Birleşmiş Milletler (BM) İşgal Altındaki Filistin Toprakları ve İsrail Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, 26 Ekim’de kamuoyuyla paylaştığı yeni raporunda, İsrail’in Gazze’de soykırım suçunu işlemeye devam ettiği sonucuna ulaştı. Komisyona göre Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes, Filistinli sivillere yönelik saldırıları sona erdirmedi. İsrail ordusunun Gazze’deki toprak kontrolünü genişletmesi, sivillerin öldürülmesi ve ağır fiziksel ve ruhsal zarara uğratılması, Filistinlileri tamamen veya kısmen yok etme kastıyla gerçekleştirilen eylemlerin devam ettiğine işaret ediyor.
BM Genel Kuruluna sunulan A/81/430 sayılı rapor, 7 Ekim 2023’ten 30 Eylül 2026’ya kadar İsrail ve Filistin güvenlik güçlerinin eylemlerini ele alıyor. Komisyon, İsrail’in Gazze’deki uygulamalarının yanı sıra işgal altındaki Batı Şeria’da yürüttüğü askerî operasyonları, yerleşimci şiddetini, sivillerin öldürülmesini, gözaltında işkence ve cinsel şiddet vakalarını da inceliyor.
Komisyonun başkanı Srinivasan Muralidhar, raporun yayımlanması dolayısıyla yaptığı açıklamada, Filistinli sivillerin öldürülmesi, evlerinin yıkılması ve yerlerinden edilmesinin yaşam koşullarını sürdürülemez hâle getiren daha geniş bir politikanın parçası olduğunu belirtti.
İsrail’in Cenevre’deki daimi temsilciliği ise raporu ülkeyi şeytanlaştırmayı amaçlayan bir dezenformasyon kampanyası olarak nitelendirerek bulguları reddetti. UN Watch ve UKLFI Charitable Trust da 28 Ekim’de yayımladıkları ortak itiraz metninde komisyonun bazı açıklamaları bağlamından kopardığını, önceki bulguları yeniden kanıt olarak kullandığını ve Hamas’ın eylemlerini yeterince dikkate almadığını ileri sürdü.
Ateşkesin Ardından Gazze’de 1.431 Filistinli Öldürüldü
Komisyonun bulgularına göre 10 Ekim 2025’te başlayan ateşkesten 30 Eylül 2026’ya kadar Gazze’de İsrail saldırılarında 1.431 Filistinli öldürüldü, 5.026 kişi yaralandı. Hayatını kaybedenlerin en az 300’ü çocuk, 130’u kadındı.
Raporda İsrail ordusunun ateşkes döneminde de yoğun nüfuslu bölgelerde hava saldırıları, topçu atışları, insansız hava araçları ve keskin nişancı ateşi kullanmayı sürdürdüğü belirtildi. Komisyon, bu bulguların Gazze’deki ateşkesin büyük ölçüde korunduğunu savunan uluslararası değerlendirmelerle çeliştiğine dikkat çekti.
Raporun ayrıntılı olarak incelediği olaylardan biri, 28-29 Ekim 2025 tarihlerinde Gazze genelinde düzenlenen hava saldırıları oldu. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre bu saldırılarda 46’sı çocuk ve 20’si kadın olmak üzere 104 kişi öldürüldü, 253 kişi yaralandı. İsrail ordusu vurduğu en az 48 noktayı gösteren bir harita yayımlayarak hedeflerin terör faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu savundu. Ancak komisyon, hedeflerin çoğunun yoğun nüfuslu yerleşim alanlarında veya bu alanların hemen yakınında bulunduğunu tespit etti.
Nusayrat Mülteci Kampı’ndaki iki eve 29 Ekim’de düzenlenen saldırılar da raporda ayrıntılandırıldı. İlk saldırıda dördü çocuk dokuz kişi, birkaç dakika sonra gerçekleştirilen ikinci saldırıda ise aynı aileden üçü çocuk 10 kişi hayatını kaybetti. Komisyonun görsel incelemeleri ve yıkım analizleri, saldırılarda yaklaşık 454 kilogram ağırlığında iki güdümsüz MK-83 bombasının kullanıldığına işaret etti.
Komisyon, bu saldırıları ve diğer sivil ölümlerini inceleyerek İsrail’in Gazze’de Filistinlileri tamamen veya kısmen yok etme kastıyla soykırım niteliğindeki eylemlerini sürdürdüğü sonucuna ulaştı.
BM Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) eski Genel Komiseri Philippe Lazzarini de 9 Ekim’de yayımlanan açıklamasında, Gazze’deki durumu gerçek bir ateşkes olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını söylemişti. Lazzarini, İsrail’in Filistinlilerin yaşam koşullarını sistematik biçimde yok etmeyi sürdürdüğünü ifade etmişti.
Sarı Hat”, Geçici Çekilme Hattından Fiilî Sınıra Dönüştü
Raporun dikkat çekici tespitlerinden biri, İsrail’in Gazze’deki askerî kontrolünü genişletmek için kullandığı ve “Sarı Hat” olarak adlandırılan sınırla ilgili oldu. Başlangıçta ateşkes çerçevesinde geçici bir askerî ayrım çizgisi olarak belirlenen Sarı Hat’tın zaman içerisinde İsrail’in toprak kontrolünü genişleten fiilî bir sınıra dönüştüğü belirtildi. Ateşkes anlaşmasında Gazze topraklarının yüzde 53’ünün İsrail kontrolünde kalması öngörülürken, komisyonun tespitlerine göre bu oran 2 Eylül 2026 itibarıyla en az yüzde 60’a yükseldi.
Komisyon, Ekim 2025’ten itibaren Sarı Hat boyunca en az dokuz yeni askerî üs ve bunlarla bağlantılı altyapı tesisleri kurulduğunu belirledi. Ayrıca İsrail ordusunun Mart 2026’da oluşturduğu “Turuncu Hat”tın, Sarı Hat’tın gerisindeki kontrol alanına ek olarak Gazze topraklarının yüzde 11’ini daha kapsadığı kaydedildi.
Raporda, İsrail’in bu sınırların nereden geçtiğini Filistinli sivillere açık ve erişilebilir biçimde bildirmemesinin ölümcül sonuçlara yol açtığı vurgulandı. Ordu, sınır haritasını esas olarak bir QR kod aracılığıyla duyururken komisyon başka kapsamlı bilgilendirme önlemleri tespit edemedi.
10 Ekim 2025 ile Nisan 2026 başı arasında Sarı Hat yakınlarında en az 196 Filistinli öldürüldü. Ölenler arasında 18 kadın ve 43 çocuk bulunuyordu. Bu olaylardan biri 17 Ekim 2025’te meydana geldi. İsrail askerleri, Sarı Hat’a yaklaşık 120 metre mesafede bulunan bir araca ateş açarak ikisi kadın, yedisi çocuk 11 kişiyi öldürdü. İsrail ordusu aracın sınırı geçtiğini ve tehdit oluşturduğunu savunsa da komisyonun incelediği uydu görüntüleri, aracın saldırı sırasında İsrail’in doğrudan kontrol ettiği bölgenin dışında bulunduğunu gösterdi.
Komisyon ayrıca İsrail’in olay yerine erişimi ertesi sabaha kadar engellediğini, bu nedenle yaralılardan en az birinin kurtarılma ihtimalinin ortadan kalkmış olabileceğini kaydetti.
Batı Şeria’da Sivillere Yönelik Sistematik Saldırı ve Zorla Yerinden Etme
Rapor, Gazze’deki soykırım tespitlerinin yanı sıra işgal altındaki Batı Şeria’da yaşananları da kapsamlı şekilde ele aldı. Komisyon, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten itibaren yürüttüğü askerî operasyonlar ve yerleşimci şiddetinin Filistinli sivil nüfusa yönelik yaygın ve sistematik bir saldırı oluşturduğu sonucuna vardı.
Rapora göre 7 Ekim 2023 ile 30 Eylül 2026 arasında Doğu Kudüs dâhil Batı Şeria’da İsrail güçleri tarafından 1.080 Filistinli öldürüldü ve 10.940 kişi yaralandı. Öldürülenler arasında en az 237 erkek çocuk ve yedi kız çocuğu bulunuyordu.
Hava saldırılarının yol açtığı ölümlerdeki artış özellikle dikkat çekti. 2008 ile 6 Ekim 2023 arasında Batı Şeria’da hava saldırıları nedeniyle yalnızca altı Filistinli hayatını kaybetmişken, 7 Ekim 2023 ile 30 Eylül 2026 arasındaki dönemde bu sayı 254’e yükseldi.
Komisyon, Ocak 2025’te başlatılan askerî operasyonlarla birlikte İsrail’in Batı Şeria’daki yaklaşımında önemli bir değişiklik yaşandığını belirtti. Cenin, Tulkerim, Tubas ve Nablus çevresindeki operasyonlarda Filistinlilere ait evler, yollar ve altyapı sistemleri geniş çaplı yıkıma uğradı.
Bu operasyonlar, 1967’den bu yana Batı Şeria’da yaşanan en büyük zorla yerinden edilme dalgasına neden oldu. Ağustos 2026 itibarıyla 34.176 Filistinli hâlâ evlerine dönememişti.
Komisyon, askerî operasyonların yerleşimcilerin saldırılarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Rapora göre İsrailli yetkililer, yerleşimci şiddetinin Filistinli nüfusa karşı yürütülen daha geniş saldırının bir parçası olmasını amaçladı. Bu nedenle komisyon, söz konusu eylemlerin yalnızca münferit ihlaller değil, devlet politikasıyla bağlantılı insanlığa karşı suçlar oluşturduğu sonucuna ulaştı.
Ayşenur Ezgi Eygi’nin Öldürülmesi Savaş Suçu Olarak Tanımlandı
Komisyonun ayrıntılı biçimde incelediği vakalar arasında Türkiye ve ABD vatandaşı Ayşenur Ezgi Eygi’nin 6 Eylül 2024’te Batı Şeria’nın Beyta beldesinde İsrail askerleri tarafından öldürülmesi de yer aldı.
Eygi, yasa dışı Evyatar yerleşimine karşı düzenlenen protestoyu barışçıl biçimde gözlemlerken yaklaşık 200 metre mesafeden başından vurulmuştu. Komisyonun incelemesine göre olay yerindeki çatışmalar, Eygi’nin vurulmasından yaklaşık 20 dakika önce büyük ölçüde sona ermişti. Raporda, Eygi’nin silahsız olduğu ve askerler için yakın bir tehdit oluşturmadığı vurgulandı. İsrailli askerin hedefini açıkça görebilecek durumda olduğunu belirleyen komisyon, Eygi’nin öldürme kastıyla kasten hedef alındığı sonucuna vardı.
Komisyon, Eygi’nin öldürülmesinin uluslararası insancıl hukuk kapsamında kasten öldürme savaş suçunu oluşturduğunu açıkça belirtti. Ayrıca Eygi’nin İsrail askerleri tarafından hedef alınan sivil nüfusun bir parçası olarak görüldüğü ve ölümünün Batı Şeria’daki daha geniş saldırı örüntüsüyle bağlantılı olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Raporda incelenen diğer vakalar arasında, teslim olmak üzere ellerini kaldıran Filistinlilerin öldürülmesi, sivillere karşı gerçek ve yakın bir tehdit bulunmaksızın ölümcül güç kullanılması ve askerî operasyonlardan kaçmaya çalışan ailelerin hedef alınması da bulunuyor. Komisyon, incelediği olaylarda İsrail makamlarının etkili soruşturmalar yürüttüğüne veya mağdur ailelerine hukuki giderim sağlandığına ilişkin kanıt bulamadığını kaydetti.
Çocuklara Yönelik Zulüm ve Gözaltında Cinsel Şiddet
Raporda çocukların hedef alınması, İsrail’in Filistinli nüfusa yönelik uygulamalarının temel unsurlarından biri olarak değerlendirildi. Komisyon, çocukların yalnızca çatışmaların dolaylı mağdurları olmadığını, Filistinli kimlikleri ve yaşları nedeniyle doğrudan hedef alındıklarını belirtti. Bu değerlendirme doğrultusunda Batı Şeria’da Filistinli çocuklara yönelik eylemlerin, Gazze’de olduğu gibi yaş temelinde zulüm niteliği taşıyan insanlığa karşı suç oluşturduğu sonucuna ulaşıldı.
Raporda cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet vakalarına da geniş yer verildi. Komisyon, önceki soruşturmasından bu yana İsrail’in gözaltı merkezlerinde gerçekleşen dört yeni cinsel şiddet vakasını doğruladığını açıkladı. Bu vakalar arasında toplu tecavüz, cinsel organlara yönelik şiddet, zorla soyma, tehditler ve güvenlik gerekçesiyle açıklanamayan müdahaleci beden aramaları bulunuyordu.
Komisyon, Megiddo ve Damon cezaevleri başta olmak üzere çeşitli gözaltı merkezlerinde yaşanan ihlalleri inceledi. Hamile bir Filistinli kadının gözaltında defalarca soyularak arandığı, fiziksel şiddete maruz bırakıldığı ve yetersiz beslenme nedeniyle serbest bırakılmasının ardından bebeğini emziremediği vakası da rapora girdi.
İsrail’in Sde Teiman askerî gözaltı merkezinde tutulan Gazzeli erkeklere yönelik altı yeni cinsel şiddet ve işkence vakası da belgelendi. Komisyon, bu eylemleri mağdurların fiziksel bütünlüğünü hedef almanın ötesinde, Filistinlileri aşağılamak, sindirmek ve toplumsal bağlarını parçalamak amacıyla kullanılan şiddet uygulamaları olarak değerlendirdi.
Sumud Filosu Katılımcılarına Yönelik İhlaller de Raporda
Rapor, 2025 yılında Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu (Global Sumud Flotilla) misyonu katılımcılarına yönelik iki cinsel şiddet vakasına da yer verdi.
Komisyonun incelediği ilk olayda, gözaltındaki bir filo katılımcısının zorla soyulduğu ve metal dedektörü kullanılarak cinsel saldırıya uğradığı belirtildi. İkinci olayda ise HIV ile yaşayan bir katılımcının ilacına erişiminin engellendiği, fiziksel şiddete ve cinsel saldırı tehditlerine maruz bırakıldığı, cinsel yönelimine ilişkin varsayımlar nedeniyle aşağılandığı kaydedildi.
Komisyon, bu olayların Gazze’deki silahlı çatışmayla yeterli bağlantısının bulunduğunu belirleyerek söz konusu eylemleri tecavüz, işkence, cinsel şiddet, diğer insanlık dışı eylemler ve zulüm kapsamındaki insanlığa karşı suçlar olarak nitelendirdi.
Raporda, cinsel şiddetin Filistinlileri yerinden etmek, boyun eğdirmek ve toplumsal düzeyde sindirmek amacıyla kullanıldığı, faillerin büyük ölçüde cezasız kalmasının ise bu uygulamaların sürmesine zemin hazırladığı vurgulandı.
Filistin Ulusal Yönetimi İçin de İnsan Hakları Çağrısı
Komisyon, raporunda Filistin Yönetiminin güvenlik güçlerinin eylemlerini de ele aldı. Filistin Yönetiminin muhalif seslere, gazetecilere ve insan hakları savunucularına yönelik baskılarının ciddi hak ihlallerine yol açtığı belirtildi. Raporda Filistin Yönetimine, güvenlik güçlerinin sorumlu olduğu iddia edilen hukuka aykırı öldürme ve yaralama vakaları hakkında bağımsız soruşturmalar yürütmesi, mağdurlara tazminat ve diğer giderim yollarını sağlaması, özellikle kadın gazeteciler ve insan hakları savunucularına yönelik baskıları sona erdirmesi çağrısında bulunuldu.
Komisyon, uluslararası toplumun sorumluluğuna ilişkin de bir dizi tavsiye sundu. İsrail’den Gazze’deki soykırım niteliğindeki eylemlerine derhâl son vermesi, Uluslararası Adalet Divanının kararlarına uyması, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasa dışı yerleşimleri kaldırması ve sivillere yönelik ihlallerin faillerini soruşturması istendi.
BM üyesi devletlere ise soykırımı önlemek ve cezalandırmak için uluslararası hukukun kendilerine tanıdığı bütün makul araçları kullanmaları çağrısı yapıldı. Devletlerin İsrail’in hukuka aykırı işgalini ve yerleşimlerini meşru kabul etmemesi, bunların sürdürülmesine yardımcı olacak siyasi, askerî ve ekonomik destekten kaçınması gerektiği belirtildi.
Komisyon ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcılığından Gazze ve Batı Şeria’da işlenen soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarını devam eden soruşturması kapsamında değerlendirmesini, mevcut tutuklama kararlarının kapsamını genişletme ve yeni tutuklama taleplerinde bulunma ihtimalini incelemesini istedi. Üye devletlere, ABD’nin mahkeme yetkililerine yönelik yaptırımları dâhil olmak üzere UCM’nin bağımsızlığını zayıflatmaya dönük girişimlere karşı mahkemeyi destekleme çağrısında bulunuldu.
Komisyonun başkanı Muralidhar, raporun BM Genel Kuruluna sunulması vesilesiyle yaptığı açıklamada, ihlallerin daha önceki raporlarda da belgelendiğini ancak İsrail’in ve diğer devletlerin bunları durdurmak için yeterli adım atmadığını vurguladı. Muralidhar’a göre Gazze’de ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen sivil ölümlerinin sürmesi, uluslararası toplumun harekete geçme sorumluluğunu daha da ağırlaştırıyor. (P/AA)










