Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Ed Miliband, işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan E1 bölgesindeki İsrail yerleşimlerinin inşasına katılmayı planlayan şirket ve kişilere ihalelerden uzak durmaları çağrısında bulundu. Bakan, 19 Ekim’da yaptığı açıklamada, bu faaliyetlere katılanların hukuki ve itibari sonuçlarla, ayrıca yaptırım riskiyle karşılaşabileceğini bildirdi.
Londra’nın son uyarısı, hükûmetin eylül ayında açıkladığı tedbirlerin uygulamadaki etkisinin tartışıldığı bir dönemde geldi. Tartışmanın merkezinde, yerleşim faaliyetlerini destekleyen ekonomik ilişkiler ile İsrail’e devam eden askerî malzeme ihracatının hangi ölçüde sınırlandırıldığı bulunuyor.
Miliband’dan E1 İhalesine Katılacak Şirketlere Uyarı
Miliband’ın açıklaması, E1 yerleşim projesinin inşaat ihalelerine teklif vermek için belirlenen son gün yayımlandı. İsrail hükûmetinin ihale kararını iki devletli çözüm ihtimaline doğrudan tehdit olarak nitelendiren Bakan, E1 gibi yasa dışı yerleşimlerin inşasında rol alan kişi ve şirketlere yaptırım uygulanmasını sağlayan yeni yetkiler oluşturduklarını belirtti.
Miliband, şirketlerin ciddi uluslararası hukuk ihlallerine dâhil olma riskini dikkate almalarını istedi. Filistinlilerin yerlerinden edilmeye devam edilmesini ve hukuka aykırı işgalin sürmesini kabul etmeyeceklerini söyleyerek, “İki devletli çözümün yok edilmesine seyirci kalmayacağız.” ifadesini kullandı.
Açıklamada ayrıca Batı Şeria’da artan yerleşimci şiddeti kınandı. Fransa, Belçika ve Polonya’dan yetkililer ile bir Katolik Kilisesi temsilcisine ve ABD’li bir gazeteciye yönelik son saldırılara da değinildi. Bununla birlikte metinde, E1 ihalesi nedeniyle yaptırım listesine alınan yeni bir şirket veya kişinin adı açıklanmadı.
Batı Şeria’daki E1 Projesi Neden Kritik?
E1, Doğu Kudüs’ün doğusunda bulunan ve gelecekte kurulabilecek bir Filistin devletinin toprak bütünlüğü açısından kritik kabul edilen bir bölge. Birleşik Krallık Avam Kamarası Kütüphanesinin bilgi notuna göre, genel plan yaklaşık 3 bin konutun inşasını öngörüyor. Ağustos 2026’da açılan ihaleler ise yaklaşık 1.200 konutluk bir bölümü kapsıyor.
Birleşik Krallık ve başka birçok ülke, projenin Doğu Kudüs’ü Filistin topraklarının geri kalanından koparacağı ve Batı Şeria’nın kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi bütünlüğü zedeleyeceği görüşünde. Bu nedenle itirazlar, yeni konutların sayısının ötesinde, yaşayabilir bir Filistin devletinin kurulma imkânına odaklanıyor.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ise eylül ayında bu değerlendirmeyi reddetmiş, projeyle birlikte yapılması planlanan iki yolu gerekçe göstererek Filistin topraklarının bağlantısının kesileceği iddiasına karşı çıkmıştı.
Eylülde Açıklanan Paket Neleri İçeriyordu?
Miliband, 8 Eylül’de Avam Kamarasında yaptığı konuşmada, hükûmetin İsrail’in Filistin topraklarındaki devam eden işgalini hukuka aykırı kabul ettiğini açıklamıştı. Bu tutumun ekonomik ilişkilere de yansıtılacağını belirten Bakan, yasa dışı yerleşimlerden mal ithalatının yasaklanacağını; yerleşimlerin genişlemesine inşaat, altyapı, finansman ve gayrimenkul hizmetleri sağlayan kişi ve şirketlere karşı tedbirler alınacağını duyurmuştu.
Paket, Birleşik Krallık’ta yasa dışı yerleşimlerin reklamının yasaklanması planını da içeriyordu. Ancak Miliband, yeni ticaret düzenlemesi için altı ila dokuz aylık bir takvim verdi. Dolayısıyla eylül ayındaki açıklama, bütün ticari yasakların aynı gün yürürlüğe girdiği anlamına gelmiyordu.
Silah ihracatında ise Gazze’de kullanılabilecek malzemelere ilişkin mevcut askıya alma kararlarına ek olarak, işgale somut katkıda bulunan silah ve diğer ürünlerin ihracatı için yapılan lisans başvurularının reddedileceği belirtildi. Miliband, “çifte kilit” olarak tanımladığı bu yaklaşım kapsamında ilgili yasağın işgal sürdükçe geçerli kalacağını söyledi.
Declassified: “Eylül Ayındaki Yaptırımlarda Ek Lisans İptali Yok”
Araştırmacı gazetecilik platformu Declassified UK, John McEvoy ve Dania Akkad imzalı 24 Eylül tarihli haberinde, yeni politikanın mevcut silah ihracatı izinlerine ilk etkisini inceledi. Haberin dayanağı, bağımsız milletvekili Iqbal Mohamed’in soru önergesine verilen resmî yanıttı.
Ticaretten sorumlu bakanlığın 16 Eylül tarihli yanıtında, 8 Eylül’den bu yana hiçbir ek lisansın iptal edilmediği veya askıya alınmadığı bildirildi. Bakanlık, bunun büyük ölçüde işgale somut katkıda bulunabilecek ürünlere ilişkin lisansların, İsrail’in Gazze’deki faaliyetleri nedeniyle daha önce zaten askıya alınmış olmasından kaynaklandığını savundu.
Hükûmet, yürürlükteki bütün lisansların yeni ölçüt doğrultusunda incelendiğini ve sürekli gözden geçirildiğini de belirtti. İşgale somut katkıda bulunduğu değerlendirilen izinlerin gerektiğinde askıya alınabileceğini veya iptal edilebileceğini bildirdi.
Bu yanıtın ortaya koyduğu sonuç, yeni politikanın 16 Eylül itibarıyla mevcut lisanslar üzerinde ilave bir iptal veya askıya alma kararı üretmemiş olması. Yanıt, daha sonraki bütün başvuruların akıbetini ya da ticaret ve yerleşimci yaptırımlarının toplam etkisini göstermiyor. Dolayısıyla bulgu, bütün yaptırımların sonuçsuz kaldığı şeklinde genellenemiyor.
F-35 Parçaları ve Eğitim Uçakları Tartışması
Silah ihracatındaki istisnalar, eleştirilerin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Birleşik Krallık, Eylül 2024’te yaklaşık 350 lisansın 30 kadarını, ciddi uluslararası insancıl hukuk ihlallerinde kullanılma riski nedeniyle askıya almıştı. Ancak bu karar kapsamlı bir silah ambargosu oluşturmamıştı.
Avam Kamarası Kütüphanesinin silah ihracatı raporuna göre, doğrudan İsrail’e gönderilen F-35 parçaları kısıtlamaya dâhil edilirken uluslararası F-35 tedarik programı kapsam dışında bırakıldı. Dönemin hükûmeti, bu programı Birleşik Krallık’ın, müttefiklerinin ve NATO’nun güvenliği açısından gerekli görüyordu.
Declassified UK, eylüldeki haberinde İsrail’in de yararlandığı küresel yedek parça havuzlarına ihracatın sürdüğünü, eğitim uçağı parçalarının ise doğrudan İsrail’e gönderilmeye devam ettiğini aktardı. Dışişleri Bakanlığı, 21 Eylül tarihli ayrı bir parlamento yanıtında, eğitim uçaklarının Gazze’de kullanılmadığını ve işgale somut katkıda bulunmadığını değerlendirdiklerini bildirdi.
Declassified’a konuşan Oxfam’ın silah ve çatışma politikaları danışmanı Martin Butcher ise uluslararası hukuk yükümlülüklerinin dar yorumlanmasının yeni politikanın amacını zayıflattığını savundu. Butcher, F-35 ve eğitim uçağı parçalarının İsrail’e tedarikinin durdurulmasını istedi.
Yeni Yetkiler ile Ticaret Yasağı Ayrı Süreçler
Ekim ayındaki adım, eylülde duyurulan paketin yaptırım yetkilerine ilişkin bölümünde atıldı. Arab News’un haberine göre, genişletilen insan hakları yaptırımları düzenlemesi 15 Ekim’de yürürlüğe girdi. Böylece hükûmetin yasa dışı yerleşim faaliyetlerine karşı harekete geçme yetkisi genişletildi.
Britain Palestine Project’in 14 Ekim tarihli parlamento bilgi notu, yeni çerçevenin ağır uluslararası insancıl hukuk ihlallerini finanse eden, destekleyen veya bunlardan yararlanan aktörlere de uygulanabileceğini belirtiyor. Kuruluş, yaptırım yetkisinin oluşturulması ile belirli kişi ve şirketlerin yaptırım listesine alınmasının ayrı kararlar olduğuna dikkat çekiyor.
Bilgi notuna göre düzenleme, yerleşimlerden mal ithalatını yasaklayan ticari tedbirleri kendiliğinden yürürlüğe sokmuyor. Bunun için ayrıca düzenleme yapılması gerekiyor. Miliband’ın 19 Ekim açıklamasında ithalat yasağına ilişkin mevzuat hazırlama taahhüdünü yinelemesi de bu ayrımı koruyor.
İngiltere ve İsrail Arasındaki Diplomatik Gerilim Sürüyor
Yaptırım tartışması iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilere de yansıdı. İsrail’in Kudüs’teki Birleşik Krallık Başkonsolosluğunu kapatma girişiminin ardından Londra, 8 Ekim’de binanın kapanmayacağını, faaliyetlerin “Birleşik Krallık Kudüs Misyonu” adıyla süreceğini açıkladı. Bazı çalışanlar ve aileleri güvenlik gerekçesiyle geçici olarak geri çekildi. Miliband, eylülde açıklanan tedbirlerin arkasında durduklarını bildirdi.
Britain Palestine Project ise E1 konusunda caydırıcılık sağlanması için yeni yetkilerin somut yaptırım kararlarıyla desteklenmesini istiyor. Kuruluş, yerleşimlerin finansörleri, inşaat şirketleri, sigortacıları ve sorumlu yetkililer hakkında mevcut ihlaller temelinde işlem yapılabileceğini savunuyor. Böylece tartışma, Londra’nın yaptırım uygulama yetkisine sahip olup olmadığından, bu yetkinin hangi kişi ve şirketlere karşı, ne zaman kullanılacağına uzanıyor. (P)










