Ramazan 2026

Ramazan’ın Sesleri ve Playlist’imdeki Beş Şarkı

Gazete manşetlerinin Müslümanları çoğu zaman istatistiklere ya da klişelere indirgediği bir dünyada müzik, sanat ve şiir Ramazan ile ilgili başka bir hikâye anlatır. Ramazan’a eşlik eden manevi şarkıları tanıdığımızda, dünyadaki iki milyar Müslüman’ın gerçeği de somutlaşır.

Ramazan’ın Sesleri ve Playlist’imdeki Beş Şarkı
Fotoğraf: Shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

Her yıl Ramazan, evime hilalin görüldüğünün resmî olarak ilan edilmesinden önce gelir. Ramazan bize sesle gelir. Ay başlamadan birkaç gün önce kızım “Play” tuşuna basar. İlk notalar evin içinde süzülür ve birden atmosfer değişir. Hava daha yumuşak hissedilir. Konuşmalarımız daha sakinleşir. Hatta gündelik tabak çanak şıngırtısı bile kendini kutsal bir ritme uydurmaya başlar.

Kendimi bildim bileli, her yıl otuz günlüğüne bizi ziyarete gelen sevdiğimiz bir misafir olan Ramazan’a kalplerimizi müzikle hazırlarız. Evimizi süsleriz, yemeklerimizi planlarız, programlarımızı düzenleriz. Ama en önemlisi ruhumuzu akort ederiz.

Çalma listemdeki ilk şarkı, Yusuf İslam‘ın (Cat Stevens olarak da bilinir) “Ramadan Moon” adlı eseridir. Sesi hem özlemi hem de huzuru taşır. Ramazan hilalinin dünyayı aydınlatışının şarkısını söylediğinde, o bekleme hâlinin şefkatini hissederim. Bu bana Ramazan’ın sadece takvimde bir tarih olmadığını hatırlatır. Ramazan, üzerimize yumuşakça inen bir rahmettir.

Kur’an Tarafından Sorgulanmaya İzin Vermek

Son yıllarda “Ramadan Moon”u dinlemek başka bir aile geleneğimizin de parçası hâline geldi: Hilali gözlemlemek. Diğer ailelerle bir araya gelir, çocukları sıkıca giydirir, termoslara çay doldurur ve yerel gözlemevine gideriz. İncecik hilali beklerken birisi cep telefonunun hoparlöründen Yusuf İslam’ın şarkısını hafifçe açar. Melodi, soğuk akşam havasına ve gözleriyle ufku tarayan çocukların heyecanlı fısıltılarına karışır. Ay nihayet görüldüğünde sevinç çığlıkları yükselir. O anda iman, bilim, cemaat ve şarkı, tüm bunların tamamı harika bir şekilde iç içe geçmiş gibidir.

Ramazan her şeyden önce Kur’an ayıdır, vahyin başladığı aydır. Her yıl Kur’an’a daha derinden yönelme niyeti ederim: Onu tefekkürle okumak, tilavetini ağır ağır dinlemek, onun tarafından sorgulanmaya izin vermek… Zira Kur’an orucun anlamını hem doğrudan hem de dönüştürücü sözlerle açıklar:

“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı; umulur ki takvaya erersiniz.” (Kur’an 2:183)

Takva kavramı, Ramazan’ın da kalbidir. Takva, karakterimizi, sözlerimizi ve kararlarımızı şekillendiren bir Allah bilinciyle yaşamaktır. Oruç, bir tepki vermeden önce durmayı, düşünerek konuşmayı ve dürüstçe davranmayı öğretir. Ölçüyü ve merhameti besler. Yaratıcımıza yönelik daha bilinçli bir farkındalığa ve bunun sonucunda birbirimize karşı daha bilinçli bir tutuma yönlendirir.

Ramazan, Yeniden Başlamak İçin Bir Fırsat

İkinci şarkı, Raef’in “Ramadan Is Here” adlı parçasıdır; içimi sevinçli bir beklentiyle doldurur. Bu şarkı, açılan kapılar ve birbirine sarılan aileler gibidir. Sanki özel teravih namazlarının ilk gecesindeki o ortak heyecanı yakalar. Camilerin omuz omuza dolduğu ve cemaat üyelerinin birbirini sıcaklıkla selamladığı anı yansıtır.

Ramazan son derece kişiseldir ama asla yalnız değildir. Sahur için birlikte seher vaktinde kalkarız, iftarda birlikte oruç açarız ve birlikte namaza dururuz. Raef’in melodisi bu anları yansıtır. Sofradaki kahkahaları, paylaşılan hurmaları, ilk yudum sudan önce fısıldanan duaları… Bu şarkının sözleri Ramazan’ı bir hediye, ruh için bir yeniden başlatma düğmesi olarak kutlar. Ben de onu tam olarak böyle yaşarım. Ramazan’ı, yeniden başlamak için bir fırsat olarak görürüm.

Üçüncü şarkı, Maher Zain’in “Ramadan” adlı eseridir ve daha derin, duygusal bir tını taşır. Onu dinlediğimde manevi tekamülü düşünürüm. Ramazan bizim sadece yeme içmeden uzak durmamızı istemez. Sözlerimize, öfkemize ve alışkanlıklarımıza dikkat etmeye çağırır. Bizi niyetlerimizi gözden geçirmeye ve karakterimizi arındırmaya davet eder.

Bu noktada sık sık Hz. Muhammed’in (sav) şu sözünü hatırlarım: “Kim yalan sözü ve kötü davranışı terk etmezse, Allah’ın onun yemesini içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.” (Buhari 1903)

Mesaj açıktır: Ramazan açlık için açlık değildir. Ahlaki ve manevi dönüşüm içindir. Eğer orucum sözlerimi yumuşatmıyor ya da niyetlerimi arındırmıyorsa, anlamını yanlış kavramışım demektir. Burada Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndaki şu değerlendirmesini de düşünürüm:

“İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakiki ve halis, azametli ve umumi bir şükrün anahtarıdır. Çünkü sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakiki açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Hâlbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir müminin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlahiye olduğuna kuvve-i zaikası şehadet eder. Padişahtan ta en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü maneviye mazhar olur…” (Mektubat)

Oruç sayesinde bir zamanlar sıradan görünen nimetler olağanüstü hâle gelir. Tek bir hurma daha tatlı gelir. Bir bardak su mucize gibi hissedilir. Şükür somutlaşır. Açlık beni tevazuya sevk eder ve yoksunluğu manevi bir egzersiz değil, günlük bir gerçeklik olarak yaşayanlara karşı empati uyandırır.

Ramazan, Bolluk Dünyasında Ölçülü Olmayı Öğretir

Dördüncü şarkı, Deen Squad’ın “Ramadan” adlı parçasıdır; çağdaş bir ritimle atar. Genç ve özgüvenli bir havası vardır ve bana Ramazan’ın her nesilde canlı olduğunu hatırlatır. Ramazan çocuklarımıza da dedelerimize de ait bir şeydir.

Deen Squad’ın enerjisi bu ayın bir başka temel boyutunu yakalar: Topluluk inşası ve hayır. Ramazan’da mahalleler gıda bağışları organize eder, camiler iftar sofraları kurar ve bizler zekâtımızı hesaplayıp sessizce ve cömertçe vermenin yollarını ararız. Oruç dayanışmayı uyandırır. Beni konfor alanımın ötesine, somut hizmet eylemlerine taşır.

Ramazan bir misafirdir, evet. Ama aynı zamanda bir öğretmendir. Bolluk dünyasında ölçülü olmayı öğretir. Dikkat dağıtıcı bir kültürde tefekkürü öğretir. Parçalanmış bir çağda dayanışmayı öğretir. Ve Kur’an’ın hatırlattığı gibi, nihayetinde takvayı, güzel ahlakı şekillendiren bilinçli bir Allah farkındalığını öğretir.

Her onurlu misafir gibi Ramazan da bizi çok çabuk terk eder. Ramazan Bayramı’ndan önceki gece, müzik sustuğunda ve ay kayıp giderken, her zaman buruk bir hüzün hissederim. Ama aynı zamanda umut da duyarım.

Çünkü her yıl ilk şarkı yeniden çaldığında bilirim ki kapı tekrar açılıyor. Ramazan hilali yeniden doğacak. Kur’an yeniden okunacak. Eller dua için yeniden yükselecek. Sofralar yeniden paylaşılacak. Kalpler yeniden yumuşayacak. Ve melodi, hatıra, disiplin ve merhametin o nazik dokusunda bu sevgili misafiri yeniden karşılayacağım, hem de Allah bilinci ve zarafet içinde büyümek için yeni bir fırsata şükrederek…

Ramazan’ın Eşlik Ettiği Şarkılar

Ay nihayet bayrama dönüştüğünde bize bir başka şarkı eşlik eder: Sami Yusuf’un “Eid Song”u. Bu şarkı benim için içsel yoğunlaşmadan neşeli şükre geçişin duygusal işaretidir. Ramazan’ın manevi derinliğini kaybetmeden içinde bayramlık bir hafiflik taşır. Disiplin, iç muhasebe ve fedakârlık günlerinden sonra, sevincin kendisinin de bir şükür eylemi olduğunu hatırlatır. Ramazan Bayramı yalnızca bir bitiş değil, manevi bir hasat zamanıdır. Bayram, büyümeye gayret etmiş olmanın kutlamasıdır. Sami Yusuf’un şarkısı bu sevince ses verir: Cemaati, şükrü ve umudu birleştirir ve manevi çabanın ışık ve sevinçle sonuçlandığını hissettirir.

Gazete manşetlerinin Müslümanları çoğu zaman istatistiklere ya da klişelere indirgediği bir dünyada müzik, sanat ve şiir başka bir hikâye anlatır. Ramazan’a eşlik eden manevi şarkıları tanıdığımızda, dünya genelindeki yaklaşık iki milyar Müslüman’ın gerçeği daha insani ve daha somut hâle gelir. Onların onuru, yaratıcılığı ve ortak anlam arayışı görünür olur. İçten söylenmiş sade bir “Ramazan Mübarek” bir yüzü aydınlatabilir. Şunu söyler: Seni görüyorum. Senin için kutsal olanı onurlandırıyorum.

Not: Bu metnin kısaltılmış versiyonu Washington Post’ta yayımlanmıştır.

Dr. Zeyneb Sayılgan

Baltimore’daki İslam, Hristiyan ve Yahudi Araştırmaları Enstitüsünde İslam uzmanı olarak görev yapan Dr. Zeyneb Sayılgan, Almanya’da doğup büyümüş ve 2006 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşamaktadır. Sayılgan’ın araştırmaları Bediüzzaman Said Nursi’nin teolojik düşüncesine odaklanmakta, çalışmaları akademik ve popüler dergilerin yanı sıra Alman medyasında da yayımlanmaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler