Hollanda’da İstikrar Arayışının Yeni Perdesi: Azınlık Hükûmeti Dönemi
Ekim 2025’teki erken seçimlerin ardından D66, VVD ve CDA arasında ancak kurulabilen azınlık hükûmeti, Hollanda’daki kronik siyasi istikrarsızlığı sonlandırma hedefiyle yola çıkıyor. Ancak D66’nın verdiği tavizler ve yasama süreçlerinde dışarıdan desteğe duyulan ihtiyaç, yeni dönemin kalıcılığına dair ciddi belirsizlikler barındırıyor.
Ekim 2025’te yapılan seçimlerin ardından Hollanda’da üç partinin iş birliğiyle yeni bir hükûmet kuruluyor. 150 koltuklu parlamentoda çoğunluğa sahip olmayan bu azınlık hükûmetinin, ülkede son yıllarda derinleşen siyasi istikrarsızlığa son verip veremeyeceği ise şimdiden merak konusu.
Hollanda’nın Son Hükûmeti Nasıl Dağıldı?
Hollanda, son yıllarda siyasi açıdan belirgin bir istikrarsızlık döneminden geçiyor. 2023 yılında göçmenlerin aile birleşimi konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, koalisyonu dağılma noktasına sürüklemiş; aynı yıl yapılan erken seçimler ise aşırı sağcı, İslam ve göç karşıtı Geert Wilders’in açık zaferiyle sonuçlanmıştı. Yaklaşık bir yıl süren müzakerelerin ardından Wilders, üç diğer sağ partiyle anlaşmaya varmış ve Dick Schoof başbakanlığında yeni bir koalisyon hükûmeti kurulmuştu. En sert göç politikalarını hayata geçirme vaadiyle göreve başlayan bu koalisyon, oldukça çalkantılı geçen bir dönemin ardından, henüz bir yılını doldurmadan yine Wilders tarafından dağıtıldı. Böylece Hollanda, geçtiğimiz yılın ekim ayının sonunda bir kez daha erken seçime gitti.
Bu seçimlerin açık ara bir galibi olmasa da Rob Jetten liderliğindeki merkez parti D66, aşırı sağcı Wilders’in partisi PVV’yi az bir farkla geride bırakarak önemli bir başarı elde etti. Bu sonuçla birlikte Hollanda’da aşırı sağcı hükûmet dönemi göç politikalarının sıkılaştırılması konusunda neredeyse hiçbir somut adım atılamadan sona ermiş oldu.
Ekim 2025’te Başlayan Koalisyon Süreci: PVV Görüşmelere Davet Edilmedi
D66’nın birinci parti olarak çıktığı seçimlerin ardından, bir sonraki hükûmetin nasıl bir koalisyonla kurulacağı merak konusuydu. Zira seçim sonucunda D66 ile eşit sayıda sandalye kazanan aşırı sağcı PVV ile hiçbir parti iş birliğine yanaşmıyordu. Koalisyon sürecini koordine etmekle görevlendirilen Wouter Koolmees, tüm partilerle yaptığı görüşmelerin ardından müzakerelerin D66 ile Hristiyan Demokrat CDA arasında başlatılmasını tavsiye etti. Bu iki parti arasında yürütülen görüşmelerde temel politika başlıklarının büyük bölümünde uzlaşı sağlanınca, Dilan Yeşilgöz-Zegerius’un genel başkanlığını yaptığı VVD koalisyon müzakerelerine davet edildi. Üç parti arasında yaklaşık iki ay süren görüşmelerin sonunda, koalisyonun çoğunluk için gerekli olan 75 sandalye yerine 66 sandalye ile, yeni bir parti davet edilmeden kurulmasına karar verildi.
D66’nın aşırı sağcı JA21 ile çalışmak istememesi ve VVD’nin sol blok GL-PvdA (Yeşil Sol – İşçi Partisi İttifakı) ile iş birliğine kapıyı tamamen kapatması, azınlık hükûmeti seçeneğini kaçınılmaz kıldı. Müzakereler sonucunda üç parti tüm başlıklarda anlaşmaya varırken, koalisyon anlaşması 30 Ocak’ta kamuoyuna duyuruldu. 29 Ekim’deki seçimlerin ardından yalnızca üç ayda tamamlanan bu süreç, Hollanda siyasi geleneği açısından görece hızlı bir koalisyon sürecine işaret ediyor.
D66, VVD ve CDA Arasındaki Koalisyon Anlaşması Neler Vadediyor?
D66, VVD ve CDA’dan oluşan azınlık hükümeti, koalisyon anlaşmasını “Hadi iş başına!” (Aan de slag) sloganıyla kamuoyuna duyurdu. Anlaşmaya göre D66 yedi, VVD altı ve CDA beş bakanlık üstlenecek. Rob Jetten, Hollanda’nın en genç ve ilk açık eş cinsel başbakanı olurken; Dilan Yeşilgöz-Zegerius savunma bakanlığı görevini üstlenecek.
Koalisyon anlaşması, özellikle sosyal ve ekonomik başlıklarda dikkat çekici düzenlemeler içeriyor. Buna göre emeklilik yaşı, 1984 sonrası doğanlar için 70’e yükseltiliyor. İşsizlik maaşının süresi iki yıldan bire indirilirken, bazı sosyal yardımlarda da kısıntıya gidilmesi öngörülüyor. Diğer taraftan şeker vergisi ve savunma harcamalarını finanse etmeye yönelik yeni vergilerin devreye sokulması planlanıyor.
Dış politika başlıklarında ise özellikle Hollanda’nın Filistin politikası öne çıkıyor. Seçim sürecinde Filistin’e destek amacıyla düzenlenen büyük gösterilere katılan, Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıyacağını ve İsrail’e yönelik daha sert yaptırımlar uygulayacağını vadeden Rob Jetten’in, bu vaatlerin tamamından geri adım attığı görülüyor. Bu alandaki sert çizginin, sıkı bir İsrail yanlısı olan Dilan Yeşilgöz’ün tutumuyla şekillendiği yorumları yapılıyor. Nitekim geçtiğimiz hafta Filistin’in bağımsız bir devlet olarak tanınmasına ilişkin parlamentoya sunulan bir önergeye D66’nın ret oyu vermesi bu dönüşümün somut bir göstergesi.
Göç politikalarında ise, bir önceki aşırı sağcı hükûmetin hayata geçirmeyi hedeflediği birçok düzenlemenin büyük ölçüde korunacağı anlaşılıyor. İltica prosedürlerinin ekonomik nedenlerle gelenler ile savaş nedeniyle gelenler arasında ayrıştırılması, aile birleşiminin zorlaştırılması ve vatandaşlık için gereken sürenin beş yıldan altı yıla çıkarılması bu başlıklar arasında. Bu sıkılaştırma adımları nedeniyle D66, muhalefetteyken karşı çıktığı bazı yasa önerilerini seçimleri kazandıktan sonra uygulamaya koymakla eleştiriliyor.
Hollanda’da koalisyon görüşmeleri, partilerin seçim döneminde verdikleri vaatlerden önemli ölçüde taviz vermelerini sıkça beraberinde getirir. Rob Jetten de hükûmeti kurabilmek adına, seçim döneminde öne sürdüğü birçok temel vaadinden geri adım atmış görünüyor. Seçim öncesinde dile getirilen asgari ücretin artırılması ve sosyal yardımların genişletilmesi gibi sosyal politika hedeflerinin önemli bir kısmı koalisyon anlaşmasına yansımadı.
Bu nedenle mevcut anlaşma belirgin biçimde sağa yaslanan bir metin olarak eleştiriliyor. Koalisyonun asıl kazananı ise, başta ekonomi olmak üzere birçok alanda kendi politik önceliklerini büyük ölçüde hayata geçirmeyi başaran VVD olarak değerlendiriliyor.
Muhalefet Cephesinden Koalisyon Anlaşmasına Gelen İlk Tepkiler
Kurulan hükûmetin bir azınlık hükûmeti olması, koalisyonun yasama faaliyetlerinde her aşamada koalisyon dışındaki partilerin desteğine ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor. Bu nedenle koalisyon anlaşmasına muhalefet partilerinin nasıl yaklaştığı, hükûmetin hem hareket alanını hem de ömrünü doğrudan etkileyecek kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.
PVV, seçimlerden ikinci parti olarak çıkmış olsa da kısa süre içinde ciddi bir iç kriz yaşadı. Geert Wilders’in liderliğinden memnun olmayan yedi milletvekilinin partiden ayrılarak yeni bir grup kurmasıyla birlikte PVV’nin sandalye sayısı 26’dan 19’a düştü. Böylece iktidarı kıl payı kaçıran Wilders, ana muhalefet partisi olma konumunu da kaybetmiş oldu. Açıklanan koalisyon anlaşmasına sert tepki gösteren Wilders, halka getirilen ek mali yükler ve iltica politikalarına atıfla anlaşmayı “felaket” olarak niteledi ve hükûmeti desteklemeyeceğini açıkladı.
PVV’deki sandalye kaybının ardından ana muhalefet konumuna yükselen GL-PvdA cephesinden de eleştiriler gecikmedi. Parti lideri Jesse Klaver, mevcut haliyle bu koalisyon anlaşmasının desteklenemeyeceğini belirterek, kendi partilerinin desteği için kapsamlı değişiklikler gerektiğini vurguladı. Klaver, özellikle öngörülen ek harcamaları “sorumsuz” olarak tanımladı.
Göçmen yanlısı parti DENK‘in lideri Stephan van Baarle ise eleştirilerini koalisyonun sıradan vatandaşlar için öngördüğü mali yüke atıfla “toplumda ne iyimserlik ne de güven yaratıyor” sözleriyle dile getirdi. Ayrıca D66’nın göç politikasının sertleştirilmesi konusunda VVD’nin taleplerini kabul etmesini, D66 açısından “asgari bir çizginin altına inilmesi” olarak değerlendirdi.
Hollanda’da Yeni Hükûmet ile Siyasi İstikrar Mümkün mü?
Yeni koalisyonun 23 Şubat’ta yemin ederek göreve başlaması bekleniyor. Ancak Hollanda siyasi geleneğinde azınlık hükûmetlerinin uzun ömürlü olmadığı biliniyor. Parlamento çoğunluğuna sahip olmayan bu koalisyon, geçirmeyi hedeflediği her yasa için dışarıdan destek aramak zorunda kalacak.
Yasama süreçlerinde dışarıdan destek almaya mecbur olmaya paralel olarak her an bir güvensizlik önergesiyle karşı karşıya kalma riski, hükûmeti yapısal olarak kırılgan hâle getirecek. Son 5 yıl içinde 3 kez genel seçime giden Hollanda’nın, bu yeni azınlık hükûmetiyle birlikte siyasi istikrara kavuşup kavuşamayacağı ise önümüzdeki dönemin en temel sorularından biri olmaya devam ediyor.