Gazze’nin Geleceğine Yönelik Endişeleri Arttıran “Master Plan”
Davos’ta duyurulan “master plan”, ateşkesi izleme ve yeniden inşa vaadiyle sunuluyor. Ancak 1 milyar dolarlık kalıcı üyelik modeli, anayasal gerekçelerle geri duran ülkeler ve Refah’ın açılmamış olması, planın hukuki ve siyasi zeminine dair soru işaretlerini büyütüyor. İsrail denetimindeki alanlarda biyometrik kontrollerle planlanan yeni yerleşimler ise, barış söylemi eşliğinde Gazze’de yeni bir yönetim anlayışı, mekânsal kontrol ve nüfus düzeni inşa edildiği yönündeki endişeleri derinleştiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Ocak’ta Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında “Gazze Barış Kurulu” (Board of Peace – BoP) adlı yeni uluslararası girişimin tüzüğünü katılan ülkelerin temsilcileriyle birlikte imzalayarak mekanizmayı resmen başlattı. Trump, kurulun Gazze Şeridi’nde sağlanan -ama yüzlerce defa ihlal edilen- ateşkesin korunması, bölgenin silahsızlandırılmasını ve yeniden inşa sürecinin koordine edilmesi amacıyla oluşturulduğunu söyledi.
Ancak Davos’ta açıklanan çerçeve, kurulun yalnızca Gazze ile sınırlı bir ateşkes izleme mekanizması olmayacağını ortaya koydu. Tüzükte yer alan ifadeler, BoP’nin çatışma yaşayan veya çatışma riski bulunan diğer bölgelerde de “barış inşası” faaliyetleri yürütebileceğini gösteriyor. Bu durum, girişimin kapsamı ve hukuki niteliğine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Kalıcı Üyelik Modeli ve Geniş Görev Tanımıyla “Barış Kurulu”
Reuters ve diğer uluslararası ajansların ulaştığı taslak metinlere göre, BoP üyeliği üç yıllık dönemler üzerinden tanımlanıyor. Bu sürenin sonunda üyeliğini uzatmak veya kalıcı hâle getirmek isteyen ülkeler için 1 milyar dolarlık bir katkı payı öngörülüyor. Bu madde, Davos’un hemen ardından diplomatik çevrelerde yoğun biçimde tartışılmaya başlandı.
Filistinli hukukçu ve insan hakları savunucusu Ramy Abdu, bu modeli “barış süreçlerinin finansman üzerinden şekillendirilmesi” olarak tanımlarken, bazı Avrupalı diplomatlar ise yapının “pay-to-play” (ödeme karşılığı çalışan) bir yönetişim anlayışına işaret ettiği görüşünü dile getirdi. Eleştiriler, karar alma mekanizmalarının finansal kapasiteye bağlı hale gelmesinin, kurulun temsil ve meşruiyet iddiasını zayıflatabileceği noktasında yoğunlaşıyor.
Trump yönetimi ve BoP’a destek veren ülkeler, girişimin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Kasım 2025’te kabul ettiği 2803 sayılı kararla uyumlu olduğunu savunuyor. Söz konusu karar, Gazze’de ateşkes sonrası geçiş dönemine dair bir çerçeve sunuyor ve uluslararası bir istikrar gücünün kurulmasına kapı aralıyor. Ancak eski İsrailli müzakereci ve siyaset analist Daniel Levy, yaptığı değerlendirmelerde, BoP’nin BM kararına atıf yapmasına rağmen BM’nin kurumsal denetim ve yetki mekanizmalarına nasıl bağlanacağının net olmadığını vurguluyor. Levy’ye göre bu belirsizlik, girişimin fiiliyatta BM’den bağımsız bir siyasi platforma dönüşmesi riskini barındırıyor.
“Gazze Barış Kurulu” Organına Hangi Ülkeler Katılıyor, Hangileri Reddetti?
Davos’taki imza töreninde Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Katar, Endonezya, Pakistan ve Ürdün gibi ülkeler, Board of Peace’e katılma niyetlerini açıkladı. Bu ülkeler, üyeliğin kendi iç hukuk süreçlerinin tamamlanmasının ardından resmiyet kazanacağını bildirdi.
Buna karşılık birçok Avrupa ülkesi, girişime temkinli yaklaştığını duyurdu. Almanya ve İtalya, prensipte girişime açık olduklarını ancak mevcut yapı itibarıyla anayasal engellerle karşı karşıya olduklarını açıkladı. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile Roma’da düzenlediği ortak basın toplantısında, “İtalya ve Almanya bu sürece ilgi duyuyor, ancak kurulun mevcut yönetişim yapısı anayasal sorunlar yaratıyor.” dedi. Merz de benzer şekilde, barış sürecine katkı vermeye hazır olduklarını, ancak mevcut yapı nedeniyle Almanya’nın resmen katılamayacağını söyledi.
Kanada, BoP konusunda en temkinli yaklaşımı sergileyen ülkelerden biri oldu. Başbakan Mark Carney, Davos’ta yaptığı konuşmada, güçlü devletlerin ekonomik entegrasyonu ve ticaret araçlarını siyasi baskı unsuru olarak kullanmasını eleştirdi. Bu konuşma, ABD politikalarına dolaylı bir eleştiri olarak yorumlandı. Trump, bu açıklamaların ardından Kanada’ya yapılan davetin geri çekildiğini duyurdu. Bu gelişme, BoP’nin diplomatik boyutunun yalnızca Gazze ile sınırlı olmadığını ve daha geniş jeopolitik gerilimlerden etkilendiğini gösterdi.
Bir dizi Avrupa ülkesi, girişime katılmayacağını resmen açıkladı. Birleşik Krallık, kurulda Rusya’nın yer alabileceğine dair endişeleri gerekçe göstererek şimdilik katılmayacağını duyurdu. Fransa, BoP’nin mevcut hâliyle BM mekanizmalarını zayıflatabilecek yetkilerle donatılabileceği uyarısında bulunarak “bu aşamada” katılmayacağını bildirdi. Norveç ve İsveç, girişimin uluslararası hukuk ve mevcut çok taraflı yapılarla çeliştiğini savunarak daveti reddetti. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ise kurulun “BM çerçevesi dışında” kaldığını ve Filistinli temsilin yer almadığını vurguladı. Sánchez, “Gazze’nin geleceğine Filistinliler karar vermelidir” diyerek iki devletli çözüm ve diyalog vurgusu yaptı.

Jared Kushner’in 22 Ocak’ta Davos’ta yaptığı sunumdan bir slayt. Söz konusu sayfa Gazze’de oluşturulması planlanan “turizm” bölgelerini göstermekte.
Davos’ta Trump’ın Damadı Kushner’in Açıkladığı “Master Plan”
Trump’ın konuşmasında kullandığı “Gazze’yi yeniden inşa edeceğiz.” söylemi, sahadaki insani tabloyla yan yana konulduğunda bu eleştirileri daha da güçlendiriyor. Zira ateşkes yürürlükte olmasına rağmen Gazze’de açlık, susuzluk, yıkım ve zorunlu yerinden edilme sürüyor. Bu nedenle BoP, giderek artan biçimde bir “barış kurulu”ndan çok, ateşkes sonrası dönemi yönetecek “sömürgeci” bir idare aygıtı olarak tartışılıyor.
Davos’ta Trump’ın damadı ve danışmanlarından biri olan Jared Kushner tarafından sunulan ve “master plan” olarak adlandırılan yeniden inşa vizyonu, Gazze Şeridi’nin yeni bölgelere ayrılmasını, kıyı bölgelerinde turizm ve karma kullanım alanlarının geliştirilmesini öngörüyor. Sunumda yer alan görseller ve haritalar, Gazze’nin ekonomik bir dönüşüm sürecine sokulacağını ima ediyor.
Davos’ta sunulan “master plan”, Gazze’nin geleceğini teknik bir yeniden inşa ve yatırım meselesi olarak ele alırken, sahadaki güç dengelerini ve fiilî kontrol rejimini büyük ölçüde dışarıda bırakmakla eleştiriliyor. Washington Post gazetesine göre planın haritalarında öngörülen yüksek katlı konutlar, veri merkezleri ve turizm bölgeleri, bugün Gazze’nin yarısından fazlasının İsrail askerî kontrolü altında olduğu; yaklaşık 2 milyon Filistinlinin ise geri kalan dar alanda, yıkılmış altyapı ve geçici barınaklar içinde yaşamaya zorlandığı bir gerçeklikle örtüşmüyor. Önerilen yerleşim düzeni, konut alanlarını sınır hatlarından, deniz kıyısından ve geçiş noktalarından ayırırken; Gazze’nin batısında turizm, doğusunda sanayi ve kuzeyinde askerî denetime bitişik “endüstriyel şehirler” öngörülmesi, yeniden inşa söylemiyle birlikte yeni bir mekânsal kontrol mimarisinin kurulacağına dair endişeleri güçlendiriyor.
Tarihçi Avi Shlaim, bu yaklaşımın Filistinlilerin siyasal ve kültürel varlığını ikincilleştirdiğini savunuyor. Shlaim’e göre plan, Gazze’yi tarihsel ve toplumsal bağlamından kopararak dışarıdan kurgulanan bir kalkınma modeline indirgeme riski taşıyor. Siyaset bilimci Prof. Sultan Barakat, Davos’ta sunulan planları “barış süreci”nden ziyade “kumdan kale diplomasisi” olarak tanımlıyor: Dışarıdan parlak görünen, ancak ilk siyasal dalgada dağılmaya mahkûm bir kurgu. Barakat’a göre mesele yalnızca uygulama zorlukları değil; planın yerli özneyi dışlayan kolonyal bir tahayyül üzerine kurulmuş olması.
“Master Plan” Adına İlk Somut Örnek: Refah’taki Kurulacak “Gözetim Şehri”
“Master plan”ın sahadaki ilk somut karşılığı olarak sunulan girişim ise, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Gazze’nin güneyinde, İsrail kontrolündeki Rafah çevresinde finanse etmeyi planladığı “ilk planlı topluluk” projesi oldu. Sızan ve the Guardian tarafından haberleştiren planlama belgelerine göre, bu yerleşimde yaşamak isteyen Filistinlilerin eğitim, sağlık ve su gibi temel hizmetlere erişimi; biyometrik veri paylaşımı, güvenlik soruşturması ve kayıt süreçlerine tabi tutulacak. İsrail askerî planlamacıları tarafından onaylanan ve ABD öncülüğündeki sivil-askerî koordinasyon merkezinde Avrupalı bağışçılara sunulan proje, Gazze’de savaş sonrası yeniden inşanın hangi ilkelerle ve hangi denetim mekanizmalarıyla ilerleyeceğine dair önemli ipuçları veriyor.
Ancak proje, insani yardım ile güvenlik mimarisinin iç içe geçtiği yeni bir yerleşim modeli tartışmasını da beraberinde getiriyor. Planlanan topluluğun, Gazze’nin büyük ölçüde yıkılmış ve Hamas kontrolünde olduğu belirtilen bölgelerinden İsrail denetimindeki alanlara doğru bir nüfus hareketini teşvik edebileceği; giriş-çıkışların güvenlik kontrolleri ve biyometrik doğrulamayla sınırlandırılmasının ise yeniden inşa sürecini fiilî bir nüfus yönetimi aracına dönüştürebileceği değerlendiriliyor. Bu çerçevede “örnek yerleşim” olarak sunulan Rafah projesi, yalnızca bir yeniden inşa denemesi değil, Gazze’de savaş sonrası düzenin hangi toplumsal ve mekânsal kurallar üzerinden kurulacağına dair bir test alanı olarak görülüyor.
Refah Sınır Kapısı Bilmecesi
Gazze’nin Mısır’a açılan tek kapısı olan Refah Sınır Kapısı, ateşkesin ikinci fazının en kritik başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Gazze Barış Kurulu bünyesinde çalışacak Filistinli teknokratlardan oluşan ve bölgenin günlük idaresinden sorumlu olacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi (NCAG) Başkanı Ali Shaath, Davos’taki çevrim içi konuşmasında önceliklerinin harap durumdaki Gazze’deki barınma krizini çözmek olacağını ve sınırın bu hafta “iki yönlü” olarak açılacağını açıkladı.
Daha sonra buna dair yeni bir açıklama yapan İsrail hükûmeti, kapının “sınırlı biçimde” açılacağını, bunun da son İsrailli rehinenin naaşının bulunmasına yönelik askerî operasyonun tamamlanmasına bağlı olduğunu açıkladı. İsrail ordusu, rehine Ran Gvili’nin naaşını bulmak amacıyla özellikle Gazze’nin kuzeyinde, İsrail kontrolündeki alanlarla Filistinlilerin yaşadığı bölgeleri ayıran “sarı hat” çevresinde yoğun arama faaliyetleri yürütüyor. Hamas ise elindeki tüm bilgileri arabuluculara ilettiğini, ancak İsrail’in kendi kontrolündeki alanlarda arama yapılmasına izin vermediğini açıkladı.
⚡️NEW: Israel Is Turning the Yellow Line Splitting Gaza into a Physical Barrier
Last month, the Israeli military began constructing earth berms in areas along the yellow line, physically cutting off Palestinians from the Israeli-controlled zone and the rest of Gaza.
By…
— Drop Site (@DropSiteNews) January 23, 2026
Gazze’de Son Durum: İnsani Kriz ve “Sarı Hat”tı Tahkim Eden İsrail
7 Ekim 2023’ten bu yana süren İsrail saldırıları, 71.000’den fazla Filistinlinin ölümüne ve 171.000’den fazla kişinin yaralanmasına neden oldu. Gazze Hükûmeti Medya Ofisi 22 Ocak Perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail’in 10 Ekim’de başlayan ateşkesi anlaşmasını 1.300 kez ihlal ettiğini, bu ihlaller sonucunda 483 Filistinlinin öldürüldüğünü ve 1.287 kişinin de yaralandığını belirtti.
Bu süreçte BM’nin bölgedeki yardım ajansı olan UNRWA’nın Doğu Kudüs’teki kapalı genel merkezinin kundaklanması, insani yardım ve mülteci statüsü tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. UNRWA Genel Komiseri Philippe Lazzarini, olayı “Filistinli mültecilerin statüsünü hedef alan sistematik saldırıların son halkası” olarak nitelendirdi.
Forensic Architecture tarafından yayımlanan uydu analizleri, İsrail ordusunun Gazze’de kontrol ettiği alanları ayıran “sarı hat” boyunca toprak setler inşa ederek hattı fiilî bir sınıra dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Avrupa Konseyi’nden Hugh Lovatt, bu gelişmenin Gazze’de mekânsal bölünmenin kalıcılaşması riskini artırdığı görüşünde. Bu hattın gerisinde kalan ve İsrail’in kontrolündeki bu bölgeler Gazze’nin yaklaşık yüzde 53’ine tekabül ediyor. (P/AA)