Dr. Yasmin El-Menouar, hoş geldiniz. Din Monitörü araştırmanızın bulgularına göre toplumsal birliktelik, 2023’ten bu yana yeniden güçlendi. Buna karşılık siyasete duyulan güven ve toplumun adil işlediğine dair inanç düşük seviyelerde kalmaya devam ediyor. Görünürdeki bu çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?

Bu bir çelişki değil; toplumsal birlikteliğin farklı boyutlarına işaret ediyor. Pek çok insan, kendi çevresinde güven ve karşılıklı destek deneyimlerken siyaseti ve toplumsal koşulları çok daha eleştirel değerlendiriyor. 2023’ten bu yana özellikle sosyal ilişkiler ve toplumun ortak yararını gözetme eğilimi güçlendi. Buna karşılık topluma bağlılık zayıf kalmaya devam ediyor. Federal hükûmete duyulan güven ve Almanya’da adaletin hâkim olduğuna dair inanç özellikle düşük düzeyde. Dolayısıyla toplumumuzun sosyal temelleri nispeten sağlam olsa da devlet kurumları ve siyasetle kurulan ilişki gerginliğini koruyor.

Din Monitörü, dindarlık ile toplumsal birliktelik arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor. Dinin birleştirici gücü tam olarak nereden kaynaklanıyor?

Din, özellikle toplumsal bir pratik olarak yaşandığında birleştirir. İnsanlar arasında bağlar kurar, birbirlerine karşı sorumluluk duygusu kazandırır ve toplumsal katkı sunmak için somut imkânlar sağlar. Dinî cemaatler insanları düzenli olarak bir araya getirir, yardım faaliyetleri düzenler ve karşılıklı destek ağları oluşturur. Dinî inançlar, insanları başkaları ve toplum için sorumluluk üstlenmeye de teşvik edebilir. Bu nedenle bulgularımız, belirleyici olanın yalnızca bir dine mensup olmaktan ziyade, dindarlığın fiilen yaşanması ve toplumsal hayata katılım olduğunu gösteriyor.

Topluma Bağlılığın Zayıflığı, Toplumsal Katkının Yetersizliğiyle Bir Tutulmamalı”

Müslümanlarla ilgili dikkat çekici bir bulgu var: Dindarlık arttıkça sosyal ilişkiler ve toplumun ortak yararını gözetme eğilimi güçlenirken topluma bağlılık azalıyor. Bu ilişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?

Dinî bir topluluğun parçası olmak güçlü bir sosyal sermaye yaratabilir. Ancak bu, siyasete ve toplumsal kurumlara duyulan güvenin kendiliğinden artacağı anlamına gelmez. Sosyal ilişkiler ve ortak yararı gözetme alanlarındaki daha yüksek değerler, öncelikle Müslüman dindarlığının da yardımseverliği, toplumsal katılımı ve sağlam sosyal ağlarını destekleyebildiğini gösteriyor. Dolayısıyla topluma bağlılığın daha düşük olması, toplumsal katkının yetersizliğiyle bir tutulmamalıdır. Ayrımcılık deneyimleri, temsil ve tanınma eksikliği ile İslam hakkında sıklıkla olumsuz bir çerçevede yürütülen tartışmalar, bu durumun olası açıklamaları arasında yer alıyor. Bununla birlikte kişinin kendi topluluğuna daha fazla yönelmesi ve toplumun diğer kesimleriyle yeterince bağ kuramaması da rol oynayabilir.

Birleştiren ya da Ayrıştıran, Dinin Kendisi Değildir”

Araştırmanızın gösterdiği üzere din, toplumsal bağları güçlendirebildiği gibi ayrışmaları da besleyebiliyor. Hangi etkinin ağır basacağını belirleyen koşullar nelerdir?

Birleştiren ya da ayrıştıran, dinin kendisi değildir. Belirleyici olan, dinî bir topluluğun kendi içindeki güçlü ilişkilerin diğer toplumsal gruplarla kurulan bağlarla tamamlanıp tamamlanmadığıdır. Dinî cemaatler güveni, karşılıklı desteği ve toplumsal katılımı güçlendirebilir. Bu potansiyel, özellikle dışa açıldıklarında, başka kuruluşlarla iş birliği yaptıklarında ve faaliyetlerini kendi üyeleriyle sınırlamadıklarında toplumun genelindeki birlikteliğe katkı sağlar. Buna karşılık dışarıyla temasın bulunmadığı, dinin siyasi amaçlarla araçsallaştırıldığı veya toplulukların sürekli dışlanmaya maruz kaldığı durumlarda ayrışma ihtimali artar. Bulgularımız, genel olarak dindarlığın olumlu bir potansiyel taşıdığına işaret ediyor.

Sembolik Tanınma, Yapısal Eşitliğin Yerini Almamalı”

Dinî çeşitliliğin yapısal ve sembolik düzeyde daha güçlü biçimde tanınmasını öneriyorsunuz. Bunun için siyasetin, kamu idaresinin ve toplumun gündelik işleyişinde somut olarak neler değişmeli?

Tanınma; eşit koşullarda görünür olmak, katılımın güvence altına alınması ve dinî azınlıkların süreçlere dâhil edilmesinin olağan kabul edilmesi demektir. Belediyeler ve kamu idareleri, dinî azınlıkların temsilcilerini süreçlere erken aşamadan itibaren dâhil etmelidir. Bu katılım, örneğin danışma kurulları, yuvarlak masa toplantıları ve okullar, sosyal yardım kuruluşları ya da sosyal hizmet kurumlarıyla geliştirilen iş birlikleri yoluyla sağlanabilir.

Aynı zamanda kurumsal düzeydeki eşitsizlikler ve ayrımcılık kararlılıkla giderilmelidir. Ortak projeler ve buluşma mekânları da dindar olan ve olmayan insanlar arasındaki temasları güçlendirebilir. Noel öncesindeki -bekleme ve hazırlık süresi olan- Advent döneminde yapılan aydınlatmalara benzer şekilde şehir merkezlerinde ramazan aydınlatmalarına yer verilmesi gibi sembolik adımlar da aidiyet duygusunu güçlendirebilir. Ancak bunlar yapısal düzeyde eşitliğin yerini almamalıdır.