Gazze Şeridi

Gazze’de Kış: Bir Savaş Silahı Olarak Kullanılan Soğuk Hava ve Yağış

Gazze’de sertleşen kış koşulları, ateşkese rağmen süren saldırılar ve kuşatmayla birlikte insani krizi daha da görünür kılıyor. Çözümsüzlüğe terk edilen bu tabloda, soğuk hava ve artan yağışlar barınma engelleri nedeniyle siviller için ölümcül bir tehdide dönüşüyor.

Gazze’de Kış: Bir Savaş Silahı Olarak Kullanılan Soğuk Hava ve Yağış
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde bulunan Magraka ve El-Hayyam beldelerinde, şiddetli yağışların ardından meydana gelen geniş çaplı hasar ve günlük yaşamdan görüntüler kaydedildi. Bölgede, yerinden edilen Filistinlilere ait çadırların ağır hasar gördüğü, yağışların günlük yaşamı olumsuz etkilediği ve bunun da zaten zor olan insani koşulları daha da ağırlaştırdığı görüldü. Fotoğraf: Adam Bilal - AA.

İnsanlık adına hangi ölçütle bakılırsa bakılsın, ortaya çıkan manzara katlanılmaz: Eski battaniyelerden, yırtık giysilerden ve plastik parçalarından dikilmiş; Gazze’nin kumlu toprağına doğrudan serilmiş çadırlar. Bugün “barınak” denilen şey, hayatla ölüm arasındaki incecik bir zar olmaktan ibaret. Başlangıçta Arap dünyasında yükselen olağanüstü bir halk dayanışmasıyla finanse edilen bu geçici yapılar, bir yılı bırakın, bu kışın sert soğuğuna ve fırtınalarına dayanmak üzere tasarlanmadı. Çünkü insanlar bunun geçici bir savaş olduğunu sanıyordu.

Ama savaş hiç bitmedi.

Dayanışmadan Boğmaya: İnsani Yardımın Sistemli Tasfiyesi

Hayır kurumları, Kızılay dernekleri ve sivil toplum gönüllüleri, kuşatma altındaki Gazze Şeridi’nde -bazı aileler için on üç kez tekrarlanan- kitlesel yerinden edilmeye karşı ilk günden seferber oldu. Derme çatma kamplar kurdular, su dağıttılar, gıda paketleri ulaştırdılar. Topluluklar ellerinde ne varsa bir araya getirdi; kimse kimseyi geride bırakmamaya direndi. Bu, tabandan örgütlenen insani yardımın en onurlu hâliydi.

Ancak Siyonizmin sömürgeci aygıtı, bu dayanışmayı yavaş yavaş ve sistemli biçimde boğmaya girişti. Arap bağışçılar üzerinde baskı kuruldu, finansman kanalları kesintiye uğratıldı; yerel girişimler izlemeye alındı, bastırıldı ya da suç sayıldı. Gazze’nin yanışını seyreden aynı bölgesel ve uluslararası güçler, eşzamanlı olarak sıradan insanların uzattığı can suyunu da kesmeye koyuldu.

Geçen yılın sonunda iki yanılsama güç kazandı: Dış desteğin yeniden başlayacağı ve Siyonist insansız hava araçları, keşif uçakları, suikastlar ve bitmeyen patlamalarla yürütülen savaşın yavaşlayabileceği. Bu iki yanılsamanın da ömrü kısa oldu.

İki Cepheli Savaş: Bombalar ve İçten Çökertme

Bugün Gazze’de savaş iki cephede sürdürülüyor. İlki alışıldık olan: İsrail, ABD’nin siyasi ve askerî desteğiyle sivilleri, toplum önderlerini ve direnişi hedef almaya devam ediyor. İkincisi ise daha sessiz ama çok daha yıkıcı: Açlık, yas, aile kayıpları ve tekrar eden yerinden edilmelerle tükenmiş bir nüfusun içine işbirlikçiler ve muhbirler yerleştirmek.

Bu strateji umutsuzluğu derinleştiriyor, güveni parçalıyor ve Tarihsel Filistin toprağında ayakta kalmaya çalışan bir toplumun dokusunu zayıflatıyor.

Ve şimdi de Gazze’de kış mevsimi yaşanıyor.

Kış Gelirken Çıplak Bırakılan Gazze

Geçen yıl Gazze’de kış görece ılıman geçmişti. Bu durum, dünyanın iki milyondan fazla insanın zorla yerinden edilmesine karşı çadırların -bu kırılgan, yamalı çadırların- yeterli bir çözüm olduğu hayalini sürdürmesine imkân tanıdı. Ama bu kış acımasız.

Sağanak yağışlar kampları sular altında bıraktı. Şiddetli rüzgârlar ailelerin “geçici ev” dediği ince örtüleri parçaladı. Çocuklar ıslak giysiler içinde titriyor. Anneler, yazlık kıyafetler içindeki küçük çocuklarının soğuk havada titremesini izlerken ağlıyor. Yaşlılar nemli kumun üzerinde uyuyor. Ne zemin var, ne yalıtım, ne ısıtma. Su çadırların dışında değil, içinde birikiyor.

Hangi modern dünya buna izin verir?

Yaşananlar Doğal Afet Değil, Tasarlanmış Bir Felaket

Gazze’den bugün gelen görüntüler birer doğal afet değil. Yoksulluğun, kötü yönetimin ya da yalnızca hava koşullarının sonucu da değil. Bunlar bilinçli politikaların ürünü: Filistinlileri yalnızca evlerinden söküp atmayı değil, yerinden edilmenin koşullarını da katlanılmaz hâle getirerek gitmeyi tek seçenek kılmayı amaçlayan politikaların.

Son bir yıldır Filistinliler zorla yerinden edilmeye, zorla yapılan amputasyonlara ve kalıcı sakatlıklara, kitlesel gözaltılara, aç bırakılmaya maruz kaldı. Daha yakın zamanda ise “gönüllü göç” adı altında, insani tahliye kisvesiyle Gazze’den bilinmeyen yerlere gönderilen uçuşların yarattığı utanç verici tabloya tanık olduk. Ve şimdi, bu şiddet ve etnik temizlik mimarisinin en karanlık aşamasında, zorla dondurulmaya tanıklık ediyoruz.

Barınak Neden Yok? Çünkü Kalıcılaşmaya İzin Verilmiyor

Açık konuşalım: Uygun barınağın hızla sağlanması ne teknolojik ne de lojistik açıdan karmaşık bir mesele. Karavanlar, prefabrik ve modüler yapılar dünyanın dört bir yanındaki afet bölgelerine -Gazze’den çok daha ulaşılmaz yerlere bile- günler içinde ulaştırılabiliyor. Küresel insani yardım sistemi buna sahip: kapasiteye, ekipmana, finansman mekanizmalarına. Sahip olmadığı şey ise, sömürgeci işgal altındaki Filistinliler için insan haklarını savunacak siyasi izin ve siyasi irade.

Aylardır insani yardım çevrelerinde aynı acı gerçek konuşuluyor: Karavanların Gazze’ye sokulmasına izin verilmiyor, çünkü karavanlar çadırlardan farklı olarak kalıcılık ima eder. Yerinden edilmiş Filistinlilerin yerleştiğini, istikrar kazandığını, hayatta kaldığını düşündürür. Hayatta kalan bir nüfus geri dönebilir, yeniden inşa edebilir, direnebilir. Donan bir nüfus ise, yerinden edilmenin bir sonraki aşamasına zorlanması daha kolay olandır.

Bu Tablo Uluslararası Düzenin İflası mı, Yoksa Bilinçli Suç Ortaklığı mı?

Birleşmiş Milletler ajanslarıyla, insan hakları mimarisiyle, devasa insani yardım mekanizmalarıyla övünen uluslararası düzenin, kuşatma altındaki bir sivil nüfusa hava koşullarına karşı asgari korumayı bile sağlayamamış olması ne anlama geliyor? Batılı hükümetlerin tüm etkilerine rağmen, hayat kurtarıcı barınakların Gazze’ye sokulmasını talep edememesi ya da etmek istememesi ne demek? Arap devletlerinin, söylemlerine karşın, ihtiyaç bu kadar yakıcıyken ve ahlaki zorunluluk bu kadar açıkken Filistin sivil toplumunu desteklemekten giderek daha fazla caydırılması neyi gösteriyor?

Ortada bir sistem arızası yok. Tam tersine, sömürgeci bir dünya düzeninin sistemi tam da tasarlandığı gibi işliyor.

Küresel güçlerin hareketsizliği pasif bir sessizlik değil; doğrudan suç ortaklığıdır.

Çadırlardan Adalete: Çözüm İnsani Değil, Siyasi

İsrail’e silah sağlayan, diplomatik kalkan sunan ve hukuki koruma sağlayan devletler, buz gibi su birikintileri içinde uyuyan çocukların görüntüleri karşısında çaresiz rolü yapamaz. “İki taraf”, “gerilimin düşürülmesi” ya da “ateşkes görüşmeleri” gibi ifadeleri tekrarlarken bir nüfus bilinçli biçimde yaşanamaz koşullara sürükleniyorsa, bu söylemlerin de bir mazereti kalmaz.

Bugün çadırlar yağmur ve rüzgâr altında çökerken soru Gazze’de neden yeterli barınak olmadığı değil. Asıl soru şu: Gazze’nin süregelen mülksüzleştirilmesinden kim fayda sağlıyor? Gazze’deki Filistinlilerin yorgunluğunda, soğuğunda, açlığında ve psikolojik çöküşünde kim stratejik kazanç görüyor? Ve dünya, aktif biçimde ya da sessiz rızasıyla, bir Filistin ulusunun yavaş yavaş silinmesine karşılık gelen bu sürece neden ortak oluyor?

Temelde siyasi bir suç olan bu durumu, hiçbir insani yardım paketi ve hiçbir geçici yapı çözemeyecek. Gazze’nin çadırlara değil, adalete ihtiyacı var. Kuşatma olmadan, bombardıman olmadan, bilinçli olarak yaratılmış açlık ve yerinden edilme olmadan yaşama hakkına ihtiyacı var. Hayatta kalmayı direnişe, kışı ise bir silaha dönüştüren tahakküm sistemleriyle yüzleşmeye istekli bir uluslararası topluma ihtiyacı var.

Soğuğa Rağmen Ayakta Kalmak: Filistinlilerin Direnci

Yine de bu karanlığın içinde Filistinliler direnmeye devam ediyor. Yıkılan çadırları yeniden kuruyorlar. Çocuklarının ıslak giysilerini derme çatma ateşlerin başında kurutuyorlar. Ellerindeki azı paylaşıyorlar. Onların direnci, onuru ve kolektif gücü, hiçbir sömürgeci mimarinin bugüne kadar kıramadığı tek şey olmaya devam ediyor.

Dünya Gazze’nin titrediğini izlerken asıl soru Filistinlilerin bu kışı atlatıp atlatamayacağı değil. Tarih gösteriyor ki atlatacaklar. Asıl soru, onları donarak yaşamaya mahkûm ederken dünyanın hâlâ kendine “medenî” ya da “modern” deme hakkını olup olmadığı.

NOT: Bu tercüme, Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı ile yapılmıştır. Metnin Middle East Monitor tarafından yayımlanan İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.

Dr. Oroub El-Abed

Dr. Oroub El-Abed, Filistin’deki Birzeit Üniversitesi bünyesindeki uluslararası göç ve mülteci programında öğretim üyeliği yapmaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler