İsrail’in Aşırı Sağcı Yeni Müttefiklerinden Beklentisi: İslam Düşmanlığı
İsrail’in ikincisini düzenlediği “antisemitizmle mücadele” konulu uluslararası konferans, Avrupa’da antisemitik geçmişleri tartışma konusu olmuş ya da aşırı sağ hareketlerle bağlantılı isimlerin katılımıyla dikkat çekti. Bu tablo, etkinliğin esas amacının “ortak düşman” figürü üzerinden bir iş birliği zemini kurmak olduğu yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.
26-27 Ocak tarihleri arasında Kudüs’teki Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve Generation Truth adı verilen antisemitizmle mücadele konulu ikinci uluslararası konferans, çatırdayan çelişkilerin sergilendiği bir tablo sundu. İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanı Amichai Chikli tarafından organize edilen etkinlikte, çoğu Avrupa’dan olmak üzere çeşitli aşırı sağ gruplardan konuşmacılar yer aldı; ayrıca Avustralya’nın eski başbakanı ve Protestanlığın Pentekostal koluna mensup Scott Morrison da katılımcılara hitap etti. (Belli ki Morrison yeni konuşma davetleri kolluyor.)
Holokost İnkârcısı Partilerden Gelen Katılımcıların Olduğu Antisemitizm Koferansı
Katılımcı listesi, geçen yıl düzenlenen ilk konferans öncesinde de ciddi sorunlara yol açmıştı. Zira listede, üyeleri arasında neo-Naziler ve Holokost inkârcıları bulunan partilerden konuşmacılar yer alıyordu. Eğer bu durum Chikli’nin mizah anlayışının bir parçasıysa -Siyonizm ile Nazizmin asla yan yana getirilemeyeceği yönündeki o temel ilkeyi ihlal eden bir mizah- buna gülen pek olmamıştı. Birleşik Krallık Başhahamı Ephraim Mirvis ve Almanya’nın antisemitizmle mücadele komiseri Felix Klein gibi önemli uluslararası isimler, bu tatsız kadroyu fark ettiklerinde katılımlarını iptal etti. ADL Başkanı Jonathan Greenblatt da, “son dönemde açıklanan bazı katılımcılar” nedeniyle konferanstan çekildiğini duyurdu.
2026’ya gelindiğinde Chikli, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile Kuzey Amerika Yahudi Federasyonları Başkanı ve CEO’su Eric Fingerhut’un katılımını sağlayacak kadar bazı dersler almış görünüyordu. Ancak bu derslerin pek derin olduğu söylenemez. Bakan, özellikle Avrupa’dan aşırı sağ siyasetçilerin antisemitizmle mücadelede rol oynayabileceğine hâlâ inanıyordu; bu tutum diasporadaki Yahudi toplum liderleri ve hak savunucuları arasında büyük rahatsızlık yarattı. Chikli, The Times of Israel’e verdiği bir röportajda bu durumu küçümseyerek “Sadece bir görüş ayrılığımız var.” demekle yetindi.
İsrail’in Aşırı Sağcı Müttefiklerinde Aradığı Kriter: İslam Düşmanlığı
Bu yaklaşım, muhataplarınızın ne ölçüde İslamofobik olduğuna kıyasla ne kadar antisemit olduklarına dair bir hesap yapmayı içeriyor. İslam Peygamberi baş düşman olarak kaldığı sürece, belli dozda antisemitizme tahammül edilebiliyor. Chikli’nin şu sözleri bu bakışı teyit ediyor: “Avrupa Yahudileri için asıl tehdit siyasi sağ değil, radikal İslam’dır.” Chikli amaçlarının şu olduğunu söylüyor: “İçeriden gelen ölümcül antisemitizme karşı birlikte mücadele edecek geniş bir cephe oluşturmak.” Chikli’ye göre bu, “aşırı solu ya da aşırı sağı görmezden gelebileceğimiz” anlamına gelmiyor; ancak “karşı karşıya olduğumuz en ölümcül antisemitizm biçimi” bu.
Bu “içerisi”nin tam olarak neresi olduğu net değil; fakat muhtemelen İsrail’in Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkına ve maruz kaldıkları acılara yönelik politikalarının -bunlara eşlik eden vahşet, mülksüzleştirme ve etnik temizlik dâhil- kınanması gerektiğini düşünen ve bu nedenle “rahatsız edici” görülen çevreleri kapsıyor. Diaspora İşleri Bakanlığı, 22 Ocak tarihli basın açıklamasında bu durumu, ilerici bir kılıfa bürünmüş antisemitizm olarak tanımladı: “İnsan hakları dilini benimseyen, ancak pratikte İsrail’i gayrimeşru göstermeye, Yahudileri kamusal alandan dışlamaya ve boykotları meşrulaştırmaya çalışan bir tutum.”
Oysa söz konusu politikalar, Birleşmiş Milletler İşgal Altındaki Filistin Toprakları Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu tarafından Eylül 2025’te soykırım niteliğinde bulunmuş; Aralık 2024’te Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ve Ağustos 2025’te Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği tarafından da aynı şekilde tanımlanmıştı. Güney Afrika tarafından yapılan bu başvurular hâlen Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından inceleniyor.
Böylesi uygulamalara karşı öfkeli protestoların yükselmemesini beklemek elbette saçma olurdu; ister Filistin diasporasında ister bu davayla dayanışma içindeki çevrelerde olsun. Ancak bu protestolar İsrail’i hedef aldığı için antisemitik olarak etiketlendiğinde, argüman kendi içine kapanıyor: Pankartlar taşıyıp megafonlarla slogan atanlar, Gazze’deki ceset yığınları karşısında İsrail’in itibarının hızla erimesi yerine, “Yahudilere yönelik nefreti teşvik etmekle” suçlanıyor. Nefret meselesinde “temizler” ve “kirlenmişler” var; kutsal metinler de bu ayrımları gri alanlara yer bırakmadan hükme bağlıyor.
Açılış konuşması, Chikli’nin zihinsel karmaşasını bir kez daha gözler önüne serdi. “Bu konferans, siyasi doğruculuğu sürgün etmeyi, bu çocuğu [antisemitizmi] gerçek adıyla çağırmayı ve modern Nazilerin mirasçılarına karşı ideolojik ve fiziksel mücadelede tüm güçleri seferber etmeyi amaçlıyor.” dedi ve ardından ekledi: “Bu sadece Yahudi halkının mücadelesi değil. Bu, özgür dünyanın radikal İslam’ın emperyalizmi ve zorbalığına karşı mücadelesidir.”
Öne Çıkan Katılımcılar: İsveç’ten Åkesson, Brezilya’dan Bolsonaro, Hollada’dan Wilders
Katılımcılar arasında İsveç Demokratları lideri Jimmie Åkesson da vardı. İsveç Antisemitizmle Mücadele Komitesi Başkanı Willie Silberstein, 2022’de BBC’ye yaptığı açıklamada SD’nin yükselişini değerlendirirken, “Naziler tarafından kurulmuş partilerle ilgili bir sorunumuz var. Bu bir görüş değil, bir olgudur,” demişti. Åkesson’un, partinin tüm gençlik kollarını 2015’te aşırı sağ bağlantıları nedeniyle askıya almış olması Silberstein’a şu soruyu sordurmuştu: “Eğer bir parti, Nazi oldukları için dışlanması gereken insanlarla bu kadar doluysa, bu parti hakkında bir şeyler söyler.”
Etkinlikte Brezilyalı Senatör Flávio Bolsonaro da yer aldı. Eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu ve kendisini Brezilya devlet başkanlığına aday olarak tanımlayan Bolsonaro, babasının otoriter mirasıyla yüzleşmek yerine, İsrail’in Gazze’deki savaşını Holokost’a benzeten mevcut Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın görevden uzaklaştırılmasının önemini vurguladı. Bolsonaro, “Yahudi-Hristiyan değerleri”ne atıf yaparken Brezilya’yı“Hristiyan, Yahudi bir ülke” olarak tanımladı ve seçilmesi hâlinde ülkesinin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını söyledi.
Belçika ve Hollanda’dan parlamenterler Sam van Rooy ile Geert Wilders da sahneyi kalabalıklaştıran isimler arasındaydı. Macaristan’ı ise Başbakan Viktor Orbán yerine AB İşleri Bakanı János Bóka temsil etti. Orbán, İsrail’in Avrupa milliyetçiliğiyle flörtünün ne denli tehlikeli bir saçmalık olduğunu simgeleyen bir figür. Zira bu milliyetçilik, geçmişte olduğu gibi bugün de büyük ölçüde antisemitik hezeyanların zehirli dumanlarıyla besleniyor. Orbán’ın, Macar Yahudi finansçı George Soros’u Avrupa’nın “saf, Hristiyan toprağına” milyonlarca “yasa dışı göçmen” yerleştirmek istemekle suçlayan sert söylemleri hâlâ hafızalarda. Soros’un kurduğu Orta Avrupa Üniversitesi de bu saldırılardan payını aldı. Buna karşılık, II. Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin imha kamplarına gönderilmesinde önemli -her ne kadar tutarsız- bir rol oynayan Miklós Horthy gibi tartışmalı tarihsel figürler, “büyük bir devlet adamı” olarak övgüyle anıldı.
Hristiyan köktendinciler ve “kan ve toprak” ideolojisinin temsilcileriyle aynı safta yer almak, Yahudilere yönelik tarihsel düşmanlıkları göz önüne alındığında son derece çelişkili bir durum. Ancak Chikli, Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir gibi isimlerin kendilerinin de etno-milliyetçi ve Gog ile Magog’un son savaşına inanan figürler olduğu düşünülürse, Kutsal Topraklar’da Armageddon için toplananların, nihai hesaplaşma geldiğinde hayli “ilginç” ve muhtemelen çatışmalı bir karşılaşma yaşayacakları anlaşılıyor. Armageddon’un, bağnaz bir mesele olması zaten beklenir.
NOT: Bu tercüme, Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı ile yapılmıştır. Metnin Middle East Monitor tarafından yayımlanan İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.