Dosya: "Emeklilik"

“Daha Fazla Çalışmamanın” Kısa Tarihi: Emeklilik Nasıl İcat Edildi?

İnsanlar yüzyıllar boyunca çalışmayı seçerek değil, bedenen tükendiklerinde bıraktı. Emeklilik, bugün sanıldığı gibi kadim bir yaşam evresi değil; modern devletin, ücretli emeğin ve sınıf mücadelelerinin ürünü. Peki “daha fazla çalışmama hakkı” nasıl ortaya çıktı?

“Daha Fazla Çalışmamanın” Kısa Tarihi: Emeklilik Nasıl İcat Edildi?
Emeklilik modern devletin, ücretli emeğin ve sınıf mücadelelerinin ürünü. Peki emeklilik nasıl ortaya çıktı? | Fotoğraf: Rawpixel.com/shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

Emeklilik, bugün modern hayatın en “doğal” aşamalarından biri gibi algılanıyor. Eğitim alınır, çalışılır ve belirli bir yaştan sonra emekli olunur. Bu sıralama, çoğu insan için hayatın kendisi kadar sıradan. Oysa bu düzen, insanlık tarihinin büyük bölümünde ne vardı ne de tahayyül ediliyordu. İnsanlar elbette yaşlanıyordu; güçten düşüyor, hastalanıyor, ölüme yaklaşıyordu. Fakat emekli olmuyordu.

Bu ayrım, ilk bakışta bir kelime oyunu gibi görünebilir. Ancak tarihsel ve toplumsal açıdan son derece belirleyicidir. Çünkü emeklilik, yaşlılıkla ilgili biyolojik bir gerçeklikten ziyade, çalışmanın nasıl tanımlandığıyla, kimlerin “üretken” kabul edildiğiyle ve çalışmayı bırakan bir insanın toplum içindeki statüsünün ne olacağıyla ilgilidir. Başka bir ifadeyle emeklilik, modern toplumun insan hayatını nasıl parçalara ayırdığını gösteren temel kurumlardan biridir.

Emeklilik, insan doğasından değil; tarihsel koşullardan doğmuş bir kurumdur. Sanayileşme, modern devletin yükselişi, ücretli emek düzeni ve belirli kültürel-ahlaki kabuller olmadan emeklilikten söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle, bu yazıda emekliliğin tarihini anlamak, aynı zamanda modern toplumun çalışmaya, yaşlılığa ve “işe yaramazlık” korkusuna nasıl baktığını anlamaya çalışacağız.

Modern Öncesi Toplumlarda Çalışmanın Bitmediği Bir Evre Olarak Yaşlılık

“Vakit artık nakit olduğuna göre zaman geçip giden değil, harcanan bir şeydir.”
E. P. Thomson [1]

Sanayi öncesi toplumlarda yaşlılık, çalışmanın sona erdiği net bir eşik değildi. Avcı-toplayıcı topluluklardan tarım toplumlarına, zanaatkâr ekonomilerinden erken modern Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir zaman diliminde insanlar, bedenleri elverdiği sürece çalışmaya devam ediyordu. Çalışmanın biçimi değişiyor, temposu düşüyor, daha az güç gerektiren işlere kayılıyordu; ama mecbur kalana kadar çalışma bütünüyle bırakılmıyordu.

İleri yaşta da çalışma durumu zaman zaman romantize edilerek algılanır ve anılır. Oysa insanların tecrübe ettiği gerçek, çok daha serttir. Yaşlılık, özellikle alt sınıflar için büyük bir güvencesizlik anlamına geliyordu. Çalışamamak, gelir kaybı demekti. Kişinin geçimini ve ihtiyaç duyduğunda bakımını karşılayacak aile üyeleri ve sosyal ağların yokluğunda gelir kaybı ise doğrudan hayatta kalma sorunuydu. Dolayısıyla sanayileşme öncesi dünyada yaşlılıkla birlikte çalışma temposunun düşmesi, modern anlamda bir “emeklilik” (retirement) değildir. Bu farkın altını özellikle çizmek gerekir.

Mark R. Luborsky ve Ian M. LeBlanc gibi antropologlar, emekliliği biyolojik yaşlanmayla karıştırmanın, modern Batı toplumlarını temel alarak oluşturulmuş sosyal kavramları tarihsel ve kültürel olarak yanlış projekte etmek anlamına geldiğini vurgular. Onlara göre emeklilik, yalnızca “daha az çalışmak” değildir; ücretli emekten kalıcı ve meşru biçimde [çalışma hayatından] çekilme hakkıdır. Bu çekilme, kişinin toplumsal statüsünü ve “tam yetişkin” (full adult personhood) sayılmasını zedelemez.

Bu çerçeveden bakıldığında, sanayi öncesi toplumlarda yaşlı insanların çalışma hayatındaki konumu, bir hakka dayalı geri çekilmeden çok, zorunlu bir sürünme olarak tanımlanabilir. “İnsanlar eskiden emekli olur muydu?” sorusunu araştıran demografi tarihçisi Richard Smith’in İngiltere’nin 18. ve 19. yüzyıllarına dair ayrıntılı yerel veri analizleri, yaşlı erkeklerin iş gücüne katılım oranlarının 60’lı ve hatta 70’li yaşlarda dahi yüzde 70-80 bandında seyrettiğini gösterir. Bu oran, 1881 nüfus sayımında bile dramatik bir düşüş sergilemez.

Sosyal Sınıflara Göre Şekillenen Emeklilik Olgusu

“İktidar, ölüm tehdidiyle değil, bedenlerin yönetimi ve yaşamın hesaplı bir şekilde idare edilmesiyle hayat üzerinde egemenlik kurar.”
Michel Foucault [2]

Burada kritik olan bir diğer nokta şudur: İnsanlar çalıştıkları için değil, çalışamadıkları anda düştükleri boşluk yüzünden çalışmaya devam ediyordu. Mesela İngiltere’de, bu boşluk çoğu zaman “pauper”, yani yoksul olarak kayda geçmek, “parish” yardımı almak ya da aile içinde tam bağımlı hâle gelmek anlamına geliyordu. Emekli olmak değil, işe yaramaz sayılmak korkusu belirleyiciydi.

Bu durum sınıfsal olarak keskin biçimde ayrışıyordu. Smith’in incelediği, 1841-1901 dönemindeki nüfus sayımları verilerini içeren Census Enumerator Books (CEB) kayıtlarında “retired” olarak tanımlanan erkeklerin büyük kısmı çiftçiler, dükkân sahipleri, han işletmecileri, subaylar ve mülk sahibi meslek gruplarından geliyordu. Buna karşılık tarım işçileri, genel işçiler (general labourers), ev hizmetlileri ve çamaşırcılar ya “daha önce çalışan” (“formerly in occupation”) ya da doğrudan “yoksul” (“pauper”) olarak kayda geçiyordu.

Bugüne bağlandığında bu tablo bize şunu söyler: Emeklilik, başından beri bedensel yorgunluğun değil, ait olduğunuz sosyal sınıfın koşullarına göre ortaya çıkmıştır.

Kadınlar Açısından -Pek de Geçerli Olmayan- Emeklilik Dönemi

Kadın emeği söz konusu olduğunda emeklilik tartışması daha da karmaşık hâle gelir. Çünkü kadınların çalışması tarihsel olarak çoğu zaman “iş” olarak tanımlanmamıştır. Ev içi emek, aile işletmesine katkı, tarımsal üretimde yardımcı roller ya da küçük ölçekli ticaret, resmî kayıtlarda görünmez kılınmıştır.

Richard Smith’in incelediği Cardington ve Corfe Castle kentlerine ait veriler, yaşlı kadınların istihdamının bölgesel ve medeni duruma bağlı olarak dramatik biçimde değiştiğini gösterir. Örneğin Corfe’da 60 yaş üzeri evli kadınların yalnızca yüzde 8’i ücretli işte görünürken, dul kadınlarda bu oran yüzde 80’in üzerine çıkar. Bu fark, “istek” ya da “tercih” değil; geçimini sağlama zorunluluğunun doğrudan sonucudur.

Kadınlar açısından emeklilikten söz edilememesinin bir diğer nedeni, çalışma-çalışmama ayrımının net olmamasıdır. Luborsky ve LeBlanc’in de altını çizdiği gibi, Batı dışı ve sanayileşme öncesi toplumlarda emeklilik fikrinin yokluğunun önemli nedenlerinden biri, “üretkenlik” kavramının yalnızca ücretli emekle sınırlı olmamasıdır. Ancak modern Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da bile kadınlar, ücretli emek piyasasında tanınmadan çalıştıkları için, emeklilik sistemlerine geç erişmiş veya hiç erişememiştir.

Bugüne geldiğimizde, kadınların emeklilikte daha düşük gelirle yaşaması, daha geç ya da bazı ülkelerde hâlâ hiç emekli olamaması, tarihsel bir “aksaklık” değil; bu sistemlerin oluşumundan beri var olan kör noktalarından biridir.

Antropolojik Perspektifle Soracak Olursak: Emeklilik Evrensel Bir Olgu mu?

Emekliliğin “doğal” bir hayat evresi olduğu varsayımı, antropolojik verilerle ciddi biçimde sarsılır. Luborsky & LeBlanc’in kültürlerarası çalışması, emekliliğin evrensel bir olgu olmadığını açıkça ortaya koyar. Örneğin Mali’de bulunan Fulani toplumunda bireyler, son çocuklarının evlenmesiyle birlikte “sosyal olarak ölü” kabul edilir. Çalışmayı bırakmaları bir hak değil; statü kaybıdır. Buna karşılık Arizona’daki Hopi, Şili’deki Aymara veya Malezya’daki Iban toplumlarında yaşlılar çalışmayı ölüm anına kadar sürdürür, yalnızca daha az güç gerektiren görevlere kayar. Burada emeklilik değil, rol dönüşümü söz konusudur.

Buna karşılık Burma, Tay, Ladah ve geleneksel Çin toplumlarında yaşlılık, ekonomik üretimden çekilerek dinî, ritüel ya da sembolik rollere yönelme ile tanımlanır. Ancak bu çekilme, devlet tarafından güvence altına alınmış bir gelir hakkına değil; aile ve kültürel normlara dayanır.

Bu karşılaştırmalar, modern sanayileşmiş ve sanayi sonrası toplumlarındaki emeklilik anlayışının özgünlüğünü netleştirir: Emeklilik, yalnızca çalışmanın sona ermesi değil; “çalışmadan yaşamaya” hak kazanma fikridir. Bu, tarihsel olarak son derece yeni ve kültürel olarak istisnai bir durumdur.

Sanayileşme ve Günümüzdeki Emeklilik Sistemlerinin İlk Nüveleri

“Batı demokrasisini halkı için içinde yaşamaya değer kılan her şey -sosyal güvenlik, refah devleti, ücretliler için yüksek ve artan gelirler ve bunun doğal sonucu olarak sosyal eşitsizliğin ve yaşam fırsatlarındaki eşitsizliğin azalması- korkunun bir sonucuydu. Yoksullardan ve sanayileşmiş ülkelerdeki en büyük ve en iyi örgütlenmiş yurttaş grubundan, yani işçilerden duyulan korkunun (…) Sistemin kendi istikrarsızlığından duyulan korkunun.” Eric Hobsbawm [3]

Sanayi Devrimi, yalnızca üretim tekniklerini değil, insan bedenine atfedilen değeri de değiştirdi. Fabrika disiplini, hız, dakiklik ve standart performans gerektiriyordu. İktisat tarihçisi Prof. David Landes’in gösterdiği gibi mekanik saat, yalnızca zamanı ölçmekle kalmadı; insan emeğini ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve denetlenebilir hâle getirdi.

Bu bağlamda yaşlı işçi, yalnızca “yavaş” değil; kârlılığından ödün vermeyen üretim sistemi için sorunlu bir figür hâline geldi. Emeklilik, bu sorunun çözüm araçlarından biri olarak ortaya çıktı. Luborsky’nin dikkat çektiği üzere, modern emeklilik aynı zamanda genç işçilere yer açmayı, iş gücü piyasasını “verimli” tutmayı hedefleyen bir yaş sınırlama mekanizmasıdır.

Bu noktada Şansölye Otto von Bismarck’ın Almanya’da başlattığı emeklilik sistemi belirleyici bir dönüm noktasıdır. 1889’da yürürlüğe giren “Yaşlılık Sigortası” (Alterssicherung), genellikle sosyal devletin başlangıcı olarak sunulur. Oysa Bismarck’ın açık hedefi, sosyalist hareketi bastırmak ve işçi sınıfını devlete bağlamaktı. Nitekim emeklilik yaşı 70 olarak belirlendiğinde, Almanya’daki ortalama yaşam süresi bunun oldukça altındaydı: Alman vatandaşlarının ömrü yaklaşık 40 yıldı.

Burada emeklilik, insani bir hak olmaktan çok geleceğe ertelenmiş bir vaatti ve insanların ömrünü kısaltan çalışma ve yaşam koşulları birçok kişiyi emekli olamadan mezara götürüyordu.

ABD ve Avrupa: Farklı Yollar, Benzer Sonuçlar

Avrupa’da emeklilik büyük ölçüde devlet eliyle şekillenirken, ABD’de süreç daha farklı ilerledi. Kredi kartı ve turizm şirketi American Express’in 1875’te başlattığı ilk özel sektör emeklilik planı, sadakat ve uzun hizmet karşılığında verilen bir ödüldü. Demiryolu şirketleri, özellikle Baltimore & Ohio Railroad, 20. yüzyıl başında kapsamlı emeklilik planlarıyla öne çıktı.

Ancak bu sistemler kırılgandı. 1929’daki Büyük Buhran, özel emeklilik planlarının ne kadar güvencesiz olduğunu açıkça gösterdi. Bu koşullarda Franklin D. Roosevelt yönetiminde 1935’te kabul edilen Sosyal Güvenlik Yasası (Social Security Act), emekliliği ilk kez geniş kitleler için kamusal bir hak olarak tanımladı. İlginç olan, emeklilik yaşının 65 olarak belirlenmesiydi; o dönemde ABD’de erkeklerin ortalama yaşam süresi 58 civarındaydı.

Yani hem Avrupa’da hem ABD’de emeklilik, başlangıçta tam olarak yaşanamayan bir gelecek üzerine kuruluydu.

Refah Devleti Dönemi: Emekliliğin Altın Çağı

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ve Amerika ülkelerinde emeklilik, tarihte ilk kez geniş kitleler için gerçek bir yaşam evresi hâline geldi. Sosyal güvenlik sistemleri genişledi, sağlık hizmetleri iyileşti ve yaşam süresi uzadı. Emeklilik, yalnızca yoksulluktan korunma değil; dinlenme, boş zaman ve kişisel tatmin vaadi sundu.

Ancak bu “altın çağ” eşitsizdi. Beyaz yakalı olarak andığımız nitelikli profesyonel ve idari kadrolardaki erkekler, sendikalı işçiler ve kesintisiz bir çalışma hayatına sahip olanlar bu sistemden en çok yararlanan gruplardı. Kadınlar, göçmenler ve güvencesiz çalışanlar ise bu sistemin de marjlarında kaldı.

Bireysel Hak ile Finansal Yükümlülük Arasında Günümüzdeki Emeklilik İkilemi

20. yüzyılın sonlarından itibaren ve bugün emeklilik sistemleri, demografik yaşlanma, bütçe açıkları ve iş gücü piyasası dönüşümleri nedeniyle sürekli baskı altında. Dünya Bankası raporlarının da gösterdiği gibi, reformlar genellikle bireysel sorumluluğu artıran, kamusal yükümlülüğü azaltan yönde ilerliyor. Defined benefit (tanımlı fayda) sistemlerinden defined contribution (tanımlı katkı) sistemlerine geçiş, riski devletten bireye kaydırıyor.

Bu dönüşüm, emekliliği yeniden belirsiz ve güvencesiz bir gelecek hâline getiriyor. İktisat profesörü Rick Gorvett’in vurguladığı gibi, aile yapılarındaki çözülme, coğrafi ayrışma ve bakım ağlarının zayıflaması, emekliliğin yalnızca ekonomik değil; derin bir toplumsal sorun olduğunu gösteriyor.

Emeklilik, insanlığın kadim bir pratiği değil; modern toplumun özgül bir icadıdır. Çalışmayı ileri yaşta ödüllendirmeyi vadeden bu sistem, çalışmanın kutsanmasıyla, işe yaramazlık korkusuyla ve devletin nüfus yönetimi gibi iç içe geçmiş farklı gündemlerin neticesinde icat edildi. Bugün emeklilik tartışmaları, yalnızca “Kaç yaşında?” sorusuna indirgenemez. Cevaplanması gereken daha önemli soru şudur: Bir toplum, insanlara ne zaman “Artık çalışmak zorunda değilsin.” deme cesaretini gösterebilir?

Bu sorunun yanıtı, ekonomik olduğu kadar ahlakidir; teknik olduğu kadar politiktir. Emekliliğin tarihi bize şunu gösteriyor: Çalışmamak bir lütuf değil, toplumsal olarak tanınmış bir insanlık hâlidir. Bu hâlin sınırları ise, her çağın üretim modelleri ve yaşam koşullarına göre yeniden çiziliyor.

Dipnotlar

[1] E. P. Thompson, “Time, Work-Discipline, and Industrial Capitalism,” Past & Present, no. 38 (December 1967): 61.
[2] Michel Foucault, “Right of Death and Power over Life,” in The History of Sexuality, Volume I: An Introduction, trans. Robert Hurley (New York: Pantheon Books, 1978).
[3] Eric Hobsbawm, “Goodbye to All That,” Marxism Today, October 1990, 20–21.

Kaynaklar

  • American Express. 1998. A History of Retirement and Pensions. New York: American Express Company.
  • Bismarck, Otto von. 1889. Gesetz betreffend die Invaliditäts- und Altersversicherung. Berlin: Reichsgesetzblatt.
  • Gorvett, Rick. 2025. Family Structure and Retirement: Anthropological Insights. Schaumburg, IL: Society of Actuaries Research Institute.
  • Landes, David S. 1983. Revolution in Time: Clocks and the Making of the Modern World. Cambridge, MA: Harvard University Press.
  • Luborsky, Mark R., and Ian M. LeBlanc. 2003. “Cross-Cultural Perspectives on the Concept of Retirement: An Analytic Redefinition.” Journal of Cross-Cultural Gerontology 18 (4): 251–271.
  • New York Times. 2021. “The History of Retirement, From Early Man to A.A.R.P.” February 26.
  • Sahlins, Marshall. 1972. Stone Age Economics. Chicago: Aldine-Atherton.
  • Saito, Osamu. 1979. “Who Worked When: Life-Time Profiles of Labour Force Participation in Cardington and Corfe Castle.” Local Population Studies 22: 14–29.
  • Smith, Richard. 2025. “Did Anyone Retire in the Past?” Cambridge Population Group Blog, University of Cambridge.
  • Statista. 2023. “Life Expectancy (from Birth) in Germany from 1875 to 2020.
  • Thane, Pat. 2000. Old Age in English History: Past Experiences, Present Issues. Oxford: Oxford University Press.
  • Voth, Hans-Joachim. 2000. Time and Work in England 1750–1830. Oxford: Oxford University Press.
  • World Bank. 2008. Pension Reform and the Development of Pension Systems: An Evaluation of World Bank Assistance. Washington, DC: World Bank.

Burak Gücin

Galatasaray Üniversitesinde sosyoloji alanında lisans eğitimi olan Burak Gücin, sonrasında Heidelberg Üniversitesinde kültürel çalışmalar alanında yüksek lisansını tamamlamıştır. Gücin, Perspektif’in internet sitesi editörlüğünü yapmaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler