Engelli ve 87 yaşındaki Maricarmen Abascal, 71 yıldır yaşadığı Madrid’deki evinden tahliye edildiğinde, bunu engellemeye çalışmak için yüzlerce kişi evin önünde toplandı. Ancak sonunda zor kullanılarak binadan çıkarıldı ve sedyeyle hastaneye götürüldü. Tahliyesi, birçok kişi açısından 2008 krizinden bu yana devam eden konut krizine karşı bir protesto dalgasını tetikledi; bu protestolar bu yazının kaleme alındığı sırada hâlâ sürüyordu.
Bir hafta süren müzakerelerin ve geniş çaplı gösterilerin ardından, Maricarmen’in kirasını yüzde 230 artıran özel yatırım fonu olan ev sahibi, sınırlı kira bedeliyle yeni bir sekiz yıllık kira sözleşmesi kapsamında onun eve dönmesini kabul etti. Maricarmen’in hastaneden çıktıktan sonra evine dönmesi bekleniyor.
Ancak onun tahliyesinin ardından başlayan protestolar yalnızca tek bir kadının hikâyesiyle ilgili değil. Bu protestolar, İspanya’nın ötesine uzanan daha derin bir sorunu yansıtıyor. Avrupa genelinde Maricarmen gibi sayısız insan, başını sokacak bir yer bulmak ve bu evi koruyabilmek için benzer mücadelelerle karşı karşıya.
İspanya’nın Sosyal Konut Krizi
İspanya’daki çelişki dikkat çekici. İspanya Anayasası’nın 47. maddesi, “insana yaraşır ve uygun” konut hakkını tanıyor ve kamu makamlarının “bu hakkın etkili biçimde kullanılabilmesi için gerekli koşulları” oluşturmasını şart koşuyor. Buna rağmen İspanya’da sosyal konutların sayısı son derece az. Tahminlere göre sosyal konutlar, bölgelere göre değişmekle birlikte toplam konut stokunun yüzde 1,5 ila yüzde 3,3’ünü oluşturuyor.
İspanya, Franco diktatörlüğünden miras kalan ve tarihsel olarak sübvansiyonlu ipotek kredileri, vergi teşvikleri ve kamu kaynaklarıyla finanse edilen konutların sistematik biçimde özelleştirilmesinin birleşimi yoluyla ev sahipliğini teşvik etmeye dayanan bir konut modelini devraldı. Bu politikalar, finansal balonun oluşmasına giden on yıllar boyunca birçok hanenin gayrimenkul satın almasını kolaylaştırdı ancak ülkenin karşılaştırmalı olarak küçük bir sosyal kiralık konut sektörüne sahip olmasına yol açtı.
2008 mali krizi, bu açığı kamuoyu tartışmalarının merkezine taşıdı. Bunun ardından yaşanan tahliye dalgası, kamu yatırımlarını özel konutlara aktarmış olan ve evlerini kaybeden haneler için çok az sosyal konut alternatifi bırakan bir sistemin sınırlarını gözler önüne serdi. Konut hakkı aktivizmi bu meseleyi siyasi gündeme taşıdı ve 2013’ten itibaren hem bölgesel hem de merkezi düzeyde reformların yapılmasına yol açtı.
Merkezi Olmayan Bir Sistem
İspanya’da konut politikası büyük ölçüde bölgelere devredilmiş durumda. Ülkenin, her biri kendi parlamentosu ve hükûmetine sahip olan ve Comunidades Autónomas olarak bilinen 17 bölgesi, kendi konut politikalarını belirlemekten sorumlu. Bazı bölgeler, büyük mülk sahiplerinin evleri boş tutmasını caydırmak, turistik konaklama faaliyetlerini düzenlemek ve tahliye riskiyle karşı karşıya olan kişilere yönelik korumaları güçlendirmek için sahip oldukları özerkliği kullandı. Diğerleri ise konut piyasasına müdahale etmemeyi tercih etti. Bu farklılıklar, İspanya içinde birbirinden farklı konut modellerinin ortaya çıkmasına yol açtı. Katalonya ile Madrid bu karşıtlığı açık biçimde ortaya koyuyor. Madrid daha piyasa odaklı bir modele sahipken, Katalan hükûmeti daha kapsamlı konut düzenlemeleri benimsedi.
İspanya merkezi hükûmeti de son on yılda konut politikasını giderek daha fazla şekillendirmeye başladı; bunu esas olarak ekonomik konular ile hakların kullanılmasında eşitliğe ilişkin anayasal yetkileri üzerinden yaptı. Bu süreç, İspanya’nın konut hakkına ilişkin ilk devlet yasası olan 2023 tarihli Konut Yasası’yla sonuçlandı. Yasa, bölgelerin “baskı altındaki bölgeler” (stressed areas) olarak belirlenen alanlarda kira tavanları uygulamasına ve bunun yanı sıra kiracılara yönelik korumaları güçlendirmesine olanak tanıdı.
Ancak daha ileri önlemlerin hayata geçirilmesi siyasi açıdan zor oldu. Merkezi hükûmet tarafından mart ayında onaylanan bir konut kararnamesi Kongre tarafından reddedilirken, temmuz ayında gündeme getirilen bir teklif ise oylamaya sunulabilmek için yeterli parlamento desteğini sağlayamadı.
Maricarmen’in tahliyesi, konut meselesini bir kez daha kamuoyu tartışmalarının merkezine taşıdı ve şimdiden yeni konut mevzuatının çıkarılması konusunda bir anlaşmaya varılmasını sağladı. Ancak İspanya’nın deneyimi, tek bir hukuki ya da düzenleyici önlemin sorunu çözemeyeceğini gösteriyor. Konut sistemleri onlarca yıl içinde şekillenir; onlarca yıllık yetersiz yatırım ve eylemsizlik de birkaç yasal değişiklikle tersine çevrilemez. Anlamlı bir değişim, uzun bir zaman dilimine yayılan istikrarlı bir çaba gerektirir.
Avrupa: Haklar ile Konut Kıtlığı Arasındaki Çelişki
Maricarmen’in yaşadıkları yalnızca İspanya’ya özgü değil. Artan kiralar, sınırlı sosyal konut arzı, güvencesiz kiracılık koşulları ve turizm ile yatırımlardan kaynaklanan baskı, Hollanda, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde konuta erişimi giderek zorlaştırıyor.
İrlanda’daki kriz ise özellikle ağır. İrlanda ile İspanya üzerine yürüttüğümüz karşılaştırmalı araştırma, farklı hukuk sistemleri ve konut geleneklerine sahip olmalarına rağmen her iki ülkenin de aynı sonuçla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu: Tahliyelere ve evsizliğe yol açan ağır ve uzun süreli konut güvencesizliği. Ülke genelinde kiralar hızla yükselirken, İrlanda birkaç yıldır anayasada açıkça tanımlanmış bir konut hakkının getirilip getirilmemesi gerektiğini tartışıyor. Konut hakkının anayasal olarak tanınması, konutun hukuki statüsünü güçlendirebilir ve konut politikasının nasıl gelişeceğini şekillendirebilir.
Ancak İspanya uyarıcı bir örnek sunuyor. Ülkede konut hakkı anayasada yer alıyor fakat resmi hukuki beyanlar tek başına yeterli değil. Bir hakkın aynı zamanda zaman içinde güçlendirilmiş ve sosyal konutlar, kamu yatırımları, kiracı korumaları ve değişen piyasa koşullarına yanıt verebilecek politikalar aracılığıyla bu hakkı hayata geçirme kapasitesine sahip güçlü kurumlara ihtiyacı var.
Dolayısıyla İspanya’nın deneyimi daha geniş kapsamlı bir soruna işaret ediyor. Acil önlemler, kırılgan durumdaki kişilerin evlerinden zorla çıkarılmasını önleyebilir ancak bunlar yalnızca geçici çözümler sunabilir. Nihayetinde konut hakkı ancak yeterli, güvenli ve karşılanabilir konutun herkes için erişilebilir olmasını sağlayan koşulların “aşamalı biçimde hayata geçirilmesi” yoluyla korunabilir.
Avrupa genelinde konut düzenlemelerinde değişiklik yapılmasına yönelik son dönemdeki girişimler ve bunun yanı sıra İspanya’nın meydanları ile sokaklarını dolduran kitlesel halk protestoları, konutun basit bir piyasa varlığı olmaktan ziyade bir hak olarak yeniden düşünülmesine yönelik umut verici bir eğilime işaret ediyor.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 29 Eylül’de The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.










