Haytham Adnan Murad, ameliyat geçiren 12 yaşındaki kızı Balkis’i hastaneden eve götürüyordu. Ancak El Halil yakınlarında taksiyle ilerlerken sabah açık olan yolun İsrail askerleri tarafından kapatıldığını gördü. Balkis henüz yürüyemiyordu. Murad, kızını kucağına alıp kontrol noktasının etrafından dolaşarak yoluna devam etmek zorunda kaldı.

Guardian gazetesinin 14 Eylül haberinde aktarılan bu olay, Batı Şeria’da milyonlarca Filistinlinin karşı karşıya kaldığı gündelik kısıtlamalardan yalnızca biri. İsrailli insan hakları kuruluşu B’Tselem’in yayımladığı yeni rapor ise bu tür olayların birbirinden bağımsız hak ihlalleri olmadığını savunuyor. Kuruluşa göre İsrail, Batı Şeria’da Filistinlilerin ekonomik, toplumsal ve siyasi yaşamını sistematik biçimde zayıflatarak bölge üzerindeki kontrolünü kalıcı hâle getirmeye çalışıyor.

14 Eylül’de yayımlanan The Elimination Project (Yok Etme Projesi) başlıklı rapor, yaklaşık 2.000 Filistinlinin tanıklığına, saha araştırmalarına ve kuruluşun onlarca yıllık insan hakları çalışmalarına dayanıyor. B’Tselem, İsrail’in 2022 sonunda göreve gelen mevcut hükûmeti döneminde ve özellikle Ekim 2023’ten itibaren Batı Şeria’daki uygulamalarının yeni bir aşamaya geçtiğini belirtiyor. Rapora göre yaklaşık 3,5 milyon Filistinlinin yaşadığı bölgede şiddet, zorla yerinden edilme ve ekonomik kısıtlamalar giderek yoğunlaşıyor.

B’Tselem Genel Direktörü Yuli Novak yaptığı açıklamada, İsrail’in Batı Şeria’da Filistinlilerin yaşamını giderek daha ağır biçimde hedef aldığını belirtti. Novak, uluslararası toplumun yalnızca yaşananları kınamakla yetinmemesi, İsrail’in cezasız kalmasını sağlayan koşulları ortadan kaldırmak için harekete geçmesi gerektiğini söyledi.

B’Tselem’e Göre İsrail’in Beş Temel Politikası

Raporda Filistinlilerin kolektif yaşamını zayıflattığı belirtilen beş temel mekanizma ele alınıyor: Şiddet ve korkutma, hareket özgürlüğünün kısıtlanması, ekonomik baskı, toplumsal ve siyasi hayatın zayıflatılması, etnik temizlik ve toprakların ele geçirilmesi.

B’Tselem’e göre bu mekanizmalar birbirini tamamlıyor. Bir köyün yollarının kapatılması insanların işlerine ve okullarına ulaşmasını engellerken, ekonomik faaliyetlerin kısıtlanması ailelerin geçim kaynaklarını ortadan kaldırıyor. İsrailli yerleşimcilerin saldırıları ise Filistinlilerin topraklarını terk etmesine yol açabiliyor.

B’Tselem’in 14 Eylül’de raporla birlikte yayımladığı verilere göre, 7 Ekim 2023 ile 31 Ağustos 2026 arasında İsrail güçleri ve yerleşimcilerin saldırılarında Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 245’i çocuk, 1.107 Filistinli hayatını kaybetti. Gazze Şeridi’ndeki can kaybı ise çok daha ağır boyutlarda. Filistinli sağlık yetkililerinin Ekim 2026’da açıkladığı verilere göre, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda Gazze’de en az 74.396 Filistinli hayatını kaybetti, 175.449 kişi yaralandı. Enkaz altında bulunan ve henüz ulaşılamayan kişilerin bu bilançoyu artırabileceği belirtiliyor. B’Tselem de Gazze’de öldürülen Filistinlilerden 21.000’den fazlasının çocuk olduğuna dikkat çekiyor.

Şiddetin boyutları yalnızca can kayıplarıyla sınırlı değil. Rapor, İsrail askerleri ile silahlı yerleşimci gruplar arasındaki iş birliğinin giderek arttığını, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarında güvenlik güçlerinden destek veya koruma alabildiğini öne sürüyor.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) Eylül 2026’da yayımladığı verilere göre, yılın ilk sekiz ayında Batı Şeria’da Filistinlilerin yaralandığı veya mülklerinin zarar gördüğü 1.600’den fazla yerleşimci saldırısı kaydedildi. Bu, günde ortalama 6,7 saldırıya karşılık geliyor. Aynı sayı 2021’de günde yaklaşık 1,5’ti.

Kontrol Noktaları ve Ekonomik Baskı Gündelik Yaşamı Nasıl Etkiliyor?

B’Tselem’in dikkat çektiği bir diğer konu, Filistinlilerin hareket özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalar. Raporda aktarılan OCHA verilerine göre 2025 sonunda Batı Şeria genelinde 925 kontrol noktası, yol kapısı ve diğer fiziksel geçiş engeli bulunuyordu. Bu engeller, Filistinlilerin hastanelere, okullara, iş yerlerine ve yakınlarının yaşadığı bölgelere ulaşmasını zorlaştırıyor.

Kısıtlamaların ekonomik sonuçları da ağır. Rapor, İsrail’in Filistinli işçilere verilen çalışma izinlerini büyük ölçüde iptal etmesi, Filistin yönetimine aktarılan vergi gelirlerini kısıtlaması ve tarım arazilerine erişimi engellemesi nedeniyle ekonomik faaliyetlerin ciddi biçimde daraldığını belirtiyor.

Batı Şeria’da 2022’de yüzde 13,1 olan işsizlik oranı, 2024’te yüzde 31,3’e yükseldi. Oran 2025’te yüzde 28,7 seviyesindeydi. İşsizlikteki artış, özellikle İsrail’de çalışarak ailelerini geçindiren Filistinli işçileri etkiledi. Rapora göre zeytinliklere yönelik saldırılar, tarım arazilerinin kapatılması ve su kaynaklarına erişimin engellenmesi de kırsal bölgelerde yaşayan Filistinlilerin geçim kaynaklarını tehdit ediyor.

Filistinlilerin Sosyal ve Siyasi Hayatı da Hedefte

B’Tselem, fiziksel şiddet ve ekonomik baskı kadar Filistin toplumunun örgütlenme kapasitesine yönelik müdahalelere de dikkat çekiyor. Rapora göre İsrail güvenlik güçleri, Ekim 2023’ten itibaren sivil toplum kuruluşlarının ofislerine yönelik baskınları artırdı. Gösterilere müdahaleler, aktivistlerin gözaltına alınması ve üniversitelerin faaliyetlerini kısıtlayan uygulamalar Filistinlilerin siyasi ve toplumsal yaşamını etkiledi.

Gazeteciler de bu uygulamalardan etkilenen gruplar arasında. Gazetecileri Koruma Komitesinin (CPJ) raporda aktarılan verilerine göre Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te en az 60 Filistinli gazeteci gözaltına alındı veya tutuklandı.

Raporda Filistin bayraklarının kamusal alanlardan kaldırılması, eğitim kurumlarına yönelik müdahaleler ve kültürel faaliyetlerin kısıtlanması da inceleniyor. B’Tselem’e göre bu uygulamalar, Filistinlilerin yalnızca bugününü değil; ortak hafızalarını, kültürel kimliklerini ve gelecekte bağımsız bir toplum olarak var olabilme imkânlarını da etkiliyor.

Batı Şeria’da Toprakların Ele Geçirilmesi ve Zorla Yerinden Edilmeler

Raporun en kapsamlı bölümlerinden biri Filistinlilerin topraklarından çıkarılması ve İsrail yerleşimlerinin genişlemesine ayrılıyor. B’Tselem’in 14 Eylül’deki açıklamasına göre, Batı Şeria’da 75 Filistinli topluluk zorla yerinden edildi. Kuruluş, İsrailli yerleşimcilerin kurduğu çiftliklerin ve yerleşim noktalarının yaklaşık 1,07 milyon dönümlük alan üzerinde kontrol kurduğunu belirtiyor. Bu alan Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 18’ine karşılık geliyor.

Yerinden edilmeler yalnızca küçük köylerle sınırlı değil. İsrail ordusunun Ocak 2025’te başlattığı askerî operasyonlar sonucunda Cenin, Tulkerim, Nur Şems ve El Faria mülteci kamplarından yaklaşık 33.000 Filistinli evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Reuters‘ın yayımladığı bir araştırma, toprakların ele geçirilmesinde kullanılan yöntemleri de ortaya koydu. Araştırmaya göre İsrailli yerleşimciler Eliav ve Harel Libi kardeşlerin şirketi, Batı Şeria’daki yeni yerleşim noktalarına prefabrik yapılar sağlayarak genişleme faaliyetlerine katkıda bulunuyor. Reuters, kardeşlerin İsrail hükûmetinden mali ve idari destek aldığını da belgeledi.

Bezalel Smotrich’in 2017 Planı Bugün Nasıl Uygulanıyor?

B’Tselem, Batı Şeria’daki gelişmeleri anlamak için İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in 2017 yılında yayımladığı “Kesin Sonuç Planı” adlı siyasi programına dikkat çekiyor. Plana göre Filistinlilerin önünde üç seçenek bulunuyor: İsrail’in egemenliğini kabul ederek ulusal taleplerinden vazgeçmek, topraklarını terk etmek veya direnmeleri hâlinde askerî baskıyla karşılaşmak.

Plan resmî olarak hükûmet politikası hâline getirilmemiş olsa da B’Tselem, temel ilkelerinin giderek devlet uygulamalarına yansıdığını savunuyor. Smotrich’in 2022 sonunda kurulan hükûmette Batı Şeria’nın sivil yönetimi, yerleşim planlaması ve arazi politikaları üzerinde geniş yetkiler elde etmesi de bu değerlendirmenin dayanaklarından biri.

Al Jazeera‘ye konuşan, İsrailli yerleşim faaliyetlerini araştıran Kerem Navot kuruluşunun kurucusu Dror Etkes de bu yönteme dikkat çekiyor. Etkes’e göre yerleşimlerin genişlemesi açıkça savunulurken, bu sürecin Filistinlilerin yerlerinden edilmesine yol açan boyutu siyasi söylemde geri planda bırakılıyor.

Apartheid Tespiti ve İsrail Yerleşimlerine Yönelik Yaptırımlar

B’Tselem, Batı Şeria’da uygulanan politikaların uluslararası hukuk açısından apartheid, zorla nüfus transferi ve hukuka aykırı ilhak gibi ciddi ihlaller içerdiği sonucuna varıyor. Bununla birlikte raporda kullanılan “yok Etme Projesi” ifadesi, uluslararası hukukta kendi başına tanımlanmış ayrı bir suç kategorisi olmasa da kuruluş bu kavramı, Filistinlilerin toprakları, kurumları ve toplumsal bağlarıyla birlikte var olabilmelerini engelleyen uygulamaların bütününü tanımlamak için kullanıyor.

B’Tselem’in hukuki değerlendirmesi, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) Temmuz 2024’te verdiği danışma görüşüyle de bağlantılı. UAD, söz konusu görüşünde, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığının hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkının ihlal edildiğini belirtmişti. İsrail hükûmeti ise bu kararı reddediyor ve Batı Şeria’daki politikalarını güvenlik gerekçeleriyle savunuyor.

Öte yandan uluslararası toplumda yerleşim faaliyetlerine yönelik yeni önlemler de gündemde. Guardian‘ın haberine göre, 14 Ekim’de Birleşik Krallık hükûmeti, hukuka aykırı İsrail yerleşimlerini destekleyen veya finanse eden kişi ve kuruluşlara yaptırım uygulanmasını kolaylaştıracak yeni yetkiler getirdi. Düzenleme, doğrudan saldırılara katılanların yanı sıra yerleşim faaliyetlerine mali ve teknolojik destek sağlayan kuruluşların da hedef alınmasına imkân tanıyor.

B’Tselem ise uluslararası toplumun yalnızca münferit saldırılara veya belirli yerleşimcilere odaklanmasının yeterli olmayacağını savunuyor. Kuruluşa göre Filistinlilerin haklarının korunabilmesi için İsrail’in Batı Şeria’daki işgal ve ayrımcılık sisteminin bütün olarak ele alınması gerekiyor.

Raporun temel uyarısı, Batı Şeria’da yaşananların yalnızca artan yerleşimci şiddeti veya askerî operasyonlarla açıklanamayacağı yönünde. B’Tselem’e göre asıl mesele, Filistinlilerin kendi topraklarında ekonomik, sosyal ve siyasi bir toplum olarak yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlayan koşulların sistematik biçimde ortadan kaldırılması. (P)