Soykırımın Anatomisi: On Aşamalı Bir Yok Etme Süreci
Soykırım İzleme Örgütü (Genocide Watch) Kurucu Başkanı ve Soykırım Araştırmaları Profesörü Gregory Stanton’ın soykırım olgusunu on maddede yapılandıran bu metni; bugün Gazze’den Sudan’a tanık olduğumuz sürecin hangi aşamalardan geçerek inşa edildiğini anlamak için teorik bir çerçeve sunuyor.
Soykırım, öngörülebilir nitelikte olan ancak kaçınılmaz olmayan, on aşamada gelişen bir süreçtir. Her aşamada uygulanacak önleyici tedbirler bu süreci durdurabilir. Soykırım süreci doğrusal bir hat izlemez; aşamalar eş zamanlı olarak gerçekleşebilir ve her biri aslında kendi başına bir süreçtir. Bu aşamaların mantığı, iç içe geçmiş bir matruşka bebeğine benzer. Sınıflandırma merkezde yer alır; o olmaksızın etrafındaki diğer süreçler gerçekleşemez. Toplumlar giderek daha fazla soykırımcı süreç geliştirdikçe soykırıma yaklaşırlar, ancak tüm aşamalar süreç boyunca işlemeye devam eder.
I. Sınıflandırma
Tüm kültürler, insanları etnik köken, ırk, din veya milliyet temelinde “biz ve onlar” şeklinde ayırmak için kategorilere sahiptir: Alman ve Yahudi, Hutu ve Tutsi gibi. Ruanda ve Burundi gibi karma kategorilerin bulunmadığı iki kutuplu toplumlar, soykırıma en yatkın olanlardır. Günümüz ulus-devlet sistemindeki en önemli sınıflandırmalardan biri vatandaşlıktır. Bir grubun vatandaşlığının reddedilmesi veya elinden alınması, o grubun medeni ve insan haklarını inkâr etmenin yasal yoludur.
Nazi Almanyasında Yahudi ve Romanları Alman vatandaşlığından çıkaran yasalar, soykırıma giden ilk adımdı. Myanmar’ın 1982 Vatandaşlık Yasası Rohingya halkını vatandaşlık dışı bırakmış; Hindistan’da Vatandaşlık Yasası Müslüman mültecilerin vatandaşlık yolunu kapatmıştır. ABD’de ise yerli halklara, nüfuslarını yok eden yüzyıllarca süren bir soykırımdan sonra ancak 1924’te vatandaşlık verilmiştir.
Bu erken aşamada temel önleyici tedbir; etnik veya ırksal ayrımları aşan, hoşgörü ve anlayışı aktif olarak destekleyen evrensel kurumlar geliştirmek ve bu ayrımların ötesine geçen sınıflandırmaları teşvik etmektir. Göçmen ve mültecilere vatandaşlık yolu açan yasalar, hak mahrumiyeti engellerini yıkar. Bu ortak zemin arayışı, soykırımın erken önlenmesi için hayati öneme sahiptir.
II. Simgeleştirme
Sınıflandırmalara isimler veya semboller veririz. İnsanları “Yahudi” veya “Çingene” olarak adlandırır; onları renklerine veya giysilerine göre ayırır ve bu sembolleri grup üyelerine uygularız. Sınıflandırma ve simgeleştirme evrensel insani durumlardır ve insandışılaştırmaya yol açmadıkları sürece mutlaka soykırımla sonuçlanmazlar. Nefretle birleştiğinde semboller, dışlanan gruplara zorla dayatılabilir: Nazi yönetimindeki Yahudilerin takmaya zorlandığı sarı yıldız veya Kızıl Kmerler döneminde Kamboçya’nın Doğu Bölgesi halkına takmaları dayatılan mavi atkılar gibi.
Simgeleştirme ile mücadele etmek için gamalı haç gibi nefret sembolleri ve nefret söylemi yasal olarak yasaklanabilir. Çete kıyafetleri veya kabile dövmeleri gibi grup işaretleri kanun dışı ilan edilebilir. Ancak toplumsal destek olmazsa yasal sınırlamalar yetersiz kalacaktır: Örneğin simgeleştirmenin reddi yaygın bir destek bulursa güçlü bir araç olabilir. Bulgaristan hükûmetinin yeterli sayıda sarı yıldız rozeti tedarik etmeyi reddetmesi sonucu, Yahudilerin en az yüzde 80’inin bu simgeyi takmaması, sarı yıldızın Nazi sembolü olarak anlamını yitirmesini sağlamıştır.
III. Ayrımcılık
Bu aşamada egemen bir grup; yasaları, gelenekleri ve siyasi gücü kullanarak diğer grupların haklarını reddeder. Güçsüz gruba tam medeni haklar, oy hakkı ve hatta vatandaşlık tanınmayabilir. Egemen grup, daha az güçlü olan grupları haklarından mahrum bırakan dışlayıcı bir ideolojiyle hareket eder. Bu ideoloji, gücün egemen grup tarafından tekelleşmesini veya genişlemesini savunurken, zayıf grupların mağdur edilmesini meşrulaştırır. Dışlayıcı ideolojilerin savunucuları genellikle karizmatiktir ve takipçilerinin hoşnutsuzluklarını dile getirirler.
Nazi Almanyasındaki 1935 Nürnberg Yasaları ve Myanmar’da Rohingya azınlığının vatandaşlığının reddi bu durumun örnekleridir. Ayrımcılığa karşı korunmak, toplumdaki tüm gruplar için tam siyasi yetkilendirme ve vatandaşlık hakları anlamına gelir. Milliyet, etnik köken, ırk veya din temelinde ayrımcılık yasaklanmalı; bireyler hakları ihlal edildiğinde devlete veya kurumlara dava açabilme hakkına sahip olmalıdır.
IV. İnsandışılaştırma
Bu aşamada bir grup, diğer grubun insan oluşunu inkâr eder. Grup üyeleri hayvanlarla, haşerelerle, böceklerle veya hastalıklarla eş tutulur. İnsandışılaştırma, cinayet karşısında normal olan insani tiksinme duygusunu bastırır. Bu aşamada nefret propagandası; kurban grubu aşağılamak için sosyal medyada, radyolarda ve okul kitaplarında yaygınlaşır. Çoğunluk grubuna, diğer grubu “insandan daha aşağı” ve hatta toplumuna yabancı olarak görmesi öğretilir. “Onlar olmadan daha iyi olacağımız” inancı aşılanır. Kurbanlar o kadar depersonalize edilir ki, isim yerine numaralarla (toplama kamplarındaki Yahudiler gibi) anılmaya başlar; pislik, kirlilik ve ahlaksızlıkla özdeşleştirilirler.
İnsandışılaştırma ile mücadele etmek için, soykırıma teşvik söylemi ifade özgürlüğü ile karıştırılmamalıdır. Soykırımcı toplumlar karşıt görüşler için anayasal güvenceden yoksundur ve demokrasilerden farklı muamele görmelidir. Liderler nefret söylemini kınamalı ve bunu kültürel olarak kabul edilemez hâle getirmelidir. Soykırımı kışkırtan liderler yargılanmalı, uluslararası seyahatlerden men edilmeli ve varlıkları dondurulmalıdır. Nefret yayan medya organları kapatılmalı, bu tür propagandalar internetten temizlenmelidir.
V. Örgütlenme
Soykırım her zaman örgütlüdür. Genellikle devlet tarafından yapılır ve devletin sorumluluğunu gizlemek için milis güçleri (Darfur’’aki Cancevidler gibi) kullanılır. Bazen örgütlenme kayıt dışı veya terörist gruplar aracılığıyla merkezsiz olabilir. Özel ordu birimleri eğitilir ve silahlandırılır. Soykırım planları yapılır ve bu süreç genellikle iç veya dış savaşlar sırasında gerçekleşir. Devletler, muhalif gördüklerini takip etmek, tutuklamak ve öldürmek için gizli polis teşkilatları kurarlar. Nazi Özel Hareket birimleri gibi ölüm mangaları, bu şekilde milyonlarca insanı katletmiştir.
Örgütlenme ile mücadele etmek için, soykırımcı milislere üyelik yasaklanmalıdır. BM, katliamlara dahil olan ülkelere silah ambargosu uygulamalı ve ihlalleri araştırmak için komisyonlar kurmalıdır. Ulusal hukuk sistemleri, nefret suçları planlayan grupları silahsızlandırmalı ve yargılamalıdır.
VI. Kutuplaştırma
Aşırılık yanlıları, grupları birbirinden ayırır. Nefret grupları kutuplaştırıcı propaganda yayınlar. Karma evlilikler veya sosyal etkileşim yasaklanabilir. Aşırılık yanlısı terörizm ılımlıları hedef alarak merkezi susturur. Faillerin kendi grubu içindeki ılımlılar soykırımı durdurabilecek en güçlü kesim oldukları için ilk önce onlar tutuklanır ve öldürülür. Ardından kurban grubun liderleri hedef alınır. Egemen grup, temel hak ve özgürlükleri yok eden olağanüstü hâl yasaları çıkarır ve hedef grubu kendini savunamaz hâle getirmek için silahsızlandırır.
Önleme süreci, ılımlı liderlere güvenlik koruması sağlamayı ve insan hakları gruplarını desteklemeyi içerebilir. Aşırılık yanlılarının varlıklarına el konulmalı, seyahat yasakları uygulanmalı ve darbe girişimlerine uluslararası yaptırımlarla karşı çıkılmalıdır. Gerekirse hedef gruplar kendilerini savunmaları için silahlandırılmalıdır.
VII. Hazırlık
Fail grup liderleri, hedef alınan gruba yönelik “nihai çözüm” planlarını yapar. Niyetlerini gizlemek için “etnik temizlik” veya “arındırma” gibi örtüler kullanırlar. Ordular kurar, silah alırlar ve kurban gruba karşı halkı korkuyla kışkırtırlar. “Biz onları öldürmezsek, onlar bizi öldürecek” diyerek soykırımı bir özsavunma olarak sunarlar. Barış anlaşmaları gibi iktidarı tehdit eden siyasi süreçler, soykırımı tetikleyebilir.
Hazırlığı önlemek için silah ambargoları ve bunları denetleyecek komisyonlar kurulmalıdır. Soykırıma teşvik ve komplo suçlarından yargılamalar başlatılmalı, kolluk kuvvetleri katliam planlayan grup liderlerini tutuklamalıdır.
VIII. Zulüm
Kurbanlar kimlikleri nedeniyle ayrıştırılır. En temel insan hakları; yargısız infazlar, işkence ve zorla yerinden etme yoluyla sistematik olarak ihlal edilir. Ölüm listeleri hazırlanır, mülklere el konulur. Kurbanlar gettolara hapsedilir, toplama kamplarına sürülür veya açlığa mahkûm edilirler. Su veya yiyecek gibi kaynaklardan kasıtlı olarak mahrum bırakılarak grubun yavaş yavaş yok edilmesi hedeflenir. Zorla kısırlaştırma veya çocukların ailelerinden alınması gibi programlar uygulanır. Failler, uluslararası toplumun tepkisini ölçer; tepki gelmezse soykırımın yanlarına kâr kalacağını anlarlar.
Bu aşamada bir “Soykırım Acil Durumu” ilan edilmelidir. Büyük güçlerin veya BM’nin siyasi iradesi harekete geçirilmeli; diplomatik baskı, ekonomik yaptırımlar ve gerekirse silahlı müdahale hazırlanmalıdır. Mülteci akınları için insani yardımlar organize edilmelidir.
IX. İmha
İmha başlar ve hızla hukuk dilinde “soykırım” olarak adlandırılan kitlesel kıyıma dönüşür. Failler kurbanları tam olarak insan görmediği için bu eylemi bir “imha” olarak adlandırır. Modern soykırımların bir özelliği de kadınlara ve kız çocuklarına yönelik sistematik tecavüzlerdir. Bu, grubu genetik olarak bozmak ve yok etmek için bir araç olarak kullanılır. Kültürel ve dinî varlıkların yok edilmesi, grubun tarihsel varlığını silmeyi hedefler. Sivil ile savaşçı ayrımı gözetmeyen “topyekûn savaş”, hastanelerin bombalanması ve kitle imha silahlarının kullanımı soykırımcı eylemlerdir.
Aktif soykırım sırasında ancak hızlı ve ezici bir silahlı müdahale süreci durdurabilir. BM tarafından yetkilendirilmiş çok uluslu güçler müdahale etmeli, güvenli bölgeler ve insani koridorlar uluslararası koruma altına alınmalıdır. “Koruma Sorumluluğu” (R2P), ulus-devletlerin dar çıkarlarının üzerindedir. Güçlü devletler asker göndermiyorsa bile müdahale edecek bölgesel güçlere teçhizat ve finansal destek sağlamalıdır.
X. İnkâr
İnkâr, soykırım boyunca devam eden ve sonrasında da süren final aşamasıdır. Gelecekteki katliamların en net göstergesidir. Failler toplu mezarları kazar, kanıtları yok eder ve tanıkları sindirir. Suçu kurbanlara yüklerler. Siyasi güçleri devam ettikçe soruşturmaları engellerler. Hukukçular ve diplomatlar, bu suçun “soykırım” tanımını karşılamadığını iddia ederek “etnik temizlik” gibi kılıflar kullanabilir. “Yok etme kastının” kanıtlanamayacağını öne sürerek adaleti geciktirirler.
İnkâra karşı en iyi yanıt, uluslararası veya ulusal mahkemelerce verilen cezalandırmadır. Kanıtların dinlendiği mahkemeler ve hakikat komisyonları, inkârın panzehiridir. Ancak bu şekilde toplumsal uzlaşmanın ve önleyici eğitimin yolu açılabilir.
NOT: Bu metnin genişletilmiş orijinal versiyonuna Genocide Watch’un resmî web sitesinden ulaşabilirsiniz: www.genocidewatch.com/de/tenstages