıklamada önümüzdeki on gün içinde Federal Öğrenci Konferansı temsilcileriyle talepler üzerine somut görüşmeler gerçekleştirmek istediğini duyurdu. Almanya’da eğitim yoluyla toplumsal yükselme imkânlarının ciddi eksiklikler taşıdığını kabul eden Prien, eğitimde başarının hâlâ büyük ölçüde toplumsal kökene bağlı olduğunu söyledi. Bakanın ayrıca Eğitim ve Bilim Sendikası (GEW) temsilcileriyle görüşmesi ve gençlerin taleplerini aralık ayında düzenlenecek ulusal çocuk ve gençlik zirvesinde ele alması planlanıyor.

SPD’li Dirk Wiese eğitimde fırsat eşitsizliğinin giderilmesi çağrısı yaparken Yeşiller Eş Başkanı Franziska Brantner hükûmetin gençlerin mesajına yanıt vermesi gerektiğini söyledi.

İklim aktivisti Luisa Neubauer ise 2 Kasım’da rbb Inforadio’ya yaptığı açıklamada, şiddet olaylarının bütün hareketi itibarsızlaştırmak için kullanılmasını eleştirdi. Neubauer, gençlerin sorunlarıyla ilgilenmek istemeyen bazı çevrelerin yaşananları “bulunmaz fırsat” olarak gördüğünü savundu. Bununla birlikte hareketin taleplerini daha belirgin hâle getirmesini önererek belirli konulara odaklanmanın siyasi baskıyı artırmayı kolaylaştıracağını söyledi.

Şiddet Tartışmasında Göçmen Kökenliler Suçlandı

İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, gösterilerin “şiddete eğilimli sol gruplar” ve “göçmen kargaşacılar” tarafından ele geçirildiğini savundu. Prien de olaylara karışanların bir bölümünün “göçmen çevrelerinden” gelmiş olabileceğini söyledi. Savunma Bakanı Boris Pistorius ise bu sınıflandırmaya itiraz etti: “Göçmen gruplar nedir? Üçüncü kuşakta Almanya’da yaşayan ve Alman vatandaşı olan insanlar mı?” Pistorius’a göre suç işleyenler kimliklerine bakılmaksızın cezalandırılmalı.

Sol Partili Clara Bünger, Dobrindt’in sözlerinin ırkçı ön yargıları beslediğini savundu. Hessen Yabancılar Danışma Kurulları Çalışma Birliği de bütün göç kökenli gençlerin zan altında bırakılmaması gerektiğini belirtti.

Hessen İçişleri Bakanı Poseck, gözaltına alınanların büyük bölümünün Alman vatandaşı olduğunu açıklarken şiddete karışan grupları göç geçmişi üzerinden tanımladı. Frankfurt polisi de geceki yağmalamalara katılanlar arasında göç kökenli genç erkeklerin öne çıktığını savundu. Bununla birlikte polis, henüz tüm şüphelilerin tespit edilmediğini ve söz konusu gruplarda siyasi bir motivasyon görülmediğini bildirdi. Böylece şiddetin sorumlularının tespit edilmesi kadar, suç ile göç geçmişi arasında kurulan ilişkinin dayanakları da siyasi tartışma konusu oldu.

Uzmanlar: “Gençlerin Yaşadığı Gerçek Sorunlar Gözden Kaçıyor”

Potsdam Üniversitesinden eğitim ve protesto araştırmacısı Prof. Dr. Nina Kolleck, ZDF’ye yaptığı açıklamada olayların gençlik hareketine ciddi zarar verdiğini vurguladı: “Şiddet olayları bu harekete muazzam zarar veriyor.” Kolleck’e göre gençlerin barınma, eğitim ve gelecek kaygıları oldukça gerçek. Araştırmacı, protestolarda görüştüğü bazı gençlerin birden fazla işte çalışmalarına rağmen kiralarını ödeyemediklerini ve geleceklerini nasıl şekillendireceklerini bilemediklerini anlattı.

Kolleck, şiddet olaylarının ve organizasyon içindeki anlaşmazlıkların bu sorunların görünürlüğünü azalttığını belirtti. Hareketin örgütlenme yapısının şeffaflaştırılması ve şiddetten açıkça uzak durulması gerektiğini savundu. Aynı zamanda gençlerin toplumsal öfkesine yalnızca sert güvenlik tedbirleriyle yanıt verilmesinin daha fazla şiddeti tetikleyebileceği uyarısında bulundu.

Kolleck’e göre beklenen katılımın gerçekleşmemesinde şiddet korkusunun ve Federal Öğrenci Konferansının protestolara destek vermeme kararının da etkisi olmuş olabilir. Araştırmacı, gençlerin siyasi karar alma süreçlerine daha fazla katılmasının sağlanması gerektiğini vurguladı.

Kasım Ayında Yeni Gençlik Protestoları Düzenlenecek

“Yeterince çalışırsak iyi yaşayacağımız söylendi.” diyen hareket sözcüsü Kaja Schwab, Berlin’de artık temel ihtiyaçları karşılamanın zorlaştığını ve gençlerden askerlik yapmalarının beklendiğini hatırlattı. “Gen Z regelt”, 2-6 Kasım arasında okullarda ve üniversitelerde eylemler düzenlemeyi, 20 Kasım’daki uluslararası gençlik grevine de katılmayı planlıyor. Girişimin internet sitesinde ayrıca 14 Kasım için ülke çapında yeni protesto çağrısı yer alıyor.

Öte yandan BSK, 20 Kasım’da Berlin’de bağımsız bir gösteri düzenleyeceğini açıkladı. BSK temsilcisi Amy Kirchhoff, NDR’ye yaptığı açıklamada protestonun barışçıl bir çerçevede gerçekleştirileceğini ve eğitim politikalarına odaklanacağını belirtti. Fridays for Future, Eğitim ve Bilim Sendikası (GEW) ve Federal Ebeveyn Konseyi de girişime destek veriyor. BSK, katılımcıların uyması gereken açık davranış kuralları oluşturmayı planlıyor.

BSK, “Gen Z regelt” ile ortak bir gösteri düzenlemeyeceğini açıklamakla birlikte iki girişim arasında iletişim ve koordinasyona açık olduğunu bildirdi. İki hareket, gençlerin taleplerine dikkat çekme konusunda ortaklaşırken örgütlenme biçimleri ve öncelikleri bakımından farklı yollar izliyor.

31 Ekim protestolarının ardından gençlerin taleplerine nasıl karşılık verileceği kadar, yeni eylemlerin nasıl örgütleneceği de önem kazanmış durumda. Şiddet olaylarına ilişkin soruşturmalar sürerken kasım ayında planlanan protestolar, gençlik hareketinin toplumsal desteğini ve siyasi etkisini koruyup koruyamayacağını gösterecek. (P)