Dosya: "Emeklilik"

Emeklilik Reformu Fransa’yı Nasıl Krize Sürükledi?

Fransa’da Macron’un emeklilik reformu, ekonomik bir düzenleme olmaktan çıkıp siyasi bir kırılmaya dönüştü. Reform, protestoları büyütürken merkez siyasetin erozyonunu da hızlandırdı. Peki reformla ne planlanıyordu?

Emeklilik Reformu Fransa’yı Nasıl Krize Sürükledi?
Fotoğraf: UlyssePixel/shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

Fransa’da emeklilik sistemi, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan refah devletinin en güçlü unsurlarından biri. Ancak demografik yaşlanma, kamu borcundaki artış ve azalan doğurganlık oranları, bu sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Fransız hükûmetleri, son otuz yılda emeklilik sisteminde defalarca reform girişiminde bulundu, ancak her seferinde sendikalar, siyasi muhalefet ve kamuoyu direnişiyle karşılaştılar. Emmanuel Macron yönetiminin 2023 yılında yürürlüğe soktuğu emeklilik reformu ise, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir kırılma noktası olarak öne çıktı.

Bu reformun amacı, kamu emeklilik sisteminin mali dengesini korumak ve iş gücü piyasasına daha fazla aktif çalışan kazandırmaktı. Ancak reformun hazırlanma ve uygulanma biçimi, demokratik meşruiyet tartışmalarını derinleştirdi. Bu tartışmaları anlayabilmek için, emeklilik reformunu ekonomik ve demografik gerekçeler, toplumsal ve sendikal tepkiler ve de reformun siyasi sonuçları ile kurumsal etkileri bakımından incelemekte fayda var.

2020 Yılında Fransa’da Emeklilik Reformu Girişimi

Fransa’nın emeklilik sistemi, dayanışma esasına dayanan “pay-as-you-go” (dağıtım) modeline sahiptir. Yani çalışanların ödediği primlerle emeklilere maaş ödenir. Bu sistem, 20. yüzyılın ortalarında güçlü bir demografik yapıya dayanıyordu ve çok sayıda genç çalışan ile görece az sayıda emekliyi finanse ediyordu. Ancak Fransa’da doğurganlık oranlarının düşmesi, yaşam süresinin uzaması ve iş gücüne katılımın azalmasıyla bu denge bozulmaya başladı.

2020 yılında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Başbakan Edouard Philippe öncülüğünde başlatılan emeklilik sistemine dair reform girişimi, Fransa’da son 30 yılın en kapsamlı dönüşüm projelerinden biriydi. Reform, 42 farklı emeklilik rejimini tek bir “evrensel puan sistemi” altında birleştirmeyi amaçlıyordu. Ancak geniş çaplı sendika grevleri, kamuoyu tepkisi ve nihayetinde pandeminin patlak vermesi nedeniyle 2020 reformu askıya alındı. Bu girişim, ekonomik ve sosyal etkilerinden çok, Fransa’nın siyasi dengelerini yeniden şekillendirmesiyle hatırlanır hâle geldi.

Taslak, emeklilik yaşını yasal olarak 62’de bırakıyor ancak “tam emeklilik” için 64 yaşında denge yaşını (“âge d’équilibre”) getiriyordu. Bu yaşta emekli olunmaması halinde maaşta kesinti öngörülüyordu. Ayrıca dul maaşları, aile yardımları ve düşük gelirli emekliler için telafi mekanizmaları da reform paketine dâhil edilmişti. Ekonomik olarak reformun amacı, 2025 sonrası doğması beklenen emeklilik açığının kapatılması ve prim yükünün genç kuşaklara aktarılmasının önlenmesiydi. OECD’nin 2019 raporuna göre Fransa, GSYH’sinin yaklaşık yüzde 14’ünü emeklilik harcamalarına ayırıyordu ve bu oran AB ortalamasının üzerindeydi.

Reform, ilk açıklandığı Aralık 2019’dan itibaren sendikaların sert direnişiyle karşılaştı. CGT ve FO gibi sol eğilimli sendikalar, reformu “emeklilik hakkına saldırı” olarak nitelendirdi. 5 Aralık 2019’da başlayan ve haftalarca süren grev dalgaları, özellikle ulaştırma ve enerji sektörünü felç etti. Reformun siyasi etkileri de derin oldu. 2020 sürecinde Macron hükûmeti, Ulusal Meclis’te yeterli desteği bulamayınca reformu 49.3. maddeyle (meclis oylamasız yasa çıkarma yetkisi) geçirmeyi planladı. Ancak Mart 2020’de COVID-19 salgınının başlamasıyla süreç askıya alındı.

Reformun iptali, aynı zamanda Fransa’da sendikal yapının yeniden güçlenmesini sağladı. CFDT ve CGT, 2010’lardan sonra ilk kez geniş halk desteğiyle büyük grev dalgalarını organize etti. Bu da 2023 reform sürecine kadar sendikaların siyasi pazarlık gücünü artırdı. Bu süreç zaten önceki yıl Sarı Yelekliler eylemlerinde yara almış olan Macron’un liderlik imajını iyice zedeledi ve halkla arasındaki güven bağını zayıflattı.

2020 yılında toplumsal mobilizasyon ve pandemi sebebiyle askıya alınmak zorunda kalınan emeklilik reformu girişimi, Macron’un 2022 seçimlerinde aşırı sağcı aday Marine Le Pen’e karşı kurulan Cumhuriyetçi Cephe sayesinde yeniden seçilmesinin ardından güncellenerek yeniden gündeme geldi.

2023 Reformunun Ekonomik ve Demografik Gerekçeleri

2023 yılında yürürlüğe giren emeklilik reformu, Macron’un ikinci dönemindeki en kapsamlı ve tartışmalı politika girişimlerinden biri oldu. Reformun temel amacı, ülkenin yaşlanan nüfusu ve artan bütçe açıkları karşısında sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak olarak açıklanmıştı. Ancak hem içerdiği düzenlemeler hem de yasama sürecindeki yöntemler, ülke çapında geniş çaplı protestolara ve siyasi kutuplaşmaya yol açtı.

2023 emeklilik reformu, dağıtım esaslı bir sistemde finansmanı düzeltmenin üç klasik aracından birine dayanıyordu: Primleri artırmak, emekli maaşlarını azaltmak/az artırmak ya da fiilî emeklilik yaşını yükseltmek. Reform, Macron’un vaadi doğrultusunda üçüncü yolu seçerek yasal yaşı kademeli biçimde 62’den 64’e çıkarmayı ve 43 yıl prim (172 trimestre) hedefinin bazı kuşaklar için daha erken tarihe çekilmesiyle tasarruf yaratmayı amaçlıyordu.

Bu değişikliklerin 2030 yılına kadar kademeli olarak uygulanması öngörüldü. Ayrıca, tam kariyerle ve belirli koşullarla düşük emeklilikler için taban emekli maaşı hedefi 1.200 € brüt düzeyine yaklaştırıldı. Kadınlar ve erken yaşta çalışmaya başlayanlar için kısmi muafiyetler tanımlandı. Kamu çalışanlarına ve özel sektöre uygulanan farklı rejimler arasında uzun süredir tartışılan ayrıcalıklar da reformla birlikte kademeli olarak kaldırıldı. Fransa, Almanya (65 yaş) ve İspanya (67 yaş) gibi AB ülkelerine kıyasla daha erken bir emeklilik yaşına sahipti. Bu nedenle reform, AB içinde rekabet gücünü artırma ve uzun vadeli bütçe disiplinini sağlama hedefiyle de ilişkilendiriliyordu.

Fransız hükûmeti, reformu savunurken üç temel gerekçeyi öne sürdü. Bunlardan birincisi, demografik dengesizlikti. Fransa’da yaşlanan nüfustan dolayı bir emekliye karşılık çalışan sayısı sürekli olarak düşüyordu. İkincisi ise bütçe açığı riskiydi: Fransa’da emeklilik sisteminin yıllık açığının karşılanmaz miktarlara geleceği öngörülüyordu. Üçüncüsü ise, Avrupa Birliği’nin mali disiplin hedefleriydi. Fransa, kamu borcunu indirmeyi taahhüt etmişti. Hükûmet de bu nedenlerle emeklilik reformunun “sistemin çöküşünü önlemek için zorunlu” olduğunu savunuyordu.

Ancak reform uzun vadeli mali istikrarı desteklese de sosyal adalet duygusunu zedeledi ve kamu kurumlarına duyulan güveni azalttı. Açıklanan bu ekonomik gerekçeler kamuoyunu ikna etmekte yetersiz kaldı. Çünkü reformun yükü, özellikle mavi yakalı işçiler ve kadın çalışanlar üzerinde yoğunlaşıyordu. Ağır işlerde çalışanlar, erken yaşta yıprandıkları halde daha uzun süre çalışmak zorunda kalacaklardır. Kadınlar açısından ise, kesintili kariyerler nedeniyle prim gün sayısını tamamlamak daha zor hâle geliyordu. Bu durum, reformun sosyal adalet boyutunu tartışmalı hâle getirdi. Böylece, 2023 reformu, kadın-erkek emeklilik eşitsizliğini azaltmadığı gibi, mevcut telafi mekanizmalarının etkisini de zayıflattı.

Bununla birlikte Fransa’da emeklilik reformlarına karşı direnişin, aslında tarihsel bir gelenek olduğunu hatırlamakta da fayda var. 1995 yılında Alain Juppé hükûmetinin reform girişimi, genel grevlerle durdurulmuştu. Benzer şekilde, 2010 ve 2019’daki reform denemeleri de büyük protestolarla karşılaşmıştı.

2023 reformu ise bu tarihsel hattın en kitlesel örneklerinden biri oldu. Reformun açıklanmasının ardından, CGT, CFDT ve FO gibi ülkenin önde gelen sendikaları birleşik bir cephe oluşturdu. Ocak ile Mayıs 2023 tarihleri arasında milyonlarca kişi eylemlere katıldı. Protestolar sadece emeklilik yaşının yükseltilmesine değil, aynı zamanda karar alma sürecinin antidemokratik biçimine de odaklandı. Reformun Fransız Anayasası’nın herhangi bir yasayı oylamasız bir şekilde yürürlüğe sokmaya izin veren 49.3. maddesi kullanılarak, yani parlamentoda oylama yapılmadan kabul edilmesi, demokratik süreçlerin ihlali olarak görüldü. Bu durum hem Ulusal Meclis’te hem de sokakta meşruiyet tartışmalarını alevlendirdi. Hükûmetin reformu yürürlüğe sokma yöntemi, hem sağ hem de sol partiler tarafından “anayasal darbe” olarak nitelendirildi.

Fransa’da Emeklilik Reformunun Siyasi ve Kurumsal Etkileri

Fransa’daki emeklilik reformunun kısa vadeli sonucu ise Macron yönetiminin popülaritesinde keskin bir düşüş oldu. 2023 yılının Nisan ayında Cumhurbaşkanı Macron’a güven oranı, 2018’deki “Sarı Yelekliler” krizinden sonra görülen en düşük seviyeleri gördü.
Reformun siyasi etkileri de oldukça belirgindi. Zira emeklilik reformu tartışmaları, Fransız parti sistemini de yeniden şekillendirdi. Öncelikle, merkez siyasetten uzaklaşan halk, solcu Boyun Eğmeyen Fransa ve aşırı sağ Ulusal Birlik partilerine yöneldi. Bu partiler halk hoşnutsuzluğundan büyük ölçüde yararlandı. Özellikle Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağ, emeklilik reformunu “elitlerin halka karşı ihaneti” olarak sunarak, kendisini “halkın savunucusu” pozisyonuna taşıdı.

Bu durum, Macron’un 2024 yılında Ulusal Meclis’i feshederek seçimleri yenilemesi ile birlikte bir sistem krizine dönüştü. Yapılan seçimlerde Macron meclisteki çoğunluğunu sağlayamadı ve hem LFI hem de RN büyük başarı elde etti. Bu meclis aritmetiği sonucunda ise Fransa sürekli bir hükûmet krizi bataklığına saplandı. Son iki yılda Fransa’daki hükûmet krizi, Meclis’te kalıcı çoğunluk üretmeyen aritmetiğin, yürütmeyi sürekli 49.3 maddesinin kullanımı ve gensoru hattına itmesiyle derinleşti. Michel Barnier ve François Bayrou hükûmetleri gensorularla düşürüldü. Son atanan Başbakan Sébastien Lecornu de 2026 bütçesini meclisten geçirmekte zorlandı ve çareyi emeklilik reformundan taviz vermekte buldu.

Lecornu, Ulusal Meclis tarafındaki gensoru riskini azaltmak ve özellikle başta Sosyalist Parti olmak üzere muhalefetle bir “istikrar zemini” yakalamak için, 2023 emeklilik reformunun uygulanmasını askıya aldığını ilan etti. Bu hamle, emeklilik reformunu teknik bir dosyadan çok, azınlık hükûmetinin Meclis’te hayatta kalması için kullanılan bir pazarlık aracı hâline getirdi. Neticede reform 2028 yılına kadar askıya alındı. Lecornu’nun reformu 2028’e kadar askıya alması bu döngünün çözümünden çok, hükûmetin hayatta kalması için verilen taktik bir taviz olarak yorumlandı. Fransa’da emeklilik dosyası da böylece teknik bir dengeden ziyade, siyasal istikrar pazarlıklarının merkezine yerleşmiş oldu. Reformun akıbeti ise siyasal krizin seyrine bağlı bir faktör hâline geldi.

Bugünden geriye doğru baktığımızda ise Fransa’daki 2023 emeklilik reformunun, modern Avrupa siyasetinde “teknokratik akıl ile demokratik meşruiyet” arasındaki çelişkinin simgesi olduğunu söyleyebiliriz. Emeklilik reformu, ekonomik rasyonalite açısından anlaşılabilir olsa da toplumun adalet algısına hitap edemedi. Bu durum, Fransız devletinin geleneksel yapısının artık meşruiyet üretmede yetersiz kaldığını da gösteriyor.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler