İran’da Ekonominin Tetiklediği Yeni Protesto Dalgası Nereye Varır?
İran’da ekonomik krizle başlayan son protesto dalgası, döviz çöküşü ve hayat pahalılığına yönelik tepkilerin kısa sürede güvenlik politikaları, internet kesintileri ve dış müdahale söylemleriyle iç içe geçtiği bir sürece dönüştü. Protestoların 2022’den farklı olarak hangi toplumsal kesimlere dayandığı, yönetimin şiddet-itidal dengesi ve ABD-İsrail hattından gelen açıklamaların sahadaki etkisi, sürecin nereye evrileceğine dair temel başlıklar olarak öne çıkıyor.
İran, son yıllarda farklı toplumsal kesimlerin katıldığı protesto dalgalarına sahne oldu. 2022’de Mahsa Amini’nin gözaltında ölümü sonrasında ülke çapına yayılan gösteriler, İran toplumunda biriken gerilimlerin görünür hâle geldiği en büyük kırılmalardan biriydi. Birleşmiş Milletler bünyesindeki kurumların uzmanlarına ait 2024 tarihli değerlendirme, o dönemdeki müdahalelerin “insanlığa karşı suç” niteliği taşıdığı sonucuna varmış; Tahran yönetimi ise raporu “yanlı” ve “asılsız” olarak nitelendirmişti.
2025’in son günlerinde başlayan yeni protesto dalgası ise farklı bir tetikleyiciyle ortaya çıktı: Ekonomik kriz, yerel para birimindeki sert değer kaybı ve alım gücündeki gerileme protestoların merkezinde yer alıyordu. Kısa süre içinde protestoların dili ve kapsamı genişledi. Talepler ekonomik şikâyetlerden yönetime dönük daha genel eleştirilere uzanan bir çizgiye evrildi.
Protestoların Başlangıcı: Tahran Çarşısında Kapanan Kepenkler
Süreç, 28 Aralık 2025’te Tahran’da, özellikle büyük ticaret merkezleri ve çarşı çevresinde esnafın öncülük ettiği protestolarla gündeme geldi. İran riyalinin dolar karşısında tarihî düşük seviyeleri görmesi, hatta bazı günler 1,42 milyon riyal bandına kadar gerilemesi İran piyasalarındaki belirsizliği artırdı. Gıda ve temel ihtiyaç ürünlerinin fiyatları üzerindeki baskı da protestolara zemin hazırladı. İlk günlerde protestoların çarşı merkezli, “geçim” vurgusu güçlü ve daha sınırlı bir talep setiyle başladığı; ancak kısa sürede ülke geneline yayıldığına dair farklı kaynaklardan bilgiler aktarıldı.
Aralık sonundan itibaren protestolar Tahran dışına taşarak Meşhed, İsfahan, Şiraz, Kirmanşah gibi büyük şehirlerde ve farklı eyaletlerde görülmeye başlandı. Ocak ayının ilk haftasında Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, protestoların nedenlerini tamamen dış güçlere bağlamayan bir söylem benimseyerek, ekonomik sorunların ve kötü yönetimin halkta memnuniyetsizlik yarattığını kabul etti. Ayrıca güvenlik güçlerine “azami itidal” çağrısında bulundu. Aynı zamanda şiddet içeren eylemler ile barışçıl protestolar arasında ayrım yapılması gerektiğini vurguladı. Bu yaklaşım, İran yönetiminin bir yandan ekonomik krizin yarattığı toplumsal basıncı kabul eden bir söylem kurmaya çalıştığı; diğer yandan “kamu düzeni ve güvenlik” vurgusunu da güçlendirdiği bir denge arayışına işaret ettiği şeklinde yorumlandı.
Kritik Eşik: İnternet Kesintisi
Sürecin en dikkat çekici dönemeçlerinden biri, 8 Ocak’ta ülke genelinde internet kesintileri yapıldığı haberleri geldi. NetBlocks, İran’da ulusal ölçekte bağlantının olağan seviyelerin çok altına indiğini ve kesintinin uzadıkça ekonomik ve sosyal hayatı da felç ettiğini duyurdu. Birçok yabancı kaynak, internet kesintisinin hem protestolara ilişkin bilgi akışını sınırladığını hem de bankacılık/iletişim gibi gündelik hizmetlerde ciddi aksamalara yol açtığını aktardı.
Ocak ayının ikinci haftasına gelindiğinde, bazı kaynaklar protestolara ilişkin bilanço konusunda çok daha yüksek rakamlar duyurmaya başladı. Örneğin ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), 13. ve 14. günlerde yayımladığı raporlarda hayatını kaybedenlerin sayısının 100’ü aştığını, binlerce kişinin yaralandığını ve 2.600’ün üzerinde kişinin gözaltına alındığını bildirdi. Bu rakamların içinde protestocuların yanı sıra emniyet görevlileri ve sağlık çalışanlarının da bulunduğu belirtildi. İran makamları ise can kayıplarına ilişkin ayrıntılı ve düzenli resmî veriler paylaşmadı. Devlet ajansları, bazı kamu binalarının, bankaların, camilerin ve hastanelerin zarar gördüğünü, güvenlik güçlerine yönelik saldırıların arttığını duyurdu.
Protestolar sürerken İranlı yetkililer ve devlet medyası, şiddet olaylarının bir kısmını “yabancı aktörlerin kışkırtması” olarak nitelendirerek İsrail ve ABD’yi işaret eden açıklamalar yaptı. Bazı yayınlarda Mossad bağlantılı kişilerin gözaltına alındığı iddiaları da yer aldı. Öte yandan bazı uluslararası haberlerde, Mossad’a atfedilen Farsça bir sosyal medya hesabından protestolara destek veren paylaşımlar da mevcuttu. Bu iddiaların sahada bağımsız biçimde doğrulanması ise internet kesintileri ve bilgi akışındaki kısıtlar nedeniyle şu an için her ne kadar güç görünse de bu tartışmalar, 2025 yılında İsrail’in İran’a yönelik doğrudan saldırılarının ardından yaşanan gelişmelerle birlikte değerlendiriliyor.
Söz konusu saldırılar sonrasında İsrail Başbakanı Netanyahu, Farsça altyazılı video mesajında İran yönetimini açık biçimde gayrimeşru ilan eden bir dil kullanmış; İran halkını mevcut rejime karşı doğrudan konumlanmaya davet eden, fiilen bir ayaklanma çağrısı olarak yorumlanan ifadeler kullanmıştı. Bu açıklama, İran kamuoyunda ve resmî çevrelerde, İsrail’in ülke içindeki toplumsal hareketlere yaklaşımına dair şüpheleri artıran bir örnek olarak görülüyor.
Birleşmiş Milletler, Avrupa ve ABD’den Gelen Tepkiler
Protestolar sürerken uluslararası kurumlar ve devletlerden de açıklamalar geldi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, şiddet ve ölüm haberlerinden “derin rahatsızlık” duyduğunu belirterek ölümlerin bağımsız ve şeffaf şekilde soruşturulması çağrısında bulundu.
Avrupa cephesinde ise Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya liderlerinin 9 Ocak 2026 tarihli ortak açıklamasında, protestocuların öldürülmesi kınandı ve barışçıl toplanma/ifade özgürlüğüne saygı çağrısı yapıldı.
ABD tarafında Başkan Donald Trump’ın protestolara ilişkin açıklamaları ve “sert karşılık” imaları, Tahran-Washington gerilimini artıran unsurlar arasında oldu. Son günlerde İran’daki protestoculara yönelik desteğini bir kez daha yineleyen Trump, kendisine ait sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “İran özgürlüğe belki de hiç olmadığı kadar yakın. ABD yardım etmeye hazır.” ifadelerini kullandı. Ancak bu desteğin kapsamı ve nasıl somutlaştırılacağına ilişkin herhangi bir ayrıntı paylaşılmadı. Trump, İran yönetimini protestoculara ateş açılmaması konusunda uyardı ve gelişmelerin yakından izlendiğini söyledi. ABD merkezli Axios, Washington’un protestoların rejimin istikrarı üzerindeki etkisini yeniden değerlendirdiğini aktardı. Öte yandan New York Times, ABD’li yetkililerden aldığı bilgilere dayandırdığı haberinde, Trump’ın son günlerde İran’a yönelik olası askeri seçenekler hakkında bilgilendirildiğini aktardı. Haberde, bu bilgilendirmelerin yeni askeri saldırı senaryolarını da içerdiği, ancak Beyaz Saray’dan konuya ilişkin resmi bir karar ya da takvimin açıklanmadığı belirtildi.
İran yönetimi ise ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına doğrudan yanıt verdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ülkedeki durumun “kontrol altında” olduğunu savunurken, İran’ın “savaşa da diyaloğa da hazır” olduğu mesajını verdi. Arakçi, protestoların şiddet boyutu kazanmasında dış müdahale söylemine de işaret ederek, Tahran’ın hem müzakere kapısını tamamen kapatmadığını hem de olası bir tırmanmaya karşı hazırlıklı olduğunu vurguladı. Aynı saatlerde Trump, İran’ın “müzakere etmek istediğini” öne sürerek temas ihtimalinden söz etti; ayrıca ülkedeki internet kesintileri nedeniyle protestoculara uydu interneti (Starlink) sağlanması seçeneğinin değerlendirildiğini belirtti.
2022 Yılındaki Protestolarla Benzerlikler ve Farklılıklar
İran’da son protesto dalgası, kamuoyunda kaçınılmaz biçimde 2022-2023 dönemindeki kitlesel hareketlilikle karşılaştırılıyor. O dönemde Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar, özellikle kadınların kamusal alandaki görünürlüğü ve zorunlu örtünme tartışmalarıyla küresel bir sembol etkisi yaratmıştı. Bu bağlamda İran’daki ahlak polisinin 2022 sonunda fiilen geri çekildiği/askıya alındığı, 2023’te yeniden devreye alındığı ve sonraki dönemde uygulamanın şehirden şehre değişen biçimde daha “esnek” seyrettiğine dair haber ve analizler de hatırlatılıyor.
2025-2026 protestolarında ise ekonomik çöküş, enflasyon ve döviz krizi doğrudan tetikleyici olarak öne çıkıyor. Buna karşın, sokaktaki öfkenin sadece ekonomik başlıklara sığmadığı; protestoların farklı yerlerde farklı siyasi slogan ve hedeflerle genişlediği de uluslararası basına yansıyan bir unsur.
Protestoları Meşru Bulan Hükûmetin Geri Adım Atmadığı İran’da Belirsizlikler Artıyor
İran’daki mevcut protesto dalgası, ekonomik sorunların tetiklediği ancak hızla güvenlik ve siyaset boyutları kazanan bir süreç olarak öne çıkıyor. Hükümetin bir yandan toplumsal memnuniyetsizliği kabul eden bir dil kullanması, diğer yandan güvenlik önlemlerini artırması, krizin yönetiminde ikili bir strateji izlendiğini gösteriyor.
Uzmanlara göre, protestoların seyrini belirleyecek temel unsur, ekonomik sorunlara yönelik somut adımların atılıp atılmayacağı ve şiddetin daha fazla yayılıp yayılmayacağı olacak. İran açısından bu süreç hem iç istikrar hem de bölgesel ve uluslararası dengeler bakımından yakından izlenecek gibi görünüyor.
Bugün gelinen noktada İran’daki tabloyu belirleyen üç temel sebep mevcut. Bunlardan ilki ekonomik kırılganlık. Zira ülkedeki döviz kuru, enflasyon ve alım gücü krizi, protestoların ana zemini olmaya devam ediyor. İkincisi ise güvenlik yaklaşımı ve bilgi akışı. Başta internet kesintileri ve sahadan gelen çelişkili rakamlar hem olayların seyrini hem de dış dünyanın değerlendirmelerini zorlaştırıyor. Üçüncüsü ise dış tepkiler, müdahaleler ve mevcut gerilim riski. ABD’nin sert mesajları, Avrupa liderlerinin açıklamaları ve BM’nin soruşturma çağrıları, İran’ın iç gündeminin kısa sürede uluslararası diplomatik gerilim başlığına dönüşebildiğini gösteriyor.
İran’daki gelişmelerin önümüzdeki günlerde hangi yönde evrileceği; bir yandan ekonomik göstergelerin seyrine, diğer yandan güvenlik politikalarının sertleşip sertleşmeyeceğine bağlı olacak. Şimdilik net olan, protestoların yalnızca “anlık” bir tepki değil, uzun süredir biriken ekonomik ve toplumsal basınçların yeni bir tezahürü olarak okunabileceği yönünde güçlü bir kanaatin var olduğu.