Umer Khalid

Palestine Action Yasağında Gerilim Artıyor: Açlık Grevi Protestolarına Müdahale

İngiltere’de yasaklanan Palestine Action aktivistlerine destek için bir cezaevi önünde düzenlenen protestolarda yaklaşık 100 kişi yine gözaltına alındı. Kasım ayından beri açlık grevi yapan ve hayatı tehlikede olan Umer Khalid’in durumu, hükûmetin tutuklu aktivistlere yönelik uygulamalarını yeniden tartışmaya açtı.

Palestine Action Yasağında Gerilim Artıyor: Açlık Grevi Protestolarına Müdahale
Londra, Birleşik Krallık | 6 Eylül 2025| Parlamento Meydanı’nda Filistin yanlısı protestocular, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı pankartlar taşıyor. | Fotoğraf: Ben Gingell - Shutterstock.com

İngiltere’de İsrail’le iş yapan firmalara yönelik eylemler düzenleyen Palestine Action grubunun tutuklu aktivistlerine destek vermek amacıyla bir cezaevi önünde toplanan Filistin destekçilerinden 100 kişi gözaltına alındı. Grup, Temmuz 2025’te hükûmet tarafından “yasaklı örgüt” ilan edilmiş; bu kararın ardından destekçilerine yönelik gözaltılar artmış, sekiz tutuklu aktivist açlık grevine başlamıştı. Grevi sürdüren üç kişi, hükûmetin İsrailli silah şirketi Elbit Systems UK’nin bir bağlı kuruluşuna verilmesi planlanan 2 milyar sterlinlik sözleşmeden vazgeçtiğini açıklamasının ardından içinde bulunduğumuz ocak ayının ortasında açlık grevlerini sonlandırdı. Grevi sürdüren son aktivist olan Umer Khalid’in kritik sağlık durumu ise destekçilerini yeniden harekete geçirdi.

Kasım ayından bu yana açlık grevinde olan ve hayati tehlikesi bulunduğu belirtilen Khalid’e yönelik cezaevi uygulamaları, 24 Ocak’ta HMP Wormwood Scrubs Hapishanesi önünde düzenlenen protestolara yol açtı. Protesto, cezaevi müdürü Amy Frost’un daha önce verdiği taahhütlerin yazılı güvenceye bağlanması talebiyle gerçekleştirildi.

İsrail’le iş yapan firmalara yönelik doğrudan eylemleriyle bilinen ve son olarak bir İngiliz hava üssünde savaş uçaklarına kırmızı boya sıkılması eylemi gerekçe gösterilerek yasaklanan Palestine Action’ın tutuklu aktivisti Khalid’e destek için toplanan eylemcilere polis tarafından dağılma uyarısı yapıldı. Gösteriyi sonlandırmayan bazı eylemciler personel girişindeki güvenlik bölümüne girdi. Bunun üzerine polis müdahalede bulundu.

Palestine Action’ın Temmuz 2025’te hükûmet tarafından “terörist” bir örgüt olarak yasaklanması, örgüte üyeliği suç hâline getirirken, destekçilere 14 yıla kadar hapis cezası öngörülmesini de beraberinde getirdi. O tarihten bu yana, grubun desteklenmesine yönelik pankartlar taşıyan 2.100’den fazla kişi gözaltına alındı; bunlardan en az 100’ü hakkında dava açıldı.

Palestine Action Aktivisti Umer Khalid Hayatını Kaybedebilir

Açlık grevini sürdüren Umer Khalid, genetik bir hastalık olan limb-girdle musküler distrofiye sahip. Hastalık, vücuttaki temel eklemlerin çevresindeki kaslarda ilerleyici güçsüzlüğe ve kas kaybına yol açıyor. Sağlık durumu nedeniyle Kasım ayında başladığı greve ara veren Khalid, 13 gün önce açlık grevine yeniden başladı.

Prisoners for Palestine tarafından paylaşılan açıklamalarda Dr. Rupa Marya, eylemin sürmesinin birkaç gün içinde ölüme yol açabileceğini, Khalid’in mevcut sağlık durumunun riski daha da artırdığını belirtti. Gazze’deki İsrail savaşına ilişkin çevrim içi yorumları nedeniyle San Francisco’daki Kaliforniya Üniversitesi tarafından görevden uzaklaştırılan Marya, üniversitenin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini savunarak dava açtı. Marya açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Hiç sıvı alımı olmadığında insanlar genellikle üç ila dört gün içinde akut böbrek yetmezliği ve diğer ciddi bozukluklar nedeniyle hayatını kaybeder. Khalid’in altta yatan sağlık durumu göz önüne alındığında, çok daha kısa sürede ölüm riski altındadır. Birleşik Krallık hükûmeti Gazze’de toprağa gömülmüş çocukların kalıntıları üzerine gökdelenler inşa etmeyi planlarken, Khalid’in eylemleri Birleşik Krallık hukuk sisteminin mutlak barbarlığını ve ırkçı ikiyüzlülüğünü açığa çıkarıyor. Pazartesi gününe kadar hükûmet oyalamaya devam ederse, bu genç adamın ölmekte olmasını -hatta hayatını kaybetmiş olmasını- bekleyebiliriz.”

Açlık grevlerine katılan eylemciler arasında, iki aydan uzun süreyle grev yapanlar da bulunuyor. En uzun süre grev yapan isim 73 günle Heba Muraisi olmuştu. Bu ayın başlarında grevini sonlandıran 31 yaşındaki Muraisi, 72. güne ulaşarak, 1981’deki açlık grevinde hayatını kaybeden 10 kişi arasında en uzun süre hayatta kalan İrlandalı cumhuriyetçi Kieran Doherty’nin ulaştığı sürenin yalnızca bir gün gerisinde kaldı.

Açlık grevleri, insan hakları hukuku kapsamında protesto hakkının bir parçası olarak kabul ediliyor. Bu çerçevede, doktorlar mahkûmun eylemlerinin sonuçlarını kavrayabilecek zihinsel yeterliliğe sahip olmadığına kanaat getirmedikçe, devletin zorla besleme yetkisi bulunmuyor.

Grevin Amacı: “Soykırıma Destek Veren Silah Sanayiini Sekteye Uğratmak”

Açlık grevi yapan aktivistlerin beş temel talebi bulunuyordu: Derhâl kefaletle serbest bırakılmaları; adil yargılanma hakkı; iletişimlerine uygulanan sansürün sona erdirilmesi; “terörist” ilan edilen Palestine Action’ın yasaklı statüsünün kaldırılması; ve Birleşik Krallık’ta birden fazla fabrikası bulunan İsrail merkezli savunma sanayi şirketi Elbit Systems’ın faaliyetlerinin durdurulması.

Protestocular ayrıca cezaevinde mektuplarının, telefon görüşmelerinin ve kitaplarının alıkonulduğunu belirterek sansür uygulamalarına son verilmesini talep ediyor. Prisoners for Palestine, Elbit Systems UK’ye verilmesi planlanan ve şirketin yılda 60 bin Britanyalı askeri eğitmesini öngören sözleşmenin iptal edilmesi kararının, taleplerden birinin karşılandığını açıkladı. Açıklamada, şirketin 2012’den bu yana 10’dan fazla kamu sözleşmesi kazandığı hatırlatılarak, Savunma Bakanlığı’nın kararının yetkililer arasında bir düşünce değişimine işaret ettiği ifade edildi.

Grup, Birleşik Krallık hükûmetini Gazze’deki İsrail savaş suçlarına ortak olmakla suçladı. İsrail ise iki yıldır sürdürdüğü ve 72.000’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırıların soykırım niteliği taşıdığı ve savaş suçu işlendiği iddialarını reddediyor. İnsan hakları örgütleri ise 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşında İsrail’in tekrar tekrar hak ihlallerinde bulunduğunu belirtiyor.

Palestine Action kendisini, “Birleşik Krallık’taki silah sanayiini doğrudan eylemlerle sekteye uğratan Filistin yanlısı bir örgüt” olarak tanımlıyor. Grup, İsrail’in “soykırımcı ve apartheid rejimine küresel düzeyde verilen desteği sona erdirmekte kararlı” olduğunu ifade ediyor.

Yasak öncesinde Palestine Action, Britanya’daki İsrail bağlantılı şirketleri giderek daha sık hedef almış; kırmızı boya püskürtme, girişleri kapatma ve ekipmanlara zarar verme gibi eylemler gerçekleştirmişti.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk ve sivil özgürlükler alanında faaliyet gösteren kuruluşlar da dâhil olmak üzere yasağı eleştirenler, mala zarar vermenin terörizm kapsamına girmediğini savunuyor. Buna karşılık Birleşik Krallık’ın eski İçişleri Bakanı ve mevcut Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, şiddet ve mala zarar vermenin meşru protestonun parçası olamayacağını belirtmişti.

Süfrajet Hareketi’ne Benzetilen Palestine Action’ın Hukuk Mücadelesi Sürüyor

Ekim ayında bir mahkeme, hükûmetin Palestine Action’ın kurucu ortaklarından Huda Ammori’nin grubun terörle mücadele yasaları kapsamında yasaklanmasına karşı hukuki itirazda bulunmasını engelleyemeyeceğine hükmetti. Kasım 2025’e gelindiğinde ise Palestine Action’ın avukatları, Yüksek Mahkeme’de görülen ve üç gün sürmesi planlanan yargısal denetimin ilk gününde, grubun tarihsel olarak süfrajetlerle karşılaştırılabileceğini savundu. Savunmada, kadınlara oy hakkı mücadelesi yürüten süfrajetlerin bugünkü yasalar yürürlükte olsaydı aynı şekilde yasaklanmış olacağı ileri sürüldü.

Ammori adına konuşan Raza Husain KC, yasağın emsalsiz olduğunu belirterek, hiçbir İçişleri Bakanı’nın geçmişte “doğrudan eylem” yürüten bir örgütü terörle mücadele mevzuatı kapsamında yasaklamadığını söyledi. Husain, Palestine Action’ın yasaklanmadan önce sosyal medyada yüz binlerce kişi tarafından takip edildiğini de vurguladı. Husain KC mahkemede şu ifadeleri kullandı:

“Palestine Action, hiçbir zaman şiddeti savunmayan bir doğrudan eylem sivil itaatsizlik örgütü olmasına rağmen terör örgütü olarak yasaklanan ilk örgüttür. Sayın Huda Ammori, süfrajetlerden apartheid karşıtı aktivistlere ve Irak savaşı karşıtı eylemcilere kadar bu ülkedeki uzun mücadele geleneğinden ilham aldığını açıklamıştır. Süfrajetler doğrudan eyleme başvurmuş, mala zarar vermiş ve hatta Westminster Abbey’de kundaklama girişiminde bulunmuşlardır.”

Mahkemeye sunulan yazılı beyanlarda ise şu ifadelere yer verildi: “20. yüzyılın başında Terörle Mücadele Yasası 2000 rejimi yürürlükte olsaydı, süfrajetler de yasaklanmaya tabi olacaktı.”

Ammori’nin avukatları, yasağın ifade özgürlüğü ve toplanma hakkına orantısız müdahale oluşturduğunu ve dönemin İçişleri Bakanı’nın bu etkiyi yeterince dikkate almadığını savunuyor. Ayrıca yasağın alınmasından önce grupla istişare edilmesi gerektiği ve hükûmetin kendi “orantılılık” ilkelerini ihlal ettiği ileri sürülüyor.

Ammori’nin avukatlarından Owen Greenhall ise yasağın etkisinin son derece geniş olduğunu, Palestine Action’ın kuruluşundan bu yana hedef aldığı savunma şirketleri önünde yapılan meşru protestolar üzerinde caydırıcı bir etki yarattığını belirtti. Greenhall, yasak öncesinde düzenli olarak gerçekleştirilen bu tür “rahatsız edici” protestolara katılmak isteyen herkesin, Palestine Action üyesi olarak etiketlenme riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. (P/AA)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler