Fiilen İlhak Edilmenin Eşiğindeki Batı Şeria
İsrail güvenlik kabinesinin 8 Şubat’ta onayladığı arazi ve planlama düzenlemeleri, Batı Şeria’da illegal yerleşimlerin genişletilmesini kolaylaştırırken Filistin Ulusal Yönetimi’nin yetki alanını daraltıyor. BM, Avrupa ve İsrail içinden gelen uyarılar, bu adımların sahada “fiili ilhak”ı kurumsallaştırabilecek yeni bir eşik anlamına geldiğine işaret ediyor.
İsrail’de Benjamin Netanyahu liderliğindeki güvenlik kabinesinin 8 Şubat’ta onayladığı yeni düzenlemeler, Batı Şeria’da uzun süredir devam eden “adım adım ilhak” tartışmasını yeniden merkezî bir başlık hâline getirdi. Kararlar; arazi edinimi ve kayıt sistemlerinde değişiklik, planlama ve ruhsat yetkilerinin devri ve İsrail’in denetim kapasitesinin Filistin Ulusal Yönetimi’nin yetki alanı sayılan bölgelere doğru genişletilmesini içeriyor. Uluslararası aktörler bu adımları “fiili ilhak” riski olarak okurken, İsrail hükümeti kararları “anlaşma ihlallerine yanıt” ve “idari düzeltme” çerçevesinde savunuyor.
İsrail Arazi Kayıtları ve Mülkiyet Düzenlemelerini Değiştirmek İstiyor
Associated Press (AP) ve Reuters’ın haberine göre kabinenin onayladığı değişiklik paketi, Batı Şeria’daki arazi sicil kayıtlarının daha erişilebilir hale getirilmesini ve İsrailli Yahudilerin mülk edinimine ilişkin kısıtların gevşetilmesini öngörüyor. AP, bu düzenlemelerin yerleşim genişlemesini kolaylaştırabileceği ve Filistin Ulusal Yönetimi’nin bazı alanlardaki otoritesini zayıflatabileceği değerlendirmesine yer verdi. Reuters ise özellikle arazi edinimindeki prosedürlerin sadeleştirilmesinin, sahada yerleşimci varlığını artırabilecek bir sonuç doğurabileceğini aktardı.
Filistinli yerel aktörler ise arazi kayıtlarının kamuya daha açık hale gelmesinin, mülk sahiplerinin baskı ve taciz riskini artırabileceği görüşünde. Al Jazeera’nin El-Halil (Hebron) merkezli haberinde, Filistinlilerin “arazi sahiplerinin tespitinin kolaylaşmasının, baskı ve zorlama ihtimalini büyüteceği” ve yasa dışı İsrail yerleşimlerinin büyütülmesini kolaylaştıracağı yönündeki kaygılarına yer verildi.
El-Halil Düğümü: Planlama Yetkileri ve Kutsal Mekân Çevresi
Karar paketinin en kritik başlıklarından biri, Batı Şeria’nın güneyindeki El-Halil’de planlama ve inşaat ruhsatı yetkilerinin Filistinli belediyeden alınarak İsrail’e bağlı mekanizmalara devredilmesi. AP ve Reuters, bu düzenlemenin özellikle Eski Şehir ve Harem-i İbrahim (İbrahimi Camii – Tomb of the Patriarchs) çevresindeki hassas alanları etkileyeceğini yazdı.
Al Jazeera’ye konuşan İbrahimi Camii Müdürü Muataz Ebu Sineyne, “Bugün olanlar 1967’den bu yana en ciddi gelişme.” diyerek, Kentin tarihî merkezinde İsrail kontrolünün artacağı endişesini dile getirdi. Haberde ayrıca, 1994’te Baruch Goldstein’ın camide gerçekleştirdiği katliamın ardından ibadet alanının fiilen bölündüğü ve İsrail’in H2 bölgesindeki güvenlik kontrolünün yıllar içinde daha da pekiştiği hatırlatıldı.
El Halil’in mevcut statüsü, 1997 tarihli El Halil Protokolü ile H1 (Filistin Ulusal Yönetimi kontrolü) ve H2 (İsrail güvenlik kontrolü) olarak ikiye ayrılmış durumda. Yeni planlama düzenlemesinin bu kırılgan dengeyi değiştirebileceği ve yerleşim birimlerini Eski Şehir’e daha sıkı bağlayabilecek bir “Yahudi mahallesi koridoru” hedefinin parçası olabileceği, Al Jazeera’nin sahadan aktardığı değerlendirmeler arasında.
İsrail’in Öne Sürdüğü Gerekçeler
Kabine kararları yalnızca El Halil ile sınırlı değil. Reuters ve bölgeden gelen haberlere göre, Beytüllahim’de (Bethlehem) Bilal bin Rabah Camii olarak bilinen ve Yahudiler tarafından Rachel’s Tomb olarak anılan alanın temizlik ve bakım yetkisinin İsrail yönetimine devredilmesi de paket içinde yer alıyor. Bölgedeki Filistinli aktörler, bu değişikliğin mezarlık alanlarını da etkileyebileceği ve “gündelik hayat ile dini ritüeller üzerinde kalıcı sonuçlar” doğurabileceği uyarısında bulunuyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın 10 Şubat tarihli açıklamasında, kabine kararlarının Filistin Ulusal Yönetimi’nin anlaşma ihlalleri, yasa dışı inşaat faaliyetleri ve çevresel/arkeolojik zarar iddialarına yanıt olduğu ileri sürüldü. Açıklamada ayrıca, mülkiyet düzenlemesinin “ayrımcı bir hukuki çarpıtmayı düzelttiği” savunuldu.
İsrail içindeki yerleşim karşıtı izleme örgütü Peace Now ise kabine kararlarının “İsraillilerin bölgelerde neredeyse denetimsiz arazi satın almasının önünü açabileceğini” ve bunun uzun vadede hukuki karmaşa ve sahada geri dönülmesi zor fiili durumlar yaratabileceğini belirtti.
Uluslararası Hukuka Göre: “Batı Şeria’nın İlhakı Her Koşulda Yasa Dışı”
Batı Şeria’daki gelişmeler, uluslararası hukuk çerçevesinde de yoğun biçimde tartışılıyor. The Atlantic Council‘in uzmanlarından uluslararası hukukçu Elise Baker’ın değerlendirmesine göre, ilhak -bir devletin başka bir devlete ya da tanınmış bir toprağa ait bölgeyi zorla egemenliğine katması- Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2(4). maddesi uyarınca yasa dışı.
BM Güvenlik Konseyi’nin 242 sayılı kararı, “savaş yoluyla toprak kazanımının kabul edilemezliği” ilkesini teyit ederken; 662 sayılı karar Irak’ın Kuveyt’i ilhakını “hukuki geçerliliği olmayan” bir eylem olarak nitelendirmişti. Baker, Batı Şeria’nın ilhakına yönelik her türlü girişimin, “uluslararası hukuka göre tanınmaması gereken bir egemenlik iddiası” olacağını ve diğer devletlerin böyle bir ilhaka yardım ya da destek sağlamama yükümlülüğü bulunduğunu vurguluyor.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İsrail güvenlik kabinesinin kararlarını “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına aykırı” olarak nitelendirdi ve bu adımların “yaşanabilir bir Filistin devletini imkânsız hâle getirebileceği” uyarısında bulundu. BM İnsan Hakları Ofisi (OHCHR) de Batı Şeria’da artan denetim ve yerleşim faaliyetlerinin “zorla yerinden edilme koşullarını pekiştirebileceğini” belirtti. Filistin Ulusal Yönetimi, BM üyesi 193 devletin 157’si tarafından devlet olarak tanınıyor.
Uluslararası Adalet Divanının (UAD) 2024 tarihli danışma görüşünde ise İsrail’in Batı Şeria’daki uygulamalarının “büyük bölümler üzerinde fiili ilhak anlamına gelebileceği” değerlendirmesi yer aldı. Her ne kadar danışma görüşleri bağlayıcı olmasa da, hukuki ve ahlaki ağırlık taşıdığı ifade ediliyor.
Avrupa Birliği, kabine kararlarını “uluslararası hukukla bağdaşmayan ve iki devletli çözüm perspektifine zarar veren adımlar” olarak tanımladı. Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Josef Hinterseher de düzenlemeleri “fiili ilhak yolunda atılmış bir adım” olarak niteledi.
ABD yönetimi ise resmî ilhaka karşı olduğunu yinelemekle birlikte, Reuters ve the Guardian’a göre, kararları doğrudan sert bir ifadeyle mahkûm etmekten kaçındı. Washington’un “istikrarlı bir Batı Şeria’nın İsrail’in güvenliğini desteklediği” vurgusu, temkinli diplomatik dilin sürdüğüne işaret ediyor.
“Oslo Anlaşmaları Resmen Öldü”
Almanya da, İsrail’in Batı Şeria’ya yönelik adımlarına tepki göstererek, bunun “fiili ilhak yolunda atılmış bir adım” anlamına geldiğini ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu bildirdi. Bu uluslararası tablo sürerken, Almanya Federal Meclisi Başkanı Julia Klöckner’in (CDU) İsrail ziyareti ve Gazze’ye İsrail ordusu (IDF) korumasında yaptığı kısa inceleme gezisi Almanya’da farklı tepkilere yol açtı. Klöckner, ziyaretin “sorumlu siyasi değerlendirme için sahaya erişim” sağladığını savunurken; bazı Alman siyasetçiler, Filistinli aktörlerle temas eksikliği nedeniyle ziyaretin “tek taraflı algı” riskine dikkat çekti.
Ortaya çıkan tablo, Batı Şeria’da resmî bir ilhak ilanı olmaksızın egemenlik benzeri uygulamaların genişlediği yönünde farklı kaynakların işaret ettiği bir sürece işaret ediyor. Filistinli aktörler bunu “kademeli ilhak” olarak tanımlarken; İsrail hükûmeti düzenlemeleri güvenlik ve idari reform çerçevesinde savunuyor.
Son gelişmelerle ilgili demeç veren İsrailli gazeteci Gideon Levy’nin “Oslo resmen öldü.” sözleri, bu sürecin yalnızca diplomatik bir gerilim değil; bölgenin hukuki ve siyasi statüsünü kökten etkileyebilecek bir eşik olarak görüldüğünü ortaya koyuyor:
“İsrail, Oslo Anlaşmaları’nı yıllarca görmezden geldi. Birçok madde göz ardı edildi, ancak şimdi anlaşma resmen öldü. İkinci şey ve bundan daha kötü olan şey ise ilhak sürecinin zirve noktasına varması. Batı Şeria resmen ilan edilmeden sahada oluşturulan gerçeklikle İsrail tarafından ilhak edildi.” (P/AA)