Başkalarının Savaşı: Orta Asya Türkleri Ukrayna Cephesine Nasıl Sürülüyor?
Rusya-Ukrayna Savaşı'nda derinleşen insan gücü açığı, Orta Asya Türklerini her iki cephede de “görünmez” yabancı lejyonların parçası hâline getiriyor. Yoksulluk, göçmenlik ve hukuki güvencesizlik, gönüllülük adı altında sistematik bir asker devşirme mekanizmasına dönüşüyor.
Geçtiğimiz 2025 yılının aralık ayında Kırgızistan’daki Özgür Avrupa Radyosu servisi, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda hayatını kaybeden Orta Asyalı yurttaşlara dair çarpıcı bir rapor yayımladı. Raporda, Rusya’daki bir cezaevinden “gönüllü” asker olarak cepheye gönderilen 29 yaşındaki Kırgızistan vatandaşı Malik Maratov’un hikâyesi yer alıyordu. Resmî kayıtlara göre Maratov hâlâ kayıp; ailesi ise onun akıbetine dair en küçük bir bilgiye ulaşabilmek için çaresizce çabalamayı sürdürüyor.
Ne Rusya ne de Ukrayna vatandaşlığına sahip Müslümanların savaş alanında ölmesi ya da iz bırakmadan kaybolması artık istisna değil, giderek sıradanlaşan bir tabloya dönüşmüş durumda. Mevcut veriler bu trajedinin boyutunu açıkça ortaya koyuyor: Rusya’nın 2022’den bu yana ordusuna 5 binden fazla Türk kökenli Müslümanı kattığı, bunların yaklaşık bininin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Bu ölümler çoğu zaman ne diplomatik kayıtlara giriyor ne de kamuoyunda gerçek karşılığını buluyor.
Ukrayna Cephesindeki Orta Asyalılar: Pek Bilinmeyen Bir Yabancı Lejyon
Ukrayna ordusu saflarında da sayıca daha az olmakla birlikte Orta Asyalı savaşçılar bulunuyor. Birçok Ukraynalı kaynak, bu kişilerin ölüm ilanlarını defalarca yayımladı. Örneğin geçen yıl kasım ayında, Harkov bölgesindeki Kazak topluluğunun lideri Makka Karajanova, Facebook hesabından Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Yabancı Lejyonu’nda savaşan etnik Kazak Marlen Moldırayım’ın ölümünü duyurdu. Silah arkadaşları Marlen’i duyarlı ve güvenilir bir insan olarak hatırlıyor.
Refah içindeki hayatını geride bırakan Marlen, Rus işgaline karşı savaşmak için Ukrayna’ya gelmişti. Ancak onun hikâyesi, cephede hayatını kaybeden binlerce yabancı savaşçının kaderinden ayrışmıyor. Bu örnekler, Orta Asyalı Türklerin yalnızca Rusya tarafından değil, savaşın diğer tarafı tarafından da insan kaynağı olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.
İnsan Gücü Açığı ve Yoksulluğun Silahlaşması
Bu hikâyeler, daha büyük bir trajedinin parçaları. Türklerin kanı, Ukrayna’nın doğusundaki harabeye dönmüş şehirler ve ıssız topraklar uğruna yürütülen bu başkalarının savaşında, her iki cephede de akıyor. Boyutları itibarıyla Rusya-Ukrayna savaşı, İkinci Dünya Savaşı’yla kıyaslanabilecek ölçekte ve giderek küresel bir karakter kazanmış durumda.
Buna karşın, onlarca ülkenin farklı düzeylerde dâhil olduğu bu çatışmanın en belirgin özelliklerinden biri ciddi insan gücü açığı. Ukrayna’da genel seferberlik ilan edildi; insanlar sokaklardan, spor salonlarından ve alışveriş merkezlerinden alınıp hızla cepheye gönderiliyor. Rusya ise genel seferberlikten kaçınarak, yüksek miktarlı nakit ödemelerle orduya katılımı teşvik ediyor. Bu yöntem, özellikle yoksul ve sosyal açıdan kırılgan kesimleri hedef alıyor. Ancak iç kaynaklar personel açığını kapatmaya yetmeyince hem Moskova hem de Kiev, yabancı uyruklulara yönelik asker devşirme programlarını devreye sokmuş durumda.
Devşirme Mekanizmaları: Baskı, Tehdit ve Dijital Ağlar
Bu noktada gönüllü toplayıcıların ilk yöneldiği gruplar Orta Asya’daki Türk halkları oluyor. Bölgedeki düşük yaşam standartları, birçok insanı ailesine asgari geçim imkânı sağlayabilmek için son derece riskli seçeneklere razı olmaya itiyor. Rusya ve Ukrayna’nın yabancı savaşçı devşirme yöntemleri farklılık gösterse de her iki ülkede de süreç, istihbarat servislerinin geliştirdiği aktif rol oynadığı kurumsal bir “işe alma modeli” üzerinden ilerliyor.
Deutsche Welle muhabirleri, geçen yıl aralık ayında bu mekanizmayı ayrıntılarıyla ortaya koydu. Kazakistanlı gazeteci Ayan Şaripbayev’e dayandırılan haberde, Rusya’daki Kazakistanlı işçi göçmenler üzerindeki ekonomik ve hukuki baskıların asker devşirmenin temel araçlarından biri haline geldiği aktarıldı. Göçmen mahallelerinde düzenlenen baskınlar, uydurma suçlamalar ve gözaltılar, çoğu zaman tek bir “teklif”le sonuçlanıyor: para ve vatandaşlık karşılığında cephe ya da uzun yıllar sürebilecek bir hapis süreci.
Rusya bununla da yetinmeyerek yurtdışına yönelik dijital reklam ağları kurmuş durumda. Kazakistan’da, yabancı savaşçılar için sözleşme şartlarını ve ikramiye miktarlarını ayrıntılandıran, Rus ordusuna ait iş ilanlarının yayımlandığı internet siteleri aktif biçimde faaliyet gösteriyor. Ukrayna ise daha çok mesajlaşma uygulamaları, gönüllü ağları ve büyük şehirlerde yürütülen hedefli ilan kampanyalarıyla benzer bir devşirme faaliyeti yürütüyor.
Orta Asya’da Yankılar: BT Uzmanları ve Gri Alanlar
Bu yöntemler Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinde de yankı buluyor. Telegram’daki iş ilanı kanallarında, yabancı bir ülkedeki savaş faaliyetlerine para karşılığı katılım tekliflerine karşı uyarılar paylaşılmaya başlandı. Aynı dönemde, Ukrayna’nın siber komutanlığı için Özbek BT (bilgisayarlı tomografi) uzmanlarının işe alındığına dair iddialar gündeme geldi.
Söz konusu iddialara göre Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te Ukrayna ordusu adına eleman toplayan Ukraynalı BT şirketi Sigma Software hakkında uyarı bildirilerinin ortaya çıkması, tartışmaları daha da büyüttü. Şirket iddiaları yalanlasa da Ukraynalı yetkililerden resmî bir açıklama gelmemesi belirsizliği sürdürdü.
Türk Dünyası İçin Stratejik ve Ahlaki Bir Uyarı
Rusya ile Ukrayna arasındaki bu savaş, kökleri yüzyıllara dayanan, ortak tarih ve derin kırılmalarla şekillenmiş Doğu Slav dünyasının içinden doğan karmaşık bir çatışma. Moskova ve Kiev’deki siyasi elitler, askerî operasyonları “tarihî topraklar” ve “yerli nüfusun korunması” söylemleriyle meşrulaştırıyor; bu uğurda binlerce insanın ölümünü de kabul edilebilir bir bedel olarak sunuyor.
Türk halklarının, kendilerine ait olmayan topraklar uğruna yürütülen bu savaşta insanlarını kaybetmesi ise ağır bir vicdani ve tarihsel yük. Bu eğilime göz yummak kabul edilemez. Bu noktada, Türki ülkelerin ortak platformları ve siyasi liderleri, vatandaşlarının yabancı çıkarlar uğruna yürütülen savaşlarda hayatlarını kaybetmesini önlemek için daha güçlü ve kararlı adımlar atmak zorunda.
Bu başkalarının savaşı, tarih, kültür ve inanç bakımından birbirine yakın halklar arasındaki ilişkilerde yapılan trajik hatalara dair sert bir uyarı olarak hafızalarda kalmalı. Türki halkların geleceği, ancak birlik, barış ve karşılıklı anlayış temelinde inşa edilebilir.