William Schabas: “Halk Mahkemeleri, Uluslararası Hukukun Çifte Standartlarını İfşa Ediyor”
Uluslararası hukukun duayen ismi Prof. William Schabas, halk mahkemelerinin resmî yargı sistemindeki boşlukları nasıl doldurduğunu ve küresel adalet arayışını nasıl zenginleştirdiğini Perspektif için değerlendirdi.
Uluslararası ceza hukuku ve soykırım araştırmalarının dünyaca ünlü ismi William Schabas, küresel adalet sisteminin tıkandığı noktaları sivil bir perspektifle mercek altına alıyor. Resmî mahkemelerin siyasi engeller veya yetki sınırları nedeniyle sessiz kaldığı vakalarda, halk mahkemeleri nasıl bir işlev üstleniyor? Schabas, Russell Mahkemesi’nden günümüze uzanan bu sivil geleneği, uluslararası yargıdaki “çifte standartları” ifşa eden stratejik birer hak savunuculuğu aracı olarak tanımlıyor. Schabas’la halk mahkemelerinin uluslararası hukuk düzenindeki yerini ve sınırlarını konuştuk.
Siz uluslararası ceza hukuku ile siyaset arasındaki ilişki üzerine kapsamlı biçimde araştırma yapıyorsunuz. Sizin bakış açınızdan, halk mahkemelerinin (people’s tribunals) normatif statüsünü nasıl anlamalıyız? Bunlar yalnızca sembolik protesto platformları mıdır, yoksa uluslararası hukukun ciddiye alması gereken hukuki ya da yarı-hukuki otorite biçimleri üretme potansiyeline sahip midir?
Halk mahkemelerinin hak savunuculuğu (advocacy) açısından çok etkili mecralar olabileceği kanaatindeyim. Tabii burada her şey sürecin kalitesine ve güvenilirliğine bağlı. Bu da genel bir çıkarım yapmayı hayli zorlaştırıyor. Geçenlerde Nürnberg’de, Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesinin (International Military Tribunal) etkileri üzerine kafa yorduğumuz bir konferansa katıldım. Ergenlik yıllarımda Nürnberg’i ve onun taşıdığı önemi, kendisini uluslararası adalet sürecinin bir devamı olarak sunan Russell Mahkemesinin (Russell Tribunal) çalışmaları sayesinde öğrendiğimi hatırlıyorum. Bu benim için çok mühimdi.
Pratik açıdan bakıldığında Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), ad hoc mahkemeler veya Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) harekete geçmediği ya da geçemediği durumlarda, halk mahkemelerinin temel katkılarını ve sınırlarını nasıl görüyorsunuz? Bu yapıların öncelikli görevi tarihsel açıdan kayıt tutmak ve kamuoyunu şekillendirmek mi, yoksa savcılık ve yargı kararları üzerinde de bir nüfuz sahibi olabilirler mi?
Uluslararası mahkemeler ve yargı mekanizmaları belirli açılardan her zamankinden daha etkili olsalar da hâlâ çok büyük hukuki yetki (yargı yetkisi) boşlukları bulunuyor. Bu durumun büyük bir kısmı, uygulanan çifte standartlardan kaynaklanıyor. Halk mahkemeleri işte bu çifte standartları ifşa etmekte ve söz konusu boşlukları dolduruyorlar.
Bazı eleştirmenler, halk mahkemelerinin delil ve adil yargılanma ilkelerini parçalama riski taşıdığını, böylece uluslararası adalete duyulan güveni zedeleyebileceğini savunuyor. Sizce bu endişe haklı mı?
Ben bunun pek yapıcı bir itiraz olduğunu düşünmüyorum. Herkes, halk mahkemelerinin bir tür savunuculuk faaliyeti olduğunu ve böylesine katı kuralların burada geçerli olmadığını bilir. Taraflar, uluslararası bir mahkemede olduğu gibi dengeli konumlanmaz. Hukuk ihlallerinden sorumlu olduğu varsayılan kişiler duruşmalara katılmaz ve sürece dâhil olmaz. İki taraf arasında gerçek bir yargısal çekişmenin mümkün olduğu bir yapı kurulabilse, halk mahkemeleri çok daha otorite sahibi olabilir; ancak bunun gerçekleşebileceğini düşünmek pek gerçekçi değil.
Mevcut uluslararası mahkemelerin sınırları göz önüne alındığında, sivil halk mahkemelerinin hesap verebilirlik noktasında uluslararası hukuku tamamlayıcı bir rolü olduğunu düşünüyor musunuz, yoksa bu tür yapılar alternatif bir hukuk anlatısı yaratma riski mi taşıyor?
Bence halk mahkemeleri, tıpkı aktivistler ve akademisyenler gibi uluslararası hukukun gelişimine katkıda bulunuyor ve tartışmayı zenginleştiriyorlar.
Gelecekte sivil halk mahkemeleri ile resmî uluslararası hukuk düzeni arasında daha kurumsal bir bağ kurulabilir mi? Örneğin, bu mahkemelerin bulguları resmî mahkemelerde kanıt olarak kullanılabilir mi?
Bence bunların hepsi, söz konusu mahkemenin güvenilirliğine bağlı. Halk mahkemeleri, delil toplama ve analiz etme konusunda son derece iyi bir iş çıkarabilir. Bu çalışmalar, tıpkı STK raporlarının kullanılması gibi, daha sonra uluslararası bir mahkeme ya da yargı organı tarafından kullanılabilecek bir malzeme sağlayabilir. Ancak şu ana kadar bunun gerçekleştiğine dair bir örnek bildiğimi söyleyemem.