Üniversiteden Kabul Var, Vize Yok: “Vize Yüzünden Bir Dönemi Kaçırdım”
Vize başvuru sistemindeki aksaklıklar, aylarca bulunamayan randevular ve “güvenilir değil” gerekçesiyle gelen retler… Bu durum, öğrenci vize uygulamalarının küresel ölçekte artan eleştirilere konu olmasına yol açmaktadır. Peki vize süreçleri kimin öğrenci, kimin potansiyel “göçmen” olarak kodlandığını belirleyen görünmez bir filtreye dönüşmüş olabilir mi?
Türkiye’den Avrupa’ya okumaya gitmek isteyen öğrencilerin öğrenci vizesi başvurularında karşılaştığı bürokratik belirsizlik, zaman kaybı ve bir türlü bitmek istemeyen zahmetli vize süreçleri… Bu durum binlerce öğrencinin ortak hikâyesi.
Öğrenci vizesi süreçlerinde yaşanan ciddi tıkanıklık, 2024 yılında İtalya’daki üniversitelere kabul almalarına rağmen vize verilmeyen ve bu nedenle eğitim hakkından yararlanamayan yüzlerce Türk öğrencinin durumu üzerinden gündeme taşınmıştı. Öğrencilere verilen ret veya gecikme gerekçeleri arasında ise “iltica riski”, maddi kaynakların “güvenilir bulunmaması” ve “maddi yetersizlik” gibi ifadeler yer alıyordu.
Bu süreçte geciken vizeler, birçok öğrenci için hem akademik kayıplara hem de uçak biletinden konaklamaya kadar uzanan ciddi maddi zararlara yol açtı. Venedik Ca’ Foscari Üniversitesinden Vera Costantini, İtalya’nın uluslararası öğrencileri teşvik ederken vize süreçleriyle kendi önüne engel koyduğunu belirterek bu durumu eleştirmişti. Costantini, İtalya’nın akademi ve iş gücü sektörüne katkı sunmaları için yetenekli öğrencilere ihtiyaç duyduğunu söylemişti. Uzmanlar ise sorunların yasadışı göç endişeleriyle bağlantılı olduğunu, ancak siyasallaştırılmadan çözülmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Maddi Kayıplar: Yanmış Yurt Paraları, Uçak Biletleri ve Belge Masrafları
İtalya’da Siyaset Bilimi okumak için öğrenci vizesi başvurusu yapan öğrenci Betül, yaşadığı tıkanmayı Perspektif’e şöyle anlatıyor: “Artık vize başvurusu için aracı şirketlere başvurmaktan başka bir yol yok gibi, çünkü sisteme doğrudan girildiğinde randevu bulmak imkânsız. Bu şirketlerin dahi ne zaman randevu bulacağı belirsiz. Eskiden VFS sistemi üzerinden randevu alabiliyorduk. Ben de aylarca, sürekli takip ederek randevu kovaladım. Bu esnada da tabii ki aracı şirkete para ödedim.”
Betül’ün tanıklığı, sürecin ekonomik yükünü de görünür kılıyor ve ekliyor: “Benim başvurum reddedilince ödediğim paranın bir kısmını kesip, geri göndermişlerdi. Bazı öğrencilerin ise öyle bir şansı olmadı. Birçok kişinin okul ve yurt parası tamamen yandı. Vizeye başvururken uçak bileti alıp bunu gösterme zorunluluğu var. Otel rezervasyonu iptal edilebilse de uçak bileti çoğunlukla yanıyor.”
“Vize Başvuru Evraklarınız Güvenilir Değil”
Konuştuğumuz diğer bir öğrenci Hakan ise Fransa’ya sosyoloji okumak için vize başvurusunda bulunmuş. Hakan vize düzenlemelerinin pratikte işlemediğini ve çoğu başvuru sahibinin çaresiz kaldığını şöyle anlatıyor:
“Schengen bölgesine turistik vize almak şu an neredeyse imkânsız gibi. Belgeler eksiksiz olsa bile ‘Evraklarınız güvenilir değil’ diye ret verilebiliyor. Bu tamamen subjektif bir değerlendirme.”
Hakan sürecin mali yüküne de dikkat çekiyor: “Dil okuluna kabul alıyorsun, parasını ödüyorsun, ama vize reddedildiğinde yapacak hiçbir şey kalmıyor. Paran yanıyor.”
Türkiye’den veya Avrupa Birliği dışında kalan ülkelerinden Avrupa’ya gitmeye çalışan öğrencilerin ortak kaderi, vize başvurularında maddi kayıplar yaşamak olmuş. Tam da bu noktada, Avrupa Birliği’nin kendi hukuki çerçevesi dikkat çekici bir yaklaşım belirledi.
19 Haziran 2025’te AB Adalet Divanı, öğrenci vizelerinin reddi sonrası başvuru hakkına ilişkin kritik bir karar verdi. Mahkeme, AB hukukunun olağanüstü bir itiraz mekanizmasını zorunlu kılmadığını belirtse de üye devletlerin başvuruları makul sürede sonuçlandırma ve etkili bir hukuki yol sağlama yükümlülüğü bulunduğunu açıkça vurguladı. Ayrıca itiraz organlarının idarenin yerine geçip yeni bir karar vermesine gerek olmadığını; ancak vize reddi sonrası idarenin hızlı ve gerekçeli bir değerlendirme yapmasının zorunlu olduğunu belirtti.
Vize Teknik Bir Prosedür mü, Toplumsal Bir Eleme Mekanizması mı?
Peki vize alamayan veya aylarca habersiz bekletilen öğrencilerin yaşadıkları, vize rejimlerinin yalnızca idari bir süreçten ibaret olmadığını; aynı zamanda kimin “nitelikli eleman”, kimin “potansiyel göçmen” olarak kodlandığını belirleyen görünmez bir filtreye de dönüştüğünü ortaya koyuyor olabilir mi?
Sosyolog Ulrich Beck’in “kozmopolitanizm” yaklaşımı, bu çelişkiyi açıklamak açısından kavramsal çerçeve sunar. Dünya küreselleşirken “bilginin dolaşımı” serbest, “insanın dolaşımı” ise serbest değildir. Beck’e göre Avrupa, bilgi ithaline açık ama insan hareketine kapalıdır. Erasmus öğrencilerinin görece daha az zahmetli sirkülasyonu ile Afrika veya Asya kökenli öğrencilerin karşı karşıya kaldığı kısıtlamalar arasındaki fark, bu asimetriyi çarpıcı bir şekilde yüzeye çıkarıyor.
Sınır ve göç çalışmaları alanının önde gelen isimlerinden Sandro Mezzadra ve Brett Neilson ise, “Border as Method” (Bir Yöntem Olarak Sınır) kitabında sınırların artık klasik anlamda yalnızca coğrafi birer çizgi olmadığını vurgular. Sınırlar, devletlerin insan hareketliliğini yönetmek, sınıflandırmak ve belirli grupları kontrol etmek için kullandığı idari mekanizmalar hâline gelmiştir. Bu yönetim tekniğinin en görünür biçimi ise vize rejimleridir. Mezzadra’ya göre vize, basit bir giriş belgesi olmanın ötesinde; küresel işgücünü düzenleyen, kimlerin geçip kimlerin eleneceğine karar veren bir filtreleme aracıdır. Bu çerçevede vizeler, yalnızca bir ülkeye giriş izni değil, aynı zamanda insanları seçen ve ayıklayan günümüzün bir sınır mekanizması olarak işlev görür.
Vize Başvurularına Dair İstatistikler Ne Söylüyor?
Son yıllarda vize rejimindeki tıkanmaların yalnızca bireysel deneyimlerle sınırlı olmadığını, özellikle Schengen’e vize başvurularının küresel ölçekte yapısal bir krize dönüştüğünü gösteren veriler giderek artıyor.
Üstelik vize krizi yalnızca Avrupa’yla sınırlı değil. Kanada’da da uluslararası öğrenciler için tablo dramatik biçimde değiştiği gözlemlenebilir. Verilere göre 2025’in ilk sekiz ayında ülkedeki uluslararası öğrenci sayısı 132.000’den fazla azaldı ve özellikle Hindistan’dan yapılan başvuruların yaklaşık dörtte üçü reddedildi.
Avrupa Komisyonu yayımladığı istatistiklerde AB ülkeleri ve Schengen bölgesindeki ülkelerin konsolosluklarının 2024 yılında 11,7 milyondan fazla kısa süreli vize başvurusu aldığını ortaya koyuyor. Aynı yıl Türkiye 1,17 milyon başvuru ile Çin’in ardından en fazla başvuru yapan ikinci ülke oldu.
2024 yılında, Schengen vize reddi oranı önceki yıllara göre hafif bir düşüşle yüzde 14,8 civarında gerçekleşti. Ancak reddedilen vize başvurularının oranları ülkeye göre önemli ölçüde farklılık gösteriyor. Örneğin Belçika yüzde 24,6 ile en yüksek ret oranlarına sahip ülkeler arasında yer alıyor.
Öğrenci Vizesi Retlerinde Görünmez Bir Sınır Çizgisi
Peki tüm bu veriler bize tam olarak gösteriyor? Vizenin, yalnızca bir seyahat belgesi olmadığını fakat aynı zamanda kimin bilgiye, gezmeye ve eğitim hayali kurma hakkına erişebileceğini belirleyen görünmez bir sınır çizgisi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Vize süreçleri günümüzde yalnızca idari bir prosedür olarak değil; aynı zamanda küresel hareketliliği düzenleyen ve mevcut eşitsizlikleri görünür kılan bir araç olarak da değerlendirilebilir. Bu çerçevede öğrencilerin karşılaştığı gecikmeler ve ret kararları, yalnızca bireysel deneyimlerle sınırlı olgular mıdır, yoksa daha geniş yapısal dinamiklerin bir yansıması mıdır? Bu soruya verilen birçok yanıt, vize retlerinin ulusal göç politikaları ile küresel eğitim sistemleri arasındaki karmaşık etkileşimle bağlantılı olabileceğine işaret etmektedir.