Himalayalardan, Tayland’daki “Küçük İsrailler”e Soykırımdan Kaçış Güzergâhları
İsrail ordusundan terhis olan askerler için Hindistan’dan Güney Amerika’ya uzanan “humus yolu”, binlerce İsrailli için bir kaçış hattı sunuyor. Ancak bu rotalarda kurulan “küçük İsrail kolonileri”, kısa sürede yerel halktan kopuk, ayrıcalıklı alanlara dönüşüyor. Bu durum, İsraillilerin ayrımcı alışkanlıklarını başka ülkelere de taşıdıkları eleştirilerine neden olarak, yerel halk arasında artan bir rahatsızlık ve endişe yaratıyor.”
Her yıl yaklaşık 75 bin İsrailli asker, İsrail ordusundaki (IDF) görevini tamamlayarak terhis ediliyor. Erkekler için üç yıl, kadınlar içinse iki yıl süren zorunlu askerlik hizmetinin ardından bu grubun yaklaşık üçte biri, Asya ve Güney Amerika’yı kapsayan uzun süreli bir seyahate çıkıyor.
Son dönemde bu seyahat eğilimi – her ne kadar yeni bir fenomen olmasa da – ülkede artan dışa göçle birlikte daha da dikkat çekici bir hâle geldi. İsrail Merkezî İstatistik Bürosu (CBS) verilerine göre, yalnızca 2025 yılında 69 binden fazla İsrailli ülkeyi terk etti. Uzun süreli yurtdışı ikametin ardından ülkesine dönenlerin sayısı ise 19 binde kaldı. Böylece İsrail, 2025 yılında yaklaşık 20 bin kişilik net bir göç kaybı yaşadı.
Uzmanlara göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in Gazze’ye yönelik Birleşmiş Milletler ve birçok saygın uluslararası kuruluş tarafından “soykırım” olarak nitelendirilen askerî operasyonları bu kitlesel göç dalgasını hızlandıran en önemli etkenlerden biri. Artan siyasi belirsizlik, ekonomik istikrarsızlık ve toplumsal gerginlik, özellikle genç İsrailliler arasında “ülke dışında yeni bir yaşam arayışı”nı yaygınlaştırıyor.
İsrail’in en büyük seyahat acentesi ISSTA (Israeli Student Travel Association) verilerine göre, her yıl yaklaşık 30 ila 40 bin İsrailli sırt çantalı gezginin yüzde 60’ı Asya’ya (çoğunlukla Güney ve Güneydoğu Asya), yüzde 30’u Güney ve Orta Amerika’ya, geri kalan yüzde 10’u ise Avustralya, Yeni Zelanda ve Afrika’ya seyahat ediyor. Bu gezginlerin büyük çoğunluğunu, 20-24 yaş arası ve askerlik hizmetini yeni tamamlamış gençler oluşturuyor.
Bu rotaların tercih edilmesinin başlıca nedenleri arasında düşük yaşam maliyetleri, bu bölgelerin Yahudiler için güvenli kabul edilmesi ve yüksek kalitede esrarın kolay erişilebilir olması yer alıyor. Son yıllarda Avrupa’da artan İsrail karşıtı protestolar ve savaş suçlarına ilişkin soruşturmalar da birçok İsraillinin yönünü tamamen Asya ve Latin Amerika ülkelerine çevirmesine yol açtı.
Hindistan bu seyahatlerin merkezinde bulunuyor. Öyle ki, bazı kasabalar artık “Küçük İsrail” olarak anılıyor. Bu bölgelerde hahamlar Şabat yemekleri düzenliyor; kafelerde İbranice tabelalar ve İsrail mutfağından yemekler dikkat çekiyor. Manali ve çevresinde İsrailli turistlerin yoğunlaştığı bu rotalar, Ortadoğu mutfağının meşhur yemeğinden esinlenerek “humus yolu” (hummus trail) olarak adlandırılıyor.
Ancak yıllar içinde Hindistan, Nepal ve Tayland gibi ülkelerde artan İsrailli ziyaretçi sayısı yalnızca kültürel bir iz bırakmakla kalmıyor; yerel halkla aradaki mesafenin giderek açıldığı toplumsal bir meseleye dönüşüyor.
Manali: İsraillilerin Himalayalar’daki Buluşma Noktası
Himalayalar’ın kuzeyinde, “Tanrılar Vadisi” olarak bilinen bölgede yer alan Manali, yaklaşık 8 bin nüfuslu küçük bir kasaba. Tapınaklar, ormanlar ve dağ yollarıyla çevrili bu bölge son yıllarda özellikle İsrailli turistlerin yeni merkezi hâline geldi. Çoğunluğu gençlerden oluşan bu turistler genellikle nehrin aynı yakasında toplanıyor ve birlikte hareket ediyorlar. İsrailli ziyaretçilerin yaptığı popüler aktiviteler arasında ekstrem sporlar ve açık hava müzik festivalleri yer alıyor.
Bölgede müzik yapan bir DJ, İsrailli turistleri şu sözlerle anlatıyor: “Bir tür topluluk gibiler. Birbirlerine çok bağlılar, hatta fazla bağlılar. Adeta bir balonun içindeler; dışarıdakileri dışlıyorlar. Etkileşim yok. Biz sadece para kazanmaya çalışıyoruz, o kadar.”
Hindistan’ın Pushkar kenti sokaklarında yürüyen bir turist. ©Shutterstock.com
Yerel halk, bu kapalı yapının kendilerini dışladığını düşünse de, yıllık ortalama geliri 500 dolar civarında olan bölge sakinleri, İsrailli turistlerin bıraktığı ekonomik katkıya bağımlı hâle gelmiş durumda.
“Flipping Out”: İsraillilerin Kaçış Belgeseli
İsrailli askerlerin Hindistan’a yönelimi yeni bir olgu değil. Bu konu, daha önce de İsrail kamuoyunda tartışılmış ve ünlü İsrailli yönetmen Yoav Shamir, 2007 yapımı “Flipping Out” adlı belgeselinde bu fenomeni kapsamlı biçimde ele almıştı. Zorunlu askerlik hizmetini tamamlayan her İsrailli, yaklaşık 15 bin şekel (yaklaşık 4 bin 300 dolar) tazminat alarak terhis ediliyor. Her yıl yaklaşık 30 bin eski asker Hindistan’a seyahat ediyor. Bu grubun yaklaşık yüzde 90’ı uyuşturucu kullanıyor.
Belgesel, Hindistan’daki eski İsrailli askerler arasında giderek yaygınlaşan uyuşturucu kullanımı, travma sonrası stres bozukluğu ve İsrail devlet kurumlarının bu soruna verdiği tepkiler üzerine odaklanıyor.
Hindistan’daki eski askerler genellikle yerel halktan izole küçük topluluklarda veya sadece İsraillilere açık otellerde yaşıyor. Kış aylarını Himalayalar’ın eteklerinde, yaz aylarını ise Goa sahillerindeki partilerde geçiriyorlar. Gündelik yaşamları genellikle marihuana, kokain, LSD, ekstazi ve diğer sert uyuşturucularla çevrili. Hindular ve İsrailliler arasındaki ilişkiler çoğunlukla pragmatik ama mesafeli. Yerel halk İsraillileri “gürültücü” ve “bağımlı” olarak tanımlarken, İsrailliler Hintlileri “soğuk” buluyor.
Belgeselde dönemin Başbakan Yardımcısı Eli Yishai’nin Hindistan’daki eski askerlerle yaptığı görüşme de yer alıyor. Kadın bir asker, “Burada insan kendini yeniden normal hissedebiliyor. Patlamalar yok, yolsuzluk yok, İsrail’deki baskı yok,” derken; bir diğeri “Artık İsrail’e ait hissetmiyorum, pasaportum bile bana yük geliyor,” ifadelerini kullanıyor.
Yerel Halktan İzole Yaşam Alanları
İsrailli turistlerin kapalı topluluklar oluşturduğu bir diğer bölge de Kasol. Himachal Pradesh eyaletinde yer alan bu köy, son yıllarda “Küçük İsrail” olarak anılıyor.
Bölgede birçok işletme yalnızca İsraillilere hizmet veriyor; menülerde İbranice yazılar ve İsrail yemekleri bulunuyor.
Bu kapalı yaşam biçiminin en çarpıcı örneklerinden biri, 2016 yılında İngiliz asıllı Stephen Kaye’in “Free Kasol” adlı kafede yaşadığı olayla gündeme geldi. Kaye, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda, kafe sahibinin yanında bulunan Hintli arkadaşına menü vermediğini ve “burası sadece üyelere açık” diyerek servis yapmayı reddettiğini anlattı. Ancak kafe sahibi, Kaye ile Hintli arkadaşının birlikte olduğunu fark etmemişti. ve aynı istekte bulunan Kaye’ye menüyü hemen getirdi. Durumu sorgulayan Kaye, diğer müşterilerle konuştuğunda onların da herhangi bir üyelikleri olmadığını öğrendi. Yaşananı açık bir ayrımcılık örneği olarak nitelendiren Kaye, tepki gösterdiği kafe sahibinden, “Bu benim kafem, istediğimi yaparım.” yanıtını aldı.
Kaye’nin paylaşımı kısa sürede viral olurken Hindistan’da uzun süredir tartışılan “İsrailli toplulukların yerel halktan izole yaşamı” meselesini yeniden gündeme taşıdı.
Goa’da Artan Gerilim ve “İşgal” Suçlamaları
İsrailli turistlerin Hindistan’da yoğun olarak toplandığı bir diğer merkez ise Goa. Sahil kulüplerinde bazı işletmelerin Hintlilere servis vermeyi reddettiği, bölgedeki toprakların bir kısmının Rus ve İsrailli turistler tarafından gizlice satın alındığı iddia ediliyor. Bu durum, Hindistan hükûmetinin tepkisini çekti. Goa Eyalet Başbakanı Manohar Parrikar, “Rus ve İsrailli yerleşimlere izin verilmeyecek,” diyerek bu toplulukları uyuşturucu merkezleri kurmakla suçladı. Milletvekili Shantaram Naik ise İsraillileri “Goa’yı işgal etmekle” itham etti.
Goa’daki Katolik Kilisesi de rahatsızlığını dile getirdi. Kilise tarafından yayımlanan 96 sayfalık bir rapor, İsrailli turistlerin davranışlarını “ahlaka aykırı ve yerel değerlere saygısız” olarak tanımladı. Claiming the Right to Say No: A Study of Israeli Tourist Behavior and Patterns in Goa başlıklı raporda, eski askerler uyuşturucu kaçakçılığı, fuhuş, sabaha kadar süren rave partileri ve suç olaylarına karışmakla suçlanıyor. Bazı işletme sahipleri ise “Esrar bulmanın en kolay yolu, İbranice tabelaları takip etmek,” diyerek durumu özetliyor.
Tayland’dan İsrailli Turistlere “Davranış Klavuzu”
Uzun süredir İsrailli turistlerin en çok tercih ettiği destinasyonlardan biri de Tayland. Srinakharinwirot Üniversitesi’nden siyaset bilimi öğretim üyesi Dr. Manoch Aree, 2023’te Gazze’deki savaşın ardından Tayland’ın İsrailliler için “tercih edilen bir kaçış noktası” hâline geldiğini söylüyor. Bunun başlıca nedenleri arasında Tayland’ın kültürel hoşgörüsü ve geçmişte İsrail karşıtı bir tutumun bulunmaması yer alıyor.
Ancak son aylarda Tayland basınında İsrailli ziyaretçilerle ilgili çıkan haberler oldukça olumsuz. Bazı kuruluşların, İsrailli askerleri rehabilitasyon amacıyla Tayland’a getirdiği belirtiliyor. Tayland devlet medyasına göre bu gruplardan bazıları İsrail savunma sanayisiyle doğrudan bağlantılı. Dr. Aree, bu gelişmelerin adalılar arasında “İsrailliler burada neden ve hangi amaçla bulunuyor?” sorusunu gündeme getirdiğini söylüyor.
Bunların yanı sıra bazı İsrailli turistler, gürültü yapmak, halka açık yerlerde sigara içmek, uygunsuz giyinmek, sarhoşluk, kavga ve hırsızlık gibi davranışlarla sosyal medya platformlarındaki paylaşımlarda sıkça gündeme geliyor. Yaklaşık bir ay önce yerel gazetelerde, bir sağlık kliniğinde olay çıkaran İsraillilerin sınır dışı edildiği haberi yer almıştı. Phuket Adası’nda İsrailliler ve yerel halk arasında yaşanan kavga görüntüleri sosyal medyada yayılırken, ülkenin kuzeyindeki Pai kasabasında da “İsrailli yerleşim planları”na dair söylentiler ortaya çıktı. Bazı yerlerde yerel halk, bölgede yaşayan yaklaşık 30 bin İsrailli’nin bir topluluk kurmaya çalıştığını iddia etti. Yetkililer bu iddiaları reddetse de, birçok turistik bölgede İsrailli ziyaretçilere karşı rahatsızlık arttı. Ayrıca yalnızca İsraillilere açık okullar ve dinî merkezlerin kurulması da ada halkı arasında huzursuzluk yaratıyor.
Yaşananların ardından hem İsrail’in Bangkok Büyükelçiliği hem de Tayland Turizm Otoritesi harekete geçti. İsrail Büyükelçiliği, vatandaşlarına yönelik bir davranış rehberi yayımladı. Tayland Turizm Otoritesi ise Trenova adlı bir yazılım firmasıyla iş birliği yaparak, WhatsApp üzerinden erişilebilen bir yapay zekâ botu geliştirdi. Bu bot, turistlere seyahat rotaları ve pratik bilgiler sunmanın yanı sıra, yerel kültüre saygı konusunda da ipuçları verecek.
Tayland Turizm Otoritesi’nin verilerine göre, 2024 yılı İsrailli turistler açısından rekor yılı oldu. Tayland’a 281 binden fazla İsrailli turist giriş yaptı. Bu sayı, Avrupa ülkeleri dışındaki Batılı ülkeler arasında, nüfusa oranla en yüksek düzeyi temsil ediyor. 2025’in ilk üç ayında ise Tayland’a giren İsrailli turist sayısı 103 bini aştı.
Yeni dönemde uygulanacak sistemle, Tayland’a gidecek her turistin seyahatten birkaç gün önce bir “dijital giriş kartı” doldurması gerekecek. Bu uygulamanın, ülkeye giren turistlerin profillerini daha yakından takip etmeyi kolaylaştırması bekleniyor.
İsraillilerin Tayland’daki Altın Çağı Sona mı Eriyor?
COVID-19 sonrası uzaktan çalışmanın yaygınlaşmasıyla adaya sadece turistler değil, dünyanın dört bir yanından dijital göçmenler de gelmeye başladı. İsrailli ziyaretçiler özelinde bu göç dalgası, pandemi döneminde başladı; Ekim 2023’te başlayan süreçle birlikte ise on binlerce İsrailli Tayland’a yöneldi. Bugün tahminlere göre Koh Phangan’da bin civarında İsrailli yaşıyor. Bunların bir kısmı adada işletme açarken, adadaki anaokullarında çocukların çoğu İbranice konuşuyor. Özellikle Sri Thanu Plajı, tam anlamıyla bir İsrail merkezine dönüşmüş durumda. Sahilde top sektirme oyunları, gürültülü raket sesleri ve kalabalık kafelerde saatlerce oturan İsrailli gruplar, yerel halkın tepkisini çekiyor.
Ada ayrıca, pandemi sonrası göçle birlikte kısa sürede bir emlak spekülasyonu merkezine dönüşmüş. Ancak Tayland yasaları, yabancıların toprak sahibi olmasını kesin olarak yasaklıyor. Yabancılar sadece belirli kentlerdeki apartmanların yüzde 49’una kadar daire alabiliyor veya 20–30 yıllık arazi kiralayabiliyor. Bu nedenle adaya gelen birçok İsrailli, “hayalindeki villayı inşa etmek” umuduyla yerel ortaklar üzerinden şirketler kurarak yasadışı dolaylı mülkiyet yöntemleri geliştirmiş. Bu sistem, Tay ortağın gerçekten sermaye koyması durumunda yasal; fakat ortak yalnızca kâğıt üzerinde görünüyorsa suç teşkil ediyor. Adada uzun yıllardır yaşayan bir İsrailli iş insanı olan Golan, “Son iki yıldaki emlak işlemlerinin yüzde 80’i İsrailliler tarafından yapıldı” diyor. “Tel Aviv’den gelip burayı ikinci evine çevirenler oldu. Bazıları dört villa birden inşa etmeye kalktı. Taylar buna çok öfkelendi.”
Phuket, Tayland ©Shutterstock.com
Geçen sene kasım ortasında Tayland makamları tarafından başlatılan geniş çaplı bir operasyonla üç İsrailli tutuklandı, yüzlercesine para cezası kesildi ve inşaatlar durduruldu. Şu anda yaklaşık 700 İsrailli işletmenin soruşturma altında olduğu belirtiliyor.
Adadaki bir diğer yerleşik İsrailli Alon, Kasım 2024’deki “baskın günlerini” şöyle anlatıyor:
“Bir sabah tüm denetim birimleri aynı anda geldi. İnşaat izinlerinden işçi vizelerine kadar her şeyi kontrol ettiler. Bazı Birmanyalı işçiler gözaltına alındı. Herkes korktu; adadaki neredeyse tüm işletmeler iki–üç hafta kapandı.”
Alon’a göre asıl sorun yalnızca mülkiyet yasaları değil, İsraillilerin tutumu:
“Burası Tayland. Sessiz yaşamak, saygılı giyinmek, küçük yerel dükkânlarda kurallara uymak gerekir. Bazı İsrailliler savaşın stresini burada atmaya çalıştı ama bunun bedelini ada ödedi.”
Yerel halk, ormanların tahrip edilmesiyle adanın görünümünün bozulmasından şikayetçi. Arazi almak için adaya akın eden İsraillilerin yarattığı hareketlilikten bazıları iyi kazanç sağlasa da, durumun ciddiyeti ancak ormanın geniş bölümleri yok edildikten sonra fark edilmiş. Ada bugün, yarım kalmış inşaat alanlarıyla dolu bir manzaraya sahip. Üstelik, bazı İsrailliler ve diğer yabancıların yapılaşmanın yasak olduğu milli park sınırları içindeki arazileri satın aldığına dair söylentiler de giderek yayılıyor. Yetkililer, helikopterlerle adayı tarayarak ulusal park sınırları içindeki yasadışı yapıları araştırıyor.
Vize Kısıtlamaları ve Yeni Kaçış Rotaları
Tayland’da 13 Kasım 2025 itibarıyla yürürlüğe giren yeni vize düzenlemeleriyle, turist vizeleri artık yalnızca iki kez uzatılabiliyor. Eskiden iki ayda bir kara yoluyla sınırı geçip yeniden giriş yapılabilirken, şimdi bu yöntem yasak. Tayland’dan çıkanlar, yeniden giriş için en az birkaç gün dışarıda kalmak ve uçakla dönmek zorunda. Birçok İsrailli, şirketlerini Tay ortaklarının üzerine devrederek ülkeden ayrıldı. Bazıları Yunanistan, Kıbrıs veya Portekiz gibi yeni destinasyonlara yöneliyor.
Tayland Göçmenlik Bürosu verilerine göre, Eylül ayı sonu itibarıyla Koh Phangan Adası’nda vize uzatımı başvurusunda bulunan 8 bin yabancıdan 2 bin 627’si İsrail vatandaşı. Bu da İsraillileri, adada yasadışı ticari faaliyet şüphesiyle inceleme altına alınan en büyük grup hâline getiriyor. Koh Phangan’da ailesiyle birlikte uzun süredir işletmecilik yapan Tan, İsrailli ziyaretçilerle yaşanan sorunların yeni olmadığını, ancak son dönemde adaya gelenlerin sayısının artmasıyla bu problemlerin daha görünür hâle geldiğini söylüyor. 2025’te Tayland’a gelen İsrailli turist sayısının yüzde 25 artarak yaklaşık 350 bine ulaşması da bu tabloyu destekliyor. Tan, eskiden bireysel olarak gelenlerin artık aileleriyle yerleşmeye başladığını, bunun da hem adadaki İsrailli topluluğu büyüttüğünü hem de yerel halkta rahatsızlığı artırdığını belirtiyor.
Güney Amerikanın “Mini Tel Aviv”leri
Askerlik sonrası seyahatlerde Güney Amerika, İsrailliler arasında en popüler rotalardan bir diğeri. Kıtanın hem ucuz hem de canlı yapısı, İsrailli gençlerin burada aylarca, hatta yıllarca kalmasına olanak tanıyor. Brezilya, Arjantin, Şili ve özellikle Peru’daki Cusco, İsrailli turistlerle o kadar dolu ki, bölge halkı burayı “mini Tel Aviv” olarak tanımlıyor. İsrailli sırt çantalı gezginlerin kullandığı ve bu bölgede de “humus yolu” olarak adlandırılan rota boyunca İbranice tabelalar, kipa satan dükkânlar, Şabat yemekleri sunan kafeler ve yalnızca İsraillilerin konakladığı pansiyonlar bulunuyor. Ancak bu “küçük İsrail adacıkları”, yerel halkla etkileşimi sınırlıyor ve zaman zaman kültürel gerginliklere neden oluyor.
Bazı İsrailliler, Latin Amerika’daki bu yoğun turist trafiğini avantaja çevirerek kendi işletmelerini kurmuş durumda. Lima’daki HosteLima gibi hosteller, tamamen İsrailli gezginlere hizmet veriyor; burada çalışan ve konaklayanların neredeyse tamamı aynı dili konuşan, benzer geçmişlerden gelen kişilerden oluşuyor. Uzmanlara göre bu durum, “İsraillilerin yurtdışında bile kendi içine kapanık bir kültürel konfor alanı yaratma eğilimini” güçlendiriyor.
Sosyolog Darya Maoz, Güney Amerika’daki bu kalıplaşmış seyahat alışkanlıklarının “askerlik sonrası kimlik arayışının ticarileşmiş bir versiyonuna” dönüştüğünü belirtiyor. Pek çok genç, seyahatleri boyunca İsrail ordusundan arkadaşlarıyla iletişim kurmaya devam ediyor, yeni insanlarla değil, kendi çevreleriyle etkileşime giriyor. Bu nedenle bazı gözlemciler, bu gezileri “fiziksel olarak uzaklaşma ama zihinsel olarak ülkeye bağlı kalma”şeklinde tanımlıyor.
Ancak bu popüler rotalar, İsrailli askerler için artık güvenli bir kaçış imkânı sunmuyor. Örneğin, Yuval Vagdani adlı İsrailli yedek subay, Brezilya tatili sırasında, Gazze’de savaş suçları işlediği gerekçesiyle hakkında açılan bir soruşturmanın ardından bir gece yarısı ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı. Hind Rajab Vakfı (HRF) adına davayı açan avukat Maira Pinheiro, CNN’e verdiği demeçte, İsrail hükûmetinin şüphelinin Brezilya makamlarından kaçmasına yardım ettiğini belirtmişti.
Bu olay, İsraillilerin Güney Amerika’daki popüler tatil rotalarının artık ciddi yasal riskler taşıdığını ve bu bölgelerin, İsrailli askerler için dünya genelindeki hukuki sorumluluklardan kaçabilecekleri bir sığınak oluşturmadığını gösteren çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. (P)